Hadis


HADİS EL KİTABI


Ömer Sevinçgül




 




İçindekiler:


Hadis Hakkında Temel Bilgiler

Hadis, Sünnet, Bidat, Fitne...

İman, Mümin, Yakîn, Felah...

İslam, Müslim, Muhacir, Ubudiyet...

Niyet, İhlas, Riya, Rıza, İhsan...

İtidal, İstikamet, İfrat, Tefrit, Vasat...

Kurán, Tilavet, Tefsir, Müfessir... 

Bazı Surelerin Faziletleri...

İlim, İlmin Önemi, Âlim...

Talebe, Ders, Talim...

Tebliğ, İrşad, Mesuliyet, Tatbik...

Nasihat, İkaz, Tedbir, Hikmet...

Ahlak, Merhamet, Muhabbet, Şefkat...

Tevazu, Hayâ, Rıfk, Hilm...

Suizan, Hüsnüzan, Gazap, Sabır...

Müflis, Medih, Kibir, Haset, Teenni...

Kanaat, İktisat, Gayret...

Hırs, Servet, Cimri, Cömert, Sıdk...

İsteme, Dilenme, Yardım...

Dünya, Ahiret, İstiğna...

İhtiras, Zühd, Vera...



Konuşma, Telaffuz, Sükût, Üslup, Dil...

Yalan, Gıybet, İftira, Nemime, Cidal...

Şiir, Edebiyat, Hiciv...

Latife, Eğlence, Oyun...

Evlilik, Teşvik, Nisa, Nikâh, Mehir...

Düğün, Aile, İtaat, Şiddet...

Çocuk, Şefkat, İsim, Terbiye...

Anne, Baba, Dul, Yetim...

Akraba, Komşu, Davet...

Ziyaret, Görüşme, Misafir...

Sofra, Yeme, İçme, İkram...

Elbise, Eşya, Takı, Ziynet, Koku, Resim...

Beden, Bakım, Saç, Sakal, Tıraş...

Selam, Musafaha, Sohbet, Hürmet...

Oturma, Meclis, Tevazu, Yatma...

Arkadaş, Davranış, Âdab, İstişare...

Rızık, Kazanç, Meslek, Ticaret, Fiyat... 

Borç, Vade, İsteme, Verme...

Emanet, Kefalet, Rehin, Hediye, Yitik...

Kardeşlik, Yardım, Vazife, Vakıf...

Sihir, Burç, Kehanet, Uğur, Fal...

Rüya, Tabir, Muabbir...

Hilkat, Kalem, Arş, Kader, Kalp...

 


Günah, Hata, Büyük Günahlar...

Pişmanlık, Tevbe, İstiğfar...

Mağfiret Kıssaları... 

Temizlik, Gusül, Abdest, Misvak...

Namaz, Vakit, İkame...

Ezan, Kamet, Vesile, Mescid...

Kıyam, Kıraat, Rükû, Secde...

Namazda Huşû, İtidal, İtina...

Tesbih, Dua, Cemaat, İmamet...

Dua, Âdâbı, Münacat, Esma...

Resulullah’ın Bazı Duaları...

Efendimizin Hususi Duaları...

Zikirler, Virdler...

Cuma, Hutbe, İcabe, Bayram...

Nafile, Revatıb, Gece, Teheccüd, Vitir...

İnfak, Zekât, Sadaka...

Oruç, Hac, Kurban, Nezir, Yemin...

Musibet, Hastalık, Sabır, Tedavi, Ziyaret...

Ölüm, Cenaze, Kabir, Taziye, Miras, Vasiyet...


Mekke, Hira, Melek, Vahiy...

Tebliğ, Eziyet, Baskı, Hicret...

Mektup, Davet, Herakliyus...

Sireti, Sureti, Hâlleri, Tavırları...

Mucize, Bereket...

Şakk-ı Kamer, İsra, Miraç...

Dua, Koruma, İstikbal, Haber...

Nebiler, Resuller, Ümmetler...

Fitne, Fesat, Tefrika, Fırka...

Ahirzaman, Deccal, Mehdi, Mesih...

Ehl-i Beyt...

Ezvac-ı Tahirat...

Resulullah’ın Vefatı...

Salavat...

Sahabiler...

Hilafet, Saltanat, İdare, İtaat, İsyan...

Barış, Cihad, Gaza, Şehit...

Hüküm, Adalet, Şahit, Ceza...

Kıyamet, Haşir, Hesap, Ahiret...

Mahşer, Hesap, Şefaat...

Terimler Lügati


HADİS HAKKINDA TEMEL BİLGİLER


Sakın!..

Sakın bu yazıyı okumadan geçme!

Bilirim, okurlar genellikle takdim, sunum, önsöz adı altında yazılanları okumazlar. Sen öyle yapma. Bir oku, sana söylenenleri bir düşün. Eminim memnun kalacaksın. Hadis ilminin temelleri anlatılıyor. “Kurán varken hadise gerek var mı? Hadis neye yarar? Hadisler nasıl derlendi? Hadis kitaplarına ne kadar güvenebiliriz? Hadis âlimleri kimlerdir? Sünnet ne demektir?” gibi pek çok sorunun cevabı veriliyor.


1.

Baktım ki, gelen gidiyor, giden gelmiyor. Zaman rüzgârı, ömür günlerimi sonbahar yaprakları gibi döküyor.

Hüsran yangını kalbimi sarınca, fani ömrümü bakiye tebdil etmek istedim. Rahman’a giden en kısa yolu ararkenPeygamber size neyi verdiyse onu alın, neyi yasakladıysa ondan sakının!” ayetini okudum. Bu emre tabi oldum, tarifsiz kederlerden kurtuldum.

Böyle bir kitaba gençlik yıllarımda nasıl da ihtiyaç hissetmiştim! Bir elimde Kurán vardı ve ben öbür elime derli toplu bir hadis kitabı almak istiyordum. Fakat ne mümkün! Hadisler o kadar çok, hadis kaynakları o kadar hacimliydi ki, yararlanabilmek için neredeyse bir hadis âlimi olmak gerekiyordu.

Beni yıllar sonra böyle bir kitap hazırlamaya sevk eden işte bu hatıram oldu. Binlerce sayfalık hadis külliyatlarının özünü bir araya getirip günümüz insanına sunmanın önemine inandım. Rabbimin inayetine güvenerek çalışmaya başladım.

Bazı hadisler bana yol boyunca rehberlik etti. Peygamber Efendimizin “Allah, bizden işitip de başkalarına aynen bildiren kişinin yüzünü ak etsin!” duası hep şevkimi artırdı. 

“Kolaylaştırın, güçleştirmeyin! Müjdeleyin, tiksindirmeyin!” ihtarını daima hatırladım. 

“Kim benim adıma yalan söylerse ateşe girer!” tehdidini hiç unutmadım. 

‘Muhataba göre hitap’ önemli bir sünnet ilkesiydi, ben de günümüz insanını hep göz önünde bulundurdum.


2.

Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin yoluna, izine, tarzına sünnet denir. Kavli, fiili ve takriri olmak üzere üç kısımdır. Konuşmaları kavli, yaptıkları fiili, görüp de müdahale etmedikleri takriri sünnettir.

Sünnetin şümul bakımından da iki manası vardır. Biri hususi, biri umumi. Hususi manada sünnet, farzın ve vacibin hemen arkasından gelen hüküm demektir. Umumi manada sünnet ise, Peygamber Efendimizden bize miras kalan her şeydir. İnanışı, ibadet edişi, âdetleri, toptan ifade edersek, İslamı yaşama biçimidir.

Biz ümmeti ise, onun mübarek izlerine azami hassasiyetle basarak yürümekle yükümlüyüz. "De ki: Allah’ı seviyorsanız bana tabi olun ki Allah da sizi sevsin ve size mağfiret eylesin" ayeti de bize bunu emrediyor.

Şüphesiz, sünnet yolu rahmet yoludur. Bu yolda gidenler ebedi saadeti bulur. Allah onlardan razı olur. 

Bu yoldan ayrılanlar ise, heva ve heveslerine tabi olur, bidat ve dalalet uçurumlarına yuvarlanır, ebedi hayatlarını mahvederler.


3.

Peygamber Efendimizin sünnetine uymak için önce onu bilmek gerekir. Bilmenin yolu da hadis kitabı okumaktan geçer. Hadis, sünnetin sözlü veya yazılı ifadesidir.

Efendimizin ‘Allah buyurdu’ diye başlayan sözleri de vardır ki, bunlar ‘kudsi hadis’ tabiriyle öbürlerinden ayrılır.

Hadis kitaplarında Sahabi ve Tâbii sözlerine de yer verilir. Bunlara bazen eser, bazen de hadis denir ve yanlış anlamaları önlemek için ayırt edici terimler kullanılır. 

Nakledilen söz bizzat Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme ait ise merfu, sahabiye ait ise mevkuf, tâbiiye ait ise maktu diye adlandırılır.

Rivayet zincirinin ilk halkasını sahabiler oluşturur. z bin civarında sahabi bulunmakla birlikte hadis rivayet eden sahabilerin sayısı mahduttur, sınırlıdır. Bunlar ekseriyetle hadis alanında ihtisas kazanmış olanlardır. 

Yalana asla tenezzül etmeyen, hak için candan ve canandan geçen bu halis müminler, hadisleri ezberlediler, yazdılar, yaşadılar, kalıcı kılmak için ellerinden geleni yaptılar.

Sonra bu hadisleri tâbiun, yani sahabilere talebelik eden muttaki müminler aldılar. Resulü Ekrem Efendimizin manevi mirasına var güçleriyle sahip çıktılar. Derlediler, düzenlediler, kaydettiler, bu mukaddes mirası kendilerinden sonra gelenlere aktardılar.


4.

Hicrî ikinci asırda hadisler tedvin edildi. Yani derlenip düzenlendi. 

Hadis sahasında büyük âlimler yetişti. Bu zatlar en yüksek düzeyde muhakkik idiler. Bir sözün Peygamberimize ait olup olmadığını üslubuna bakarak dahi anlayabiliyorlardı. Hadislerin sahihlik derecelerini tayin edebilmek, belirlemek için de son derecede hassas mizanlar ihdas ettiler, ölçüler oluşturdular.

Hadis derleme safhalarında azami hassasiyet gösteren, meselenin manevi boyutunu düşünerek Allah korkusuyla titreyen bu seçkin zatlar, senedli, belgeli, her türlü kuşkudan arınmış eserler kaleme aldılar. 

Yüz binlerce hadis arasından seçerek muhteşem kitaplar hazırladılar. Müelliflerine atfen Buharî, Müslim, Ebu Dâvud, Tirmizî, Nesaî, İbni Mâce, Mâlik, Beyhakî, Darimî, Ahmed İbni Hanbel, Bezzar, Rezîn, Taberanî diye anılan eserler umumun kabulüne mazhar oldu.

Buharî, Müslim, Ebu Dâvud, Tirmizî, Nesaî, İbni Mâce isimli altı kitap Kütüb-ü Sitte namıyla ün kazandı. Buharî ve Müslim câmi, öbürleri sünen diye tavsif edildi. 

Câmi, içinde her konuyu barındıran hadis kitabıdır. Sünen ise, daha ziyade ahkâm hadislerini bir araya getirir.

Fakat yanlış anlama. Daha önce hiç hadis yoktu da bu âlimler sıfırdan kitap yazmadılar, hayır. Hadis yazma işi Peygamber Efendimiz zamanında başlamıştı. Mesela ünlü hadis ravisi Abdullah İbni Amr radıyallahu anh işittiği hadisleri yazardı. Sahabilere talebelik eden Tabilerin hadis yazdıkları defterleri vardı. Bir kısım hadisler de hafızadan hafızaya nakledilerek geliyordu. 

Başta Buharî olmak üzere büyük hadis allameleri gerek yazılı, gerekse sözlü nakilleri dikkatle incelediler, sıhhatine güvendikleri hadisleri, rivayet zincirini ve senedini de zikrederek kitaplarına aldılar. Buharî, meşhur kitabını altı yüz bin hadis arasından seçerek tedvin etmişti. Tekrarlar elenirse geriye üç bin küsur hadis kalır. Bu hadislerin ekserisi Müslim ve benzeri kitaplarda da mevcuttur. 



5.

Büyük hadis âlimine Muhaddis denir. En az yüz bin hadisi ezbere bilen muhaddise Hafız, üç yüz bin hadisi ezberleyene Hüccet, hem hadisleri hem de hadisle ilgili meseleleri gayet iyi bilene Hâkim adı verilir. 

Hadis âlimlerinin bir kısmı hadisleri tedvin ederken, bir kısmı da hadislerin sıhhatini tayine çalıştı. İkinci kısma girenler cerh ve ta'dil âlimleridir. 

Cerh, hadis rivayetine ehil olmadığı ve rivayetinin reddedilmesi gerektiği iddiasıyla raviden ve senedden söz etmektir. 

Ta'dil, cerhte yapılanın tersini yapmak, ravi ve sened hakkında olumlu kanaat beyan etmektir.

Bu âlimler, hadislerin metnini ve senetini dikkatle incelediler. Ravilerin emin, âdil, dürüst, ezber kabiliyetine sahip kişiler olup olmadıklarını araştırdılar. Zira bu özelliklere sahip olamayan kimselerden hadis alınmaz. Hadisin metni ayetlere ve açıkça bilinen gerçeklere aykırı olmamalıdır. 

Ve daha birçok ölçü, mizan, tartı vardır. Bunlar hadis usulü kitaplarında anlatılmıştır.


6.

Hadis kitaplarında muhtelif şahıslardan söz edilir. Sahabi, Tâbiî, Muhadramî, Ravi gibi. 

Sahabi, Müslüman olarak Peygamber Efendimizi gören ya da onun tarafından görülen ve mümin olarak ölen kimsedir. Çoğulu ashab ya da sahabedir. 

Tâbiî, Peygamber Efendimizin sahabilerinden birini gören mümin zata denir. 

Muhadramî, Efendimiz zamanında hayatta olup da onu görmeyen mümin kimsedir. 

Ravi, bir haberi rivayet eden, nakleden, ileten kimsedir. Istılah olarak, hadisi şeyhinden alıp başkasına rivayet eden kişi manasında kullanılır.

Bu alanda başka ıstılahlar da vardır. Şeyh, talib, ahz, eda, sika, adl, zabt gibi. Hadisi alınan şahsa Şeyh, hadisi şeyhinden alana Talib, hadis almaya Ahz, hadis rivayet etmeye Eda, hadis rivayetinde ehil kişiye Sika denir.

Sika olacak kimsede iki şartın bir araya gelmesi gerekir: Adl ve zabt. Adl, ravinin âdil, güvenilir, dürüst bir kimse olmasıdır. Zabt, rivayet eden şahısta ezber kabiliyetinin bulunmasıdır. 

Senedinde eksik bulunmayan, ravileri güvenilir olan illetsiz hadis sahih kabul edilir. 

İllet, hadisin metninde ve senedinde bozukluk olmasıdır.


7.

Bazı sathi kimseler, hadis kitapları yazarlarının, her işittiklerini kitaplarına aldıklarını sanıyorlar. Ne büyük bir gaflet ve cehalet! Bunu bilerek yapıyorlarsa ne büyük bir hıyanet ve cinayet!

Halbuki gerçek bambaşkadır. Başta Buharî ve Müslim olmak üzere büyük hadis alimleri, rivayet edilen haberleri pek çok elekten geçiriyor, ayetlere muhalif olup olmadığına bakıyor, ravileri güvenilir, senedi güçlü olanları alıyorlardı. Mesela Buharî, meşhur kitabını altı yüz bin hadis arasından seçerek on altı senede tedvin etmişti.

Bir deryaya benzeyen hadis usulü sahasının mütebahhir ulemasının kitaplarında ayrıntılı biçimde anlattıkları hususları burada kısaca özetleyeyim. 

Her hadisin mutlaka senedi bulunur. Sened, hadis ravilerini gösteren belgedir. Hadislerin sıhhat derecelerini tayinde önemi büyüktür. Senedin vasfını dile getiren bazı terimler vardır:

Âli, senedin kesintisiz olmakla birlikte az sayıda raviden oluşmasıdır. 

Nâzil, ravi sayısının çok olmasıdır. 

Munkatı, senedi muttasıl olmayan, yani rivayet zincirinin bazı halkaları eksik olan demektir. Hadisin sahih ve hasen olması için, senedin muttasıl olması, rivayet zincirinde kesiklik bulunmaması gerekir.

Mürsel, Sahabilerden ya da Tâbiilerden olan bir kimsenin Peygamber Efendimizden işitmediği bir hadisi Efendimize dayandırarak nakletmesidir.

Muallak, senedin baş kısmı zikredilmeyen demektir. 

Mu'dal, senedinde iki veya daha ziyade ravinin zikredilmemesidir. 

Tedlis, mertebesinden daha yukarıda hissettirecek bir senedle hadis nakletmektir. 

Muzdarib, ravilerin senedi veya metni hususunda ihtilaf ettikleri, hakkında hüküm de verilemeyen rivayettir.

İdrac, ravilerden birinin, ne yaptığını belirtmeksizin, hadis metnine şerh ya da izah gibi bir sebeple bazı sözler eklemesidir.

İhtisar, ravilerden birinin, bazı kısımlarını zikretmeyerek hadis nakletmesi, yani hadis metnini kısaltmasıdır.

Mana rivayeti, hadisin lafzını aynen tekrar etmeyip manasını rivayet etmektir.


8.

