Meal


GENÇLER İÇİN KUR'AN MEALİ


Hazırlayan: Ömer Sevinçgül



TAKDİM



Sakın! Sakın bu yazıyı okumadan geçme! Bilirim, okurlar genellikle takdim, sunum, önsöz adı altında yazılanları okumazlar. Sen öyle yapma. Bir oku, sana söylenenleri bir düşün. Eminim memnun kalacaksın. Bu yazıyı okumanın bazı faydaları var… Kurán hakkında önemli bilgiler edinirsin. Mealden istifadeni artırırsın. Meal okumanın faydalarının yanında bazı tehlikeleri de olur, kendini bunlardan korursun. Daha ne olsun! 


        1.Sana bir hatıramı anlatarak başlayayım söze… Bir akşam telefonum çaldı, açtım. Baktım, tanıdık bir ses. “Bir arkadaşımla birlikte sana gelmek istiyoruz. Kendisi mimarlıktan yeni mezun oldu. Kurán konusunda soruları var. Ben konuştum ama yetmedi. Bir de senin konuşmanı arzu ediyorum” dedi. “Buyurun” dedim. Geldiler. Mimarın gerçekten de ciddi kuşkuları vardı. Yığınla soru sordu. Uygun bir dille bildiklerimi anlattım. Bazen itiraz ediyor, benimle tartışıyordu. Sohbetin sonuna doğru “Belli ki sen birikimli birisin. Kim bilir bugüne dek kaç kitap okumuşsundur” dedim. “Evet, çok okurum” dedi. “Peki, hiç Kurán okudun mu?” diye sordum. “Hayır, baştan sona okumadım” dedi. “İşte bu olmadı!” dedim, “Sen aydın bir insansın, Kurán da bir kitap. Milyonlarca mümin asırlardır hayatını bu kitaba göre yaşıyor. Dünyanın yarısı, insanların beşte biri ona inanmış. Bu kadar etkili bir kitabı merak etmez mi insan? Bir aydın merakıyla dahi olsa okuman gerekmez miydi?” Biraz düşündükten sonra “Haklısınız” dedi, “Denedim aslında. Arapça bilmediğim için bir meal aldım, okumaya çalıştım. Fakat kuru, kekeme, tatsız tuzsuz bir dili vardı. Hoşuma gitmedi. Sıkıldım, okumayı bıraktım. Dili güzel, anlatımı akıcı kitaplara alışmışım. Öylesini severim.” Mimarın son sözleri uzun süre zihnimde yankılandı durdu. Selis, güzel, şirin bir dille hazırlanacak bir mealin önemini anladım. Böyle bir meal hazırlama arzusu gönlümde yer etti. Kısmet bugüneymiş. 


2.

Şunu peşin peşin söyleyeyim. Bu mealin başka meallerle rekabet etmek gibi bir niyeti yok. Zaten böyle bir rekabet ihlasa aykırıdır, abestir, yersizdir. Kurán’a hizmet kimden ve nereden gelirse gelsin taraftarım. Bu meali hazırlamadan önce belli başlı mealleri inceledim, her birinde ayrı bir güzellik gördüm. Peki, öyleyse ben niye giriştim bu işe? Başka bir maksadım var da ondan! Malum, ben bir yazarım. Eserlerimi daha ziyade senin gibi gençler okuyor. Yüz binlerce gencecik insan. Benim dilime, üslubuma, kalemime aşina olan bu taze ruhlara son ilahi kitabın güzelliklerini bir nebze de olsa göstermek, duyurmak, tattırmak istedim. Bu işe girişmemin sebebi budur işte, sadece bu! Meal metnini kaleme alırken kelime seçiminde ve cümle kuruluşunda titiz davrandım. Özgün metinde mucize derecesinde olan belagat, fesahat, selaset, cezalet gibi temel nitelikleri takatim nispetinde meale yansıtmaya çalıştım. Edebi, ahenkli, selis, sade, akıcı, hoş, şirin bir metin elde edebilmek için ciddi emek harcadım. Takdir senin!



3.

Kurán, insanlar okuyup anlasınlar da yaratılış nedenlerini, yeryüzünde görevlerinin ne olduğunu, neleri yapıp neleri yapmamaları gerektiğini bilsinler diye indirildi. Tüm insanlara sesleniyor. Fakat anlamalarına mani olan bir husus var: Dil farkı! Başka dillere tercüme etmek gerekiyor. Fakat mümkün mü? Konuyu bilenlerin ortak fikri şu: Kurán tercüme edilemez! Tercüme, ‘bir sözün başka bir dilde dengi bir ifadeyle yeniden söze dökülmesi’ demek. Kurán’ın manası gibi lafzı da ilahi olduğu için ‘dengi bir ifade’ ortaya koymak insan gücünü aşıyor. Yapılacak çalışma ancak ‘sözün kısaca anlamı’ diye tarif edilen bir ‘meal’ olabilir. Meal ise, Kurán bahçesinin resmidir. Bir resim, bahçedeki çiçeklerin kokusunu, meyvelerin tadını, kuşların cıvıltısını ne kadar yansıtabilirse meal de Kurán’ın mucize güzelliklerini ancak o kadar yansıtabilir. Bir meal ne kadar başarıyla hazırlanmış olursa olsun asla Kurán olamaz. Namazlarda okunmamasının bir sebebi de budur. Kurán’ın meziyetlerini mealinde arama. Bulamaz, hayal kırıklığı yaşarsın. 



4.

Sen bir insansın. Rabbini tanımak, hayatın anlamını kavramak, var oluş amacını bilmek istiyorsun. Elindeki meali de bu yüzden okuyorsun. İyi yapıyorsun! Bir meal Kurán’ın tüm anlamlarını içermese de ruhuna ışık tutabilir. Korkularını yener, sükuna erersin. Olaylar karşısında mümince bir duruş sergilersin. Hakikati kaynağından öğrenirsin. Elinde ölçülerin olur. Böylece insi ve cinni şeytanlara aldanmazsın. Fakat mealle yetinmemeli, tefsir, hadis, fıkıh kitapları da okumalısın. “Kurán var ya ne lazım gerisi” diyen alim müsveddelerine kanmayasın. Ya şeytana aldanmış ya da şeytanın ta kendisi olmuştur onlar. Hadis kitapları olmasa, öbür konular bir yana, namazı nasıl kılacağımızı bile bilemezdik. Kurán’dan hüküm çıkarmak büyük emek isteyen ciddi bir ihtisas işidir. Büyük alimler bu alanda önemli çalışmalar yapmış, ayetlerden ve hadislerden hükümler çıkarmış, müminlerin faydalanması için kitaplar yazmışlar. Bunları okursan yanlış inanışlara kapılmaz, uygulamada hata etmezsin. 



5.

Bilen bilir ki, her meal bir parça yorum içerir. Fark, yorum payının miktarındadır. Mealler arasındaki farkın bir sebebi de budur. “Benim hiçbir katkım olmadı. Kurán ne demişse onu aynen yansıttım” diyeni görürsen inanma. Bir meal hazırlayıcısı tek kelime yorum yazmasa da yorum yapmış olur. Sorarlar adama... Şu kelimeye karşılık neden şu kelimeyi değil de öbürünü tercih ettin? Cümleyi niçin şöyle değil de böyle kurdun? Niye nokta değil de ünlem kullandın? Falan ayette niye özneyi başa değil de sona aldın? Uzun bir cümle kurmak dururken niye kısa cümleleri tercih ettin? İla ahir... Bunlar yerinde sorulardır. Benim mealim de bu tür yorumdan payını almıştır. Fakat bunun asgari düzeyde olduğunu söyleyebilirim. Nadiren, sadece zaruri durumlarda, ibarenin selasetini bozmadan, tek tırnak içinde bir iki kelimelik ibareler koydum. Bunlar ayette lafız olarak yoksa da mana olarak vardır, mukadderdir, fakat ‘hazf’ edilmiştir. Erbabı bilir. 


6.

Okurken hatırına gelebilir... “Bilmediğim kelimeler oluyor. Daha sade bir dil kullanamaz mıydın?” diyebilirsin. Ben de sana derim ki: İnsaf et! Bunların dilimizde karşılıkları vardı da ben mi yazmadım! Daha sade bir dil kullanmak mümkün olsaydı bunu elbette yapardım. Kurán özel terimlerle dolu. Bu terimlerin bazıları onlarca defa geçiyor. Bunlar metnin özünü oluşturan kelimeler. Rahman, rahim, aziz, kerim, hakim, alim, basir gibi ilahi isimlerin ya da kitap boyunca sık sık tekrarlanan müslim, mücrim, hidayet, dalalet, mümin, kafir, müşrik, münafık, takva, hamd, infak gibi terimlerin lisanımızda tam karşılıkları yok ki… Güya sadeleştirme adına yapılan zorlama çeviriler metni hem sığlaştırıyor hem de ilahi ruhtan uzaklaştırıyor, semavi, manevi havayı bozuyor. Bu tehlikeyi göze alamazdım. Mealin sonuna bir lügat ekledim. Bilmediğin kelime olursa ona bakabilirsin. Bir kelimeye birkaç kez baktın mı zaten anlamını öğrenirsin. Böylece Kurán’ın diline de aşina olursun. Yani iş biraz da sana düşüyor. Derin ve sınırsız manalarla dolu bir ilahi kitabı basit bir yazı gibi anlamayı bekleme. Kendini vererek tekrar tekrar okursan bu semavi söz bahçesinin kapısı sana da açılır. Saygıyla gir, gez, gör. Fakat şunu hiçbir zaman unutma: Kurán sadece akla hitap eden kuru bir metin değildir. Onu ruhunla, kalbinle, gönlünle, vicdanınla da okumalısın, velev mealinden bile olsa! 

7.

Rabbin, Kurán vasıtasıyla seninle konuşuyor. Madem öyle, sen de Kurán’ı sadece sana hitap ediyor gibi oku. Ona bir seyirci gibi yaklaşma. Peki, nasıl olacak bu? Kevser Suresi misalimiz olsun. Hemen herkesçe ezbere bilinir bu sure. Namazlarda sık sık okunur. İniş sebebi, müşriklerin ‘ebter’ yani ‘nesli kesik’ diyerek Peygamber Efendimize hakaret etmeleri. Allah bu olay üzerine bir sure indirmiş. Surenin başında “Biz sana kevser verdik” buyurarak Resulünü teselli etmiş. Kevser, ‘büyük nimet’ demek. Bu büyük nimetin ne olduğu açıklanmamış. Müfessirler farklı yorumlar getirmişler. Kimi Kurán demiş, kimi Hazreti Fatıma demiş, kimi cennette bir havuz demiş, kimi İslam demiş, kimi bu ümmetin alimleri demiş. Hepsi mümkün. Peki, sure bu tarihi olaydan mı ibaret? Sen sadece uzaktan mı bakacaksın? Kendini katmayacak mısın? Olur mu öyle şey! İniş sebebini müfessirlere bırak da sen manasına bak. “Benim kevserim ne? Rabbim bana hangi büyük nimeti verdi? Bu nimetin şükrünü nasıl eda edebilirim?” diye sor kendine. Sonra düşün! İlim amel içindir. Bilgi edinmekle yetinme, uygula onları, yaşa. İşte o zaman sureyi gerçek manada okumuş olursun. 

8.

Kurán’ın kendine özgü bir üslubu, tarzı, akışı var. Bir konuyu anlatırken ansızın başka bir konuya, sonra bir başkasına, ardından daha başkasına geçer. Geçişlerin derin hikmetlerini bilmeyen kişi bunu ‘daldan dala atlamak’ sanır. Elbet yanılır! Kurán hayatla uyumlu bir kitap. Kendi hayatını gözden geçirirsen bunu daha iyi anlarsın. Dün neler yaptın mesela? Muhtemelen, önce bir kahvaltı, ardından bir telefon, bir market alışverişi, bir arkadaşla buluşma... Sonra kitap okudun, televizyon seyrettin, yağmur yağdı ıslandın, güneş açtı ısındın... Bin bir türlü olay, durum, düşünce, duygu uç uca eklenince hayatı oluşturuyor. Bir gün akşama kadar kitap okuyup, ikinci gün tamamen uyuyup, üçüncü gün her dakika telefon etmiyorsun. Hayatın birbirini izleyen küçük olay parçacıklarından oluşuyor. Kurán da tıpkı hayat gibi. Onun ritmine uygun bir anlatımı var. Fıtri bir üslup bu. Hayat yolunda sana rehberlik ediyor!

9.

Kurán bazı kıssaları, ayetleri, kelimeleri tekrar eder. Biraz dikkat edersen, bu tekrarların ne kadar da yerinde olduğunu anlarsın. Yine hayatına bak. Her gün su içersin, ekmek yersin, havayı teneffüs edersin. Bunlara her vakit ihtiyaç hissettiğin için usanmaz, hep istersin. Fakat bazı şeylere de ara sıra ihtiyaç duyarsın. Manevi vücudunun gıdası olan Kurán’ın konuları da böyledir. Tekrarlanan konular hava gibi, su gibi, ekmek gibidir. Temel konulardır bunlar... Tekrarların bir sebebi de şudur: Her gün, her vakit, herkes Kurán’ı baştan sona okuyamaz. Bu yüzden her sure bir küçük Kurán gibi olmuş. Birini okusan Kurán’ın temel mesajlarını alırsın. Bu yüzden, olmazsa olmaz kabilinden konulara, bazen özet halinde, bazen genişçe, hemen her surede yer verilmiş... Bir tahtaya çivi çakan usta, elindeki çekiçle tekrar tekrar vurur. Kurán da asla unutulmaması gereken bazı gerçekleri ruha iyice yerleştirmek için tekrarlar yapıyor. Bu senin hayrınadır. Allah bilmez mi bir söylediğini bir daha söylememeyi! Demek ki başka maksadı var. Hikmetine itimat et, üslubuna itiraz etme! 

10.

Meali okurken cennet ve cehennem tasvirleriyle karşılaşacaksın. Rabbin, cennetin güzelliklerini anlatarak kalbinde ona karşı bir arzu ve iştiyak uyandırır. Seni rahmetine, lütfuna, nimetine davet eder. Bazen de cehennemden, cezadan, azaptan söz ederek seni korkutur. Bu da rahmetinden. Günaha dalıp azap çekmeyesin diye. İkisi de lazım. İkisi de senin hayrına. Fakat bu konulardan söz eden ayetleri okurken dikkatli ol. Bu tasvirlerde Rabbimiz bizim kelimelerimizi kullanıyor ama aslında onların her biri kendine özgü, apayrı birer alem. Cennetin hayal sınırlarımızın çok ötesinde güzellikleri, akıl sır ermez özellikleri olduğu muhakkak. Cehennem de idrakimizi aşan görüntüler, olaylar ve cezalarla dolu. Her iki tasvir de bizim gözlem, hayal, kurgu sınırlarımızın dışında olan varlıklardan söz ediyor. Nitekim Peygamber Efendimiz bu gerçeği şöyle dile getirmiş: ‘Ne göz görmüş, ne kulak işitmiş, ne de insanın kalbine gelmiştir!’ 

11.

Kurán bize kıssalar anlatır. Her birinde herkese bakan nice hikmetler, ibretler, manalar var. Misal olarak Bakara Suresi’ndeki sığır boğazlama olayını ele alalım. Dikkatle bakarsan, bu özel olaydaki genel manayı görebilirsin. Musa aleyhisselamın yaşadığı toplumda insanlar sığıra taparlardı. Yüreklerine işleyen bu inanç, araçlara ilahlıktan pay verme şirkinin tipik örneklerinden biriydi. Bu sapmanın sebebine gelince... Eski Mısırlıların temel geçim kaynağı tarımdı. Ellerindeki nimetlerin önemli bir kısmını sığırla temin ediyorlardı. Tarla sürüyor, yük taşıyor, sütünü içiyor, etini yiyor, derisinden eşyalar yapıyorlardı. Bu nimetleri veren Rahmanı unuttular. Tarımın simgesi olan sığıra tanrı demeye başladılar. Allah onlara bir sığır boğazlama emri verdi. Bu emrin görünen sebebi, ölen bir adamın katilinin bulunması meselesiydi. Fakat daha derinlerde yatan sebep, sığıra tapıcılık inancının kökünü kesmekti. Nitekim bu amaç gerçekleşti. Sığıra tapanlar, uydurma ilahlarını kendi elleriyle boğazlamak zorunda kaldılar. 

12. 

Rabbimiz kendini ekseriyetle ‘biz’ diye anar. Peki, birden fazla ilah mı var da ‘biz’ diyor. Hayır! Kurán baştan sona tevhidi anlatır, birden fazla ilah olmadığını söyler. Biz demesinin sebebi, kibriya, azamet ve uluhiyetini sezdirmek içindir. Nitekim sultanlar, padişahlar da konuşurken saltanatının azametini göstermek için ‘biz’ derler. Umum kainatın Rabbi unvanıyla konuşan Allah ‘biz’ zamirini tercih etmiştir. Zira o makama ‘biz’ zamiri yakışır. Zamir demişken imla ile ilgili bir hususu da söylemeliyim. Metinde lisanımızın mevcut imla kurallarını uygulamaya çalıştım. Mesela Rabbimize işaret eden ‘biz, o, sen, kendi’ gibi zamirlerin baş harflerini küçük yazdım. Keza, mabudumuzun zati ismi olan Allah ve zaman zaman onun yerine ikame edilen Rahman ve Rab hariç olmak üzere, ilahi isimleri de cümle içinde küçük harfle başlattım. Bu imlada bir saygısızlık arama. Unutma ki, özgün metinde büyük harf, küçük harf ayrımı yoktur! 


13.

‘Allah dilediğini saptırır, dilediğine hidayet eder’ mealinde bir ayet var. Kurán’da sık sık tekrar edilir. Kimi zihinlerde bu ayet sebebiyle soru işaretleri oluşabiliyor. ‘Allah dilediğine hidayet ediyorsa kulun elinden ne gelir?’ diye düşünebiliyorlar. Hayır! Bu düşünce ayeti yanlış anlamaktan kaynaklanıyor. Burada söylenmek istenen şudur: Allah kimin neye layık olduğunu, kimin kalbinde ne bulunduğunu bilir, sonucu ona göre yaratır. Hidayet ve dalalet fiillerini yaratan odur. Nitekim bir ismi ‘hadi’ yani hidayet veren, bir ismi de ‘mudıl’ yani dalalete sevkedendir. Ne yazık ki mealde bu incelik nazara verilemiyor. Bu nevi ayetleri ‘Kul kendi fiilini yaratamaz, sadece tercih eder, bunu bilen Allah da hidayeti yaratır’ diye anlamak gerekiyor. Mesela sen aynaya yönelirsen görüntün oraya yansır. Bunda aynanın bir tercihi yoktur. Fakat Allah bir ayna gibi değildir. Kimse onu zorlayamaz. İradesi vardır, her ne yaratıyorsa bilerek, tercih ederek yaratır. İşte ayetler bu gerçeği dile getiriyor. Allah insanları inanmaya ya da inanmamaya zorlamaz, çünkü aksi takdirde imtihan etmesinin anlamı kalmazdı. Halbuki insanı bir imtihan için yaratmış. Bu nedenle ona özgür bir irade vermiş. 


14.

Biraz da üslup meselesini konuşalım. Kurán’ın anlatım biçimi hakkında. Bilirsin, sonra gelenler öncekilerin üslubunu taklit ederler. Edipler, yazarlar, şairler ustalardan birinin izinden giderler. Halbuki Kurán’ın üstadı yok, hocası yok, modeli yoktur. Hiç yürünmemiş bir yolda yürümüş. Kimseyi kendine örnek almamış. Kimse de onu taklit edememiştir. Düşmanları, Kurán’ın meydan okumasına karşılık vermek için benzerini ortaya koymak istemişler. Hayranları, Kurán’ı taklit etmeye, onun üstün edebi niteliklerini kendi sözlerine yansıtmaya çalışmışlar. Fakat her iki cenah da buna muvaffak olamamışlar. Belagat ilminden bir nebze nasibi olan kimse bunun sebebini sezer. Kurán’ın nasıl bir üslup mucizesi olduğunu görür. Kesinlikle insan sözü olamayacağını anlar. 

15.

Kurán’ın kimi sureleri şiire benzer. Ruha şirin gelen ritmik üslubu yüzünden olsa gerek, şiir okuyormuş gibi bir hisse kapılabilirsin. Mekke döneminde inen kısa surelerde şiiriyet daha da belirgindir. Bu özellik şiirden, hitabetten, belagattan anlayan muhataplar üzerinde sarsıcı, uyarıcı, uyandırıcı bir etki yapmış, dikkatlerinin ilahi kelama yönelmesini sağlamıştır. Evet, Kurán’da şiiri hatırlatan kısımlar vardır, fakat Kurán şiir değildir! Nitekim Rabbimiz “Biz ona şiir öğretmedik” buyurur. Peki, niçin şiir olmamış? Çünkü şiirde hayal hükmeder. Kurán ise baştan başa hakikatle doludur. Hayale, faraza, kurguya tahammülü yoktur. Meal metnini okurken, özellikle son kısımdaki surelerde, orijinal metindeki şiirimsi havayı bir derece hissedebilirsin. Ben ‘şiir gibi olsun’ diye özel bir çaba harcamadım, fakat bazı kısa sureler şiir ahengine büründü. 

16.

Bakara Suresi Kurán’ın şüphe edilmemesi gereken bir kitap olduğu gerçeğini dile getirerek başlar. Gerçekten de Kurán’da kuşku duymayı gerektirecek hiçbir yanılgı, çelişki, tutarsızlık, aykırılık, zaaf yoktur. Yüzyıllardır onu bilgeler okuyor, bilginler inceliyor. Dostundan çok düşmanı var. Kusur arayan gözler hiçbir zaman eksik olmamış. Düşmanları, hata bulamamış, onu ilmen ilzam edemeyince iftira yoluna gitmişler. En küçük bir tutarsızlık bulsalardı var güçleriyle yaygara yaparlardı. Halbuki tutarsızlık olması için yeteri kadar sebep vardı. Yirmi üç yıl gibi uzun bir zamanda inmişti. Esbabı nüzulü yani ayetlerin, surelerin iniş sebepleri farklıydı. Muhatap kitlesi arasında her türlü insan bulunuyordu. Birbiri ardınca pek çok konudan söz ediyordu. Gerçekleri etkili bir biçimde dile getirmek için farklı üsluplar kullanıyordu. Bunca sebebe rağmen onda en ufak bir tutarsızlık, aykırılık, çelişki bulunmaması ancak mucize oluşuyla açıklanabilir. 

17.

Kurán, ümmi yani okuma yazma bilmeyen bir zat tarafından tebliğ edildi. Tüm ediplere, hatiplere, şairlere meydan okudu. ‘Bu kitap insan sözüyse haydi bir benzerini getirin!’ dedi. ‘Tamamına olmasın, haydi bir suresinin dengini yapın. Dilerseniz hepiniz bir araya gelin, birlikte çalışın!’ Yapamadılar, yapamıyorlar, yapamayacaklar. Çünkü Kurán, hem manası hem de lafzı bakımından mucizedir. Bir insan tarafından yazılması mümkün değildir. Mümkün olsaydı, düşmanları bunu yaparlardı. Yapabilselerdi, Kurán davasından vazgeçerdi. Kurán onların ediplerini, şairlerini, hatiplerini, alimlerini susturdu. Söz kılıcıyla ona karşı çıkamadıkları için maddi kılıçlarına sarıldılar. Kurán düşmanı kafirler bugün de onunla ilmen mücadele edemiyor, iftiralar ederek, yalanlar söyleyerek insanları kandırmaya çalışıyorlar. Bu konuda daha geniş bilgi edinmek istersen Sözler kitabındaki Yirmi Beşinci Söz’ü okumalısın.

18.

Kurán vecizdir. Mucize derecesinde bir icazı var. Pek az sözle pek çok manaları ifade ediyor. Bir tek kitap olmasına rağmen bütün önemli konulara yeteri kadar yer vermiş. Binlerce tefsiri yapılmış ama manası tüketilememiş. Her asırda, her meslek, meşrep ve sınıftan insanlar, kendilerine lazım olanı onda bulabilmişler. İnsanlar için iman kitabı, hukuk kitabı, hikmet kitabı, dua kitabı, davet kitabı, ibadet kitabı, emir kitabı, zikir kitabı, fikir kitabı olan Kurán, ihtiva ettiği bilgiler bakımından binlerce kitap hükmünde… Kimileri onun parlak icazını göremedikleri için eksik anlatım sanıyorlar. Halbuki kusur onların gözlerinde! Hasta adama tatlı su acı gelir. Kurán, İslam dininin on dört asırdır ışık saçan güneşidir. Bu ışıklar öyle parlak ki, göz kamaştırıyor. Mucizeli özellikleri bazen de bu yüzden görülemiyor. Gün ortasında güneşe bakan adamın güneşi görememesi gibi. İşarat-ül Îcaz kitabını bir parça okuyan adam, Kurán’ın mucize derecesindeki icazını bir derece görür, anlar, hayran kalır. 

19.

Dünyadaki Kurán nüshalarının hepsi aynıdır. Nasıl inmişse bize kadar öylece gelmiş. Bunun birinci sebebi, Rabbimizin muhafazası. İkinci sebebi, Peygamber Efendimiz ve sahabilerinin metni muhafaza için gösterdikleri üstün çaba. Kurán peyderpey indikçe vahiy katipleri tarafından titizlikle yazılıyor ve hafızlar tarafından ezberleniyordu. Böylece tamamı kayda geçirildi, korundu. Peygamber Efendimizin vefatından kısa bir süre sonra, Kurán alimi sahabiler yazılı nüshaları derlediler. Üzerinde sıkı bir çalışma yaptıktan sonra Kurán metnini net bir biçimde ortaya koydular. Hayatta olan sahabiler bu metni kabul ettiler. Üzerinde ittifak sağlanan ‘mushaf’ çoğaltıldı ve önemli merkezlere gönderildi. Bunlar daha sonra yazılan, basılan, yayılan nüshalara meşk oldu. Milyarlarca nüshanın birebir aynı olmasının sebebi işte budur. Ne büyük bir lütuf! 

20.

‘Kurán’ kelimesi sözlüklerde ‘çok okunan’ diye tanımlanır. Fakat bu kelime son ilahi kelama isim olduktan sonra bambaşka bir mana kazanmış. Kısaca şöyle tarif edilir: Kurán, Allah tarafından Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme yirmi üç yılda, Arapça olarak, birbirini izleyen bölümler halinde indirilen, bize kadar tam bir söz birliğiyle gelen, mushaflarda yazılı olan, Fatiha Suresi’yle başlayıp Nas Suresi’yle sona eren ilahi kitabın adıdır. Kurán’da yetmiş altı bin dört yüz kelime, üç yüz bin altı yüz yirmi harf vardır. Kurán’ın yazılı metnine ‘Mushaf’ denir. Tamamı altı yüz sayfadır. Yüz on dört sureden ibarettir. Bir kısmı Mekke döneminde, bir kısmı Medine döneminde inen bu surelerin isimleri de vahye dayanır. 

21.

Sureler ayetlerden oluşur. Ayet ‘manaya delalet eden açık alamet, işaret, nişan’ demektir. Bazen de delil, ibret, mucize manalarında kullanılır. Hem Kurán cümlelerine hem de kainattaki eserlere ayet denir. Bir kısmı muhkem, bir kısmı müteşabihtir. Manası açık ve net olan muhkem ayetler kitabın temelini oluşturur. Müteşabih ayetler ise müşkildir, kolayca anlaşılamaz… Ayet sayısı konusunda alimler arasında tam bir ittifak yoktur. Evlerimizdeki mushaflardaki ayet sayısı altı bin iki yüz otuz altıdır. Dillerde gezen altı bin altı yüz altmış altı sayısı Zemahşeri adlı müfessirin sayımına göredir. Fark, alimlerin sayımda esas tuttukları kıstaslardan kaynaklanır. Kurán’ın muhtevasıyla ilgili bir mesele değildir. 

22.

Bazı sureler, birbiriyle bitişmeyen, omuz omuza verip kelime oluşturmayan harflerle başlar. ‘Elif, lam, mim’ gibi. ‘Hurufu mukattaa’ da denilen bu harfler, ilahi şifrelerdir. Peygamber Efendimize bu yolla özel bilgiler verilmiş. Resulullah bunların manasını normal bir metni anlar gibi anlardı... Bu harfler rastgele seçilip konmamış. Kurán alfabesindeki yirmi sekiz harfin yarısı alınmış, yarısı alınmamış. Alınanlar alınmayanlara oranla daha çok kullanılanlar. Bunlara harf adediyle orantılı olarak yer verilmiş. Harflerin mehmuse, mechure, şedide, rahve, müstaliye, münhafıza, müntabıka, münfetiha gibi çiftli cinslerinin her birinden yine yarım pay alınmış. Böyle bir sınıflandırma için tercih edilen yol beş yüz dörtte bir ihtimal. İnsan gücünü aşacak biçimde bu ihtimal tercih edilmiş... Bu harflerin bir manası daha var. Rabbimiz manen diyor ki: Kurán, şu bilinen harflerden yapıldı. Madem ‘insan sözü’ diyorsunuz, öyleyse haydi siz de bir benzerini yapın. Yapamadınız, yapamıyorsunuz, asla yapamayacaksınız. Kurán’ın Allah kelamı olduğunu kabul etmekten başka çareniz yoktur. 

23.

Kurán’ın muhtelif isimleri, nitelikleri var... Kurán şevk ile ‘okunan’dır! Onu gökte melekler, yerde insanlar okur da bir türlü doyamaz, her defasında yeni manalar, nurlar, feyizler alırlar. Kurán ‘furkan’dır! Hakkı batıldan, iyiyi kötüden, hayrı şerden, doğruyu yalandan, helali haramdan, sevabı günahtan ayırır. Kurán ‘nur’dur! Gözleri ve gönülleri aydınlatır, dünyaları ve semaları parlatır, akılları ve fikirleri ışıklandırır. Kurán ‘zikir’dir! En güzel nasihatleri eder, gerçekleri hatırlatır, ibretler sunar, düşündürür, sezdirir, hissettirir. Kurán ‘ruh’tur! Yaşayan ölüleri diriltir, dünyayı kemale erdirir, insana varlık sebebini bildirir. Kurán ‘kitap’tır! İnsanın hep yakınında bulundurması, her zaman, her yerde okunması gereken bir kitap. Bir hayat rehberi, bir yol gösterici... 

24.