Hadislerin sıhhat mertebeleri vardır:

Mütevatir, yalan üzerine birleşmeleri aklen imkânsız olan, sayıca kalabalık raviler tarafından rivayet edilen hadistir. Tevatürün olabilmesi için rivayet zincirinin her halkasında bu şartın yerine gelmesi gerekir. Ravilerden birinin bile 'sika' olmaması hadisi sahihten hasen mertebesine düşürür.

Hasen, mertebe bakımından sahihten aşağıda, zayıftan yukarıda olan hadistir. 

Zayıf, sıhhat bakımından sahih ve hasen mertebesine çıkamayan hadistir. Zayıf hadis, manası yanlış olan hadis demek değildir. Hadis kıstaslarına uyum bakımından eksikleri olan hadis demektir.

Mevzu, hadis diye rivayet edilmekle birlikte hadis kıstaslarına uymayan sözdür. Böyle bir söz, manası doğru da olsa, hadis olarak kabul edilmez.

Ahad, ravilerinin kalabalık olmaması sebebiyle mütevatir sınıfına giremeyen hadistir. Meşhur, aziz ve garib olmak üzere üç türlü olur. Meşhur, üç ya da daha ziyade kimse tarafından rivayet edilmekle birlikte tevatür derecesine ulaşamayan hadise denir. Aziz, sadece iki ravi tarafından rivayet edilen hadistir. Garib, sadece bir kişinin rivayet ettiği hadistir.


9.

Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin konuşmaları ve davranışları özü itibarıyla vahye dayanır. Bunların önemli bir kısmı ayetlerin tefsir ve tatbikiyle ilgilidir.

Hadisler, ayetlerin ilke düzeyindeki hükümlerini uygulanabilir hâle getirir. Tamamlayıcı unsurlarla zenginleştirir. Kapalı noktalarını açıklar. Umumi hükümlerini sınırlandırır. Dokunulup geçilen bazı anlamlarını pekiştirir. Mücerret manalarını örneklendirir. Kısacası, o ilahi ruha güzel bir beden olur.

Hadisler olmasaydı bazı ayetleri anlamak, yorumlamak ve uygulamak neredeyse imkânsız olurdu. Mesela, Kurán'da Rabbimiz "Namazı ikame edin!” buyuruyor. Peki, hangi vakitlerde, ne kadar, nasıl kılınacak? Bu hususta Kurán ayrıntı vermez. Fakat başka bir şey yapar. Resulullaha uymamızı emreder. 

Andolsun ki Resulullah sizin için, Allah’a ve ahiret gününe ümit besleyip Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnek.” Ahzab Suresi 21

Kendilerine güven veya korkuyla ilgili bir emir 'iş, haber, mesele' gelince onu yayıverirler. Halbuki onu Resule ve içlerindeki ulülemre ‘yetki sahiplerine’ sunsalardı, istinbata kadir olanlar 'içtihada gücü yetenler, hüküm çıkarabilenler' onu bilirlerdi. Allah size lütuf ve rahmet etmeseydi, pek azınız hariç, şeytana uymuş gitmiştiniz.” Nisa Suresi 83

"De ki: Allah’ı seviyorsanız bana tabi olun ki Allah da sizi sevsin ve size mağfiret eylesin." Âl-i İmran Suresi 31

"De ki: 'Allah’a ve Resule itaat edin!' Yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah kâfirleri katiyen sevmez!" Âl-i İmran Suresi 32

Peki, Hazreti Peygamber nasıl örnek alınacak? İşte bu noktada hadisler imdadımıza yetişiyor. Namaz, zekat ve benzeri pek çok meselenin ayrıntılarını biz hadislerden öğreniyoruz.


10.

Konuya sathi bakan bir kimse, bazı hadisler arasında tezat var zannına kapılabilir. Halbuki durum bilakistir. Hadisin makamı ve muhatabı bilinirse tezat olmadığı görülür.

Tezat vehmi daha ziyade sual cevap tarzındaki hadislerde hissedilir. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, aynı soruya bazen birbirinden farklı cevaplar verebilmiştir. 

Mesela “En üstün ibadet hangisidir?” diye soran iki muhataptan birine “Vaktinde kılınan namaz” derken, bir başkasına “Ana babaya itaat” demiştir. Dikkatli bir inceleme sonucunda anlarız ki, birinin namaz konusunda, öbürünün de itaat meselesinde özel bir durumu vardır. 

Bazen fakirlik, bazen de zenginlik övülmüş, bir kimine yasak edilmiş, kimine edilmemiştir. Dikkatle bakılırsa bunlarda bir aykırılık olmadığı görülebilir.

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, yaşı, cinsiyeti, mesleği, mizacı, bilgisi, maddi durumu, kültürel düzeyi, idrak seviyesi ve benzeri nitelikleri birbirinden farklı, tüm zaman ve mekânlardaki milyarlarca insanın peygamberidir. Elbette, hepsini tatmin edecek, hepsine örnek olacak ve hepsine yol gösterecek biçimde konuşacak ve davranacaktı. Nitekim öyle yapmıştır.


11.

Üslubunda teşbih, istiare, kinaye ve benzeri edebi sanatlar kullanılması sebebiyle anlaşılması güçleşen hadisler de vardır. Bunlar Müteşabih diye nitelendirilir. Özellikle ahirzamanla ilgili hadisler örtülü bir üslupla dile getirilmiştir. İmtihan sırrına aykırı olmaması için, ‘akla kapı açmak, iradeyi elden almamak’ düsturu uygulanmıştır. 

Böyle bir hadisle karşılaşan kişi, “Bunun anlatılınca hoşa gidecek bir tevili, bir yorumu mutlaka vardır” demeli, hadise ilişmemelidir. 

Bazı hadislerde ise, akla aykırı gibi görünen ifadeler olabilir. Hemen o hadisi inkâr etmek, yahut reddetmek veya şüpheye düşmek hatalı bir davranış olur. 

Bir kimsenin “Benim aklım almıyor, o hâlde akla aykırıdır” diye düşünmesi kibir alametidir. “Ben anlayamıyorum ama elbet bir anlayan, açıklayan vardır. Bir araştırayım” diye düşünmesi gerekir.

Bazen de, hadislerin ifadesinde bir abartı varmış gibi görünebilir. Hemen kötü düşüncelere kapılmak yerine, Peygamberimizin insanlar için bir ‘beşîr ve nezîr’ yani müjdeleyici ve sakındırıcı olduğu hatırlanmalıdır. İsteklendirme ve sakındırma, ümitlendirme ve korkutma sadedinde söylenen sözlerdeki güçlü vurgu manayı teyit için tercih edilen bir anlatım biçimidir. Maksadı nazara almak, vasıtaya takılıp kalmamak gerekir.


12.

Elimizde ilim imbiklerinden geçmiş, senedli, belgeli, ananeli hadis külliyatları duruyor. Bunları on binlerce âlim kabul ve tasdik etmiştir. İki mütehassısın bile bir meselede ittifakı itimada şayanken hiçbir ciddi delile dayanmaksızın bu külli ittifaka muhalefet etmek “Ne bilelim baba, belki de bunlar hadis değildir!” demek manasızdır.

Mesnetsiz itiraz eden kişi, hem hadis ravilerini, hem bu kitapları meydana getiren âlimleri, hem de bu eserleri kabul eden binlerce âlimi yalancılıkla ya da hata yapmakla itham etmiş, töhmet altında bırakmış olur. Halbuki bu zatlar konuya fevkalade vakıf, takva sahibi, ilmiyle amil, ahlaken kâmil insanlardır.

İtiraz eden adamın ciddi bir delile dayanması, iddiasını belgelerle ispat etmesi gerekir. Zira ispat mecburiyeti davacının vazifesidir. Bunu yapamadığı sürece, söyledikleri yersiz bazı gevezeliklerden öteye gidemez. Zaten gitmemiş, gitmiyor da. Bu büyük ittifaka karşı laf etmek kimin haddine! 

Sarsılmaz senedlere dayanan hadis külliyatlarına karşı sinek vızıltısına benzeyen itirazların ne ehemmiyeti olur ki kulak verilsin!

Bir önemli gerçeği de asla unutmamak lazım: Yirmi üç senede peyderpey yani farklı zamanlarda ayet ayet, sure sure inen Kurán-ı Kerim'i bize kimler naklettilerse hadisleri de onlar naklettiler. Kurán'ı kendilerine siper yaparak bugün hadise ilişen mezhepsiz müfsitler, yarın da aynı sebeplerle bizzat Kurán'a veya onun bazı sure ve ayetlerine ilişebilirler. Biz müminler, Kurán hususunda nasıl hassasiyet gösteriyorsak, ayetlerin tefsir ve tatbiki olan hadisler hususunda da öyle hassasiyet göstermek zorundayız. 


13.

Bu kitaba giren hadisleri en muteber kaynaklardan aldım. Buharî 370, Tirmizî 331, Ebu Dâvud 177, Müslim 149, İbni Mace 81, Taberani 57, Rezin 33, Nesai 31, Ahmed İbni Hanbel 27, Bezzar 14, Malik 13, Darimî 4 hadisle kitapta yerini aldı.

 Hadisin emniyeti yönünden en önemli iki unsur ‘ravi’ ve ‘kaynak’ idi. Her hadisin altında bu ikisini kısaca anmakla yetindim. Hadis birden fazla kaynakta yer alıyorsa, sadece birinin adını yazdım. 

Birbirinin tekrarı olan hadislerden konuyu en özlü biçimde dile getireni aldım. Binlerce hadis arasından seçim yaparken günümüz insanının günlük hayatına ışık tutanları tercih ettim. 

Kitabın hazırlanışında düşünülen önemli bir husus da hacminin kabarmamasıydı. Bu sebeple hadislerin Arapça ibarelerini almadım. 

Okurların kolayca bulup okuyabilmeleri için hadisleri konularına göre tasnif ettim, sınıflandırdım. Bu kitabın, hadis uzmanları dışında herkes için yeterli olmasını istedim.


14.

Hadisler hakkında yorum yapmadım. Her okur, her bir hadisten kendi durumuna göre ayrı bir mana ve feyiz alabilsin istedim. Zira bir nesnenin aynadaki yansımaları ayrı ayrıdır ve aynanın özelliklerine göredir. Ruhlar da birer ayna gibidir ve aldıklarını kendi niteliklerine göre yansıtırlar.

İzahı gereken hadisler de vardır şüphesiz. Bu ihtiyacı başka bir usulle karşıladım: Hadisi yine hadisle açıklamak. Bu sebeple, sıralamada, hadislerin birbirini açıklaması, desteklemesi ve konuyu her yönüyle aydınlatması hareket ilkelerim oldu. Manaları birbirine yakın hadisleri bir araya getirdim. 

Yanı sıra, kitabın sonuna bir lügat koydum. Hadislerde geçen bazı kelimeleri, özellikle terimleri açıkladım. Bu veciz lügat de hadis metninin anlaşılmasına katkıda bulunabilir.

Hadis metinlerini sade bir dille yazmaya çalıştım. Lafzın manaya perde olmamasını, duru bir su gibi içini göstermesini arzu ettim.


15.

Bu kitap, bir hayat rehberidir. Efendimizin sünnetine uygun bir ömür sürmek isteyenlere yol gösterir. Muhtevası sebebiyle fevkalade mühim olan bu eserin telifi esnasında azami oranda hassasiyet gösterdim. Buna rağmen yine de hatalarım olduysa Gafûr ve Rahîm olan Rabbimden mağfiret diliyorum.

Kusurlar varsa, bendendir. Tüm güzellikler ise, mahbubiyet makamının mazharı olan Peygamberimizdendir.

Niyetim, ahirzaman fitnelerinden kurtulmayı arzu eden müminlere, özellikle gençlere sünnet-i seniyeyi tanıtmaktır.

Talebim, erhamürrahimin olan Rabbimizin rahmeti, rızası, ihsanı ve affıdır.

Ümidim, kabirde, mahşerde, hesapta, mizanda, sıratta Efendimizin şefaatine nail olmaktır.

Emelim ise, şu fani dünyadan baki âleme giden nurani yolu bulmak ve buldurmaktır.

Vesselam!..


Ömer Sevinçgül

1999











Bismillahirrahmanirrahîm.

Ehamdülillahi Rabbilâlemin. Vessalatü vesselamü alâ seyyidina

Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihi ecmain.








Hadis, Sünnet, Bidat, Fitne...


01. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Ben kendi irademle size ne bir şey emrediyor ne de sizi bir şeyden menediyorum. Ben ancak bana emredileni yapıyorum.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Buharî.



02. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Benim adıma yalan söylemeyin! Benim adıma yalan söyleyen ateşe girer!”

Ali İbni Ebu Talib radıyallahu anh. Buharî.



03. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Allah, bizden işittiklerini başka kimselere aynen bildiren kimsenin yüzünü ak etsin! Bildirilen niceleri vardır ki işitenden daha kavrayıcıdır.”

İbni Mesûd radıyallahu anh. Tirmizî.



04. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Kendisine iletilen hadisimi yalanlayan kimse üç şeyi yalanlamış olur: Allah’ı, Resulullah’ı ve hadisi rivayet edeni.”

Cabir radıyallahu anh. Taberanî.



05. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Benden sonra yaşayacak olanlar birçok fitneler görecekler. Bu durumda benim sünnetime ve raşid halifelerimin sünnetine sarılın. Ona sımsıkı tutunun, azı dişlerle ısırıp bırakmayın. Sonradan uydurulmuş işlerden uzak durun. Çünkü sonradan uydurulmuş her şey bidattır ve her bidat dalalettir ‘sapkınlıktır.’”

Zeyd radıyallahu anh. Tirmizî.



06. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Bu ümmetin sonradan gelenleri önceden gelenlerine lanet ettiği zamanlarda kim bir hadisi söylemez de saklarsa, Allah’ın indirdiğini saklamış olur.”

Cabir radıyallahu anh. İbni Mâce.



07. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Dikkat edin! Bana Kitap verildi, yanı sıra bir o kadar daha verildi. Dikkat edin! Karnı tok bir adamın, koltuğuna yaslanarak ‘Aramızda Kurán var. Onun içinde helal olarak bulduğumuzu helal sayar, haram olarak gördüğümüzü de haram sayarız demesi yakındır. Halbuki Allah Resulü’nün bir şeyi haram kılması Allah’ın haram kılması gibidir.”

Mikdam radıyallahu anh. Ebu Dâvud.



08. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Sizden birinin, benden rivayet edilen hadisleri, rahat koltuğuna kurulmuş hâlde dinlerken ‘Kurán oku!’ dediğini duymayayım!”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. İbni Mâce.



09. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Temiz rızık yiyen, sünnete uygun amel eden, kötülük yapmama hususunda güven uyandıran kişi cennete girer.

Ebu Said radıyallahu anh. Tirmizî.



10. Medineli sahabilerden biri, Resulullah’a “Ben senden bir söz işitiyorum, çok hoşuma gidiyor, fakat hafızamda tutamıyorum” dedi. 

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem eliyle yazar gibi yaparak “Sağ elini yardıma çağır!” buyurdu.

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Tirmizî.



11. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Benden hiçbir şey yazmayın! Kim benden Kurán dışında bir şey yazmışsa, onu hemen silsin!”

Ebu Said radıyallahu anh. Müslim.



12. Ben, Resulullah’tan işittiğim her şeyi yazardım. İnsanlar “Her söylediğini yazıyorsun. Resulullah da bir insandır. Kızgınken de konuşabilir, memnunken de” diyerek beni bundan menettiler. Ben de yazmaktan vazgeçtim.

Bu hadiseyi Resulullah’a anlatınca, parmağıyla ağzını göstererek dedi ki:

“Yaz! Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, bundan haktan başka hiçbir şey çıkmaz.”

İbni Amr radıyallahu anh. Ebu Dâvud.



13. Resulullah’ın sahabileri içinde benim kadar hadis bilen yoktur. Abdullah İbni Amr hariç, çünkü o yazardı, ben yazmazdım.

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Buharî.



14. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem dedi ki:

“Sizin örnek alacak peygamberiniz yok mu? Halbuki Allah, suresinde ‘Sizin için Allah Resulü’nde bir örnek vardır’ buyurmuştur.”

Ebu Mesûd radıyallahu anh. Rezîn.



15. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Şüphesiz, en güzel söz Allah’ın Kitabı’dır. En güzel yol Muhammed’in yoludur. İşlerin en kötüsü bidatlardır.”

İbni Mesûd radıyallahu anh. Buharî.



16. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Size iki şey bıraktım, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece asla sapmazsınız: Allah’ın Kitabı ve Resulullah’ın sünneti.”

Mâlik radıyallahu anh. Mâlik.



17. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Benden sonra, öldürülen sünnetimi dirilten beni sevmiş olur. Beni seven de benimle beraber olur.”

Ali İbni Ebu Talib radıyallahu anh. Rezîn.



18. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Ümmetimin bozulması zamanında sünnetime sımsıkı sarılan şehit sevabı alır.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Taberanî.



19. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem “İstemeyenler dışında ümmetimin hepsi cennete girecek!” demişti.

“İstemeyenler kimlerdir?” diye sordular.

“Bana itaat edenler cennete girerler, isyan edenler istememiş demektir” buyurdu.

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Buharî.



20. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Benim sünnetimden yüz çeviren benden değildir!”

Enes radıyallahu anh. Buharî.




İman, Mümin, Yakîn, Felah...


01. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Kim, Allah’tan başka hiçbir ilah olmadığına, Muhammed’in de onun Resulü olduğuna şahadet ederse, Allah onu ateşe haram kılar.”

Ubade radıyallahu anh. Tirmizî.



02. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“İman yetmiş küsur daldır. Bunların en yükseği ‘La ilahe illallah demek, en aşağısı da insana zarar veren şeyleri yoldan kaldırmaktır. Hayâ da imandan bir daldır.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Buharî.



03. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Kalbinde zerre kadar iman bulunan kimse cehennemden çıkacaktır.”

Ebu Said radıyallahu anh. Tirmizî.


04. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Şüphesiz Allah, yalnız kendi rızasını umarakLa ilahe illallah’ diyen kimseyi cehenneme haram kılmıştır.”

İbni Şihab radıyallahu anh. Buharî.



05. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Nefsimi kudret elinde tutan Zata yemin ederim ki, bu ümmetten her kim, Yahudi olsun, Hıristiyan olsun, beni işitir de bana gönderilenlere inanmadan ölürse muhakkak cehenneme gider.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Müslim.



06. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Kurán’ın haram kıldığı şeyleri helal sayan kimse Kurán’a inanmamış demektir.”

Suheyb radıyallahu anh. Tirmizî.



07. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“İman, cennete, cehenneme, hesap gününe, mizana ve hayrıyla şerriyle kadere inanmandır.”

İbni Abbas radıyallahu anh. Ahmed.



08. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Kişi dört şeye iman etmedikçe mümin sayılmaz: Allah’tan başka ilah yoktur. Muhammed onun kulu ve hak Resulü’dür. Haşir ‘ölümden sonra dirilip toplanma’ haktır 'gerçektir'. Her şey kader ile takdir edilmiştir.”

Ali İbni Ebu Talib radıyallahu anh. Tirmizî.



09. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Kötülüklere karşı eliyle cihad eden mümindir, diliyle cihad eden mümindir, kalbiyle cihad eden mümindir. Bunların dışında kalanlarda zerre kadar iman yoktur!”

İbni Mesûd radıyallahu anh. Müslim.



10. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Yaptığın iyilik sebebiyle seviniyor ve yaptığın kötülük sebebiyle üzülüyorsan, sen müminsin.”

Ebu Ümame radıyallahu anh. Taberanî.



11. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Şu üç şeyi kendinde bulunduran imanın tadını alır: Allah ve Resulü’nü her şeyden fazla seven. Bir kulu, başka bir maksatla değil de sadece Allah için seven. Allah tarafından küfürden kurtarıldıktan sonra, tekrar küfre dönmeyi ateşe atılmak kadar çirkin ve korkunç gören.”

Enes radıyallahu anh. Buharî.



12. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Kendisinde şu üç şey bulunan kişi sevabı hak etmiş ve imanını tamamlamıştır: Dünyada yaşadığı güzel bir ahlak, kendisini Allah’ın yasaklarından uzak tutan vera ‘şüphelilerden sakınma’ ve cahilin cehlinden alıkoyan olgunluk.”

Enes radıyallahu anh. Bezzar.



13. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Üç şey imandandır: Darlıkta sadaka vermek, herkese selamı yaymak, insafı gözetmek.”

Ammar radıyallahu anh. Bezzar.



14. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Sizden biriniz, beni nefsinden, annesinden, babasından, evladından ve bütün insanlardan daha fazla sevmedikçe iman etmiş olmaz.”

Enes radıyallahu anh. Buharî.



15. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Biriniz, kendisi için sevdiği bir şeyi kardeşi için de sevmedikçe ‘tam anlamıyla’ iman etmiş sayılmaz.”

Enes radıyallahu anh. Buharî.



16. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Allah için seven, Allah için nefret eden, Allah için veren, Allah için iktisat eden, imanını tamamlamıştır.”

Ebu Ümame radıyallahu anh. Ebu Dâvud.



17. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Sabır, imanın yarısı, yakîn ‘kesin iman, hiçbir kuşku duymaksızın inanmak’ ise, tümüdür.”

Alkame radıyallahu anh. Taberanî.



18. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Müminin işine şaşarım, çünkü onun işleri tamamen hayırdır. Bu da ancak mümine hastır. Zira sevindirici bir şeyle karşılaşınca şükreder, hayır olur. Zararlı ve üzücü bir şeyle karşılaşınca sabreder, bu da hayır olur.”

Suheyb radıyallahu anh. Müslim.



19. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Müminin ferasetinden ‘sezgisinden, görüşünden’ sakının. Çünkü o, Allah’ın nuruyla bakar.”

Ebu Ümame radıyallahu anh. Taberanî.



20. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Birinizin içinde iman, elbisenin eskimesi gibi eskir. Allah’tan kalbinizdeki imanı yenilemesini dileyin!”

İbni Amr radıyallahu anh. Taberanî.



21. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Ben size, nazarımda sizin için deccaldan daha dehşetli bir şeyi haber vereyim mi? O, şirkin gizli olanıdır. Namaz kılan bir adam, namazını insanlar bakıyor diye güzel kılarsa, işte bu gizli şirke misaldir.”

Ebu Said radıyallahu anh. İbni Mâce.



22. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“La ilahe illallah diyene saldırmayın. Bir adama günahı yüzünden kâfir damgası vurmayın. Kişiyi bir ameli sebebiyle İslam dininin dışına atmayın.”

Enes radıyallahu anh. Ebu Dâvud.



23. Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme sordum:

“Bu işte seninle beraber kimler var?”

“Bir hür kişi, bir de köle.”

“İslam nedir?”

“Hoş söz söylemek ve yemek yedirmek.”

“İman nedir?”

“Sabır ve müsamahadır.

“Hangi İslam en üstündür?”

“Müslümanların, elinden ve dilinden esenlikte olduğu kişininki.”

“Hangi iman üstündür?”

“Güzel ahlak ‘ile beraber olan iman.’”

“Hangi namaz üstündür?”

“Kıyamı uzun olan namaz.”

“Hangi hicret üstündür?”

“Rabbinin hoşlanmadıklarından uzak durman.”

Amr radıyallahu anh. Taberanî.



24. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Kâfirin iyi amellerine karşılık ödülü dünyada verilir, ahirete bir şey bırakılmaz. Mümin ise, hayırlı amellerine mukabil hem dünyada hem de ahirette ödüllendirilir.”

Enes radıyallahu anh. Müslim.



İslam, Müslim, Muhacir, Ubudiyet...


01. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“İslam beş temel üzerine kurulmuştur:Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resulühu’ demek, namaz kılmak, zekât vermek, hacca gitmek, oruç tutmak.”

İbni Ömer radıyallahu anh. Buharî.



02. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Müslim, elinden ve dilinden Müslümanların selamette ‘esenlikte’ olduğu kişidir. Mümin ise, insanlara kanları ve malları hususunda güven veren kişidir.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Tirmizî.



03. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: 

“Sizden kim içiyle, dışıyla müslim olursa, yaptığı her bir hayır için en az on mislinden yedi yüz misline kadar sevap yazılır. İşlediği her bir günah ise sadece misliyle yazılır.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Buharî.



04. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: 

“Müslim, elinden ve dilinden öbür müslimlerin zarar görmediği kimsedir. Muhacir ‘hicret eden kişi’ ise, Allah tarafından yasaklananları terk edendir.”

İbni Amr radıyallahu anh. Buharî.



05. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Bir kimsenin malayaniyatı ‘yararsız olan şeyleri’ terk etmesi müslim oluşunun güzelliklerinden biridir.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Tirmizî.



06. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Kim bizim namazımızı kılar, bizim kıblemize yönelir, bizim kestiğimizi yerse, işte o müslimdir.”

Enes radıyallahu anh. Buharî.



07. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Allah, rızıklarınızı bölüştürdüğü gibi, aranızda ahlaklarınızı da bölüştürmüştür. Allah, dünyayı sevdiğine de, sevmediğine de verir. Ama dini ancak sevdiklerine verir. Kime dini vermişse onu mutlaka sevmiştir. Nefsim elinde olana yemin ederim ki, kalbi ve dili müslim olmadıkça, bir kul müslim olamaz. Komşusu kötülüklerinden emin olmadıkça, kişi tam mümin olamaz!”

“Ey Allah Resulü, kişinin kötülükleri nedir?” diye sordular.

“Eziyet ve zulüm etmesidir. Haramdan kazandığı parayı nafaka verse, asla bereketi olmaz. Ondan sadaka olarak verirse, kesinlikle kabul olunmaz. Geride bırakırsa, onu ateşe daha da yaklaştırır. Çünkü Allah, kötüyü kötü ile silmez, kötüyü iyilik ile siler. Çünkü, pis olan pisi silmez” buyurdu.

İbni Mesûd radıyallahu anh. Ahmed.



08. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin yanında oturuyorduk. Elbisesi bembeyaz, saçı sakalı simsiyah bir adam çıkageldi. Üzerinde yolculuktan eser yoktu. Onu hiçbirimiz tanımıyorduk. Resulullah’ın yanına oturdu, dizlerini onun dizlerine dayadı, ellerini dizlerine koydu ve “Ey Muhammed! Bana İslam’ı anlat” dedi.

“İslam, Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in de Allah’ın Resulü olduğuna şahadet etmen, namaz kılman, zekât vermen, Ramazan ayında oruç tutman, haccetmenden ibarettir” buyurdu.

Adam “Doğru söyledin” dedi. Biz, adamın hem sorup hem de tasdik etmesine şaştık. Bu kez “İman nedir, anlat” dedi.

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem “İman, Allah’a, Allah’ın meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, bir de hayır ve şerrin Allah’ın takdiri ile olduğuna inanmandır” diye cevap verdi.

Adam “Doğru söyledin” dedi. Sonra “İhsan nedir?” diye sordu.

Resulullah “İhsan, Allah’ı görür gibi O’na ibadet etmendir. Zira sen O’nu görmesen de Oseni görür” buyurdu.

Adam “Bana kıyametin vaktini bildir” dedi.

Resulullah “Bu konuda kendisine sorulan kişi sorandan daha bilgili değildir” dedi.

Nihayet adam “Bana kıyamet alametlerini anlat” dedi. 

Resulullah “Cariyenin efendisini doğurduğunu, yalınayak, çıplak, fakir kimselerin ve koyun çobanlarının yüksek bina yapmakta yarıştıklarını ve bunlarla övündüklerini görmendir” buyurdu. 

Adam gittikten sonra, Resulullah bana “Ey Ömer! Soranın kim olduğunu biliyor musun?” diye sordu. 

“Allah ve Resulü en iyi bilir” dedim.

“O, size dininizi öğretmek üzere gelen Cebrail idi.”

Ömer İbni Hattab radıyallahu anh. Buharî.



09. Bir adam “Ey Allah Resulü! Ben farz namazlarımı kılsam, Ramazan orucumu tutsam, helali helal, haramı da haram tanısam ve bunlara hiçbir şey eklemesem cennete gider miyim?” diye sordu.

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem “Evet!” diye cevap verdi.

Bunun üzerine adam “Vallahi ne eksiltir ne de artırırım! dedi.

Cabir radıyallahu anh. Müslim.



10. Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme Necid halkından bir adam geldi. Saçları karmakarışıktı. Sesini bir mırıltı hâlinde işitiyor ama ne dediğini anlayamıyorduk. Resulullah’a iyice yaklaşınca anladık ki, İslam hakkında sorular soruyormuş.

Resulullah “Gece ve gündüzde beş vakit namaz var” deyince, adam “Bu beş dışında bir borcum var mı?” diye sordu.

“Ramazan orucu var.”

“Bunun dışında oruç var mı?”

“Hayır! Fakat istersen nafile olarak tutarsın.”

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ona zekâtı söyleyince, adam “Zekât dışında borcum var mı?” diye sordu.

“Hayır, ama nafile olarak verirsen o başka!”

Adam geri dönüp giderken “Bunları ne artırırım ne de eksiltirim” dedi.

Resulullah “Sözünde durursa kurtulur” buyurdu.

Talha radıyallahu anh. Buharî.



11. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemle birlikte oturuyorduk. Devesine binmiş bir adam geldi. Devesini mescidin avlusuna bağladıktan sonra “Muhammed hanginizdir?” diye sordu.

Biz “Şu dayanarak oturan beyza kişi!” diyerek Resulullah’ı gösterdik. 

Adam “Ey Abdulmuttalib oğlu!” diye seslendi.

Resulullah “Buyur, seni dinliyorum” dedi.

“Sana bir şeyler soracağım. Sorularımda aşırı gidersem bana darılma.”

“Haydi istediğini sor!”

“Rabbin ve senden öncekilerin Rabbi adına soruyorum, seni bütün insanlara Peygamber olarak Allah mı gönderdi?”

“Vallahi, evet!”

“Allah adına soruyorum, gece gündüz beş vakit namaz kılmanı sana Allah mı emretti?”

“Vallahi, evet!”

“Allah adına soruyorum, senenin şu ayında oruç tutmanı sana Allah mı emretti?”

“Vallahi, evet!” 

“Allah adına soruyorum, zekâtı zenginlerimizden alıp fakirlerimize dağıtmanı sana Allah mı emretti?”

“Vallahi, evet!”

Bu soru cevap faslından sonra, adam “Getirdiklerine inandım. Ben geride kalan kabilemin elçisiyim. Adım, Dımam İbni Sâlebe” dedi.

Enes radıyallahu anh. Buharî.



12. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“İslam garib başladı, evveli gibi ahiri de yine garib olacaktır. Gariblere ne mutlu!”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Müslim.



13. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Ümmetim yağmur gibidir, öncesi mi daha hayırlı, yoksa sonrası mı bilinmez.”

Enes radıyallahu anh. Tirmizî.




Niyet, İhlas, Riya, Rıza, İhsan...


01. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Muhakkak ki ameller ‘yapıp etmeler’ niyetlere göredir. Her ferde niyetine göre muamele edilir.”

Ömer İbni Hattab radıyallahu anh. Buharî.



02. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem dedi ki:

“Allah azze ve celle şöyle buyurdu: Ben kulumun zannı üzereyim, nasıl isterse Beni öyle zannetsin.”

Hayyan radıyallahu anh. Ahmed.



03. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Hiç şüphesiz, Allah suretlerinize ve sözlerinize bakmaz, işlerinize ve kalplerinize bakar.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. İbni Mâce.



04. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: 

“Allah bir kavme azap indirirse herkese isabet eder, ancak dirilirlerken her biri kendi ameline göre dirilir.”

İbni Ömer radıyallahu anh. Buharî.



05. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

Kim, birine riyakârlık ederek ‘ikiyüzlülükle, kendini başka türlü göstererek’ bir makam elde ederse, Allah onu kıyamet günü riyakârlar makamına oturtup rezil edecektir.”

Müstevrid radıyallahu anh. Ebu Dâvud.



06. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Kim işlediği hayrı ‘yaptığı iyiliği’ şöhret kazanmak için halka duyurursa, Allah onun gizli işlerini duyurur. Kim işlediği hayrı halkın takdirini kazanmak için başkalarına gösterirse, Allah da onun riyakârlığını açığa vurur.”

Cündeb İbni Abdullah radıyallahu anh. Buharî.



07. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

Mahşer günü öncelikle sorgulanacak kimseler vardır: Kurán okuyan, zengin olan ve cihadda ölen.

Allah, Kurán okuyana “Resulü’me indirdiğim kitabı sana öğretmedim mi?” diye sorar.

Adam “Evet Rabbim” der.

“Peki, sen ne yaptın?”

Adam “Ben onu gece gündüz okurdum.”

Allah “Yalan söylüyorsun!” der.

Melekler de ona “Yalan söylüyorsun!” diye çıkışırlar.

Allah ona “Sen, falanca Kurán okuyor demeleri için okudun, nitekim onlar da bunu söylediler” der.

Sonra mal sahibi getirilir. Allah “Ben sana mal vermedim mi? Hatta o kadar bol verdim ki kimseye muhtaç olmadın” der.

Zengin “Evet Rabbim” der.

“Sana verdiğimle hangi ameli işledin?”

“Yakınlarıma yardım ettim ve sadaka verdim.”

“Sen, falanca cömerttir demeleri için öyle yaptın, nitekim onlar da bunu söylediler” der.

Sonra, Allah yolunda ölen ‘öyle bilinen’ getirilir. Allah ona “Niçin öldürüldün?” diye sorar.

“Senin yolunda cihad etmem emredilmişti, ben de öldürülünceye kadar savaştım” der.

Allah “Yalan söylüyorsun!” der.

Melekler de “Yalan söylüyorsun!” diye çıkışırlar.

Allah “Sen, falanca cesurdur desinler diye cihada katıldın, insanlar da öyle söylediler” buyurur.

Ey Ebu Hüreyre! Kıyamet günü cehennem bu üç kişinin zararına köpürüp kabarır.

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Müslim.



08. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Allah ümmetimi gönüllerinden geçirdikleri şeyleri, dilleriyle söylemedikleri veya yapmadıkları sürece affeder.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Buharî.



09. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Bir kimse kırk sabah yalnız Allah için ibadet ederse, kalbinden diline hikmet ‘bilgelik, faydalı ilim, yararlı söz’ pınarları fışkırır.”

İbni Abbas radıyallahu anh. Rezîn.



10. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Kıyamet gününde, Allah huzurunda insanların en kötüsü, bir kısım insanlarla başka türlü, ötekilerle başka türlü konuşan riyakârlardır.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Buharî.



11. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Kişi, insanların gözünde cennetliklerin işi gibi iş yapar, oysa o cehennemliktir.”

Sehl radıyallahu anh. Buharî.



12. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem dedi ki:

“Allah şöyle buyurdu: Ben, kendisine ortak koşulanların ortaktan en ırak olanıyım. Kim bir amel yapar da buna Benden başkasını ortak ederse, onu ortağıyla baş başa bırakırım.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Müslim.



13. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Namaz kılıp oruç tutarak Müslüman olduğunu da söylese, münafığın alameti üçtür: Kendisine bir emanet bırakılırsa hıyanet eder, konuşursa yalan söyler, sözleşme yaparsa sözünden döner.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Müslim.



14. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Münafıkların kendilerini ele verecek alametleri vardır: Selamları lanettir. Yemekleri kapma ve yağmalamadır. Hile ve aldatma ile mal kazanırlar. Mescidlere ancak öğlende gelirler. Namazı üşene üşene kılarlar. Büyüklük taslarlar, ne sever ne de sevilirler. Gece odun gibi sessiz, gündüz gürültücüdürler.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Ahmed.



15. Ebu Bekir’le karşılaşmıştık. Bana “Nasılsın?” diye sordu.

Kendimi kastederek “Hanzala münafık oldu!” dedim.

“Sübhanallah! Ne diyorsun sen!” dedi.

Ben de ona “Resulullah’ın huzurunda cennetten, cehennemden söz ediliyor, sanki gözlerimizle görmüş gibi oluyoruz. Oradan ayrılıp çoluk çocuğumuza, bağ bahçemize karışınca unutuyoruz!” dedim.

Ebu Bekir “Vallahi ben de aynı şeyi hissediyorum” dedi.

Birlikte Resulullah’ın yanına gittik, durumu anlattık.

Bize “Nefsimi kudret elinde tutan Zata andolsun ki, dışarıda da benim yanımdaki hâl üzere olabilseydiniz, melekler yataklarınızda ve yollarda sizinle tokalaşırlardı. Fakat ey Hanzala! Bazen öyle, bazen böyle olur” buyurdu ve bu sözü üç kez tekrarladı.

Hanzala radıyallahu anh. Müslim.



16. Hayber Gazası’nda Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin yanındaydık.

Resulullah, Müslümanlar arasında bulunan bir adamı kastederek “Bu adam cehennemliktir!” buyurdu.

Savaş başlayınca adam şiddetle savaştı ve yaralandı. Sahabilerden biri “Ey Allah Resulü! Biraz önce cehennemlik dediğiniz adam kahramanca savaştı ve öldü!” dedi.

Resulullah yine “Cehennemliktir!” buyurdu.

Bu cevap üzerine Müslümanlardan bazıları neredeyse şüpheye düşeceklerdi.

Askerler “O adam henüz ölmemiş, ağır yaralı!” dediler.

Gece olunca, adam yaraya dayanamadı. Kılıcını bedenine dayadı, üzerine yüklendi ve intihar etti.

Hadise, Resulullah’a haber verildi. Bunun üzerine “Allahuekber! Şahadet ederim ki ben Allah’ın kulu ve Resulü’yüm!” dedi. 

Sonra Bilal’e şu sözü halka duyurmasını emretti: “Cennete sadece Müslüman kimseler girecek. Şüphesiz, Allah bu dini facir ‘günahkâr’ bir kimseyle de teyit eder ‘destekler, kuvvetlendirir!’”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Buharî.



17. Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme “Bir adam gizlice hayırlı ameller yaparken, bir de bakarsın halk bunun farkına varmıştır da bu onun hoşuna gitmiştir” dediler.

Resulullah “Bu adamın iki ecri vardır: Gizli yapmanın ecri ‘ödülü’ ve açıktan yapmanın ecri.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Tirmizî.



18. Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme “Tam ihsan nedir?” diye sordum.

“İnsanlar sana bakarken nasıl amel ediyorsan yalnızken de aynı şekilde amel etmendir” buyurdu.

Ebu Mâlik radıyallahu anh. Taberanî.

İtidal, İstikamet, İfrat, Tefrit, Vasat...


01. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Her şeyin bir şevki, her şevkin de bir bitiş zamanı vardır. Bu şevki hisseden kişi, amelini işlerken mutedil ‘ılımlı, dengeli’ davranırsa, başarmasını umabilirsiniz. Şayet parmakla gösterilecek kadar aşırıya kaçmışsa, ona itibar etmeyiniz.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Tirmizî.



02. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Ey insanlar! Amellerden gücünüz yettiği kadarını alın! Siz bıkıp usanmadıkça Allah da bıkıp usanmaz. Allah’ın en çok sevdiği amel, az da olsa devamlı olanıdır.”

Aişe radıyallahu anha. Buharî.



03. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Doğruyu arayın, mutedil ‘ılımlı, dengeli olun! Şunu da iyi bilin ki, hiçbirinizi kendi ameli cennete koyacak değildir.”

Aişe radıyallahu anha. Buharî.



04. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Şüphesiz ki bu din kolaydır, kim güçleştirmeye kalkarsa ona yenik düşer.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Buharî.



05. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Kolaylaştırın, güçleştirmeyin! Müjdeleyin, tiksindirmeyin!”

Enes radıyallahu anh. Buharî.



06. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Kendinizi fazla zorlamayın! Sizden öncekiler kendilerini zora soktuları için eriyip tükendiler. Onların kalıntılarını ancak manastırlarda bulursunuz.”

Sehl radıyallahu anh. Taberanî.



07. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“İşlerin en hayırlısı en vasat ‘dengeli, aşırılıklardan uzak, ne fazla ne eksik’ olanıdır.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Rezîn.



08 Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, bana “Kurán’ı her gece hatmediyormuşsun ‘baştan sona okuyormuşsun’ öyle mi?” diye sordu.

“Evet” dedim.

“Baştan sona ayda bir oku!” buyurdu.

İbni Amr radıyallahu anh. Müslim.



09. Benim “Ömrüm oldukça gündüzleri oruç tutacak, geceleri namaz kılacağım” dediğim Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme haber verilmiş.

Bana “Bunu söyledin mi?” dedi.

“Annem babam sana feda olsun ey Allah Resulü! Evet söyledim” dedim.

“Buna güç yetiremezsin. Bazen oruç tut, bazen ye. Gece hem namaz kıl, hem de uyu. Ayda üç gün oruç yeter. Allah hayırlı amellere on kat sevap verir. Böylece, bu üç gün, yıl orucu yerine geçer” buyurdu.

Ben “Daha fazlasına güç yetirebilirim” dedim.

“Öyleyse, bir gün oruç tut, iki gün ye” dedi.

Ben “Bundan başkasına da güç yetirebilirim” dedim.

“Öyleyse, bir gün tut, bir gün ye. Bu Dâvud aleyhisselamın orucudur. Bu en üstün oruçtur” dedi.

Ben yine “Ben bundan daha fazlasına güç yetirebilirim” dedim.

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem “Bundan üstünü yoktur!” buyurdu.

İbni Amr radıyallahu anh. Buharî.



10. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin evine bazı insanlar geldiler ve onun ibadetlerini sordular.

Onunkiler anlatılınca kendi ibadetlerini azımsadılar. “Biz nerede, o nerede! Onun tüm günahları affedilmiştir” dediler.

Biri “Ben bütün gece uyumayıp namaz kılacağım” dedi. Biri “Ben devamlı oruç tutacağım” dedi. Biri de “Ben kadınlardan uzak duracağım” dedi.

Resulullah geldi ve onlara şöyle dedi: “Bu sözleri söyleyenler siz misiniz? Bana gelince, Allah’tan en fazla korkan ve sakınan benim. Lakin ben orucu hem tutarım, hem de tutmam. Namazı hem kılarım, hem uyuduğum da olur. Hanımlarla da evlenirim. Kim benim sünnetimden yüz çevirirse, benden değildir!”

Enes radıyallahu anh. Buharî.




Kurán, Tilavet, Tefsir, Müfessir...


01. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Sizin en hayırlınız, Kurán’ı öğrenen ve öğreteninizdir.”

Osman İbni Affan radıyallahu anh. Buharî.



02. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Kurán’ı ezberleyip iyi bilen kimse melekler katındaki, pek değerli melekler mertebesindedir. Okumakta güçlük çekenlere iki kat sevap verilir.”

Aişe radıyallahu anha. Buharî.



03. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Kim, Kurán’ı okuyup öğrenir, helalini helal, haramını haram bilirse, Allah onu cennete koyar ve ailesinden olup cehenneme girecek on kişiye şefaatçi yapar.”

Ali İbni Ebu Talib radıyallahu anh. Tirmizî.



04. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

Kurán’dan bir harf okuyana bir hasene vardır. Her haseneye on sevap verilir.Elif, lam, mim’ bir harftir demiyorum, elif bir harf, lam bir harf, mim de ayrı bir harftir.”

İbni Mesûd radıyallahu anh. Tirmizî.



05. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Geceyi on ayet okuyarak ihya eden kişi gafiller listesine yazılmaz.”

İbni Amr radıyallahu anh. Ebu Dâvud.



06. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: 

“Kurán’ı okuyan mümin, hem kokusu hem de tadı güzel olan turunç gibidir. Kurán’ı okumayan mümin ise hurmaya benzer, kokusu yoktur ama tatlıdır. Kurán okuyan münafık, kokusu güzel fakat tadı acı olan fesleğen gibidir. Kurán okumayan münafık ise, ebucehil karpuzuna benzer, hem tadı acıdır hem de hoş kokudan mahrumdur.”

Ebu Musa radıyallahu anh. Buharî.



07. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem “Bana biraz Kurán oku!” buyurdu.

“Kurán sana indirildi, ben sana nasıl okurum!” dedim.

“Onu benden başka birinin okumasını arzu ediyorum” buyurdu. Ben de Nisa suresini okudum. “Her topluluktan bir şahit, seni de onlara şahit getirdiğimiz zaman ne olacak hâlleri!” ayetine gelince “Yeter!” ya da “Dur!” dedi. Baktım, gözlerinden yaşlar akıyor.

İbni Mesûd radıyallahu anh. Buharî.



08. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem “Dikkat ediniz! Bir fitne ortaya çıkacak!” demişti.

Ben “Bizi fitneden ne kurtarır?” diye sordum. Şöyle buyurdu:

“Kurán kurtaracak. Onda sizden öncekiler ve sonrakiler hakkında bilgiler vardır. Aranızdaki konularla ilgili hükümler bulunmaktadır. Kurán, hidayet ile dalaleti birbirinden ayıran hakemdir. Şakası yoktur, baştan sona ciddiyettir. Onu bir azgın yüzünden bırakanı Allah helak eder. Ondan başka yerde hidayet arayanı Allah saptırır.

Kurán, Allah’ın sapasağlam ipidir. Hikmetli bir zikir, müstakim yoldur. Ona tabi olunduğu sürece haktan sapılmaz. Ona başka söz karışamaz ki hak ile batıl birbirine karıştırılabilsin. Âlimler ona doyamaz. Kurán, okunmak ve tekrar edilmekle eskimez. Akılları hayrette bırakan harikaları bitmek bilmez.

O, cinlerin, okudukları zaman ‘Kuşkusuz biz, hayret veren, hakka hidayet eyleyen bir Kurán işittik’ dedikleri kitaptır. Kim onun söylediklerini söylerse doğru söylemiş olur. Kim onunla amel ederse ecrini alır. Kim onunla hükmederse âdil davranmış olur. Kim ona davet ederse doğru yola davet etmiş olur.”

Haris radıyallahu anh. Tirmizî.



09. Bir adam “Allah katında en sevimli amel hangisidir?” diye sordu.

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem “Yolculuğu bitirince tekrar yola çıkan kimsenin hâli” dedi. 

Bu kez adam “Yolculuğu bitirip tekrar yola çıkma hâli nedir?” diye sordu.

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem “Kurán’ı başından sonuna kadar okuduktan sonra yeniden başlamaktır” buyurdu.

İbni Abbas radıyallahu anh. Tirmizî.




Bazı Surelerin Faziletleri...


01. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Fatiha, Kurán’ın esasıdır, Kitab’ın anasıdır, yedi ayettir.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Tirmizî.



02. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Kim, geceleyin Bakara suresinin son iki ayetini Amenerresulüyü’ okursa, o iki ayet, o gece ona yeter.”

İbni Mesûd radıyallahu anh. Buharî.



03. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Her şeyin bir kalbi vardır, Kurán’ın kalbi de Yasin Suresi'dir. Onu okuyana Yasin’siz on kere Kurán okumuş gibi sevap yazılır.”

Enes radıyallahu anh. Tirmizî.



04. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Kim, sabahleyin Haşir Suresi'nin son üç ayetini okursa, Allah onun için yetmiş bin melek görevlendirir, bunlar akşama kadar onun için Allah’tan mağfiret dilerler. O gün ölürse şehit olarak ölür. Akşamleyin okursa yine aynı sevabı alır.”

Mâkil radıyallahu anh. Tirmizî.



05. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Kurán’da otuz ayetlik bir sure vardır ki, okuyanına, bağışlanıncaya kadar affı için şefaat eder: Mülk suresi.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Ebu Dâvud.



06. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Bana, benzeri görülmemiş ayetler indi: Felak suresi ve Nâs suresi.”

Ukbe radıyallahu anh. Müslim.



07. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, ayetleri birbirine katmadan, dura dura, ayet ayet okurdu.

Ümmü Seleme radıyallahu anha. Ebu Dâvud.



08. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Kişinin ‘Falan ayetler bana unutturuldu’ demesi ne kötü! Halbuki unutan kendisidir. Kurán’ı devamlı okuyun, çünkü onun hafızalardan silinmesi, hayvanların bağlarından çözülmesinden daha kolaydır.”

İbni Mesûd radıyallahu anh. Buharî.



09. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Kurán’ı seslerinizle süsleyiniz!”

Bera radıyallahu anh. Ebu Dâvud.



10. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Benden sonra bazı kimseler gelecek, onlar Kurán’ı şarkı söyler veya ağıt yakar gibi okuyacaklar. Okudukları gırtlaklarından aşağıya geçmeyecek. Hem onların hem de onları beğenenlerin kalpleri bozulacak.”

Huzeyfe radıyallahu anh. Rezîn.


11. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Kurán okumada seda bakımından insanların en güzeli, okumasını dinlerken Allah’tan korktuğu kanaatine vardığınız kimsedir.”

Cabir radıyallahu anh. İbni Mâce.



12. Geçmişteki büyük insanlar, Kurán okunurken ne bayılır ne de kendilerinden geçerlerdi. Sadece ağlarlardı ve derileri ürperirdi. Sonra hem derileri hem de kalpleri zikrullah sebebiyle yumuşayıp yatışırdı.

Esma radıyallahu anha. Rezîn.



13. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Kim, Kurán hakkında ilimsiz fikir yürütürse cehennemde yerini hazırlasın!”

İbni Abbas radıyallahu anh. Tirmizî.



14. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Eğer Kurán’ın müteşabih ‘teşbihli, manası herkese açık olmayan’ ayetlerine uyan kimseleri görürseniz anlayın ki, Allah’ın haber verdiği ‘kalbi yamuk’ kişiler onlardır, işte onlardan uzak durun!”

Aişe radıyallahu anha. Buharî.



15. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem O n yeryüzü kendindeki tüm sırları anlatır, çünkü Rabbin ona emretmiştir” mealindeki ayeti okuduktan sonra “Yeryüzünün anlatacağı haberler nelerdir, biliyor musunuz? diye sordu.

Yanındakiler “Allah ve Resulü bilir” diye cevap verdiler.

“Kadın erkek her kulun yeryüzünde işlemiş oldukları amellere tanıklık etmesidir. Yeryüzü, her kul için ‘Şu ayda, şu günde, şu işi yaptı’ diyecektir.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Tirmizî.




İlim, İlmin Önemi, Âlim...


01. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Her kim ilim talep etmek üzere bir yola girerse, cennet yollarından birine girmiş olur. Melekler, ilim arayandan hoşlanır, onun üzerine kanatlarını gererler. Göktekiler, yerdekiler, hatta sudaki balıklar ilim isteyenin affı için dua ederler. Âlimin âbide ‘ilimsiz ibadet edene’ üstünlüğü, dolunayın yıldızlara üstünlüğü gibidir. Şüphesiz, âlimler nebilerin vârisleridirler. Nebiler miras olarak ne dinar ne de dirhem bırakmışlardır. Onların mirası ilimdir. O ilmi alan pek büyük bir nasip elde etmiş olur.”

Ebu Derda radıyallahu anh. Tirmizî.



02. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Bir kısım insanlar Allah’ın kitabını okuyup ondan ders almak üzere Allah’ın evlerinden birinde toplanacak olsalar, üzerlerine mutlaka sekinet iner ve onları ilahi rahmet bürür. Melekler de kanatlarıyla sararlar. Allah, huzurundaki yüce bir toplulukta onları yâd eder.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Tirmizî.



03. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“İlimsiz ibadet edenin bozdukları düzelttiklerinden çok olur. Söylediklerini uygulayanların boş sözü az bulunur. Dinini tartışmalara hedef eden bir kararda kalamaz, daldan dala atlar durur.”

Ömer İbni Hattab radıyallahu anh. Darimî.



04. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Ölen insanların amelleri kesilir, ancak sürüp giden sadaka, istifade edilen ilim ve salih evlat bırakan kimselerin amelleri devam eder.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Müslim.



05. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Kim birine bir ilim öğretirse, onunla amel edenin sevabı kadar sevap kazanır, öbürünün sevabı da hiç eksilmez.”

Muaz radıyallahu anh. İbni Mâce.



06. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Allah bir kimse hakkında hayır dilerse onu fakih ‘dinin inceliklerini anlayabilen âlim’ yapar.”

İbni Abbas radıyallahu anh. Tirmizî.



07. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Bir tek fakih şeytana karşı bin âbidden ‘ibadet edenden’ daha çetindir.”

İbni Abbas radıyallahu anh. Tirmizî.



08. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bana dedi ki:

“Ey Ebu Zer! Senin evden ayrılıp Kitabullahtan bir ayet öğrenmen, yüz rekat ‘nafile’ namaz kılmandan daha hayırlıdır. İlimden bir bölüm tahsil etmen, onunla amel edilsin ya da edilmesin, bin rekat ‘nafile’ namazdan daha hayırlıdır.”