Meal çalışmamın senden önce bana faydası oldu. Kurán’ın nasıl bir mucize olduğunu, niçin insan sözü olamayacağını bir kez daha anladım. Hazırlama aşamasında bir de rüya gördüm. Rabbim hayreylesin. Konumuzla ilgili olması sebebiyle sana anlatayım... Rüyamda kendimi bir masa başında otururken gördüm. Önümde kağıtlar vardı. Oda loştu. O sırada gür bir ses duydum. Söyleyeni görmedim. Belli bir ayeti göstermeksizin bana diyordu ki: “Eğer sen bu ayetteki belagat nüktelerini tam olarak görebilseydin, Rahman’a öyle bir secde ederdin ki başını ancak kıyamet sabahında kaldırabilirdin!” Bu sarsıcı sesle uyandım. Rüyadan sonra daha bir dikkat ve titizlikle çalışmaya başladım. Nasıl bir hassasiyet gösterdiğimi kimseler bilmese de ‘her şeyi bilen’ biliyor. Yine de bir hatam olduysa Rabbimden mağfiret diliyorum. Ben bir insanım. Kurán hata etmez ama insan hata edebilir. 

25.

Son sözüm ve duam odur ki... Denizlere, göllere, akarsulara güneşin, ayın, yıldızların şavkı vurdukça... havada rüzgarlar esip, bulutlar yürüyüp yeryüzüne yağmurlar yağdıkça... baharlarda ovalar yeşillenip, yazlarda ağaçlar çiçeklenip meyveye durdukça... geceler gündüzleri kovalayıp günler, haftalar, aylar, mevsimler, yıllar, ömürler geçtikçe… ve yeryüzünün fani konukları olan insanlar dünya misafirhanesini şenlendirmeye devam ettikçe… Şanlı Kurán’a mütevazı bir ayna olma emeli taşıyan bu mealin sevilerek okunmasını... muhataplarının sadırlarına şifa, kalplerine deva, ruhlarına gıda olmasını... ömürlerine bereket, hayatlarına huzur, akıllarına nur, gönüllerine sürur vermesini... Rahman olan Rabbimin sonsuz rahmetinden umuyor, diliyor ve bekliyorum. Ey ebediyet yolcusu ve Kurán talebesi okurum! Sana da selam ediyorum!


Ömer Sevinçgül





1. FATİHA SURESİ

001 Bismillahirrahmanirrahim. 

002 Hamd alemlerin Rabbi Allah içindir, 

003 Rahmandır o, rahimdir, 

004 din gününün malikidir! 

005 Biz yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden inayet dileriz. 

006 Bizi müstakim yola hidayet eyle,

007 nimet verdiklerinin yoluna, ne gazap edilenlerin ne de sapıp gidenlerin!



2. BAKARA SURESİ


Bismillahirrahmanirrahim.

001 Elif, lam, mim. 

002 İşte budur o kitap, onda hiç şüphe yok! Muttakiler ‘takva sahipleri, tevhide inanan, halis imanı sebebiyle günahlardan uzak duranlar’ için bir hidayettir! 

003 Onlar ki, gayba inanır, namazı özenle kılar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler. 

004 Onlar ki, hem sana indirilene hem de senden önce indirilenlere inanır ve ahirete yakinen ‘kesinkes’ iman ederler. 

005 İşte onlar Rablerinden bir hidayet üzeredirler! İşte onlardır felaha erenler ‘azaptan kurtulup umduklarına kavuşanlar’! 

006 Kafirlik edenlere gelince, ha inzar etmişin ‘uyarıp sakındırmışın’ onları ha inzar etmemişin, onlar için müsavidir, imana gelmezler. 

007 Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürledi, gözleri de perdeli. Onlar için azim bir azap var! 

008 İnsanlardan kimileri de, mümin olmadıkları halde “Allah’a ve ahiret gününe iman ettik” derler. 

009 Allah’ı ve iman edenleri aldatmaya çalışırlar, oysa ancak kendilerini aldatırlar da farkına varmazlar. 

010 Kalplerinde bir maraz vardı, Allah da marazlarını artırdı. Yalancılık ettikleri için onlara elim bir azap var! 

011 Hem onlara “Yeryüzünü ifsat etmeyin ‘bozmayın’!” denildi mi “Biz ıslah edicileriz” derler. 

012 Dikkat edin, onlar müfsitlerin ‘bozmayı iş edinenlerin’ ta kendileridir de farkında değiller! 

013 “İnsanlar nasıl iman ettilerse siz de öyle iman edin” denildi mi, “Biz hiç o sefihlerin ‘kıt akıllıların’ iman ettikleri gibi iman eder miyiz!” derler. Dikkat edin, asıl sefihler kendileridir, lakin bilmiyorlar! 

014 İman edenlerle karşılaştılar mı “İman ettik” derler, fakat şeytanlarıyla baş başa kaldılar mı “Emin olun sizinle beraberiz, ancak onlarla istihza ‘alay’ ediyoruz” derler. 

015 Allah da onlarla istihza ediyor, kendilerine mühlet veriyor da azgınlıkları içinde debelenip duruyorlar. 

016 Onlar hidayete bedel dalaleti satın aldılar, ticaretleri kendilerine kar getirmedi, hidayete de eremediler. 

017 Onların meseli ateş yakan adam meselidir. Etrafını aydınlatınca Allah nurlarını giderdi ve onları karanlıklar içinde bıraktı, göremezler. 

018 Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler, onlar artık dönmezler! 

019 Bir ‘misal’ de gökten boşanan yağmurdur ki onda karanlıklar var, gürleme var, şimşek var. Yıldırımlardan ölüm korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Halbuki Allah kafirleri ihata etmiştir ‘kuşatmıştır’! 

020 Şimşek neredeyse gözlerini kapıp alacak. Ne zaman aydınlık verse onda yürürler, üzerlerine karanlık bastı mı dikilip kalırlar. Allah dileseydi işitme ve görmelerini de giderirdi! Muhakkak ki Allah her şeye kádir! 

021 Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet ediniz ki takva sahibi olasınız! 

022 Sizin için yeryüzünü bir yaygı, gökyüzünü bir tavan yaptı. Semadan bir su indirdi de size rızık olsun diye onunla türlü türlü semereler ‘ürünler, meyveler’ çıkardı. Bilen kimseler olduğunuz halde Allah’a nidler ‘misiller, benzerler’ yapmayın! 

023 Kulumuza indirdiğimiz hakkında şüpheniz varsa, haydi onun ayarında bir sure de siz yapıverin! Allah müstesna, şahitlerinizi ‘destekçilerinizi’ de çağırın! Eğer sadıksanız!

024 Yapamazsanız, ki asla yapamayacaksınız, öyleyse sakının yakıtı insanlarla taşlar olan ve kafirler için hazırlanan o ateşten! 

025 İman edip salih ameller işleyenlere müjde ver! İçlerinde akarsular çağlayan cennetler onlar içindir. Ne zaman onlardaki semerelerden herhangi bir rızıkla rızıklandırılsalar “Bu rızık bize daha önce de verilmişti” derler. Benzerleri sunulur da ondan. Kendileri için orada tertemiz eşler de var. Hem onlar orada ebedidirler. 

026 Allah bir sivrisineği, hatta daha hakirini misal vermekten haya etmez. Müminler hemen bilirler ki o şüphesiz haktır, Rablerindendir. Kafirler ise “Allah bu misalle neyi murad etti ‘ne demek istedi’ ki?” derler. Onunla nicelerini dalalete sevkeder, nicelerini hidayete erdirir. Fakat fasıklardan başkasını dalalete sevketmez ha! 

027 Bunlar, Allah ahdini misakla kabul ettikten ‘yeminli, kuvvetli bir söz verdikten’ sonra bozarlar. Allah bir şeyin birleştirilmesini emreder, bunlar onu kesip ayırırlar. Ve yeryüzünde fesat yaparlar. İşte bunlardır hüsrana uğrayanlar ‘yitik acısıyla yananlar’! 

028 Allah’a nasıl kafirlik edersiniz ki, sizler ‘cansız zerreler halinde’ ölülerdiniz, o size hayat verdi, sonra sizi öldürecek, sonra 'yine' diriltecek, en sonunda ona döndürüleceksiniz! 

029 Yeryüzünde ne varsa sizin için yarattı. Sonra semaya yöneldi ve onu yedi sema halinde düzenledi. O her şeyi bilendir! 

030 Hani Rabbin meleklere “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. “Biz seni hamdinle tesbih ve takdis ediyoruz ya, orada fesat yapacak ve kanlar dökecek birini mi yaratacaksın?” dediler. “Hiç şüphesiz, ben sizin bilmediklerinizi bilirim!” buyurdu. 

031 Derken, Adem’e bütün isimleri öğretti. Sonra meleklere arz edip “Haydi şunların isimlerini bana bildirin, eğer sadıksanız!” dedi. 

032 “Sen sübhansın ‘bütün kusurlardan münezzehsin’! Bizim ilmimiz sadece senin bildirdiklerin. Hiç şüphesiz alim sensin, hakim sen!” dediler. 

033 “Ey adem! Onları bunlara isimleriyle bildir!” dedi. Adem, onları isimleriyle kendilerine bildirdi. Bunun üzerine “Demedim mi size, ben göklerin ve yerin sırlarını bilirim. Hem sizin açıkladıklarınızı da bilirim, gizlediklerinizi de” buyurdu. 

034 Bu kez meleklere “adem’e secde edin!” dedik. Hemen secde ettiler. Fakat İblis direndi, kibirlendi, kafirlerden oldu! 

035 Hem “Ey Adem!” dedik, “Haydi sen ve eşin cennete yerleşin, nerede isterseniz orada ondan bol bol yiyin, fakat şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz!” 

036 Fakat şeytan onları oradan kaydırdı, içinde bulundukları şeyden çıkardı. Bunun üzerine “İnin kiminiz kiminize düşman olarak! Artık sizin için yeryüzünde bir zamana kadar kalma ve faydalanma var” dedik. 

037 Derken, adem Rabbinden bazı kelimeler telakki etti. ‘Rabbi’ onun tevbesini kabul buyurdu, çünkü tevvabdır, rahimdir! 

038 “Hep birlikte inin oradan!” dedik, “Benden size bir hidayet gelirse, hidayetime uyanlara ne korku vardır ne de üzüntü.” 

039 Kafirlik eden ve ayetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar ateş ashabıdırlar, orada temelli kalacaklar!

040 Ey Beni İsrail! Hatırlayın size inam ettiğim nimetimi! Siz sözünüzde durun ki ben de sözümü yerine getireyim. Ve sadece benden korkun! 

041 Yanınızdakini tasdik etmesi için indirdiğime iman edin. Ona inanmayanların ilki siz olmayın! Ayetlerimi az bir pahaya satmayın! Ve sadece benden korkun!

042 Hakkı batılla bulandırmayın ve bile bile gerçeği gizlemeyin! 

043 Namazı özenle kılın, zekatı ve­­rin, rüku edenlerle beraber siz de rüku edin!

044 İnsanlara iyiliği emrediyor da kendinizi unutuyor musunuz? Halbuki siz kitap da okuyorsunuz. Hiç akledemiyor musunuz?

045 Sabır ve salatla ‘namazla, dua ile’ yardım isteyin. Bu zordur ama huşu duyanlara ‘kalbi saygıyla ürperenlere’ zor gelmez. 

046 Onlar gerçekten Rablerine kavuşacaklarını ve ona muhakkak döneceklerini sezerler.

047 Ey Beni İsrail! Hatırlayın size inam ettiğim nimetlerimi! Hatırlayın ‘nebiler göndermekle’ sizi alemlere üstün kıldığımı! 

048 Hem, sakının öyle bir günden ki, o gün hiç kimse bir başkası adına ödeme yapamaz. Ne şefaat kabul edilir ne de fidye. Hem onlara yardım da edilmez! 

049 Hatırlasanıza, sizi Firavun takımından kurtarmıştık. Oğullarınızı boğazlayıp kızlarınızı hayatta bırakarak size azabın en kötüsünü uyguluyorlardı. Bunda size büyük bir imtihan vardı, Rabbinizden. 

050 Hani bir zamanlar sizin için denizi yarmış, sizi kurtarmış, Firavun ve ordusunu suda boğmuştuk da siz bakıp durmuştunuz. 

051 Hani biz Musa ile kırk gece için sözleşmiştik de siz ‘onun ardı sıra’ bir buzağı ‘heykelini ilah’ edinmiştiniz. Zalimlik ediyordunuz! 

052 Sonra da, belki şükredersiniz diye sizi affetmiş, ceza vermemiştik. 

053 Siz hidayete eresiniz diye Musa’ya o Kitab’ı ve o Furkan’ı vermiştik. 

054 Musa “Ey kavmim! Buzağı ‘heykelini ilah’ edinmekle kendinize yazık ettiniz. Eserlerini kusursuz yaratan yaratıcınıza tevbeyle dönün de nefislerinizi öldürün, yaratıcınız katında sizin için hayırlı olan budur!” demişti. Bunun üzerine tevbenizi kabul buyurdu, çünkü o tevvabdır, rahimdir! 

055 Hem bir zamanlar “Ey Musa! Allah’ı açıkça görmedikçe sana asla inanmayız!” demiştiniz de sizi o saika yakalamıştı, öylece bakıp duruyordunuz. 

056 Sonra ‘adeta’ ölümünüzün ardından sizi diriltip kaldırdık, şükredin diye. 

057 Hem, üzerinize bulutlarla gölgelik yaptık. Size kudret helvası ve bıldırcın indirdik. “Size rızık olarak verdiklerimizin tayyiblerinden ‘iyilerinden, temizlerinden’ yiyin!” ‘dedik’. Onlar zulmü bize etmediler, lakin nefislerine zulmediyorlardı! 

058 Hem, “Şu şehre girin. Dilediğiniz yerde nimetlerinden yiyin. Kapıdan girerken saygılı olun. Bize mağfiret eyle! deyin. Biz de hatalarınızı silip sizi tertemiz edelim. Muhsinlere nimetimizi daha da artırırız” demiştik. 

059 Fakat o zulmedenler, kendilerine söylenen sözü başka bir sözle değiştirdiler. Biz de o zalimlere haktan ayrılmaları sebebiyle gökten murdar bir azap indirdik. 

060 Musa, kavmi için su istemişti. “Vur asanla taşa!” dedik. Taştan on iki pınar fışkırdı. Her topluluk kendine ayrılan pınarı bildi. Musa “Allah size rızık verdi, yiyin, için, fakat müfsit olup yeryüzünü bozmayın!” demişti. 

061 Bir süre sonra siz “Ey Musa! Biz tek çeşit yemekle yetinemeyiz. Rabbine dua et de bizim için toprak mahsullerinden sebze, kabak, sarmısak, mercimek, soğan çıkarsın” demiştiniz. Musa da “Siz hayırlı olanı sıradan olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? Öyleyse dönün kasabaya, istedikleriniz orada!” demişti. Böylece üzerlerine zillet ve meskenet damgası vuruldu. Allah onlara gazap etti. Zira onlar Allah'ın ayetlerini inkar ediyor, haksız yere nebilerini öldürüyor, isyana dalıyor ve haddi aşıyorlardı.

062 Müminlerden, Yahudilerden, Hıristiyanlardan, Sabiilerden olup da Allah’a ve ahiret gününe hakikaten iman eden ve salih amel işleyenler, Rableri katından ödüllerini alacaklar, onlara ne korku var ne de üzüntü. 

063 Hem, sizden kesin bir söz al­­mıştık. Dağı üstünüzde tutarak “Size indirdiğim kitaba sımsıkı sarılın, içindekileri düşünüp ibret alın ki takvalı olasınız!” demiştik. 

064 Sonra bunun ardı sıra yüz çevirdiniz. Allah size lütuf ve rahmet etmeseydi mutlaka hüsrana düşerdiniz. 

065 İçinizden sebte ‘cumartesi günü dinlenme emrine’ uymayanları elbette bilirsiniz. Hani onlara “Sefil maymunlar olun!” demiştik. 

066 Bunu, hem orada olanlara hem de sonrakilere bir ibret ve takva sahiplerine bir mevize ‘öğüt, ibret dersi’ yaptık.

067 Bir zamanlar Musa, kavmine “Allah size mutlaka bir bakara ‘sığır’ boğazlamanızı emrediyor” dedi. “Bizimle alay mı ediyorsun?” dediler. Dedi: “Allah’a sığınırım o cahillerden olmaktan!” 

068 Dediler ki: “Bizim için Rabbine yalvar da onu bize beyan etsin.” Dedi: “Rabbim buyurdu ki: Ne yaşlı, ne körpe, ikisi arası bir sığır. Haydi yapın size emredileni!” 

069 Dediler: “Rabbine bizim için yalvar da rengini bize açıklasın.” Dedi: “Rabbim buyurdu ki: Rengi görenlerin hoşuna gidecek bir sarıdır.” 

070 Dediler: “Bu sığırın öbürlerinden farkını anlayamadık. Bizim için Rabbine yalvar da onu bize biraz daha tarif etsin. Allah dilerse onu elbette buluruz.” 

071 Dedi: “Rabbim buyurdu ki: Tarla sürmek, ekin sulamak gibi işlerde çalıştırılmamış, kusursuz, alacasız bir sığır.” Dediler: “İşte şimdi hakkı getirdin ‘iyice tanımladın’.” Bunun üzerine onu boğazladılar. Fakat neredeyse yapmayacaklardı!

072 Hani, birini öldürmüştünüz de bu yüzden tartışmış, birbirinizi suçlamıştınız. Halbuki Allah gizlediklerinizi ortaya çıkaracaktı.

073 “Bir parçasıyla ona ‘cesede’ vu­­run!” dedik. Allah ölüleri işte böyle diriltir ve size ayetlerini gösterir, ta ki akledesiniz. 

074 Sonra kalpleriniz yine katılaştı. Taşlar gibi, hatta daha da katı. Zira taşlar vardır, içlerinden ırmaklar kaynar. Taşlar vardır, çatlar da bağrından sular fışkırır. Taşlar vardır, Allah korkusuyla yerlere yuvarlanır. Allah işlediklerinizden habersiz değil!

075 Şimdi bunların size inanmalarını mı umuyorsunuz? Halbuki onlardan bir zümre Allah kelamını işitip anladıktan sonra onu bile bile tahrif ederlerdi ‘değiştirirler, bozarlardı’. 

076 Müminlerle karşılaştıkları za­­man “İman ettik” derler. Baş başa kaldılar mı “Allah’ın size bildirdiklerini onlara niye söylüyorsunuz? Rabbinizin huzurunda aleyhinizde delil yapsınlar diye mi? Buna aklınız ermiyor mu?” deyiverirler. 

077 Bunlar bilmiyorlar mı ki, Allah onların gizlediklerini de bilir, açıkladıklarını da. 

078 Onların bir kısmı ümmidir, kitap nedir, yazı nedir bilmez, temennilerle dolu kurgular kurar, zan ardında dolaşır. 

079 Bir de, elleriyle yazı yazıp da onu az bir pahaya satabilmek için “Allah katından” diyenler var. Vay haline onların! Vay haline elleriyle yazdıkları için! Vay haline kazanımları yüzünden! 

080 Dediler: “Bize sayılı günlerden başka ateş dokunmayacak.” De ki: “Allah katından bir teminat mı aldınız? Eğer öyleyse Allah verdiği sözden dönmez. Yoksa Allah hakkında bilemeyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?”

081 Hayır! Fena işler yapıp da hatası kendisini kuşatanlar ateş ashabıdırlar, onda temelli kalacaklar! 

082 İman edip de salih ameller işleyenler ise cennet ashabıdırlar, orada ebediyen kalacaklar.

083 Bir zamanlar “Ey Beni İsrail! Allah’tan başkasına kulluk etmeyin! Ebeveyne, akrabalara, yetimlere, yoksullara ihsanda bulunun. İnsanlara güzel söz söyleyin. Namazı özenle kılın, zekatı verin” diyerek sizden misak ‘kesin söz’ almıştık. Pek azınız hariç, döndünüz. Hala da dönüyorsunuz! 

084 Keza sizden “Birbirinizin kanını dökmeyin, birbirinizi yurdunuzdan çıkarmayın” diye de misak almıştık. Hem ikrar etmiş ‘dile getirmiş’ hem de şahit olmuştunuz. 

085 Halbuki siz birbirinizi öldürüyorsunuz, aranızdan kimilerini yurdundan çıkarıyorsunuz, onlar aleyhine günah ve düşmanlıkta birleşiyorsunuz, esir olarak gelirlerse fidye alıyorsunuz. Oysa onların çıkarılmaları size haram kılınmıştı. Yoksa Kitab'ın bir kısmına iman edip bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? Bunu yapanlarınız dünya hayatında rezil olmaktan başka ne kazanırlar? Kıyamet günü de azabın en şiddetlisine atılırlar! Allah yapıp ettiklerinizden gafil değil ki!

086 Bunlar, ahirete bedel dünyayı satın alan kimseler. Ne azapları hafifletilir ne de kendilerine yardım edilir! 

087 Musa’ya o kitabı verdik, ondan sonra da birbiri ardınca resuller gönderdik. Meryem oğlu İsa’ya da ayetler verdik, kendisini Kutsal Ruh ‘Cebrail’ ile destekledik. Demek hoşunuza gitmeyen bir emirle size ne zaman bir resul gelse ona karşı kibirlenecek, kimini yalanlayıp, kimini öldüreceksiniz öyle mi?

088 Hem, “Kalplerimiz perdelidir” dediler. Hayır! Kafirlikleri sebebiyle Allah onları lanetledi, bu yüzden pek az imana gelirler.

089 Bunlar daha önce kafirlere karşı zafer istiyorlardı. Nihayet ellerindekini tasdik etmek üzere Allah tarafından bir kitap geldi. O tanıdıkları kendilerine gelince onu inkar ettiler! Allah o kafirlere işte bu yüzden lanet etti! 

090 Allah kimi dilerse fazlından kitabı ona indirir. Bunu kıskandılar da Allah katından ‘sana’ indirileni inkar ettiler. Mukabilinde nefislerini sattıkları bedel ne fena! Bu yüzden gazap üstüne gazaba uğradılar. Kafirler için alçaltıcı bir azap var!

091 Kendilerine “Allah’ın indirdiğine iman edin!” denilince “Biz sadece bize indirilene iman ederiz” derler, öbürünü inkar ederler. Halbuki yanlarında olanı tasdik edecek hak ‘kitap’ odur. De ki: “Madem mümindiniz de Allah’ın nebilerini niçin öldürüyordunuz?” 

092 Musa size apaçık ayetlerle gelmişti de sonra onun ardı sıra bir buzağı ‘heykelini ilah’ edinmiştiniz. Siz o zalimlersiniz işte!

093 Bir zamanlar dağı üstünüze kaldırıp “Size verdiğimiz kitaba sımsıkı sarılın ve ‘söz’ dinleyin!” demiş, sizden misak almıştık. “İşittik ve isyan ettik!” dediler. Küfürleri sebebiyle buzağı ‘sevgisi’ kalplerine işletildi. De ki: “Müminseniz, imanınızın size emrettikleri ne kadar da kötü!”

094 De ki: “Allah katındaki ahiret yurdu öbür insanların değil de yalnız sizinse, doğruysanız, ölümü temenni etsenize!” 

095 Hayır! Elleriyle işledikleri ‘bizzat yaptıkları’ yüzünden asla temenni etmezler. Allah bilir o zalimleri!

096 İnsanların yaşamaya en düşkünü, müşriklerden bile daha düşkünü, onları ‘Yahudileri’ bulacaksın. Her biri ister ki bin sene ömür sürsün. Halbuki uzun ömür onu azaptan kurtaramaz! Her ne yapıyorlarsa Allah görüyor! 

097 De ki: “Cebrail’e düşmanlık eden katiyen bilsin ki, kendinden öncekileri onaylaması ve müminlere bir hidayet, bir müjde olması için, Kurán’ı senin kalbine Allah’ın izniyle o indirdi.” 

098 Kim Allah’a, onun meleklerine, resullerine, Cebrail ve Mikail’e düşman ise, şüphesiz Allah da o kafirlerin düşmanıdır! 

099 Andolsun, biz sana apaçık ayetler indirdik, onları fasıklardan başkası inkar etmez!

100 Her ne zaman bir ahit üzerine sözleşme yapsalar içlerinden bir fırka onu bozacak öyle mi? Hayır, onların ekserisi iman etmez!

101 Allah tarafından bir resul geldi, yanlarında olanı tasdik ediyor. Kitap ehlinin bir kısmı, Allah’ın kitabını arkalarına atıverdiler, sanki bilmiyorlarmış gibi! 

102 Tuttular da Süleyman mülkü hakkında şeytanlar tarafından uydurulanların peşine düştüler. Halbuki Süleyman kafirlik etmemişti. Fakat bu şeytanlar kafirlik ettiler. İnsanlara sihir öğretiyor, Babil’deki Harut ve Marut isimli iki meleğe indirilen bilgilerin peşine düşüyorlardı. Halbuki o ikisi “Biz imtihan vesilesiyiz, sihri helal sayıp da kafir olma!” demedikçe kimseye bilgi vermezlerdi. Fakat bunlar onlardan karı kocanın arasını ayırıcı bilgileri öğrendiler. Allah izin vermezse onunla kimseye zarar veremezlerdi. Lakin bunlar kendilerine zarar verecek faydasız bilgiler aldılar. Halbuki ona müşteri olanların ahirette nasibinin olmayacağını biliyorlardı. Kendilerini sattıkları şey pek çirkindi. Bunu da bilselerdi ya! 

103 İman edip de günahlardan uzak dursalardı, Allah tarafından verilecek sevap kendileri için daha hayırlı olurdu. Bunu da bilselerdi ya! 

104 Ey iman edenler! “Raina!” demeyin, “Unzurna!” deyin ve dinleyin! Kafirlere elim bir azap var! 

105 Ne kitap sahibi kafirler ne de müşrik kafirler, Rabbinizden size bir iyilik indirilmesini istemezler. Halbuki Allah kimi dilerse rahmetini ona lütfeder. Allah pek büyük lütuf sahibidir! 

106 Biz bir ayetten her neyi nesheder ‘kaldırır’ veya unutturursak ondan daha iyisini veya onun mislini getiririz. Bilmez misin, Allah her şeye kádir! 

107 Hem bilmez misin, Allah göklerin ve yerin hakimidir. Sizin için Allah’tan başka ne yar var ne de yardımcı! 

108 Yoksa siz daha öncekilerin Musa’yı sorgulamaları gibi Resulünüzü sorgulamak mı istiyorsunuz? Dikkat edin! İmana bedel küfrü alan kimse düz yolun ortasında sapıtmış olur! 

109 Kitap ehlinden çokları, gerçek kendilerine belli olduktan sonra, sade nefislerinden gelen bir haset yüzünden, sizi imanınızdan sonra çevirip kafir etmek istediler. Siz yine de aldırmayın onlara, Allah katından bir emir gelene dek yaptıklarına göz yumun. Allah her şeye kádir!

110 Namazı özenle kılın ve zekatı verin! Kendiniz için hayırdan ne takdim ederseniz Allah katında onu bulursunuz. Allah yapıp ettiklerinizi elbette görüyor!

111 “Yahudilerden veya Hıristiyanlardan başkası asla cennete giremeyecek” dediler. Bu onların kuruntusu! De ki: “Sadıksanız getirsenize delilinizi!” 

112 Hayır! Muhsin olarak kendini Allah’a teslim edenin Rabbi katında mükafatı vardır, onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklar. 

113 Yahudiler “Hıristiyanların dini temelsiz” dediler. Hıristiyanlar da “Yahudilerin dini temelsiz” dediler. Halbuki hepsi kitap okuyor! İlim ‘kitap’ sahibi olmayanlar da onların dedikleri gibi dediler. Allah, ihtilaf ettikleri hususlarda kıyamet günü aralarında hükmünü verecek! 

114 Allah’ın mescidlerini içlerinde Allah’ın ismi anılmaktan meneden ve oraların harap olması için çalışandan daha zalim kim olabilir? Bunlar oralara ancak korku duyarak girebilirler. Onlar için dünyada rezillik, ahirette ise azim bir azap var! 

115 Allah doğunun da hakimidir, batının da. Nereye yönelirseniz orası Allah tarafıdır. Allah hakikaten vasidir, alimdir! 

116 Kimileri de “Allah çocuk edindi” dediler. ‘Haşa!’ Sübhandır o! Doğrusu, göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi onundur, her şey ona itaat eder.

117 Gökleri ve yeri örneksiz yaratandır ‘Bedidir’. Bir işin olmasını istedi mi ona sadece “Ol!” der, o hemen oluverir. 

118 İlmi olmayanlar ise “Allah bizimle konuşsa ya! Yahut bize bir mucize gelse ya!” dediler. Bunlardan öncekiler de benzer sözler söylemişlerdi. Kalpleri nasıl da birbirine benzedi! Biz, yakin sahibi olmak isteyenler için ayetlerimizi iyice açıklamışızdır!

119 Hiç şüphesiz biz seni bir müjdeci ve uyarıcı olasın diye hak ile gönderdik. Sen o cehennem ehlinden mesul değilsin! 

120 Ne Yahudiler ne de Hıristiyanlar kendi milletlerine tabi olmadığın sürece senden asla hoşnut olmazlar. De ki: “Hak yol Allah yoludur!” Sana gelen ilimden sonra onların heveslerine uyarsan, Allah katından sana ne yar bulunur ne de yardımcı!

121 Kendilerine kitap verdiklerimiz onu hakkını vererek okurlar. İşte onlar ona iman edenler. Her kim ona kafirlik ederse, işte onlar hüsranda kalanlar! 

122 Ey Beni İsrail! Hatırlayın size lütfettiğim nimetimi! Hatırlayın insanlar arasında size üstün bir konum verdiğimi! 

123 Ve öyle bir günden sakının ki, o gün kimse bir başkası adına ödeme yapamaz. Ne şefaat kabul edilir ne de fidye. Kafirlere yardım da edilmez! 

124 Bir zamanlar Rabbi İbrahim’i bazı sözlerle imtihan etti, o da onları tastamam yerine getirdi. Bunun üzerine “Seni insanlara imam yapacağım” buyurdu. “Neslimden de” dedi. “Zalimler ahdime nail olamazlar!” buyurdu.

125 Beyt’i insanlar için bir sevap mahalli ve emin bir mekan yaptık. Makam-ı İbrahim’den siz de kendinize bir namaz yeri edinin! Nitekim bir zamanlar İbrahim ve İsmail’e “Tavaf edenler, ibadete kapananlar, rüku ve secde edenler için Beyt’imi temiz tutun!” buyurmuştuk.

126 İbrahim “Rabbim!” dedi, “Burasını emin bir belde eyle! Onlardan, Allah’a ve ahirete iman edenleri semerelerle rızıklandır.” Buyurdu: “Kafir halkını da biraz faydalandırır, sonra ateş azabına mahkum ederim. Ne fena bir akıbet!” 

127 İbrahim Beyt’in temellerini yükseltiyordu, İsmail de yanında. “Rabbimiz!” diyorlardı, “Bizden kabul buyur. Şüphesiz semi sensin, alim sen! 