Ebu Zer radıyallahu anh. İbni Mâce.



09. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Allah, ilme çalışıp da onu elde edene iki kat, çalışıp da elde edemeyene bir kat sevap verir.”

Vasile radıyallahu anh. Taberanî.



10. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Bir kimsenin ilim talep etmesi geçmişteki günahlarına kefaret olur.”

Sahbere radıyallahu anh. Tirmizî.



11. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“İlim tahsili için yola çıkan kimse dönünceye kadar Allah yolundadır.”

Enes radıyallahu anh. Tirmizî.



12. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Hikmet, müminin yitiğidir. Bu sebeple, onu nerede bulursa almaya herkesten fazla hak sahibidir.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Tirmizî.



13. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“İlim talibi olmak her Müslümana farzdır. İlmi, layık olmayana öğretmek, domuzun boynuna elmas, inci, altın gibi değerli ziynetler takmaya benzer.”

Enes radıyallahu anh. İbni Mâce.



14. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Kim bildiği bir ilmi, kendisine sorulunca gizlerse, Allah da onu ateşten bir gem ile gemler.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Tirmizî.



15. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“İlim üçtür. Bunlardan fazlası fazilettir. Muhkem ‘anlamı açık, net’ ayet; sahih ‘senetli, belgeli’ sünnet; âdil taksim ‘miras ilmi.’”

İbni Amr radıyallahu anh. Ebu Dâvud.



16. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem “Allah’tan faydalı ilim dileyin, faydasız ilimden Allah’a sığının.”

Cabir radıyallahu anh. İbni Mâce.



17. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: 

“Hafızasında Kurán’dan bir şey bulunmayan kimse harap ev gibidir.”

İbni Abbas radıyallahu anh. Tirmizî.




Talebe, Ders, Talim...


01. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“İnsanlara anlayacakları şeyleri anlatın. Allah ve Resulü’nü yalanlamalarını ister misiniz?”

Ali İbni Ebu Talib radıyallahu anh. Buharî.



02. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Bir cemaate akıllarının almadığı bir şeyi anlatma ki, bazıları için bulantı sebebi olmasın.”

İbni Mesûd radıyallahu anh. Müslim.



03. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Bilin ki, benden sonra, insanlar ilim talep etmek üzere size gelecekler. Onlara merhaba deyin, selam verin ve ilim öğretin!”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. İbni Mâce.



04. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

Medineli hanımlar ne iyi hanımlardır ki, utanma duyguları dini öğrenmelerine mâni olmuyordu.

Aişe radıyallahu anha. Müslim.



05. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Nefsimi kudret elinde tutan Zata yemin ederim ki, ya iyiyi emreder, kötüden menedersiniz ya da Allah size yakında hepinizi kapsayacak bir bela gönderir. O zaman yalvarır durursunuz ama duanız kabul edilmez.”

Huzeyfe radıyallahu anh. Tirmizî.



06. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

Bilgelere boş şey anlatma ki, sana kızmasınlar. Sefihlere ‘kıt akıllılara’ hikmeti anlatma ki, seni yalanlamasınlar. Layık olandan ilmi menetme ki, günaha girmeyesin. Layık olmayana ilim öğretme ki, sana kötü davranılmasın. İlminin senin üzerinde bir hakkı vardır, tıpkı malının senin üzerinde hakkı bulunduğu gibi.”

Kesîr radıyallahu anh. Darimî.



07. Sahabiler, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemden on ayet alıp ezberler, onu iyice sindirip de içindeki bilgileri ve hükümleri tatbik etmedikçe diğer on ayete geçmezlermiş.

Ebu Abdurrahman rahimehullah. Ahmed.



08. Abdullah İbni Mesûd radıyallahu anh, her perşembe günü insanlara konuşma yapardı.

Bir adam dedi ki: “Bize her gün konuşma yapmanı isterdim.”

Şu cevabı verdi: “Sizi usandırmak ve bıktırmaktan korkuyorum. Bezdirmemek için ara sıra konuşuyorum. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem böyle yapardı.”

Şakik radıyallahu anh. Buharî.



09. İbni Abbas radıyallahu anh bana dedi ki:

“İnsanlara haftada bir kere hadis anlat. Buna uymazsan iki kere olsun. Daha çok yapmak istersen üç olsun. Sakın halkı Kurán’dan usandırma! Halk kendi meselelerini konuşurken, sözlerini keserek bir şeyler anlatıp onları bıktırma. Konuşurlarken sus ve dinle. Konuş derlerse konuşursun. Dua ederken kafiyeli söz söylemekten kaçın! Ben, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ve onun güzide sahabileri devrinde yaşadım, onlar bunu yapmıyorlardı.”

İkrime rahimehullah. Buharî.



10. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“İnsanlara iyiliği öğretip de kendini unutan kişi, insanları aydınlatıp da kendini yakan mum gibidir.”

Cendel radıyallahu anh. Taberanî.



11. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

Şüphesiz, Allah birçok şeyleri emretmiştir, sakın onları zayi etmeyin! Birçok da sınırlar çizmiştir, sakın onları aşmayın! Birçok şeyleri de yasaklamıştır, sakın onlara yaklaşmayın! Birçok şeyleri de unutmaksızın bırakmıştır, sakın onları kurcalamayın!”

Sâlebe radıyallahu anh. Rezîn.



12. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Hakiki âlim, insanlara, Allah’ın rahmetinden ümit kestirmeyen, azabından emin kılmayan, Allah’ın haram kıldıklarına izin vermeyen kişidir. İçinde ilim bulunmayan ibadette hayır yoktur. İçinde kavrama bulunmayan ilimde hayır yoktur. İçinde düşünme olmayan okumada hayır yoktur.”

Ali İbni Ebu Talib radıyallahu anh. Darimî.



13. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Ümmetim yetmiş küsür fırkaya ayrılacaktır. Fesat bakımından en büyükleri, şahsi görüşleriyle meseleleri kıyaslayıp haramı helal, helali haram yapanlar olacaktır.”

Avf İbni Mâlik radıyallahu anh. Taberanî.



14. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Fetva soran herkese fetva veren kişi, mecnundur ‘çılgındır.’”

İbni Mesûd radıyallahu anh. Taberanî.



15. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Kıyamet günü bir adam getirilip ateşe atılır. Bağırsakları karnından dışarı fırlar. Derken, cehennemdekiler etrana toplanırlar. Ey filan! Sen bize dünyadayken iyiyi emredip kötüden menetmiyor muydun?’ derler. ‘Evet, size iyiyi emrederdim ama kendim yapmazdım, sizi kötüden menederdim ama kendim yapardım’ diye cevap verir.”

Üsame radıyallahu anh. Buharî.



16. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Şüphesiz ki Allah, ilmi insanların ellerinden çekip almaz, ancak âlimleri almakla alır. Âlim kalmayınca, insanlar cahil rehberler edinip meseleleri onlara sorarlar, onlar da fetva verir, hem kendileri saparlar hem de onları saptırırlar.”

İbni Amr radıyallahu anh. Buharî.




Tebliğ, İrşad, Mesuliyet, Tatbik...


01. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Mahşer günü, tanıdık olmayan bir adam, bir müminin yakasına yapışacak. Mümin ‘Benden ne istiyorsun?’ diye soracak. Adam, ‘Dünyada beni hatalı ve çirkin işler yaparken görürdün de menetmezdin’ diyecek.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Rezîn.



02. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Kim bir adamın Müslüman olmasına vesile olursa cennet de ona vacip olur.”

Ukbe radıyallahu anh. Taberanî.



03. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“İman yolunu gösterme gayretinle birinin hak yolu bulması, senin için kırmızı deve sürülerinden daha hayırlıdır.”

Sehl radıyallahu anh. Ebu Dâvud.



04. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Hayra ‘iyiliğe’ öncülük eden onu yapan gibidir.”

Enes radıyallahu anh Tirmizî.



05. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“İçinizden her kim kötü bir şey görürse, onu eliyle gidersin, buna gücü yetmezse diliyle önlesin, buna da gücü yetmezse kalbiyle ondan nefret etsin ki bu imanın en zayıfıdır.”

Ebu Said radıyallahu anh. Müslim.



06. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“İnsanlar, içlerinde günahlar işleyen adam bulunup da onu önleyebilecekken önlemezlerse, Allah onlara ölümlerinden önce, onun yüzünden mutlaka bir ceza verir.”

Cerir radıyallahu anh. Ebu Dâvud.



07. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Yeryüzünde suç işlenir de onu gören bundan hoşlanmazsa, görmeyen gibi olur. Onu görmeyen kimse ondan hoşnut olursa, oradaymış gibi olur.”

Aris radıyallahu anh. Ebu Dâvud.



08. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Zalim sultanın ‘yöneticinin, yetkilinin’ yanında hakkı ‘gerçeği, doğruyu’ söylemek en büyük cihaddır.”

Ebu Said radıyallahu anh. Ebu Dâvud.



09. Resulullah hutbe okuyordu. Kendimi kastederek “Dinini bilmeyen bir garip geldi, sorup öğrenmek istiyor” dedim.

Resulullah, bana baktıktan sonra hutbeyi keserek yanıma geldi. Bir tabure getirdiler, üzerine oturdu. Allah’ın kendisine bildirdiği bazı şeyleri bana öğretmeye başladı. Sonra yerine döndü ve konuşmasını tamamladı.

Ebu Rifaa radıyallahu anh. Müslim.



10. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Miraç gecesi, dudakları ateş makaslarıyla doğranan bazı insanların yanından geçtim. ‘Ey Cebrail! Bunlar kimlerdir?’ diye sordum. ‘Bunlar, ümmetinin söylediklerini yapmayan konuşmacılarıdır’ dedi.”

Üsame radıyallahu anh. Buharî.



11. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Kendiniz tam yapmasanız da hayrı tavsiye edin, kendiniz tamamen uzak durmasanız bile şerden sakındırın!”

Enes radıyallahu anh. Taberanî.



12. Veda Haccı’nda Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile bulundum. Allah’ı andı, hamdetti, öğüt verdi, sonra şöyle dedi:

“Bu kutsal gün hangi gündür?”

“En büyük hac günüdür!” dediler.

Bunun üzerine şöyle buyurdu:

“Sizin kanlarınız, mallarınız, ırz ve namuslarınız tıpkı bu gününüz, bu beldeniz ve bu ayınız gibi haramdır! Dikkat edin! Cinayet işleyen kendi aleyhine cinayet işlemiş olur.

Dikkat edin! Müslüman Müslümanın kardeşidir. Müslüman kardeşinin hiçbir şeyi, kendisi helal etmedikçe, diğer Müslümana helal olmaz.

Dikkat edin! İslam öncesindeki tüm faizler kaldırılmıştır. Verdiğiniz anaparalarınız sizindir. Haksızlık yapmayın, haksızlığa da uğramayın!

Dikkat edin! İslam’dan önce işlenen her türlü kan davası kaldırılmıştır...

Dikkat edin! Kadınlara iyi davranın! Onlar sizin yanınızda birer emanettirler...

Dikkat edin! Sizin kadınlarınız üzerinde haklarınız vardır, kadınlarınızın da sizin üzerinizde hakları vardır. 

Sizin, kadınlarınızın üzerinde bulunan hakkınız, yataklarınızı çiğnetmemeleri ve evinize girmesinden hoşlanmadığınız kimselere izin vermemeleridir.

Onların sizin üzerinizdeki hakları, giyimlerinde ve yemeklerinde onlara son derece iyi davranmanızdır...

Dikkat edin! Burada bulunanlar bulunmayanlara bildirsinler, umulur ki, kendilerine bildirilenler daha kavrayıcı olurlar.”

Amr radıyallahu anh. Buharî.



13. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Ahirete yönelik işlerden başka hiçbir konuda aceleci olmamak gerekir.”

Saad radıyallahu anh. Ebu Dâvud.




Nasihat, İkaz, Tedbir, Hikmet...


01. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Kimseye hakaret etme! Yapılan iyiliği asla küçümseme! Kardeşinle konuşurken daima güler yüzlü ol! Bu bile ihsandır. Biri sendeki kusuru bilerek sana hakaret eder veya seni ayıplarsa, sen onda bildiğin bir kusurdan dolayı onu ayıplama ki onun vebali kendi üzerine olsun.”

Cabir radıyallahu anh. Tirmizî.



02. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Kim korkarsa akşam karanlığında yol alır. Kim gece yol alırsa hedefine varır. Dikkat edin! Allah’ın mülkü pahalıdır. Dikkat edin! Allah’ın mülkü, cennettir.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Tirmizî.



03. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“İleride fitneler olacak. O fitnelerde kişi mümin olarak sabahlar, kâfir olarak akşamlar. Allah kimleri ilimle ihya etmişse onlar bu tehlikelerden kurtulurlar.”

Ebu Ümame radıyallahu anh. İbni Mâce.



04. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem dedi ki:

“Allah Teala buyuruyor: Ey insan! Kendini Benim ibadetime ver ki kalbini zenginlikle doldurayım, fakirliğinin önünü alayım. Bunu yapmazsan, ellerini devamlı meşguliyetle doldururum da bir türlü fakirliğini gidermem.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Tirmizî.



05. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Başınıza şu yedi şey gelmeden önce güzel işler yapmakta acele ediniz: Unutturucu fakirlik, azdırıcı zenginlik, çürütücü hastalık, aklı gideren yaşlılık, aniden gelen ölüm, beklenenlerin en kötüsü deccal ve hepsinden daha şiddetli ve acı olan kıyamet.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Tirmizî.



06. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Rabbim bana şu dokuz şeyi emretti: Gizli ve açık hâllerde Allah’tan korkmamı, hoşnutlukta ve gazap hâlinde doğruyu söylememi, fakirlikte ve zenginlikte dengeli davranmamı, benden ilgisini keseni ziyaret etmemi, bana vermeyene vermemi, bana haksızlık edeni bağışlamamı, susmamın bütünüyle düşünce, konuşmamın zikir, bakışımın ibret olmasını ve iyiyi emretmeyi.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Rezîn.



07. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Nerede olursan ol Allah’tan kork! Kötülüğün ardından onu silecek bir iyilik yap! İnsanlara güzel ahlaka uygun davran!”

Ebu Zer radıyallahu anh. Tirmizî.



08. Ben, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin terkisindeydim. Bana şu öğüdü verdi:

“Yavrum! Allah’a karşı edebini koru ki Allah da seni korusun! Allah’ın haklarını gözet ki Allah da seni gözetsin. Bollukta Allah’ı tanı ki darlıkta da o seni tanısın. Her ne istersen Allah’tan iste. Yardım dileyeceksen Allah’tan dile. Çünkü Allah yazmamışsa, sana faydalı olmak için kulların hepsi bir araya gelseler, buna güçleri yetmez. Allah yazmamışsa, sana bir zarar vermek üzere hepsi bir araya gelseler, buna da güçleri yetmez. Kalemlerin mürekkebi kurudu ve sayfalar dürüldü. Sen, yakînen iman ederek ve razı olarak Allah için çalışmaya güç yetirebilirsen çalış. Buna güç yetiremezsen bil ki, hoşuna gitmeyen bir mesele için sabırlı davranmakta nice hayırlar vardır. Allah’ın yardımı sabırla gelir. Kurtuluş da sıkıntıyla gelir. Zorlukta da kolaylık vardır. Bir zorluk iki kolaylığı asla alt edemez.”

İbni Abbas radıyallahu anh. Tirmizî.



09. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Kişi, sakıncalı olan şeyden korkarak, sakıncasız olanı da terk etmedikçe hakiki takvaya eremez.”

Atiyye radıyallahu anha. Tirmizî.



10. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Hayat yolunda ayağı tökezlemeyen kâmil ‘olgun, ergin’ olamaz. Deneyimi olmayan da hakîm ‘bilge’ olamaz.”

Ebu Said radıyallahu anh. Tirmizî.



11. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Akıllı kişi, nefsini hesaba çekip ölümden sonrası için çalışandır. Âciz kişi ise, kendini boş istek ve heveslerine uydurup Allah’tan dileyip bekleyendir.”

Şeddad radıyallahu anh. Tirmizî.



12. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Benim nazarımda en ziyade gıpta edilmeye değer kimse, hâli hafif, namazı fazla, insanlar içinde gizli kalmış ve kendisine iltifat edilmemiş mümindir. Onun rızkı kâfi miktardadır, buna sabretmiştir, ölümü çabuk gelmiştir, mirası az bırakmıştır, kendisi için matem tutan kadın da az olmuştur.”

Ebu Ümame radıyallahu anh. İbni Mâce.



13. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Dünyaya meyletmeyen ve az konuşan birini görürseniz ona yaklaşın. Zira ona hikmet ilham olunur, o da hikmetli konuşur.”

Ebu Hallad radıyallahu anh. Tirmizî.



14. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: 

“Mümin, iyi niyetli olduğu için aldanır. Fasık, kötü niyetli olduğu için aldatır.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Tirmizî.



15. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Mümin, aynı delikten iki kez sokulmaz, ısırılmaz!”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Buharî.



16. Bir seferde Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemle birlikte yürüyorduk.

“Ey Allah Resulü! Beni cehennemden uzaklaştırıp cennete sokacak amel nedir?” dedim.

“Önemli bir soru sordun. Bu, Allah’ın kolaylık nasip ettiği kimseye kolay gelir. Allah’a ibadet eder, ona hiçbir şeyi ortak koşmazsın, namaz kılarsın, zekât verirsin, Ramazan orucunu tutarsın, hac yaparsın!” buyurdu.

Sonra “Sana hayır kapılarını göstereyim mi?” diye sordu.

“Evet, ey Allah Resulü” dedim.