128 Rabbimiz! Bizi müslim eyle! Neslimizi yalnız sana teslim olmuş müslim bir ümmet yap. Bize ibadet usullerimizi göster. Tevbelerimizi kabul buyur! Tevvab sensin, rahim sen!

129 Rabbimiz! Hem, onlar arasından, senin ayetlerini okuyan, kitap ve hikmeti bildiren, onları arındıran bir resul gönder. Aziz sensin, hakim sen!”

130 Kendini bilmez sefihten başka kim İbrahim milletinden yüz çevirir ki! Biz onu dünyada süzüp aldık, ahirette de katiyen salihlerdendir!

131 Rabbi ona “Teslim ol!” buyurmuştu, o da “alemlerin Rab­bine teslim oldum!” demişti.

132 Bunu oğullarına hem İbrahim vasiyet etti hem de Yakub. “Evlatlarım! Allah sizin için bu dini seçti. Yalnız ona teslim olarak can verin” dediler. 

133 Yakub ölürken siz onun yanında mıydınız? Hani çocuklarına “Benden sonra kime kulluk edeceksiniz?” demişti. “Yalnız senin ilahına, ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın tek ilahına ibadet edeceğiz. Biz ona teslim olmuşuzdur” demişlerdi. 

134 Onlar bir ümmetti geldi geçti. Onların kazancı kendilerine, sizin kazancınız size. Onların yapıp ettiklerinin hesabı sizden sorulmaz.

135 Bir de “Yahudi veya Hıristiyan olun ki hidayete eresiniz” dediler. De ki: “Hayır! Biz batıldan yüz çevirip hakka yönelen İbrahim’in milletindeniz! O hiçbir zaman müşriklerden olmadı!

136 Biz, Allah’a ve bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilenlere, Musa ve İsa’ya verilenlere ve Rableri tarafından nebilere verilenlere iman ettik. Bunlar arasında ayrım yapmayız. Biz ona teslim olmuşuzdur.” 

137 Eğer onlar da sizin inandığınız gibi inanırlarsa hidayet üzeredirler, yüz çevirirlerse ondan ayrılmışlar demektir. Fakat onlara karşı Allah sana yeter! Semi odur, alim o! 

138 De ki: “Allah boyası! Kimdir Allah’tan daha güzel boyası olan! İşte biz sadece ona ibadet ederiz! 

139 Allah hakkında bizimle tartışmak mı istiyorsunuz? Halbuki o bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbiniz. Bizim amelimiz bize, sizin ameliniz size. Biz kendimizi ihlas üzere ona adamışızdır!” 

140 Yoksa siz “İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunları Yahudi veya Hıristiyan idiler” mi diyorsunuz? De ki: “Siz mi daha iyi bilirsiniz, Allah mı?” Şahidi Allah olan bir gerçeği bilerek gizleyenden daha zalim kim olabilir! Allah yapıp ettiklerinizden gafil değildir!

141 Onlar bir ümmetti geldi geçti. Onların kazancı kendilerine, sizin kazancınız size. Onların amellerinin hesabı sizden sorulmaz.

142 İnsanlardan bir kısım sefihler “Bunları yöneldikleri kıbleden çeviren ne?” diyecekler. De ki: “Doğu da Allah’ın, batı da. Allah kimi dilerse ona hidayete erdirir!” 

143 Sizi vasat ‘dengeli, aşırılıklardan uzak’ bir ümmet yaptık ki insanlar üzerine hakkın şahitleri olasınız. Resul de sizin üzerinize şahit olsun. Resule kim tabi oluyor da kim sırtını dönüyor bilelim diye önceki yönelme yerini kıble yaptık. Bu, Allah tarafından hidayete erdirilenler dışındaki kimselere elbette ağır gelecekti. Allah imanınızı zayi edecek değildir! Çünkü Allah rauftur, rahimdir!

144 Biz seni yüzünü semaya çevirip beklerken görüyoruz. Şimdi seni hoşuna gidecek bir kıbleye döndüreceğiz. Haydi, bundan sonra yüzünü Mescidi Haram’a çevir! Ey müminler! Siz de her nerede olursanız olun yüzlerinizi o tarafa çevirin. Ehlikitap bunun Rablerinden gelen bir hak olduğunu elbette bilirler. Allah onların yapıp ettiklerinden gafil değildir.

145 Kendilerine kitap verdiklerimize her türlü delili getirsen de senin kıblene yönelmezler. Sen de onların kıblesine yönelmezsin. Onlar birbirlerinin kıblesine de yönelmezler. Sana gelen ilimden sonra onların heveslerine uyarsan zalimlerden olursun!

146 Daha önce kendilerine kitap verdiklerimiz onu ‘son resulü’ oğullarını tanır gibi tanırlar. Fakat onların bir kısmı gerçeği bile bile gizler. 

147 Bu gerçek, Rabbindendir. Bunu bil de şüphecilerden olma! 

148 Her birinin kendi kıblesi var, ona yönelir. Birbirinizle hayırda yarışın! Nerede olursanız olun Allah sizi derleyip bir araya getirir. Zira Allah her şeye kádir!

149 Nereden seyahate çıkmış olursan ol, namazında yüzünü Mescidi Haram’a çevir. Bu emir Rabbinden sana gelen gerçektir. Allah amellerinizden gafil değildir.

150 Nereden gelirsen gel yüzünü Mescidi Haram’a çevir. Evet, nerede olsanız yüzünüzü hep o yöne çevirin ki, zalimlik edenler bir yana, insanların elinde aleyhinize bir delil bulunmasın. Onlardan korkmayın, sadece benden korkun. Böylece size nimetimi tamamlayayım da hidayete eresiniz!

151 Nitekim size ayetlerimizi okuması, sizi arındırması, kitabı ve hikmeti bildirmesi ve bilmediklerinizi öğretmesi için bir resul gönderdik. 

152 Siz beni anın ki ben de sizi anayım. Bana şükredin, nankörlük etmeyin!

153 Ey iman edenler! Sabır ve salat ile Allah’tan yardım isteyin. Hiç şüphesiz, Allah sabredenlerle beraberdir! 

154 Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin. Hayır, onlar diridirler, fakat siz farkında olmazsınız. 

155 Sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden noksanlıkla mutlaka sınayacağız. Müjde ver o sabırlılara!

156 Onlar, başlarına bir musibet gelince “Hiç şüphesiz, Allah bizim malikimizdir ve muhakkak ona döneceğiz!” derler. 

157 İşte onlaradır Rablerinden mağfiret ve rahmet! İşte onlardır hidayete erenler! 

158 Safa ve Merve Allah tarafından belirlenmiş alametlerdendir. Hac veya umre için Beyt’i ziyarete gelenlerin bunları tavafa dahil etmelerinde mahzur yok. Kim gönlünden koparak bir hayır işlerse ‘bilsin ki’ Allah şakirdir, alimdir! 

159 Kitap’ta insanlar için aydınlatıcı deliller indirmiş, onlara hidayet yolunu göstermişizdir. Bunları gizleyene hem Allah lanet eder hem de lanet edebilen bütün varlıklar lanet ederler!

160 Fakat tevbe eden, kendilerini düzelten ve ‘gerçeği’ açıklayanlar müstesna. İşte onların tevbelerini kabul ederim, çünkü ben tevvabım, rahimim! 

161 İnkar edip de kafir olarak ölenlere gelince, hiç şüphesiz onlara Allah, melekler ve bütün insanlar lanet ederler! 

162 Ebediyen öyle ‘rahmetten mahrum’ kalacaklar. Ne azapları hafifletilecek ne de yüzlerine bakılacak! 

163 İlahınız bir tek ilahtır! Ondan başka ilah yoktur! Rahman odur, rahim o!

164 Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbirini izleyişinde, insanlara faydalı nesnelerle dolu gemilerin sularda yüzüşünde düşünen kimseler için nice ayetler var. Allah’ın gökten su indirip yeri ölümünden sonra onunla diriltmesinde, orada her türden canlıyı yaratıp etrafa yaymasında, rüzgarların estirilmesinde, gökle yer arasında emir bekleyen bulutlarda aklını kullananlar için nice ayetler var. 

165 İnsanlardan kimileri de Allah’ın yanı sıra başka ilahlar edinir, onları Allah’ı sever gibi severler. Fakat müminlerin Allah sevgisi bütün sevgilerden ileridir. Zulmedenler, azabı görünce anlayacakları gibi keşke şimdiden anlasalar ki, bütün kuvvet şüphesiz Allah’ındır ve Allah azabı şiddetli olandır! 

166 Önderlik edenler, azabı gördükleri zaman, kendilerini izleyenlerden uzak dururlar ve aralarındaki bütün bağlar kopar. 

167 İzde gidenler, “Keşke bizim için bir dönüş imkanı olsaydı da, şimdi onlar bizden nasıl uzak duruyorlarsa biz de onlardan öyle uzak dursaydık!” derler. Allah onların işlediklerini kendilerine bir yığın pişmanlık acısı halinde gösterir ve onlar o ateşten asla çıkamazlar!

168 Ey insanlar! Yeryüzündeki ni­­metlerin helalinden, temizinden yiyin, fakat sakın şeytanın adımlarına uymayın, çünkü o size besbelli bir düşmandır! 

169 Sizi hep kötüye, çirkine ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemeye sevkeder!

170 Onlara “Allah katından indirilene uyun!” denildi mi, “Hayır, atalarımızı ne üzerinde bulduksa biz ona uyarız” derler. Ya ataları bir şeye akıl erdirememiş ve hidayete erememiş kimselerse? 

171 Kafirler, sesler işitip de söyleneni anlamayan kimselere benzerler. Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler ve akıl da etmezler! 

172 Ey iman edenler! Size rızık olarak verdiğimiz nimetlerin temizlerinden yiyin ve Allah’a şükredin, sadece ona kulluk eden kimselerseniz! 

173 Allah size leşi, kanı, domuz etini, kendisinden başkası adına kesileni haram kıldı. Muztar ‘yemezse ölecek’ olan kimse, başkasının hakkına tecavüz etmeden ve haddi aşmadan bunlardan yerse ona günah yazılmaz. Zira Allah gafurdur, rahimdir.

174 Allah’ın indirdiği kitaptan bir şeyi, küçük bir çıkar elde etmek maksadıyla gizleyenler karınlarını ateşle doldurmuş olurlar. Allah, kıyamet günü onlarla ne konuşur ne de onları temize çıkarır. Onlar için ancak elim bir azap vardır! 

175 Onlar, hidayete bedel dalaleti, mağfirete bedel azabı satın alan kimselerdir. Ateşe karşı ne kadar da sabırlılar! 

176 Budur! Şüphesiz, Allah kitabı hak üzere indirdi! Kitapta ihtilafa düşenler haktan pek uzak bir şikak içindedirler. 

177 Büyük hayır sadece yüzünüzü doğuya ya da batıya çevirmeniz değildir. Büyük hayır, kişinin Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, nebilere iman etmesidir. Sevdiği malından yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolculara, isteyenlere ve esirlere vermesidir. Namaz kılması, zekat vermesi, sözünde durmasıdır. Darlıkta, hastalıkta ve zorlukta sabırlı olmasıdır. İşte bunlardır sadıklar! İşte bunlardır muttakiler! 

178 Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas yazıldı. Hüre hür, köleye köle, dişiye dişi. Fakat bir kimse kardeşi tarafından bir miktar affa mazhar olursa, biri yasaya uygun davranmalı, öbürü de ödemesi gerekeni ödemeli. Bunlar Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Bunun ardı sıra haddi aşana elim bir azap var!

179 Size kısasta hayat var ey idrak sahipleri! Sizden beklenen de, takvanızı takınmanızdır! 

180 Birinize ölüm gelirse, bırakacak malı da varsa, ebeveyni ve akrabaları için marufa uygun biçimde vasiyet etsin. Takva sahiplerinin yerine getirmesi gereken bir haktır bu. 

181 Her kim bunu işittikten sonra onu tebdil ederse, elbette vebali tebdil edenlerin boynunadır. Allah semidir, alimdir!

182 Bir kimse, vasiyet edenin hataya meyletmesinden ya da günaha girmesinden kaygı duyar da tarafları uzlaştırırsa, ona vebal yoktur. Allah gafurdur, rahimdir.

183 Ey iman edenler! Sizden öncekilere farz kılınan oruç size de farz kılınmıştır. Günahlardan sakınmanız umulur! 

184 Orucun günleri sayılıdır. Sizden kim hasta veya yolcu olur da tutamazsa, öbür günlerde sayıyı tamamlar. Gücü yetmeyen, her gün için bir yoksulu doyuracak kadar fidye verir. İçinden gelerek fidye miktarını artıran kendi yararına artırmış olur. Fakat sizin için hayırlı olan oruç tutmanızdır, bilirseniz!

185 Kurán, hem insanlara yol göstermek hem de hidayet ve furkan delili olmak üzere ramazan ayında indirildi. Sizden o aya erişen oruç tutsun. Hasta veya yolcu olan öbür günlerde eksiklerini tamamlasın. Allah sizin için kolaylık istiyor, zorluk istemiyor. Bunlar, sayıyı tamamlayasınız da sizi hidayete erdirmesine mukabil kendisini tekbir edesiniz diyedir. Şükretmeniz umulur!

186 Kullarım sana beni sorarlarsa, şüphesiz ben pek yakınım. Dua edenin duasına cevap veririm. Onlar da benim davetime gelsinler, bana iman etsinler de rüşde ersinler. 

187 Oruç gecesi kadınlarınıza ilişmeniz size helal kılındı. Onlar size giysidir, siz de onlara bir giysi mesabesindesiniz. Nefsinize hakim olamayacağınızı bilen Allah, tevbenizi kabul buyurdu ve sizi affetti. Bundan sonra ‘ramazan gecelerinde’ kadınlarınıza ilişebilir ve Allah’ın sizinle ilgili takdirini isteyebilirsiniz. Tan vaktinin beyaz ipliği siyah ipliğinden ‘aydınlık karanlıktan’ seçilene kadar yiyip için, sonra geceye ‘iftara’ kadar orucu tamamlayın. Mescidlerde itikafa girerseniz ‘ibadete kapanırsanız’ bu süre bitene dek kadınlarınıza ilişmeyin. Bunlar hududullahtır ‘ilahi sınırlardır’. Sakın yaklaşmayın! Allah, ayetlerini insanlara böyle açıklıyor. Günahtan sakınmaları umulur! 

188 Mallarınızı aranızda haram yollarla yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını haksız yere, bile bile yemek için, hakimlere ‘yetkililere’ aktarmayın. 

189 Sana hilalleri ‘ayın konumlarını’ soruyorlar. De ki: “İnsanlar için takvimdir ve hac için vakit ölçüleridir.” Büyük hayır, evlere arkalarından girmenizle olmaz, takvaya uygun davranmakla olur. Evlere kapılarından girin. Allah indinde takvanızı takının ki felah bulasınız!

190 Sizinle savaşanlarla siz fisebilillah ‘Allah yolunda, rızası için’ savaşın, fakat haddi aşmayın! Allah haddi aşanları sevmez!

191 Onları nerede yakalarsanız öldürün! Sizi çıkardıkları yerlerden siz de onları çıkarın! Fitne katilden de beter! Kabe civarında onlar sizinle savaşmazlarsa siz de onlarla savaşmayın. Sizi öldürmeye çalışırlarsa siz de onları öldürün. Kafirlerin cezası böyledir!

192 Fakat yaptıklarına son verirlerse, Allah elbette gafurdur, rahimdir.

193 Fitne tamamen son bulup da din yalnız Allah için olana dek onlarla çarpışın! Eğer son verirlerse, artık onlara sataşmayın, çünkü düşmanlık sadece zalimlere karşı olmalı! 