“Oruç perdedir. Sadaka hataları yok eder, tıpkı suyun ateşi yok etmesi gibi. Kişinin geceleyin kıldığı namaz salihlerin nişanıdır” buyurup şu ayeti okudu:

“Geceleri yataklarından kalkar, korkarak ve umarak Rablerine yalvarırlar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.”

Sonra “Bu işin başını, direğini ve zirvesini sana haber vereyim mi?” diye sordu.

“Evet, ey Allah Resulü!” dedim.

“Dinle öyleyse. Bu dinin başı İslam, direği namaz, zirvesi cihattır!”

En sonunda “Sana bütün bunların temelini bildireyim mi?” dedi.

“Evet, ey Allah Resulü!” dedim.

Dilini göstererek “Şuna sahip ol!” buyurdu.

Ben “Ey Allah Resulü! Biz konuştuklarımızdan sorumlu mu olacağız?” dedim.

“Anasız kalasıca Muaz! İnsanları yüzüstü ateşe atan dilleriyle kazandıklarından başka nedir ki!” dedi.

Muaz İbni Cebel radıyallahu anh. Tirmizî.



11. Aişe radıyallahu anhaya “Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem herhangi bir güne ayrı bir önem verir miydi?” diye sordum.

“Resulullah’ın ameli hafif ve devamlı yağan yağmur gibiydi. Hanginiz onun dayandığı şeye dayanabilir ki!” diye cevap verdi.

İbni Mesûd radıyallahu anh. Buharî.




Ahlak, Merhamet, Muhabbet, Şefkat...


01. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Ben, güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Mâlik.



02. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Müminlerin iman bakımından en olgunu, ahlak bakımından en ileri olanıdır. En hayırlınız da ailesine en iyi davranandır.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Tirmizî.



03. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Kıyamet günü müminin terazisinde güzel ahlaktan daha ağır bir şey yoktur. Allah, çirkin konuşan ve ne konuştuğunu bilmeyenleri sevmez.”

Ebu Derda radıyallahu anh. Tirmizî.



04. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“İçinizden en çok sevdiklerim ve kıyamet gününde mevki bakımından bana en yakınlarınız, ahlakı en güzel olanlarınızdır. En sevmediklerim ve kıyamet gününde benden en uzak olanlarınız ise, gevezeler, lafazanlar, yüksekten atanlar ve büyüklük taslayanlardır.”

Cabir radıyallahu anh. Tirmizî.



05. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem insanların en güzel ahlaklısı idi. Kendisine tam on sene hizmet ettim. Bir kerecik olsun “Öf!” bile demedi. Yaptığım bir şey için “Niye böyle yaptın!” yapmadığım bir iş için de “Neden yapmadın!” dememiştir.

Enes radıyallahu anh. Buharî.



06. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, gönül bakımından insanların en cömerdiydi. İnsanların en doğru ve sağlam sözlüsüydü. Ahlaken en yüce ve en görgülü olanıydı. Onu ilk kez gören korkuya kapılır, fakat yakından tanıyınca mutlaka severdi. Ondan bahseden kişi “Ne ondan önce ne de sonra onun gibisini görmedim” derdi.

Ali İbni Ebu Talib radıyallahu anh. Tirmizî.



07. Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme iyilik ve günah konusunu sordum. “İyilik, güzel ahlaktan ibarettir. Günah ise, içini huzursuz eden ve başkasının bilmesinden çekindiğin şeydir” buyurdu.

Nevvas radıyallahu anh. Müslim.



08. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Su buzu nasıl eritirse güzel ahlak da günahları öyle eritir. Sirke balı nasıl bozarsa kötü ahlak da ameli öyle bozar.”

İbni Abbas radıyallahu anh. Taberanî.



09. Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme “Müminlerin en faziletlisi hangisidir?” diye sordular.

“Ahlak bakımından en güzel olan cevabını verdi.

“En akıllısı hangisi?” diye sordular.

“Ölümü en çok hatırlayan ve o kendisine gelmeden ona hazırlanan” buyurdu.

Enes radıyallahu anh. İbni Mâce.



10. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Allah, merhametli olanlara rahmet eder. Siz yerdekilere merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsinler. Rahm ‘akrabalık ilgisi, bağı’ Rahman’dandır. Kim onu gözetirse Allah da onu gözetir. Kim bu ilgiyi keserse Allah da ondan ilgisini keser.”

İbni Amr radıyallahu anh. Tirmizî.



11. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Allah, mahlûkatı yaratınca, arş üstünde bulunan kitabına “Rahmetim gazabımı ‘merhametim öfkemi’ geçmiştir” diye yazdı.

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Buharî.



12. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Allah’ın yüz rahmeti vardır. Bunlardan sadece bir tanesini yeryüzüne indirmiştir ki, cinler, insanlar, hayvanlar ve zararlı sürüngenler aralarında onun sayesinde birbirlerine acıyıp merhamet ederler. Yabani hayvanlar da yine onunla yavrularına şefkat gösterirler. Geride kalan doksan dokuz rahmetini kıyamet gününe ertelemiştir ki, ahirette kullarına onunla muamele edecektir.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Buharî.



13. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Medineli Müslümanlardan birinin bahçesine girmişti. Orada bir deve vardı.

Deve, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemi görünce inledi ve gözlerinden yaşlar aktı.

Resulullah deveye yaklaştı, onun gözyaşlarını sildi. Hayvan sakinleşti.

“Bu devenin sahibi kim?” diye sordu.

Medineli bir genç “Benimdir ey Allah Resulü!” dedi.

Resulullah onu payladı. “Allah bu deveyi senin emrine vermiş, onun hakkında Allah’tan korkmuyor musun? Bak, bana şikâyette bulunuyor. Sen bunu hem aç bırakıyor hem de fazla çalıştırarak yoruyormuşsun!” dedi.

Abdullah İbni Cafer radıyallahu anh. Ebu Dâvud.



14. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Bir kadın kedi yüzünden cehenneme girdi. Kediyi eve hapsetmiş, yiyecek bir şey vermemiş, üstelik gidip yiyecek araması için onu serbest de bırakmamıştı.”

İbni Ömer radıyallahu anh. Buharî.



15. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Amellerin en üstünü, Allah için muhabbet etmek ve Allah için adavet etmektir.”

Ebu Zer radıyallahu anh. Ebu Dâvud.



16. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem “Allah’ın kulları arasında bir kısım insanlar vardır ki, onlar ne peygamber ne de şehittirler. Mahşer günü Allah katındaki makamlarının yüceliği sebebiyle peygamberler ve şehitler bile onlara gıpta ederler” diye buyurmuştu.

“Ey Allah Resulü! Onlar kimlerdir?” dediler.

Buyurdu ki: “Onlar, aralarında kan bağı ya da mal bağışı olmadığı hâlde, birbirlerini Allah için sevenlerdir. Vallahi, onların yüzleri nurdur. Onlar bir nur üzeredirler. İnsanlar korkarken onlar korkmazlar. İnsanlar üzülürken onlar üzülmezler.”

Sonra şu ayeti okudu: “Dikkat edin! Allah dostu kimselere ne korku vardır ne de üzüntü!”

Ömer İbni Hattab radıyallahu anh. Ebu Dâvud.



17. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem dedi ki:

“Allah Teala buyurdu: Benim rızam için birbirlerini seven, birbirlerini ziyaret eden ve birbirlerine ikramda bulunanlara muhabbetim vacip olmuştur.”

Ebu İdris radıyallahu anh. Mâlik.



18. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Kişi, Müslüman kardeşini severse, onu sevdiğini kendisine bildirsin.”

Mikdam radıyallahu anh. Ebu Dâvud.



19. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin yanında bir adam vardı. O sırada oradan birisi geçti.

Resulullah’ın yanındaki adam “Ben şu adamı seviyorum” dedi.

Resulullah “Bunu kendisine söyledin mi?” diye sordu.

Adam “Hayır!” dedi.

“Bunu ona bildir!” buyurdu.

Adam, gidene yetişti “Seni Allah için seviyorum!” dedi.

Öbür adam da ona “Kendisi adına beni sevdiğin Allah da seni sevsin!” diye karşılık verdi.

Enes radıyallahu anh. Ebu Dâvud.



20. Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme “Kişi, bir cemaati sever de onların yaptıklarını yapamazsa durumu ne olur?” diye sordum.

“Ey Ebu Zer! Kişi sevdiğiyle beraberdir!” buyurdu.

Ebu Zer radıyallahu anh. Tirmizî.





Tevazu, Hayâ, Rıfk, Hilm...


01. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Beni, Allah’ın bana verdiği mevkiden daha yukarı çıkarmanızı istemiyorum. Ben, Abdullah oğlu Muhammed’im. Allah’ın kulu ve Resulü’yüm.”

Enes radıyallahu anh. Rezîn.



02. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemi dinledim, diyordu ki: “Hakkımda, Hıristiyanların İsa İbni Meryem hakkında yaptıkları gibi aşırı övgülerde bulunmayın. Ben bir kulum. Benim için ‘Allah’ın kulu ve Resulü’ deyin.”

Ömer İbni Hattab radıyallahu anh. Buharî.



03. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Ameller perşembe ve pazartesi günleri sunulur. Allah, şirke düşen hariç, kullarının günahlarını affeder, fakat kardeşiyle arasında düşmanlık olanı affetmez. ‘Bu ikisini barışıncaya kadar terk edin!’ buyurur.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Müslim.



04. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Dostuna ölçülü muhabbet et, n gelir hasmın olabilir. Hasmına ölçülü husumet et, n gelir dostun olabilir.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Tirmizî.



05. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Hayâ imandandır, iman ise cennettedir. Hayâsızlık cefadandır, cefa ise cehennemdedir.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Tirmizî.



06. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Hayâ ve gerekeni konuşmak imanın, müstehcen ve lüzumsuz konuşmak ise münafıklığın kısımlarındandır.”

Ebu Ümame radıyallahu anh. Tirmizî.



07. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Geçmiş peygamberlerin sonraki insanlara ulaşan sözlerinden birisi de ‘Utanmadıktan sonra ne istersen yap!’ sözüdür.”

Ebu Mesud radıyallahu anh. Buharî.



08. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, örtüsü içindeki bakire kızdan daha fazla hayâ sahibiydi. Bir şey görür de hoşlanmazsa bunu yüzünden anlardık.

Ebu Said radıyallahu anh. Buharî.



09. Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme “En faziletli insan kimdir? diye sorulmuştu.

“Kalbi mahmum, dili doğru olan buyurdu.

“Doğru sözlülüğün ne demek olduğunu biliyoruz. Kalbin mahmum olması ne demektir?” dediler.

“Allah korkusuyla dolu ve tertemiz olmasıdır. Bu kalbin içinde günah yoktur, zulüm yoktur, kin yoktur, haset yoktur” buyurdu.

İbni Amr radıyallahu anh. İbni Mâce.



10. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Kendisinin ateşe, ateşin de kendisine haram kılındığı birini size bildireyim mi? İnsanlara yakınlık, kolaylık ve yumuşaklık gösteren kimseye ateş haram kılınmıştır.”

İbni Mesûd radıyallahu anh. Tirmizî.



11. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Rıfk ‘yumuşak davranış’ bulunduğu şeyi süsler, bulunmadığı şeyi ise çirkinleştirir.”

Aişe radıyallahu anha. Müslim.



12. Aklı noksan bir kadın vardı. Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme “Benim sana söylemem gereken bir ihtiyacım var” dedi.

“Peki, sen hangi yolu seçersen yle, oradan gidelim de ihtiyacını göreyim” diye cevap verdi. 

Birlikte gittiler. Kadın ona ihtiyacını söyledi.

Enes radıyallahu anh. Müslim.



13. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem “Size en hayırlınızı haber vereyim mi?” diye sordu. 

“Evet, ey Allah Resulü!” dediler.

“Onu görenlerin hatırına aziz ve celil olan Allah geliyorsa, işte o sizin en hayırlınızdır” buyurdu.

Esma Binti Yezid radıyallahu anha. İbni Mâce.




Suizan, Hüsnüzan, Gazap, Sabır...


01. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Zandan ‘kötü zandan’ uzak durun! Çünkü zan, sözün en yalanıdır. Başkalarının gizli konuştuklarını yaymayın! Birbirlerinizin ayıplarını araştırmayın! Gereksiz yere rekabete girmeyin! Birbirinizi kıskanmayın! Birbirinize kin tutmayın! Birbirinize sırt çevirmeyin! Ey Allah’ın kulları, Allah’ın size emrettiği gibi kardeş olun! Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona ne zulmeder ne de onu yüzüstü bırakır. Ona hakaret de etmez.”

 Sonra kalbini gösterdi: “Takva buradadır! Takva buradadır! Takva buradadır! Kişinin, Müslüman kardeşini hor görmesi kötülük bakımından kendisine yeter. Müslümanın kanı, malı, şerefi, her şeyi Müslümana haramdır. Allah, sizin bedenlerinize, biçimlerinize ve amellerinize bakmaz, ancak kalplerinize bakar.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Buharî.



02. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Sakın ha, sizden hiç kimse Allah hakkında hüsnüzan ‘güzel zan’ beslemeden son nefesini vermesin!”

Cabir radıyallahu anh. Müslim.



03. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem dedi ki:

“Allah celle celâlühu 'Ben, kulumun zannı üzereyim. Kulum beni nasıl zannediyorsa ona öyle davranırım’ diye buyurmuştur.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Buharî.



04. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Öfke şeytandandır. Şeytan ise ateşten yaratılmıştır. Ateşi söndüren de sudur. Onun için, biriniz öfkelenince hemen abdest alsın!”

Ebu Vail radıyallahu anh. Ebu Dâvud.



05. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Biriniz ayaktayken öfkelenirse hemen otursun. Öfkesi geçerse iyi, geçmezse derhal yatsın.”

Ebu Zer radıyallahu anh. Ebu Dâvud.



06. İki kişi Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin huzurunda tartışıyor, birbirlerine kötü sözler söylüyorlardı. Bir hayli kızgındılar.

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem “Ben bir söz biliyorum ki, onu söylerse öfkesi geçer. O söz ‘Euzübillahi mineş şeytanir racim’ cümlesidir” buyurdu.

Muaz İbni Cebel radıyallahu anh. Tirmizî.



07. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Allah nazarında kişinin yuttuğu en hayırlı yudum, Allah rızasını düşünerek öfkesini yutanların yudumudur.”

İbni Ömer radıyallahu anh. İbni Mâce.



08. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Öğretin, kolaylaştırın ve güçleştirmeyin! Biriniz kızdığı zaman, sussun!”

İbni Abbas radıyallahu anh. Ahmed.



09. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bize “Siz aranızda kimi pehlivan sayarsınız?” diye sordu.

“Kimseye yenilmeyeni” dedik.

“Hayır! Gerçek pehlivan öfkelendiği zaman kendine hâkim olabilen kimsedir!” buyurdu.

İbni Mesûd radıyallahu anh. Müslim



10. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemle birlikte yürüyorduk. Üzerinde bir hırka vardı.

Bir bedevi, bize yetişerek hırkasından tutup çekti. Resulullah’ın boynuna baktım, çekmenin şiddetiyle hırkanın izi çıkmıştı.

Bedevi “Ey Muhammed! Allah sana mal göndermiş, emret ondan bana da versinler!” dedi.

Resulullah hiç kızmadı, ona baktı ve gülümsedi. Sonra da bir ihsanda bulunulmasını emretti.

Enes radıyallahu anh. Buharî.



11. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem mescidde oturuyordu. Bir bedevi geldi, iki rekat namaz kıldı, sonra da “Allahım! Bana ve Muhammed’e rahmet et. Bizden başka kimseye rahmet etme!” diye dua etti. 

Resulullah ona “Ey bedevi! Genişi dar ettin!” dedi.

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Buharî.




Müflis, Medih, Kibir, Haset, Teenni...


01. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem “İçinizde kimi müflis sayarsınız?” diye sordu.

“Malı kalmayan kimseyi” dediler.

“Hayır, asıl müflis, ona sövmüş, buna zulmetmiş, berikinin malını almış olarak kıyamet gününe gelen kimsedir. Orada ne dinar vardır ne de dirhem. Sevapları alınıp o kimselere verilir. Yetmez, bu defa onların günahları sırtına yüklenir. İşte müflis odur.”

İbni Mesûd radıyallahu anh. Rezîn.



02. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Sizin en hayırlınız, hayrı umulan ve şerrinden korkulmayan kimsedir. En şerliniz de, kendisinden hayır umulmayan ve şerrinden korkulan kimsedir.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Tirmizî.



03. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“İnsanlar, ya cehennem kömüründen başka bir şey olmayan ölmüş atalarıyla övünmekten vazgeçerler yahut da Allah katında pislik yuvarlayan böcekten daha adi bir duruma düşerler. Allah, sizin cahiliye kibrinizi temizledi. Kişi artık ya takvalı bir mümindir ya da bahtı kara bir günahkâr. Unutmayın, hepiniz Âdem evladısınız. Âdem ise topraktan yaratılmıştır!”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Tirmizî.



04. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem “Kalbinde zerre kadar kibir ‘büyüklenme’ bulunan kimse cennete giremez” buyurmuştu.

Bunu işiten bir adam “Kişi, elbisesinin ve ayakkabısının güzel olmasını ister, bu da kibir midir?” dedi.

Resulullah “Allah güzeldir, güzelliği sever. Kibir, Hakkı inkâr etmek ve insanlara üstten bakmaktır” diye karşılık verdi.

İbni Mesûd radıyallahu anh. Müslim.



05. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Bir kimsenin ‘İnsanlar bozuldu!’ dediğini duyarsanız bilin ki, kendisi herkesten ziyade bozulan kişidir.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Müslim.



06. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şu sözü üç kere tekrar etti: “Üç kişi vardır ki, kıyamet gününde Allah onlara ne söz söyler, ne nazar eder, ne de onları günahlarından arındırır. Kendileri için acılı bir azap vardır. Bunlar, kibrini gösterecek biçimde giyinen, yaptığı iyiliği başa kakan, malını yalan yeminlerle öven kimselerdir.”

Ebu Zer radıyallahu anh. Müslim.



07. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Hasetten şiddetle kaçının, çünkü haset, ateşin odunu yiyip bitirdiği gibi sevapları yer bitirir.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Ebu Dâvud.



08. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Size, sizden önceki milletlerin hastalığı olan haset ve kin bulaşmış. Bunlar kazıyıcıdır. Lakin saç kazımayı kastetmiyorum, onlar din kazıyıcısıdır. Nefsim elinde olan Zata yemin ederim ki, iman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş sayılmazsınız. Birbirinizi sevmenizi sağlayacak bir şeyi size göstereyim mi? Aranızda selamı yaygınlaştırın!”

Zübeyr radıyallahu anh. Tirmizî.



09. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Kıyamet günü gelince, Allah öncekileri ve sonrakileri bir araya toplar. Her vefasız için onu tanıtan bir bayrak dikilir. ‘Bu falanın vefasızlık bayrağıdır’ denilir.”

İbni Ömer radıyallahu anh. Buharî.



10. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Bir adam bir adama sır söylerse, bu ona emanettir, kimseye söyleyemez.”

Cabir radıyallahu anh. Ebu Dâvud.



11. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Teenni ‘düşünerek hareket etmek’ Allah’tan, acele şeytandandır.”

Sehl radıyallahu anh. Tirmizî.




Kanaat, İktisat, Gayret...


01. Biz altı kişi Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemle birlikte oturuyorduk. Müşrikler “Şunları yanından kov! Bizimle sohbete cüret etmesinler dediler.

Bunun üzerine Resulullah’a şu ayet indi: “Rablerinin rızasını isteyerek sabah akşam yalvaranları sakın yanından kovma! Onların hesabından sana, senin hesabından da onlara bir sorumluluk yoktur. Onları kovarsan zalimlerden olursun!”

Saad radıyallahu anh. Müslim.



02. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Biriniz mal ve yaradılış bakımından kendinden üstün birini görürse, kendinden aşağı durumda olana baksın.”

Ebu Ümame radıyallahu anh. Buharî.



03. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Allah, şu iki haslete sahip olanların adlarını şükredenler ve sabredenler listesine yazar: Dini yaşamakta kendinden yukarıda olanlara bakıp onlara uyanlar ve dünya nimeti bakımından kendinden aşağıda olanlara bakıp elindeki nimetlerden dolayı şükredenler. Bu iki haslete sahip olmayıp da tersini yapanlar, şükredenler ve sabredenler arasında yer alamazlar.”

İbni Amr radıyallahu anh. Tirmizî.



04. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Müslüman olup, kendisine yetecek kadar rızık verilip, Allah’ın verdiklerine kanaat eden kimse gerçekten kurtuluşa ermiştir.”

İbni Amr radıyallahu anh. Müslim.



05. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Kıyamet günü, zengin fakir herkes ‘Keşke dünyadaki rızkım kifayet derecesinde olsaydı!’ diye hayıflanacaktır.”

Enes radıyallahu anh. İbni Mâce.



06. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Kimin, kendisi güvende, bedeni sıhhatli ve günlük gıdası da yanındaysa, sanki dünyalar onun olmuştur.”

İbni Mihsan radıyallahu anh. Tirmizî.



07. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“İktisada uygun ‘tutumlu davranan kişi asla fakir olmaz.”

İbni Abbas radıyallahu anh. Taberanî.



08. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Ey Ebu Hüreyre! Şüphelilerden uzak dur ki kullukta en ileri olasın! Kanaatkâr ol ki insanların en çok şükredeni olasın. Nefsin için sevdiğini insanlar için de sev ki hakiki mümin olasın. Sana komşu olanlara iyi komşuluk et ki olgun Müslüman olasın. Bir de, gülmekte aşırı gitme, çünkü çok gülmek kalbi öldürür.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. İbni Mâce.



09. Bir adam, Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme uğradı. Resulullah, yanında bulunan bir zata “Şu gelen kimse hakkında ne düşünüyorsun?” diye sordu.

Adam “Halkın ileri gelenlerindendir. Vallahi, bir kız istese hemen verilir, birisi lehine aracılık etse yerine getirilir” dedi.

Resulullah sustu. Derken az sonra bir adam daha uğradı. Resulullah, yanındakine “Peki, bu adam hakkında ne düşünüyorsun?” dedi.

O da “Müslümanların fakirlerindendir. Vallahi bir kız istese vermezler, birine aracılık etse sözü dinlenilmez” dedi.

Bunun üzerine Resulullah “Bu adam, öbürü gibilerin yeryüzü dolusu kadarından daha hayırlıdır!” buyurdu.

Birinci adam kâfir, ikinci adam mümindi.

Sehl İbni Saad radıyallahu anh. Buharî.



10. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Kim kendisine gelen bir fakirliği hemen halka bildirirse, onun fakirliğinin önüne geçilmez. Kime de fakirlik gelir, o da bunu Allah’a açarsa, Allah ona er ya da geç rızık vererek yardım eder.”

İbni Mesûd radıyallahu anh. Tirmizî.



11. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Allah, sayesinden başka sayenin bulunmadığı kıyamet gününde, yedi sınıf insanı kendi sayesi altına alır: Âdil yönetici. Allah’a ibadet ederek büyüyüp yetişen genç. Dönünceye kadar kalbi mescide bağlı olan kişi. Buluştuklarında da, ayrıldıklarında da Allah için birbirlerini seven iki kişi. Cazip bir kadın tarafından davet edildiğinde ‘Ben âlemlerin Rabbi Allah’tan korkarım’ diyen iffetli kişi. Sağ elinin verdiğini sol eli bilemeyecek derecede yardımını gizli yapan insan. Issız yerde Allah’ı anıp da gözleri dolu dolu olan kişi.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Buharî.



12. Muhacirlerin fakirlerinden bir grupla birlikte oturmuştum. Bunlardan bir kısmı bir kısmının arkasına oturarak çıplaklıktan korunuyordu. Bir okuyucu da bize Kurán okuyordu. Derken, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem geldi, yanımızda durdu. Kurán okuyan okumayı bıraktı. Resulullah, selam verdikten sonra “Ne yapıyorsunuz?” diye sordu.

“Ey Allah Resulü! O Kurán okuyor, biz de dinliyoruz” dedik.

Bunun üzerine “Ümmetim arasında, kendileriyle birlikte sabretmem emredilen kimseleri yaratan Allah’ıma hamdolsun!” dedi. Sonra, kendisini bizimle eşitlemek üzere ortamıza oturdu. Eliyle işaret ederek halka oluşturmamızı istedi. Cemaat hemen etrafında halka oldu, yüzlerini ona döndürdüler. Resulullah şu müjdeyi verdi:

“Ey yoksul muhacirler! Size müjdeler olsun! Size kıyamet günündeki tam nuru müjdeliyorum. Sizler cennete zenginlerden yarım gün önce gireceksiniz. Bu yarım gün dünya günleriyle beş yüz yıl eder.”

Ebu Said radıyallahu anh. Tirmizî.



13. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Kıyamet günü fakirlerden dolayı zenginlerin vay hâline! Çünkü onlar ‘Ey Rabbimiz! Bu zenginler bize haksızlık ettiler. Bizim için onlara farz kıldığın hakkımızı vermediler’ diyecekler. Allah da ’İzzetim ve celalim hakkı için, sizi yaklaştıracağım, onları uzaklaştıracağım’ buyuracak.”

Enes radıyallahu anh. Taberanî.



14. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Gerçek fakir, bir iki lokma veya bir iki hurmayla baştan savulan değildir. Asıl fakir, ihtiyacını giderecek bir şey bulamayan, kendisine sadaka verilmesinin zarureti bilinmeyen ve kalkıp insanlardan da dilenmeyen kimsedir.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Buharî.




Hırs, Servet, Cimri, Cömert, Sıdk...


01. Resululullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“İnsanın mal ve makam tutkusunun dinine verdiği zarar, iki kurdun bir koyun sürüsüne verdiği zarardan daha fazladır.”

İbni Mâlik radıyallahu anh. Tirmizî.



02. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Kul ‘Malım! Malım!’ der durur, oysa malının ancak şu üç kısmı kendisinindir: Yiyip tükettiği, giyip eskittiği ve verip öbür dünyası için biriktirdiği. Bunun dışındakilere gelince, kendisi ölür ve malını insanlara bırakır.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Müslim.



03. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Cömert kişi Allah’a yakındır, insanlara yakındır, cennete yakındır, cehennemden uzaktır. Cimri kişi, Allah’tan uzaktır, insanlardan uzaktır, cennetten uzaktır, cehenneme yakındır. Allah katında, cömert bir cahil, cimri bir âbidden daha sevimlidir.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Tirmizî.



04. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“İnsanlarda bulunan huyların en kötüsü, tutkulu bir cimrilik ve şiddetli bir korkaklıktır.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Ebu Dâvud.



05. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Şeytanın develeri de olur, evleri de. Birinizin güzel develeri ‘binekleri’ olur, hiçbirine binmeye kıyamaz. Devesi olmayan yorgun bir kardeşine rastlar da onlardan birine bindirmez, işte bu şeytan devesidir. Şeytanın evlerine gelince, ipek ve benzeri kumaşlarla örtülüp süslenen şu kafeslerdir.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Ebu Dâvud.



06. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Zulümden kaçının! Çünkü zulüm, kıyamet günü karanlıklar hâline dönüşüp zulmedeni bürüyecektir. İhtirastan da kaçının, çünkü ihtiras sizden öncekileri helak etmiş, onları birbirlerinin kanlarını dökmeye, haramı helal saymaya sevketmiştir.”

Cabir radıyallahu anh. Müslim.



07. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Allah, zalim zengini, cahil ihtiyarı ve büyüklük taslayan fakiri sevmez.”

Ali radıyallahu anh. Bezzar.



08. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Hileci, cimri ve ettiği iyiliği başa kakan kimseler kesinlikle cennete giremezler.”

Ebu Bekir radıyallahu anh. Tirmizî.



09. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah’a şükretmiş olmaz.”

Ebu Said radıyallahu anh. Tirmizî.



10. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Doğruluk kişiyi iyiliğe götürür, iyilik de cennete götürür. Kişi, doğru söyler de hep doğruyu ararsa, Allah katında ‘doğru sözlü’ diye yazılır. Yalan da kişiyi sınırı aşmaya götürür. Sınırı aşmak da ateşe götürür. Kişi yalan söyler, hep yalanı ararsa, sonunda Allah katında ‘yalancı’ diye kaydedilir.”

İbni Mesûd radıyallahu anh. Buharî.



11. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Sana şüphe vereni bırak. Emin olduğun şeye ulaşana kadar git. Kalbin tatmin olması doğruluğun, şüphe etmesi yalanın alametidir.”

Hasan İbni Ali radıyallahu anh. Tirmizî.



12. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“İnsanın mutluluk sebeplerinden biri, Rabbinin hükmüne rıza göstermesidir. Mutsuzluk sebeplerinden biri, Rabbinden hayır ummayı terk etmesi, biri de Rabbinin hükmüne razı olmamasıdır.”

Saad radıyallahu anh. Tirmizî.



13. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem Kâbe’nin gölgesinde otururken yanına vardım.

Beni görünce “Kâbe’nin Rabbi hakkı için, onlar zarardadırlar!” dedi.

“Ey Allah Resulü, anam babam sana feda olsun, onlar kimlerdir?” diye sordum.

“Onlar servet sahibi zenginlerdir. Ancak bunların şöyle şöyle verenleri başka. Fakat bunu yapanlar da ne kadar az!” buyurdu.

Ebu Zer radıyallahu anh. Buharî.



14. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Dünya nimetlerine en çok sahip olanlar, ahirette en aşağı derecede olacaklar. Malını Allah rızası için infak edenler müstesna.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. İbni Mâce.




İsteme, Dilenme, Yardım...


01. Medineli bir adam gelip Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemden bir şeyler istemişti.

Resulullah “Evinde hiçbir şey yok mu?” diye sordu.

Adam “Bir kilimimiz var. Bir kısmıyla örtünüyor, bir kısmını da yaygı olarak yere seriyoruz! Bir de su içtiğimiz kabımız var” diye cevap verdi.

“Onları bana getir!” diye emretti. 

Adam gidip getirdi. Resulullah, eşyaları eline alıp “Şunları satın alacak kimse yok mu?” diye ilanat yaptı.

Bir adam “Ben bir dirheme satın alıyorum” dedi.

Resulullah “Bir dirhemden fazla veren yok mu?” diyerek açık artırma usulü satışı sürdürdü.

Orada bulunan bir adam “Ben onlara iki dirhem veriyorum” dedi.

Resulullah eşyaları ona sattı. İki dirhemi alıp eşya sahibine verdi “Bunun biriyle yiyecek al, ailene ver. Diğeriyle de bir balta al bana getir!” dedi.

Adam gitti, bir balta alıp getirdi. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, ona kendi eliyle bir sap geçirdi. Sonra “Git, odun kes, sat ve on beş gün bana gözükme!” buyurdu.

Adam aynen böyle yaptı, sonra yanına geldi. Bu esnada on dirhem kazanmış, bunun bir kısmıyla giyecek, bir kısmıyla da yiyecek almıştı.

Resulullah “Bak, bu senin için kıyamet günü alnında dilenme lekesiyle gelmenden daha hayırlıdır!” buyurdu. Sonra da “Dilenmek, sefil olmuş, fakra düşmüş ya da rüsvay edici borca batmış veya acı verici kana bulaşmış insanlar dışında kimseye caiz değildir” buyurdu.

Enes radıyallahu anh. Ebu Dâvud.



02. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem anlattı:

Eski kavimlerden birinde üç adam vardı. Biri abraş, biri kel, biri kör idi. Allah bunları sınamak istedi. Onlara insan suretinde bir melek gönderdi.

Melek önce abraşın ‘alatenlinin’ yanına geldi. “Seni en çok ne memnun eder?” dedi.

Adam “İnsanların benden tiksinmesine sebep olan hâlin gitmesi, yerine güzel bir ten ve rengin gelmesi” diye cevap verdi. Melek ona dokunur dokunmaz adamın rengi ve teni güzelleşti.

Melek bu kez “Hangi mala kavuşmaktan hoşlanırsın?” diye sordu.

“Deveye” dedi. Ona hemen on aylık hamile bir deve verildi. Melek “Allah bunları sana mübarek kılsın!” dedikten sonra gitti.

Sonra kel adamın yanına vardı. “En çok istediğin şey nedir?” dedi.

Adam “İnsanların benden tiksinmesine sebep olan şu hâlin gitmesini ve güzel bir saça sahip olmayı istiyorum” dedi. Melek ona dokunur dokunmaz adamın keli yok oldu ve kendisine güzel bir saç verildi. 

Melek “En çok hangi malı seversin?” diye sordu.

Adam “Sığırı” dedi. Ona hemen gebe bir inek verildi. Melek “Allah bu sığırı sana mübarek kılsın!” diye dua etti.

Sonra kör adamın yanına vardı. “En çok neyi seversin?” diye sordu.

Adam “Allah’ın bana gözümü vermesini ve insanları görmeyi!” dedi. Melek onu sıvazladı. Allah ona görme nimetini verdi.

Melek ona “En çok hangi malı seversin?” diye sordu.

Adam “Koyunu” dedi. Derhal doğurgan bir koyun verildi.

Gel zaman git zaman hayvanlar yavruladılar. Birinin bir vadi dolusu devesi, diğerinin bir vadi dolusu sığırı, öbürünün de bir vadi dolusu koyunu oldu.

Melek, abraşın yanına, onun eski hâli gibi abraş bir adam suretinde geldi. “Ben fakir bir kimseyim. Yola devam etme imkânım kalmadı. Şu anda Allah’tan ve senden başka yardım edecek kimse yok! Sana şu güzel rengi, şu güzel cildi ve malı veren Allah aşkına senden bir deve istiyorum! Verirsen yoluma devam edebilirim” dedi.

Adam “Haklar söz konusu!” dedi ve yardım etmedi.

Melek de “Seni tanıyor gibiyim! Sen abraş, herkesin tiksindiği fakir bir adam değil miydin? Allah sana lütfetmemiş miydi?” dedi.

Bu sual üzerine adam ona kızdı “Bu mallar bana atalarımdan kaldı!” dedi.

Melek de “Eğer yalan söylüyorsan Allah seni eski hâline çevirsin!” deyip gitti.

Ve önceden kel olan adamın yanına geldi. Buna da onun eski hâline benzer biçimde kel bir adam olarak göründü. Öbürüne söylediklerini söyleyerek yardım istedi. Bu da önceki gibi konuşarak yardım talebini reddetti. Melek buna da “Eğer yalancıysan Allah seni eski hâline çevirsin!” dedi.

Ve daha önce kör olan adamın yanına gitti. Buna da onun eski hâli gibi kör bir adam suretinde göründü.

“Ben fakir bir adamım, yolcuyum, yola devam etme imkânım kalmadı. Bana önce Allah, sonra senden başka yardım edecek kimse yok! Sana gözünü lütfeden Allah için bana bir koyun ver de yoluma gideyim!” dedi.

Kör adam “Ben de bir zamanlar kördüm. Allah bana göz verdi. Fakirdim, zengin etti. İstediğini al, istediğini bırak! Vallahi, bugün Allah adına her ne istersen veririm, sana zorluk çıkarmam!” dedi.

Melek de “Malın senin olsun. Sizler sınandınız. Senden memnun kalındı. Öbür iki arkadaşına gazap edildi” diye cevap verdi.

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Buharî.



03. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

Durumu zayıf kimseleri araştırın! Zira size zayıflarız yüzünden yardım ediliyor, rızık veriliyor.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Tirmizî.




Dünya, Ahiret, İstiğna...


01. Dünya dönmüş gidiyor, ahiret yönelmiş geliyor. Her birinin kendine has çocukları vardır. Siz ahiret çocukları olun, dünya çocukları olmayın! Bugün çalışma günüdür, hesap günü değil. Yarın hesap günüdür, çalışma günü değil.

Ali İbni Ebu Talib radıyallahu anh. Buharî.



02. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Allah’ı ananlar ile onları dost edinenler, âlimler ve ilim talep edenler hariç, dünya ve içindekiler melundur.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Tirmizî.



03. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Dünya ‘ahirete nispeten’ müminin zindanı, kâfirin cennetidir.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Müslim.



04. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Dünya sevgisi her hatanın başıdır. Bir şeyi sevmen seni kör yapar, sağır eder.”

Enes radıyallahu anh. Rezîn.



05. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemi ziyarete gitmiştim. Bir hasır üzerinde uyuyordu. Hasır, bedeninin görünen yerlerinde izler bırakmıştı.

“Ey Allah Resulü, sana bir minder temin etsek de hasırın üstüne sersek, onun sertliğine karşı sizi korusa” dedim.

“Ben dünyayı neyleyeyim! Benim dünya ile alakam, bir ağacın altında oturup dinlendikten sonra orayı terk eden bir atlı misalidir” dedi.

İbni Mesûd radıyalllahu anh. Tirmizî.



06. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Allah bir kulu sevdi mi, onu dünyadan korur, tıpkı birinizin hastasına suyu yasaklaması gibi.”

Ebu Katade radıyallahu anh. Tirmizî.



07. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Allah, bütün düşüncesi ahiret olan kimsenin kalbini zengin kılar. Onu derler, toparlar ve dünya ona gelip boyun eğer.

Bütün kaygısı dünya olan kimsenin gözlerinin arasına fakirlik yerleştirir, işlerini tarumar eder. Dünyadan da ona, sadece kendisi için takdir edilen şey gelir.”

Enes radıyallahu anh. Tirmizî.



08. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Kim dünyada debdebeli bir hayat yaşarsa, ahirette arzu ve isteklerine perde çekilir.

Kim gözünü zenginlerin ziynetine dikerse, göklerin yüce katında aşağılanır.

Kim kendisine verilen az rızka karşı güzel bir sabır ve metanet gösterirse, Allah onu Firdevs cennetinde dilediği yere yerleştirir.”

Bera radıyallahu anh. Taberanî.



09. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem omzumdan tuttu, bana “Şu dünyada bir garib ya da bir yolcu gibi ol!” dedi.

İbni Ömer radıyallahu anh. Buharî.



10. “Ey Allah Resulü! Kurtuluşumuz nasıl olacak?” diye sordum.

“Dilini tut! Evin sana dar gelmesin! Günahlarına ağla!” buyurdu.

Ukbe İbni Amir radıyallahu anh. Tirmizî.



11. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Allah, altmış sene ömür verdiği kişiden her türlü mazeret ve bahaneyi kaldırmıştır.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Buharî.



12. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Kişi vardır, uzun süre cennetliklerin amelini yapar, sonra ameli cehennemliklerin ameliyle son bulur. Kişi de vardır, uzun süre cehennemliklerin ameliyle amel eder de sonunda cennetliklerin amelini işler.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Müslim.



13. Bir adam “Ey Allah Resulü! Bana öyle bir amel gösterin ki, ben onu yapınca beni hem Allah sevsin hem de insanlar sevsinler” dedi.

Resulullah “Dünyaya rağbet etme ki Allah seni sevsin. İnsanların ellerindekine göz dikme ki onlar da seni sevsin” buyurdu.

Sehl İbni Saad radıyallahu anh. İbni Mâce.




İhtiras, Zühd, Vera...


01. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“İnsan yaşlanır, fakat ondaki mal tutkusu ve yaşama arzusu genç kalır.”

Enes radıyallahu anh. Buharî.



02. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“İnsanın iki vadi dolusu altını olsa, üçüncüsünü de ister. Onun batnını ancak toprak doldurur. Bununla beraber, Allah tevbe edenin tevbesini kabul eder.”

Enes radıyallahu anh. Buharî.



03. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Dünyada zahidlik helal olan şeyi kendine haram kılmak ve mal zayi etmekle olmaz. Zahidlik, Allah katında olana, kendi elindekinden daha çok güvenmek, bir bela ile karşılaştığı zaman, ondan elde edeceğin sevap nedeniyle, o belanın kalmasını daha çok istemendir.”

Ebu Zer radıyallahu anh. Tirmizî.



04. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bana şöyle buyurdu:

“Ey Aişe! Benimle mutlu olmak istiyorsan, bir yolcunun azığı kadar dünya nimeti sana yetmeli. Sakın, sohbet arkadaşların zenginler olmasın! Yama vurmadığın sürece bir elbiseyi eskimiş sayma.”

Aişe radıyallahu anha. Tirmizî.



05. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Kırda yaşayan darlık bulur. Av peşinde koşan gafil olur. Sultanın kapısına gelen fitneye tutulur.”

İbni Abbas radıyallahu anh. Tirmizî.



06. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem “Hüzünlü olmalısınız, çünkü hüzün kalbin anahtarıdır” buyurmuştu.

“Hüzün nasıl olur?” dediler.

Şu cevabı verdi: “Kendinizi açlığa alıştırın ve susuz kalmayı öğrenin!”

İbni Abbas radıyallahu anh. Taberanî.



07. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem “Kim insanlardan hiçbir şey istememeye z verirse ben de ona cennetin sözünü veririm” demişti.

“Ben söz veririm” dedim ve sözümü tuttum, o günden sonra kimseden bir şey istemedim.

Sevban radıyallahu anh. Ebu Dâvud.



08. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ve ailesi üst üste pek çok geceleri geçirir ve akşam yemeği bulamazlardı. Ekmekleri çoğunlukla arpa ekmeği idi.

İbni Abbas radıyallahu anh. Tirmizî.



09. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin, bütün gün açlıktan kıvranıp da, karnını doyuracak adi bir hurmayı bile bulamadığını görmüşümdür.

Ömer İbni Hattab radıyallahu anh. Müslim.



10. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Ben, sizin görmediklerinizi görür, duyamadıklarınızı duyarım. Nitekim gök gürledi. Onun gürlemesi hakkıdır. İçinde dört parmaklık boş bir yer bile yoktur ki, orada melekler, Allah için alnını yere koyup secde etmesinler. Vallahi, siz benim bildiklerimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız. Yatakta kadından lezzet duymazdınız. Çöllere çıkıp haykıra haykıra Allah’a yalvarırdınız. Kesilen bir ağaç olmayı ne çok isterdim!”

Ebu Zer radıyallahu anh. Tirmizî.



11. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem minbere, biz de onun etrafına oturmuştuk. “Benden sonra size dünya nimetlerinin ve zinetlerinin açılmasından ve onlara gönlünüzü kaptırmanızdan korkuyorum” buyurdu.

Ebu Said el-Hudri radıyallahu anh. Buharî.



12. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bizimle birlikte yürüyordu. Öbür binalar arasında sipsivri duran bir bina gördü. “Bu da ne?” dedi.

“Ensardan falancanın kubbesi” denildi.

Resulullah sustu, fakat biz onun kubbeden hoşlanmadığını hissettik.

Bir süre sonra binanın sahibi geldi, selam verdi. Resulullah’a yüzünü çevirdi, selamını almadı. Bina sahibi tekrar selam verdi, Resulullah yine selamını almadı. Adam, Resulullah’ın bir sebepten dolayı kendisine kızgın olduğunu anladı.

Durumu arkadaşlarına açarak “Vallahi, Resulullah’ın bakışını iyi bulmuyorum. Hakkımda ne olup bitti, bilemiyorum da” dedi.

Ona durumu anlattılar. Adam hemen gitti, kubbesini yıkıp yerle bir etti.

Resulullah bir başka gün yine gezintiye çıktı. Kubbeyi göremeyince “Ne oldu?” diye sordu.

Kubbe sahibiyle ilgili bilgi verildi. Bunun üzerine “Bilin ki, zaruri olmayan her bina sahibine vebal getirir!” buyurdu.

Enes radıyallahu anh. Ebu Dâvud.



13. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bize ikindi namazını kıldırdıktan sonra bir konuşma yaptı. Kıyamete kadar olacak her şeyi anlattı. Bunu belleyen belledi, unutan unuttu. Söyledikleri arasında şu da vardı:

“Dünya cazip ve tatlıdır. Allah sizi buraya halife olarak gönderdi. Nasıl amel edeceksiniz diye bakıyor.

Dikkat edin! Dünyadan kaçının! Kadından kaçının!

Dikkat edin! İnsanlardan korkunuz sizi hakikati söylemekten alıkoymasın!

Haberiniz olsun! Kıyamet günü her vefasız için rütbesine göre bir bayrak dikilecek. En yüksek vefasızlık bayrağı imamınki ‘önderinki’ olacak.

Bilesiniz! Öfke kişinin kalbinde bir kor ateştir. Baksanıza, gözleri nasıl da kızarıyor, yanakları nasıl da kabarıyor! Kim, öfkesinin kabarmaya başladığını hissederse yere otursun.

Haberiniz olsun! Dünyanın giden ömrüne oranla kalan ömrü, şu günümüzün giden kısmına oranla kalan kısmı gibidir.”

Ebu Said el-Hudri radıyallahu anh. Tirmizî.





Konuşma, Telaffuz, Sükût, Üslup, Dil...


01. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, öyle yavaş konuşurdu ki, biri kelimelerini saymak istese, sayabilirdi.

Aişe radıyallahu anha. Buharî.



02. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, anlaşılsın diye bazen sözlerini üç kere tekrar ederdi.

Enes radıyallahu anh. Tirmizî.



03. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin sözleri gayet açık ve seçikti. İşiten herkes onu anlardı.

Aişe radıyallahu anha. Ebu Dâvud.



04. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Diğer bir kişi katılmaksızın iki kişi aralarında fısıldaşmasın!”

İbni Ömer radıyallahu anh. Buharî.



05. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Allah, insanların kalbini çelmek için konuşma sanatını öğrenen kimsenin ne farzını kabul eder ne de nafilesini.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Ebu Dâvud.



06. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Kişinin, delilsiz ve dayanaksız z söylemesi ne kötü!”

Ebu Kilabe radıyallahu anh. Ebu Dâvud.



07. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Meryem oğlu İsa, yolda bir domuza rastladı. ‘Haydi selametle geç!’ dedi.

Kendisine ‘Sen bunu domuza mı söylüyorsun?!’ dediler.

‘Ben dilimi kötü söze alıştırmaktan korkuyorum’ diye cevap verdi.”

Yahya radıyallahu anh. Mâlik.



08. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Kim bana iki bacağı arası ile iki dudağı arasını garanti ederse, ben de ona cenneti garanti ederim.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Buharî.



09. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Mümin, kusur bulucu, lanet edici, azgın ve hayâsız olamaz.”

İbni Mesûd radıyallahu anh. Tirmizî.



10. Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme “Müşriklere beddua et ve onları lanetle” dediler.

“Ben, rahmet olarak gönderildim, lanetleyici olarak değil buyurdu.

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Müslim.



11. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Haksızlık ederek Müslümanın namusuna ve şahsiyetine sataşmak en büyük günahlardandır.”

Ebu Said radıyallahu anh. Ebu Dâvud.



12. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Birbirinize ‘Allah sana gazap etsin, lanet etsin, cehenneme atsın!’ gibi sözler söylemeyin!”

Semure radıyallahu anh. Tirmizî.



13. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Bir adam bir adama günahkâr veya kâfir derse, o özellik de onda bulunmazsa, bu söz kendisine döner.”

Ebu Zer radıyallahu anh. Buharî.



14. Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme “Bana, uyacağım bir amel tavsiye ediver” diye ricada bulundum.

“Rabbim Allah de, sonra da dosdoğru ol!” buyurdu.

“Benim hakkımda en çok korktuğunuz şey nedir? diye sordum.

Eliyle dilini göstererek “İşte bu!” dedi.

Süfyan İbni Abdullah radıyallahu anh. Tirmizî.



15. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Kul, önemsemeden ve farkına varmadan, Allah’ın hoşnut olduğu bir z söyler, bu sebeple Allah onun derecesini yükseltir. Yine kul, dikkat etmeden, Allah’ın gazabını gerektiren bir söz söyler de, Allah onu o söz sebebiyle cehenneme atar.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Buharî.



16. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“İnsan sabaha erişince, organları, dili susturup, şöyle derler: Hakkımızda Allah'tan kork! Çünkü biz seninle beraberiz, doğru olursan biz de doğru oluruz, eğri olursan biz de eğri oluruz.”

Ebu Said radıyallahu anh. Tirmizî.



17. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse ya hayır konuşsun ya da sussun.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Tirmizî.




Yalan, Gıybet, İftira, Nemime, Cidal...


01. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“İki kişinin arasını düzelten, hayır söyleyip hayrı bildiren kimse yalancı değildir.”

Ümmü Gülsüm radıyallahu anha. Buharî.



02. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Senin doğru söylediğine inanan bir adama yalan söylemen en büyük hainliktir.”

Süfyan radıyallahu anh. Ebu Dâvud.



03. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Kişiye, yalan olarak her duyduğunu anlatması yeter.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Müslim.



04. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Bir mesele için kendisinden yemin etmesi istenince yalan yere yemin eden kimse cehennemde yerini hazırlamış olur.”

İmran İbni Husayn radıyallahu anh. Ebu Dâvud.



05. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Kuşkulandığını at, kuşkulanmadığına bak! Sıdk ‘doğruluk’ kalbinin yatıştığında, kizb ‘yalan’ ise kuşku duyduğundadır.”

Ebul Havra radıyallahu anh. Tirmizî.



06. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem evimizde misafirdi. 

Annem “Gel, sana bir şey vereceğim!” diyerek beni çağırdı. 

Resulullah “Çocuğa ne vermek istemiştin?” diye sordu. 

Annem “Bir hurma” dedi. 

Resulullah “Dikkat et! Eğer ona bir şey vermezsen sana bir yalan yazılacak!” buyurdu. 

İbni Amr radıyallahu anh. Ebu Dâvud.



07. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Allah, kıyamet günü şu üç kişiye ne güzel söz söyler, ne rahmet nazarıyla bakar, ne de günahlarından arındırır, onlara can yakıcı bir azap vardır:

Birincisi, sahrada suyu olup da yolcuya su vermeyen kimsedir. Allah, kıyamet günü ona ‘Sen dünyada eserin olmayan şeyin fazlasını esirgemiştin, bugün ben de senden lütfumu esirgiyorum!’ der.

İkincisi, ikindiden sonra mal satmak amacıyla ‘Bunu şu fiyata almıştım’ diye Allah adına yalandan yemin ederek müşteriyi inandırıp malını satan kimsedir.

Üçüncüsü, sadece dünyevi menfaati sebebiyle bir imama ‘lidere’ uyan kimsedir. Lider onun istediklerini verirse o da sözüne sadık kalır, vermezse sözünden dönüverir.”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Buharî.



08. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem “Gıybet nedir bilir misiniz? diye sordu.

Allah ve Resulü bilir dediler.

“Birinizin, kardeşini hoşlanmadığı şeyle anmasıdır” dedi.

Bunun üzerine bir adam “Ya anlattıklarım o kardeşimde bulunursa?” diye sordu.

“Bulunursa gıybetini yapmış olursun, bulunmazsa bir de iftira etmiş olursun” buyurdu.

Ebu Hüreyre radıyallahu anh. Tirmizî.



09. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Kim gıybeti yapılan bir mümini gıybet edene karşı savunursa, Allah ahirette onun etini cehennem ateşinden koruyacak bir melek gönderir. Kim de Müslüman için kötülük dileyerek bir iftira atarsa, Allah onu ahirette günah pası silinene kadar cehennem köprülerinden birinin üstünde hapseder.”

Muaz İbni Esed radıyallahu anh Ebu Dâvud.



10. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Miraç gecesinde bakır tırnaklarıyla yüzlerini tırmalayan bir grup insana rastladım.

‘Ey Cebrail, bunlar kim?diye sordum.

‘İnsanların dedikodusunu yaparak şereflerini yerle bir edenler’ diye cevap verdi.”

Enes radıyallahu anh. Ebu Dâvud.



11. Ben, kumam Safiyye’yi kıskanmış, Resulullah’a “Sana onun şu hâli yeter! demiştim.

Resulullah bu sözümden hoşlanmadı. “Öyle bir söz söyledin ki denize karışsa onu bile bozar! dedi.

Bir defasında da Resulullah’ın yanında birinin taklidini yapmıştım.

“Ben kimsenin taklidini yapmam!” buyurdu.

Aişe radıyallahu anha. Tirmizî.



12. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Nemmam ‘laf taşıyan’ kimse cennete girmeyecektir!”

Huzeyfe radıyallahu anh. Müslim.



13. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: 

“Bana bir kimse sahabilerimin birinden bir şey iletmesin! Zira ben onların yanına içim arınmış ve rahat olarak çıkmak istiyorum.”

İbni Mesûd radıyallahu anh. Tirmizî.



14. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Kardeşinle