194 Haram aya karşılık haram ay vardır. Haram aya hürmet karşılıklı olmalı. Bu aylarda size saldırana misli kadar siz de saldırın. Allah indinde takvanızı takının! Bilin ki Allah takva sahipleriyle beraberdir. 

195 Allah yolunda infak yapın! Kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayın. İhsan edin! Allah muhsinleri ‘güzel davrananları’ sever!

196 Hac ve umreyi Allah için tam yapın. Bir maniniz varsa, kurban olarak kolayınıza geleni kesin. Kurban yerine varana dek başlarınızı tıraş etmeyin. Hasta veya başından rahatsız olan kimse, fidye niyetine ya oruç tutmalı, ya sadaka vermeli ya da kurban kesmeli. Emin bir duruma gelince, hac zamanına kadar umre yaparak sevap kazanmak isteyen, kurbanın kolay gelenini kesmeli. Buna gücü yetmiyorsa, üç gün hacda, yedi gün de dönünce olmak üzere on gün oruç tutmalı. Bunlar, ehli Mescidi Haram civarında ikamet etmeyenler içindir. Allah indinde takvanızı takının! Bilin ki, Allah azabı şiddetli olandır! 

197 Hac belli aylarda yapılır. Hacca niyet eden ‘ihramını giyen’ kişi, artık eşine ilişemez, günah işleyemez, kimseyle tartışamaz. Ne hayır işlerseniz Allah onu mutlaka bilir. Kendiniz için azık edinin! En hayırlı azık, takvadır! Ey idrak sahipleri, bana karşı takvanızı takının! 

198 ‘Hac günlerinde’ Rabbinizden gelecek bir nimeti aramanızda ‘rızkınızı kazanmak üzere çalışmanızda’ bir günah yoktur. Arafat vakfesinden sonra Meşarı Haram’da Allah’ı zikredin. Allah size nasıl hidayet ettiyse siz de onu öyle yad edin. Doğrusu siz bundan önce yanlış yolda olan kimselerdiniz!

199 Sonra, insanların feyizlendikleri yerden siz de feyizlenin. Allah’tan mağfiret dileyin. Allah gafurdur, rahimdir.

200 İbadetlerinizi bitirince, atalarınızı nasıl anıyorsanız ondan daha tutkulu bir anmayla Allah’ı anın. Kimi insanlar “Rabbimiz, bize dünyada ver!” derler. İşte bunların ahiretten nasibi yoktur!

201 Kimileri de “Rabbimiz! Bize dünyada güzellik ver, ahirette güzellik ver ve bizi ateş azabından koru!” derler.

202 İşte bunlara kazandıklarından bir nasip var. Allah hesabı süratli olandır!

203 Sayılı günlerde tekbir getirin. Bundan sonra acele edip iki günde dönene günah yok. Daha uzun kalana da günah yok. Bunlar sakınanlar içindir. Allah indinde takvanızı takının! Bilin ki, onun huzurunda toplanacaksınız! 

204 İnsanlardan kimi de vardır, dünya hayatıyla ilgili konuşması hoşuna gider, kalbinde olana Allah’ı şahit de tutar, oysa hasımların en azılısıdır.

205 Hakimiyeti ele geçirdi mi, yeryüzünde fesat çıkarmaya, harsı ve nesli mahvetmeye çalışır. Allah da fesadı sevmez! 

206 Hem ona “Allah’tan kork!” de­­nildi mi, gururu onu günaha sürükler. Ona cehennem yeter! Hakikaten ne fena yataktır o!

207 İnsanlardan kimi de vardır, Allah rızası için kendini feda eder. Allah ise kullarına karşı rauftur. 

208 Ey iman edenler! Hepiniz silme girin, şeytanın adımlarına uymayın, çünkü o size besbelli bir düşmandır! 

209 Size aydınlatıcı deliller geldikten sonra yine de hata yaparsanız, bilin ki Allah azizdir, hakimdir!

210 Neyi bekliyorlar, Allah’ın bulutlar arasında, meleklerle birlikte kendilerine gelmesini mi? Fakat o zaman haklarında karar verilmiş ‘işleri bitirilmiş’ olur. Her iş Allah’a döndürülür! 

211 Sor Beni İsrail’e, biz onlara nice apaçık ayetler vermiştik! Allah’ın nimeti kendisine geldikten sonra onu değiştiren bilsin ki, Allah azabı şiddetli olandır! 

212 Dünya hayatı kendilerine güzel gösterilen kafirler, iman edenlerle alay ediyorlar. Halbuki takva sahipleri kıyamet günü onların üstündedirler. Allah kimi dilerse ona hesapsız rızık verir! 

213 İnsanlar tek ümmet idi. Sonra Allah onlara müjdeci ve uyarıcı nebiler gönderdi. Hakikati açıklasın da ihtilafa düştükleri hususlarda hakem olsun diye yanları sıra kitaplar indirdi. Ehlikitap, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra, aralarındaki ihtiras yüzünden ihtilafa düştüler. Fakat Allah onların ihtilafa düştükleri konuda iman edenleri izniyle hakka hidayet eyledi. Allah dilediğini doğru yola iletir! 

214 Yoksa siz, sizden öncekilerin birer ibret öyküsü olmuş halleri sizin de başınıza gelmeden cennete girivereceğinizi mi sandınız? Onlara öyle zorluklar, darlıklar, sıkıntılar dokundu, öyle sarsıldılar ki, resul ve yanındaki müminler “Allah’ın yardımı ne zaman?” deme noktasına geldiler. Bil ki, Allah’ın yardımı yakındır!

215 Sana infakı nasıl yapacaklarını ‘yardım maksadıyla kime ne vereceklerini’ soruyorlar. De ki: “İnfakınız öncelikle ebeveyn, akrabalar, yetimler, yoksullar ve yolcular içindir.” Hayır namına her ne yaparsanız Allah onu mutlaka bilir. 

216 Hoşlanmasanız da size kıtal ‘savaş’ yazıldı ‘farz kılındı’. Bazen siz bir şeyden hoşlanmazsınız, oysa o hakkınızda bir hayırdır. Bazen de siz bir şeyi seversiniz, oysa o hakkınızda bir şerdir. Allah bilir, siz bilmezsiniz! 

217 Sana haram ayı, onda savaşmayı soruyorlar. De ki: “Haram aylarda savaşmak büyük günah!” Fakat Allah yolunu tıkamak, onu inkar etmek, ibadet niyetiyle Mescidi Haram’a gelenlere engel olmak ve ehlini oradan çıkarmak Allah katında daha büyük ‘günah’. Fitne de katilden büyük. Eğer güçleri yeterse, sizi dininizden döndürene dek sizinle savaşmaya devam ederler. Sizden kim dininden döner de kafir olarak ölürse, yapıp ettikleri hem dünyada hem de ahirette boşa gider, kendisi ateşe girer ve orada ebediyen kalır!

218 İman edenler, hicret edip Allah yolunda cihada katılanlar, işte bunlar Allah’ın rahmetini umabilirler. Allah gafurdur, rahimdir!

219 Sana hamrı ve kumarı soruyorlar. De ki: “Bunlarda hem büyük kötülük hem de insanlar için bazı menfaatler var, fakat kötülükleri menfaatlerinden daha büyüktür.” Yine sana neyi infak edeceklerini soruyorlar. De ki: “Gönlünüzden kopanı!” Allah size ayetlerini böyle açıklıyor, ta ki düşünesiniz 

220 dünya ve ahiret hakkında. Sana yetimleri ‘onlara nasıl davranacaklarını’ soruyorlar. De ki: “Hayırlı olan, onların düzgün birer insan olmaları için çaba harcamanızdır.” Bir arada yaşıyorsanız, onlar sizin iman kardeşleriniz. Allah düzelteni bozandan ayırt eder. Allah dileseydi sizi zora sokardı ‘size üstesinden gelinmesi zor görevler yüklerdi’. Allah azizdir, hakimdir.

221 İman etmedikleri sürece müşrik kadınlarla evlenmeyin. Müşrik bir kadın size cazip de gelse, mümin bir cariye ondan hayırlıdır. İman etmedikleri sürece müşrik erkekleri ‘mümin kadınlarla’ evlendirmeyin. Bir müşrik size cazip de gelse, mümin bir köle ondan hayırlıdır. Onlar sizi ateşe çağırırlar, Allah ise izniyle cennete ve mağfirete çağırıyor. İbret alsınlar diye ayetlerini insanlara beyan ediyor.

222 Sana hayızdan ‘kadınların adet günleri hakkında’ soruyorlar. De ki: “O bir ezadır, bu sebeple, adet günlerinde hanımlardan uzak durun, temizlenene dek onlara ilişmeyin. Temizlendikleri zaman, Allah’ın emrettiği yerden ilişin.” Allah tevbe edenleri ve arınanları sever! 

223 Hanımlarınız sizin ekin yerinizdir, şu halde ekin yerinize ‘meşru mahalden olmak kaydıyla’ nasıl dilerseniz öyle varın. Kendiniz için önceden hazırlık yapın. Allah’tan korkun! Bilin ki siz mutlaka onun huzuruna varacaksınız. Müjde ver müminlere!

224 Yeminlerinizle ‘Allah adını anarak yemin edip de’ Allah’ı hayır işlemenize, kötülükten sakınmanıza ve insanların arasını düzeltmenize engel yapmayın! Allah semidir, alimdir!

225 Allah sizi kasıtsız yeminlerinizden ötürü sorumlu tutmaz, fakat kasıtlı yeminlerinizden sorumlu tutar. Allah gafurdur, halimdir.

226 Hanımlarına ilişmeme yemini edenler dört ay beklerler. Bu süre içinde dönerlerse, Allah elbette gafurdur, rahimdir. 

227 Eğer hanımlarını boşamaya karar verirlerse, hiç şüphesiz Allah semidir, alimdir!

228 Boşanmış kadınlar üç aybaşı geçirene dek beklerler. Allah tarafından rahimlerinde yaratılanı gizlemeleri helal olmaz. Allah’a ve ahiret gününe imanları varsa bunu yapmasınlar. Kocaları barışmak isterlerse, bekleme süresi içinde onları almaya daha fazla hak sahibidirler. Kadınların kocaları üzerindeki hakları kocaların kadınları üzerindeki haklarına müsavidir, ancak erkeklere ‘mehir ve nafaka gibi nedenlerle’ bir derece öncelik tanınmıştır. 

229 Boşama iki kez olur, bundan sonra kadın ya iyilikle tutulur ya da güzellikle bırakılır. Boşamanız durumunda hanımlarınıza verdiklerinizden bir şey almanız size helal olmaz, erkekle kadın hududullahı ‘ilahi sınırları’ gö­­zetememekten korkarlarsa o başka. İlahi sınırları gözetememekten korkarsanız, kadının boşanmak için mehri geri vermesinde ikisine de günah yok. İşte bunlar ilahi sınırlardır, sa­­kın aşmayın! İlahi sınırları ancak zalimler aşar! 

230 Erkek onu bir kez daha boşarsa, artık o kendisine helal olmaz. Kadın başkasıyla evlenir, o da onu boşarsa ve önceki kocasıyla birlikte ilahi sınırları gözetebileceklerini sezerlerse, birbirlerine dönmeleri günah olmaz. İşte bunlar Allah tarafından belirlenen sınırlardır, bilenler için açıklıyor. 

231 Boşadığınız kadınlar bekleme sürelerini tamamladıkları zaman, onları ya güzellikle alıkoyun veya güzellikle salıverin. Haklarını yemek üzere onları alıkoymayın. Bunu yapan nefsine zulmetmiş olur. Allah’ın ayetlerini mizah konusu yapmayın ‘ahkamı tatbikte ciddi olun’! Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın, size kitap ve hikmet indirip nasihat edişini düşünün! Allah’tan korkun! Bilin ki Allah her şeyi bilendir! 

232 ‘Dönüşü mümkün bir talakla’ boşanmış kadınlarınız bekleme sürelerini bitirdiklerinde, meşru bir biçimde, kendi rızalarıyla aralarında anlaşırlarsa, kocalarıyla evlenmelerine ‘barışıp bir araya gelmelerine’ mani olmayın. Bu, Allah’a ve ahiret gününe iman edenlerinize bir öğüttür. Böylesi sizin için daha hayırlı ve daha nezihtir. Allah bilir, siz bilmezsiniz!

233 Emzirmeyi tamamlamak isteyen baba için anneler bebeklerini iki yıl emzirirler. Bu esnada ikisinin yiyecek ve giyecek ihtiyaçlarını çocuk sahibi olan ‘baba’ temin eder. Kimse gücünün üstünde yükümlü tutulmaz. Ne yavrusuyla bir anne ne de yavrusuyla bir baba zarara uğratılmamalı. Mirasçılar da aynı oranda sorumludurlar. Taraflar aralarında anlaşarak yavruyu sütten kesmek isterlerse ikisine de günah yok. Yavrunuzu başkası emzirsin isterseniz, ücretini vermeniz halinde, size yine günah yok. Allah’tan korkun! Bilin ki Allah yapıp ettiklerinizi görür! 

234 Vefat edenlerinizin geride bıraktıkları hanımları kendi başlarına dört ay on gün beklerler. Bekleme süresini tamamladıktan sonra kendileri hakkında meşru biçimde yaptıklarından ötürü size bir günah yok. Allah yapıp ettiklerinizden haberlidir! 

235 Evlenme niyetinizi kadınlara sezdirmenizde veya gönlünüzde tutmanızda size günah yok. Allah biliyor ki siz onları anacaksınız, fakat gizlice sözleşmeyin. Meşru bir biçimde söylemenizde sakınca yok. Bekleme süresi dolmadan nikah da kıymayın. Allah içinizde gizlediklerinizi biliyor. Bunu bilin de ona karşı takvanızı takının! Yine bilin ki Allah gafurdur, halimdir. 

236 Henüz temas etmeden veya mehir kesmeden kadınları boşarsanız, onları biraz faydalandırın. İmkanı geniş olan gücü oranında, eli dar olan da yine gücü oranında münasip bir hediye versin. Güzel davranmayı adet edinenler bu hakkı gözetmeli! 

237 Mehir kesmiş de kadına henüz temas etmemişseniz, mehrin yarısı onların olur. Kadın hakkını istemezse veya erkek mehrin hepsini verirse, o başka. Erkekler! Sizin mehri almamanız takvaya daha uygundur. Birbirinize karşı lütufkar davranmayı unutmayın! Allah her ne yapıyorsanız görüyor! 

238 Namazlara dikkat edin, özellikle orta namaza! Kalkın da en samimi duygularınızla Allah için kıyama durun! 

239 Bir korkunuz varsa, namazı yaya veya binitli kılın. Emin duruma gelince, siz bilmezken Allah size nasıl ilim öğretmişse onu öyle anın! 

240 Eceli gelen ve geride hanımlar bırakacak olanlarınız, eşlerinin bir yıl boyunca evlerinden çıkarılmaksızın istifadeleri hususunda vasiyet etsinler. Hanımlar çıkıp giderlerse, onların kendileri hakkında meşru biçimde yaptıkları yüzünden size günah yazılmaz. Allah azizdir, hakimdir!

241 Boşanmış kadınların, bekleme süreleri esnasında, ilahi yasalara uygun biçimde yararlanma hakları vardır. Bunu temin etmek takva sahiplerinin görevidir. 

242 İşte, aklınızı kullanıp düşünesiniz diye Allah size ayetlerini böyle beyan ediyor. 

243 Binlerce kişi olmalarına rağmen yurtlarını bırakıp gidenleri görmedin mi? Allah onlara “Ölün!” dedi, sonra ha­­­yat verdi. Allah insanlara karşı gerçekten lütufkar amma insanların ekserisi şükretmiyor.

244 Allah yolunda savaşın! Bilin ki, Allah her şeyi işitir, bilir!

245 Kim Allah yolunda bir harcama yaparsa Allah ona kat kat fazlasını verir. Allah hem daraltır hem de açar. Hepiniz ona döndürüleceksiniz, yalnız ona! 

246 Görmedin mi? Musa’dan sonra Beni İsrail kavminin ileri gelenleri, nebilerine “Bize bir melik gönder de Allah yolunda savaşalım” dediler. “Ya size savaş emri verilir de savaşmazsanız?” dedi. “Niye savaşmayalım, yurdumuzdan çıkarıldık, çocuklarımızdan ayrı düşürüldük” dediler. Fakat kendilerine savaş emri gelince, pek azı hariç, dönüverdiler. Allah bilir o zalimleri!

247 Nebileri onlara “Allah size melik olarak Talut’u gönderdi” dedi. “Melik olmak bizim hakkımızken, ona zenginlik de verilmemişken, bize nasıl melik olabilir!” dediler. Dedi: “İlimce ve cisimce vüsat ‘üstün nitelikler’ vererek onu üzerinize Allah seçti. Allah mülkü ‘hakimiyeti’ kimi dilerse ona verir. Şüphesiz, Allah vasidir, alimdir.” 

248 Nebileri onlara şunu da söyledi: “Melik oluşunun alameti, size bir sandığın gelmesidir. İçinde Rabbinizden bir sekine ve Musa ve Harun ailelerinden bir yadigar vardır. Bu sandık melekler tarafından taşınır. Bunda size kesin bir alamet bulunuyor, eğer müminseniz!” 

249 Talut, orduyla birlikte karar­gahtan ayrıldı. “Allah sizi bir nehirle sınayacak. Nehrin suyunu kanasıya içenler benden değildir, içmeyen bendendir, fakat bir avuç içmenize izin var” dedi. Nehrin yanına varır varmaz, pek azı hariç, ondan kana kana içtiler. Derken, Talut ve yanındaki müminler nehri geçtiler. Kimileri “Bugün bizim Calut ve ordusuyla savaşacak gücümüz yok!” dediler. Allah’a kavuşacaklarını düşünenler ise “Allah sayesinde nice küçük ordular büyük orduları yenmişler. Allah sabredenlerle beraberdir!” dediler. 

250 Calut ve askerlerine karşı meydana çıktıkları zaman “Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır! Bize dayanma gücü ver! Kafirlere karşı bize zafer nasip eyle!” dediler.

251 Allah sayesinde onları bozguna uğrattılar. Davud, Calut’u öldürdü. Allah da ona hakimiyet, hikmet ve ilim verdi, dilediklerini öğretti. Allah insanların bir kısmını bir kısmıyla defetmeseydi yeryüzü bozulup gitmişti. Fakat Allah alemlere karşı lütuf sahibidir. 

252 İşte bunlar Allah'ın ayetleridir! Sana hak üzere ‘gerçeğe uygun biçimde’ okuyoruz. Şüphesiz sen gönderilmiş resullerdensin!

253 Biz bu resullerin bazısını bazısına tafdil ettik ‘üstün kıldık’. Allah kimine söz söyledi, kimine üstün dereceler ihsan etti. Meryem oğlu İsa’ya da beyyineler ‘mucizeler, aydınlatıcı deliller’ verdik ve onu Kutsal Ruh ile destekledik. Allah dileseydi, onların ardı sıra gelenler, kendilerine deliller iletildikten sonra birbirleriyle savaşmazlardı. Fakat aralarında ihtilafa düştüler. Kimi iman etti, kimi küfre gitti. Allah dileseydi onlar birbirlerini öldürmezlerdi elbette. Allah her neyi dilerse yapar!

254 Ey iman edenler! İçinde alışveriş, dostluk ve şefaat bulunmayan bir gün gelmeden önce size rızık olarak verdiklerimizden infak edin. Kafirler ise zalimlerin ta kendileridirler! 

255 Allah! Başka ilah yok! Hayy odur, kayyum o! Ne gaflet basar onu ne de uyku! Göklerde ne var, yerde ne varsa onun! Kim onun izni olmadan huzurunda şefaat edebilir! Önlerinde ve arkalarında ne varsa bilir, onlar ise ilminden onun dilediği kadarından fazlasını kavrayamazlar. Kürsüsü gökleri ve yeri kapsamıştır. Bunları gözetmek ona ağır gelmez. Ve aliy odur, azim o!

256 Dinde zorlama yoktur! İman küfürden ayrılmıştır. Tağutu reddedip Allah’a iman eden, kopması mümkün olmayan sağlam bir kulpa tutunmuştur. Allah semidir, alimdir! 

257 Allah müminlerin velisidir, onları karanlıklardan nura çıkarır. Tağut da kafirlerin velisidir, onları nurdan karanlıklara sürükler. İşte onlar ateşe girer, orada ebediyen kalırlar.

258 Rabbi hakkında İbrahim ile tartışan adamı bilir misin? Allah ona saltanat vermişti. İbrahim “Rabbim diriltir ve öldürür” deyince, “Ben de diriltir ve öldürürüm” dedi. İbrahim “Allah güneşi doğudan getirir, haydi sen de batıdan getir” deyince, o kafir ‘Nemrut’ şaştı kaldı. Allah zalimleri hidayete erdirmez!

259 Ya da, çatıları üzerlerine çökmüş ıssız bir kasabaya uğrayan adamdan haberin var mı? “Allah burayı ‘halkını’ ölümünden sonra nasıl diriltir?” demişti. Bunun üzerine Allah onu öldürdü, yüz sene sonra ona tekrar hayat verdi. “Ne kadar kaldın?” buyurdu. “Bir gün veya daha az” dedi. “Hayır, yüz yıl kaldın” buyurdu, “Yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamış. Bir de eşeğine bak, nasıl da çürümüş! Bunlar seni insanlara bir ayet, bir delil yapalım diyedir. Şimdi kemiklere bak, onları nasıl da birbirine ekliyoruz! Sonra üzerlerine nasıl da et giydiriyoruz!” Gerçek kendisine ayan beyan görününce “Şimdi biliyorum, Allah hakikaten her şeye kádir!” dedi. 

260 Bir zamanlar İbrahim “Rabbim, göster bana, ölüleri nasıl diriltirsin?” dedi. “İman etmedin mi?” buyurdu. “Evet ‘iman ettim’. Kalbim tatmin olsun diye” dedi. “Madem öyle, dört tane kuş yakala, onları kendine alıştır. Sonra onlardan her bir cüzü bir dağa bırak, sonra da onları çağır, sana hızla geleceklerdir. Ve bil ki, Allah gerçekten azizdir, hakimdir” buyurdu.

261 Mallarını Allah yolunda infak edenlerin karı, her başakta yüz tane olmak üzere yedi başak veren tohum gibi bereketlenir. Allah dilediğine kat kat fazlasını da verir. Allah vasidir, alimdir!

262 Mallarını Allah yolunda infak ettikten sonra ‘muhataplarını’ minnet altında bırakmayan ve eza etmeyen ‘onların duygularını incitmeyenler’ için Rableri katında nice ödüller vardır, onlar ne korkutulur ne de mahzun edilirler. 

263 Bir güzel söz, bir bağışlama, ardından eziyet gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah ganidir, halimdir. 

264 Ey iman edenler! Minnet ve eziyetle yardımlarınızı heba etmeyin! Allah’a ve ahiret gününe iman etmediği halde malını insanlar görsün diye harcayan kimse gibi olmayın. Böyle biri, üzerinde bir miktar toprak bulunan ve sağanak yağmur yağınca cascavlak kalan kaya gibidir. Onlar kazandıklarından hiçbir şeyi tutmaya güç yetiremezler. Allah kafirler zümresini hidayete erdirmez! 

265 Mallarını Allah rızası için ve kendilerinden bir kısmını kalıcı kılmak üzere infak edenlere misal havadar yerdeki bir bahçedir ki ona sağanak yağmurlar yağmıştır da iki kat ürün vermiştir. Sağanak yağmasa bile hafif bir yağmur çiseler. Allah yapıp ettiklerinizi görüyor!

266 Sizden biri arzu eder mi ki, hurma ağaçları ve üzüm asmaları dikili, içinden dereler geçen, meyvenin her türlüsü bulunan bir bahçesi olsun da, kendisi ihtiyar, çocukları güçsüz bir haldeyken, harlı bir kasırga isabet ederek onu yakıp kül etsin? Düşünesiniz diye Allah size ayetlerini böyle beyan ediyor! 

267 Ey iman edenler! İnfak ederken, kazandıklarınızın ve sizin için yerden çıkardıklarımızın tayyiblerinden ‘iyilerinden’ infak edin. Kusurlarını görmezden gelmedikçe alıcısı olmayacağınız habis ‘kötü’ şeyleri vermeye kalkışmayın. Bilin ki Allah ganidir, hamiddir! 

268 Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve hayasızca günahlar işlemeye sevkeder. Allah ise katından bir mağfiret ve nimet vadeder. Zira Allah vasidir, alimdir.

269 O, hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse ona çokça hayır verilmiş demektir. Bunu ancak özü temiz akıl sahipleri tezekkür ederler ‘düşünüp ibret alırlar’. 

270 Her ne infak ettiniz ve ne adak adadınızsa, Allah onu mutlaka bilir. Hem, zalimlerin yardımcısı yoktur! 

271 Sadakalarınızı açıktan verirseniz ne ala, fakat fakirlere örterek verirseniz bu sizin için daha hayırlı. Allah da sizin fenalıklarınızın bir kısmını örter. Allah yapıp ettiklerinizden haberlidir!

272 Onları hidayete erdirmek senin vazifen değildir. ‘Kimin neye layık olduğunu en iyi bilen’ Allah dilediğini hidayete erdirir. Hayır için verdiklerinizin faydası sizedir. Zaten siz sadece Allah için verirsiniz. Hayır namına ne verirseniz mukabili size tastamam ödenir, asla hakkınız yenmez. 

273 Kendilerini Allah yoluna hasretmeleri sebebiyle yeryüzünde gezip dolaşamayan fukaraya verin. İffetleri sebebiyle ‘istemekten utandıkları için’ bilmeyen kişi onları zengin sanır. Onları simalarından tanırsın. İnsanlardan ısrarla istemezler. Hayır namına her ne infak etseniz Allah onu mutlaka bilir!

274 Mallarını gece gündüz, gizli açık infak edenleri Rableri katında ödüller bekliyor, onlara ne korku var ne de üzüntü. 

275 Riba ‘faiz’ yiyenler ‘kabirlerinden’ şeytan çarpan kimse nasıl kalkarsa öyle kalkarlar. Bunun sebebi “Ticaret de tıpkı riba gibidir” demeleridir. Halbuki Allah ticareti helal, ribayı haram kılmıştır. Kim Rabbinden gelen mevize ‘öğüt’ üzerine faizden vazgeçerse, geçmişteki kendisinin olur, hükmünü Allah verir. Dönüp aynısını yapanlar ateşe girer, temelli orada kalırlar! 

276 Allah, riba karışan malın bereketini kaldırır, sadaka verenin malına bereket verir. Allah günahta ısrar edenleri ve azılı kafirleri sevmez! 

277 Hiç şüphesiz, iman edip salih ameller işleyenlerin, namaz kılıp zekat verenlerin Rableri katında ödülleri vardır, onlara korku yoktur, onlar mahzun da olmazlar. 

278 Ey iman edenler! Hakikaten müminseniz Allah’a karşı gelmekten korkun da riba hesabından kalanı bırakın! 

279 Bunu yapmazsanız Allah ve Resulü tarafından size savaş açılmış demektir, bunu böyle bilin! Tevbe ederseniz sermayeniz sizindir, ne zalim olursunuz ne de mazlum. 

280 ‘Borcu olan kişi’ zor durumdaysa, alacağınızı istemek için uygun zamanı bekleyin. Fakat bilirseniz, alacağınızı sadakaya saymanız sizin için daha hayırlıdır! 

281 Hem, sakının öyle bir günden ki onda Allah’a döndürüleceksiniz, sonra herkese kazancı tastamam ödenecek, kimseye haksızlık edilmeyecek.

282 Ey iman edenler! Belli bir vadeyle borç alıp verirseniz onu hemen yazın. Bir katip aranızda adalete uygun biçimde yazsın. Katip, Allah kendisine nasıl öğretmişse öylece yazmaktan kaçınmasın, yazsın. Hak kimin üzerindeyse senedi o yazdırsın. Rabbi olan Allah’a karşı gelmekten sakınsın da eksik yazdırmasın. Hak sahibi akıl erdiremez veya aciz veya söyleyip yazdıramayacak durumdaysa, velisi adalet üzere yazdırsın. Erkeklerinizden iki de şahit tutun. İki erkek bulunmazsa, size güvenilir gelen bir erkekle iki kadın şahit olsunlar, biri unutursa öbürü hatırlatsın diye. Şahitler, davet edildiklerinde tanıklıktan kaçınmasınlar. Miktar büyük olsun küçük olsun vadesine varıncaya kadar yazmaktan üşenmeyin. Böylesi, Allah katında daha adaletli, şahitlik için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha uygundur. Birbirinizle peşin alışveriş yapar da onu yazmazsanız günah işlemiş olmazsınız. Ve alıp satarken şahit tutun. Yazıcı ve şahit zarara uğratılmasın, aksi takdirde emre uymamış olursunuz. Allah’tan korkun! Allah size ilim öğretiyor. Allah her şeyi bilir! 

283 Yolda olur da yazıcı bulamazsanız, alınan rehinler ka­­­fidir. Birbirinize güvenmişseniz, güvenilen kimse Rabbi olan Allah’tan korksun da emaneti sahibine versin. Şahitliklerinizi gizlemeyin! Gizleyen kimsenin kalbi vebal altındadır! Allah yapıp ettiklerinizi bilir!

284 Allah göklerde ve yerde olan her şeyin sahibidir. İçinizde olanı ister duyurun, ister gizleyin, Allah sizi onunla hesaba çeker, sonra dilediğine mağfiret buyurur, dilediğine azap eder. Allah her şeye kádir!

285 Resul, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, müminler de! Hepsi, Allah’a, onun meleklerine, kitaplarına ve resullerine “Resullerin hiçbirinin arasını ayırmayız” diyerek iman ettiler. “İşittik ve itaat ettik. Senin mağfiretini dileriz. Rabbimiz, dönüş sanadır!” dediler.

286 Allah kimseye gücünün üstünde mesuliyet yüklemez. Herkesin kazancı kendi lehine, vebali kendi aleyhinedir. “Rabbimiz! Unutur veya hata edersek bizi mesul tutma! Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediklerin gibisini, o zor taşınanı bize yükleme. Rabbimiz! Bize takatimizi aşanı yükleme. Bizi affet, bize mağfiret et, bize merhamet et. Sen bizim mevlamızsın! Kafirler güruhuna karşı bize yardım eyle!” 







 3. aL-İ İMRAN SURESİ


Bismillahirrahmanirrahim.

001 Elif, lam, mim.

002 Allah! Başka ilah yok! Hayy odur, kayyum o! 

003 Kendinden evvelkileri tasdik etmek için sana bu kitabı hak üzere o indirdi. Nitekim Tevrat ve İncil’i de indirmişti,

004 daha önce. İnsanlara hidayet rehberi olsun diye ‘hakla batılı ayıran’ Furkanı indirdi. Allah’ın ayetlerini inkar edenlere çetin bir azap var! Allah, üstesinden gelinemez gücü olandır, suçu cezasız bırakmayandır! 

005 Allah! Hiç şüphesiz, ne yerde ne de gökte hiçbir şey ona gizli kalmaz. 

006 Size rahimlerde dilediği sureti veren odur! Başka ilah yok, ancak o! Aziz odur, hakim o!

007 Odur sana bu kitabı indiren! Bir kısmı muhkem, kitabın temeli. Diğer kısmı müteşabihler ‘teşbihli, benzetmeli ayetler’. Kalplerinde eğrilik olanlar, zihinleri bulandırmak ve anlamı saptırmak için, müteşabihlerin peşine düşerler. Halbuki onun yorumunu ancak Allah bilir. İlimde derinleşenler “Biz ona iman etmişizdir, hepsi de Rabbimizden!” derler. Fakat ancak özü temiz idrak sahipleri düşünüp ibret alırlar!

008 “Rabbimiz!” derler, “Bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi kaydırma! Bize tarafından bir rahmet ihsan eyle! Şüphesiz sensin vehhab, ancak sen! 

009 Rabbimiz! Gelmesi kesin bir günde insanları derleyip bir araya getirecek olan da sensin!” Allah asla sözünden dönmez! 

010 Allah katında kafirlerin ne malları fayda sağlar ne de evlatları. Onlar o ateşe yakıt olacaklar!

011 Tıpkı Firavun takımının ve onlardan öncekilerin gidişi gibi ki, Allah onları günahları üzerinde yakalayıvermişti, ayetlerimizi yalanladıkları için. Allah, azabı çetin olandır! 

012 Kafirlere de ki: “Siz mutlaka ye­­nilecek ve derlenip cehenneme atılacaksınız! Ne fena bir yatak!” 

013 Muhakkak ki karşı karşıya gelen iki ordu size bir ayet oldu. Biri Allah yolunda savaşıyordu, öbürü kafirdi. Bunlar öbürlerininin gözüne iki kat kalabalık görünüyorlardı. Allah da nusretiyle dilediğini destekliyordu. Bunda basiret sahipleri için elbet bir ibret var!

014 Kadınlar, çocuklar, kantarlarla altın ve gümüş, cins atlar, sağmal hayvanlar, ekinler ve benzeri tutkuyla sevilen şeyler insanlara süslendi. Bunlar dünya hayatının fani metaları. Gidilecek yerin güzeli ise Allah katında. 

015 De ki: “Bunlardan daha hayırlısını haber vereyim mi size? Rableri katında içlerinde akarsular çağlayan, ebediyen kalacakları cennetler var, tertemiz eşler var, Allah rızası var, hepsi takva sahipleri için. Allah görüyor o kulları!” 

016 Onlar “Rabbimiz! Biz iman ettik, günahlarımızı mağfiret eyle, bizi ateş azabından koru!” derler. 

017 Onlar sabredenler, sadakat gösterenler, hakka itaat edenler, infak edenler, seherlerde mağfiret dileyenlerdir. 

018 Allah şahitlik etti, katiyen başka ilah yok! Bütün melekler ve adaleti ayakta tutan ilim sahipleri de şahit, başka ilah yok, sadece o! Aziz odur, hakim o! 

019 Hiç şüphesiz, Allah indinde din, İslamdır! Ehlikitap, kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki ihtiras yüzünden ayrıştılar. Allah'ın ayetlerine kafirlik eden bilsin ki, Allah hesabı çabuk görendir! 

020 Seninle tartışmaya girişirlerse de ki: “Ben, bana uyanlarla beraber kendimi Allah’a teslim ettim.” Kendilerine kitap verilenlere de, verilmeyenlere de “İslam oldunuz mu?” diye sor. İslam oldularsa ne ala, hidayete erdiler demektir. Yüz çevirirlerse, sana düşen sadece tebliğ! Allah görüyor o kulları!

021 Allah’ın ayetlerini inkar edenlere, haksızlıkla nebileri katledenlere, adaleti emredenleri öldürenlere elim azabı müjdele!

022 İşte bunlar, yapıp ettikleri dünyada ve ahirette heder olanlardır! Onlara yardım edecek kimse de yoktur!

023 Kendilerine kitaptan bir nasip verilenleri görmedin mi, aralarında hüküm versin diye kitabullaha davet edildiler de sonra içlerinden bir zümre yüz çevirerek dönüp gittiler! 

024 Bunun sebebi “Bize sayılı günlerden başka ateş dokunmayacak” demeleri. Uydurdukları ya­­lanlar dinleri hususunda kendilerini aldatıyor. 

025 Gelmesi muhakkak olan gün için kendilerini topladığımız, kimseye zulmedilmeksizin herkese kazancının eksiksiz ödeneceği zaman bakalım nice olacak halleri? 

026 De ki: “Ey mülkün sahibi Alla­hım! Mülkü dilediğine verir, dilediğinden alırsın! Dilediğini aziz, dilediğini zelil edersin! Her hayır senin elindedir. Sen her şeye kádirsin!

027 Geceyi gündüze katarsın, gündüzü geceye! Ölüden diri çıkarırsın, diriden ölü! Dilediğine hesapsız rızık verirsin!”

028 Müminler, müminleri bırakıp da kafirleri veli edinmesinler! Bunu yapan Allah ile münasebetini kesmiş olur, onlardan gelecek bir tehlikeden korunmak maksadıyla olursa o başka. Allah sizi kendisine karşı gelmekten sakındırıyor. Dönüş de sadece Allah’a!

029 De ki: “Sinenizde olanı gizleseniz de, açıklasanız da Allah onu mutlaka bilir. Göklerde ne var, yerde ne varsa, hepsini bilir. Allah her şeye kádir!” 

030 İnsan iyilik ya da kötülük namına ne yapmışsa mahşer günü onu önünde bulur da ister ki kötülükleriyle kendisi arasında pek uzak bir mesafe olsun. Allah sizi kendisine karşı gelmekten sakındırıyor, çünkü kullarına rauftur. 

031 De ki: “Allah’ı seviyorsanız bana tabi olun ki Allah da sizi sevsin ve size mağfiret eylesin. Allah gafurdur, rahimdir.” 

032 De ki: “Allah’a ve Resule itaat edin!” Yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah kafirleri katiyen sevmez!

033 Allah adem’i, Nuh’u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini süzüp alarak cümle aleme üstün kıldı. 

034 Bunlar birbirinin devamı olan bir nesildir. Hiç şüphesiz, Allah semidir, alimdir.

035 Hani, İmran’ın hanımı “Rabbim!” demişti, “Rahmimdekini hür olarak sana adadım, benden kabul buyur. Semi sensin, alim sen!” 

036 Derken, onu doğurdu. “Rabbim, kız doğurdum” dedi. Halbuki Allah onun ne doğurduğunu daha iyi bilendi ve erkek ‘mabet hizmetinde’ dişi gibi değildi. “Bununla beraber onun ismini Meryem ‘hizmetkar’ koydum. Kovulmuş şeytana karşı onu ve neslini sana ısmarlıyorum.” 

037 Rabbi onu güzel bir kabul ile kabul buyurdu, zarif bir çiçek gibi yetiştirdi. Zekeriyya’nın himayesine verdi. Zekeriyya ne zaman mihraba girse onun yanında bir rızık bulurdu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geldi?” diye sorardı. O da “Allah katından” derdi. Şüphesiz Allah dilediğini hesapsız rızıklandırır. 

038 Zekeriyya orada Rabbine dua etti. “Rabbim!” dedi, “Bana katından temiz bir nesil ihsan eyle. Sen, kullarının dualarını muhakkak işitensin!” 

039 Mabette kıyam etmiş namaz kılarken, melekler nida ettiler: “Haberin olsun, Allah sana Yahya’yı müjdeliyor! Allah’tan bir kelimeyi tasdik edecek! Hem efendi, hem nefsine hakim hem de salihlerden bir nebi!” 

040 “Rabbim! Bana ihtiyarlık erişmiş, karım da kısırken benim nasıl oğlum olabilir?” dedi. “Öyle! Fakat Allah neyi dilerse yapar!” buyurdu. 

041 “Rabbim! Bana bir alamet ver” dedi. “Senin alametin, işaret dili hariç, insanlara üç gün boyunca söz söyleyememendir. Rabbini çok zikret, sabah akşam tesbih eyle!” buyurdu.

042 Melekler “Ey Meryem!” dediler, “Allah seni seçti, arındırdı ve süzüp cümle alemdeki kadınlara üstün kıldı. 

043 Ey Meryem! Rabbin için kıyama dur, secdeye kapan ve rüku edenlerle beraber sen de rüku et!” 

044 İşte bunlar gaybın haberlerindendir, biz sana vahyediyoruz. Meryem’i hangisi himaye edecek diye ‘kura için’ kalemlerini atarlarken sen yanlarında değildin. Tartışırlarken de yanlarında değildin. 

045 Melekler “Ey Meryem!” dediler, “Allah seni kendisinden bir Kelime ile müjdeliyor. İsmi, Mesih İsa İbni Meryem. Dünyada ve ahirette saygın, hem de mukarreblerden ‘Rabbine manen yakın kullardan’. 

046 Hem beşikte bebekken hem de yetişkinken konuşacak ve salihlerden olacak.” 

047 Meryem “Rabbim!” dedi, “Bana bir insan dokunmadı, benim nasıl oğlum olabilir?” Rabbi de “Böyledir!” buyurdu, “Allah neyi dilerse yaratır. Bir işin olmasını istedi mi ona ol der, o hemen oluverir! 

048 ‘Allah’ ona hem kitap ‘okuma yazma’ öğretecek hem de hikmet, Tevrat ve İncil. 

049 Beni İsrail’e resul olup diyecek ki: Ben size Rabbinizden bir mucizeyle geldim. Çamura kuş biçimi verip üflerim, Allah sayesinde kuş olur. Allah sayesinde körü ve alaca hastasını iyileştirir, ölüleri diriltirim. Evlerinizde neleri yiyor da neleri biriktiriyorsanız size bir bir haber veririm. Elbet bunda size bir ayet var, eğer müminseniz! 

050 Tevrat’tan önümde bulunanı tasdik etmek, size haram kılınan şeylerin bazılarını helal kılmak üzere. Hem, Rabbinizden bir ayet de getirdim. Haydi, Allah indinde takvanızı takının da bana itaat edin!

051 Hiç şüphesiz, Allah Rabbim ve Rabbinizdir! Yalnız Ona ibadet edin! İşte budur doğru yol!”

052 İsa, onlardaki küfrü hissedince dedi: “Allah yolunda yardımcılarım kimler olacak?” Havariler dediler: “Senin yardımcıların bizleriz! Sen şahit ol, biz müslimiz! 

053 Rabbimiz! İndirdiğine iman ettik, resulüne tabi olduk. Bizi şahitlerle ‘şahadet getirenlerle’ beraber yaz!”

054 Bunun üzerine bir mekir ‘düzen’ kurdular. Allah da bir mekir kurdu. Allah mekir kuranların hayırlısıdır! 

055 Derken, Allah “Ey İsa!” dedi, “Seni vefat ettirip kendime yükselteceğim. Kafirlerden arındıracağım. Sana uyanları kıyamet gününe dek kafirlerin üstünde tutacağım. Nihayet hepiniz bana döneceksiniz. İhtilaf ettiğiniz hususlarda hükmü o gün ben vereceğim! 

056 Kafirlere ise dünyada ve ahirette şiddetli bir azapla azap edeceğim. Onlar için yardımcılardan hiç kimse olmayacak! 

057 Lakin Allah iman edip salih ameller işleyenlere ecirlerini tastamam verecek. Allah zalimleri sevmez!”

058 İşte böyle, biz onu sana bu ayetlerden ve o hikmetli zikirden tilavet ediyoruz. 

059 Allah indinde İsa meselesi adem meselesi gibidir ki onu topraktan yarattı, sonra ona “Ol!” dedi, hemen oluverdi.

060 Bu hakikat, Rabbindendir. Sakın şüphe edenlerden olma!

061 Sana gelen ilimden sonra onun hakkında kim seninle tartışırsa de ki: “Haydi, çocuklarımızı ve çocuklarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, nefislerimizi ve nefislerinizi davet edelim, sonra bütün samimiyetimizle ibtihal edip yalvaralım da Allah’ın lanetini yalancıların başına geçirelim!” 

062 Doğrusu budur o hak kıssanın! Allah’tan başka ilah yoktur! Şüphesiz Allah, aziz odur, hakim o!

063 Bundan sonra yüz çevirirlerse, bil ki Allah müfsitleri bilir! 

064 De ki: “Ey kendilerine kitap verilenler! Haydin ikimizin arasında müsavi bir söze gelin. Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim. Hiçbir şeyi ona ortak koşmayalım. Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi rab edinmesin!” Yine de yüz çevirirlerse deyin ki: “Şahit olun, biz hakikaten müslimiz!”

065 Ey kendilerine kitap verilenler! İbrahim hakkında niçin tartışıyorsunuz? Tevrat ve İncil ondan sonra indirildi, bunu akledemiyor musunuz?

066 Siz böylesiniz işte! Haydi hakkında bilginiz olanı tartıştınız, hakkında hiçbir ilminiz olmayanı niye tartışıyorsunuz? Halbuki Allah bilir, siz bilmezsiniz!

067 İbrahim ne Yahudi ne de Hıristiyan idi, ancak batıldan sıyrılıp samimiyetle hakka yönelen, uydurma ilahlara asla inanmayan bir müslim idi. 

068 Hiç şüphesiz, insanların İbrahim’e en yakını, ona uyanlar, bu nebi ve iman edenlerdir. Allah da müminlerin velisidir!

069 Kitap sahiplerinden bir zümre sizi saptırmak istediler. Halbuki sadece kendilerini saptırıyorlar da farkına varmıyorlar! 

070 Ey kendilerine kitap verilenler! Kendiniz de şahit olup dururken Allah'ın ayetlerine niye kafirlik ediyorsunuz? 

071 Ey kendilerine kitap verilenler! Niye hakkı batılla bulandırıyorsunuz da hakikati bile bile gizliyorsunuz? 

072 Kitap sahiplerinden bir zümre de “Müminlere indirilene gündüz iman edin, akşam inkar edin, belki onlar da dönerler” dedi.

073 Bir de “Dininize uyanlardan başkasına inanmayın” dediler. De ki: “Hiç şüphesiz, hidayet Allah hidayetidir! Size verilenin bir misli başkasına da veriliyor ya da Rabbinizin huzurunda size üstün gelecekler diye mi böyle söylüyorsunuz?” De ki: “Fazıl Allah’ın elindedir, onu dilediğine ihsan eder. Allah vasidir, alimdir!” 

074 Rahmetini dilediğine tahsis eder. Allah pek büyük fazıl ‘lütuf’ sahibidir!

075 Ehlikitaptan kimi vardır, kendisine yüklü miktarda emanet bıraksan onu sana geri verir. Kimi de vardır, kendisine azıcık para emanet etsen, tepesine binmedikçe onu sana geri vermez. Bunun sebebi “Kendilerine kitap verilmeyenlere yaptıklarımız yüzünden bize hesap sorulmayacak” demeleridir. Allah’a karşı bile bile yalan söylüyorlar! 

076 Hayır! Kim sözünü yerine getirir ve günahlardan sakınırsa bilsin ki, şüphesiz Allah o takva sahiplerini sever. 

077 Allah’a verdikleri sözleri ve ettikleri yeminleri az bir pahaya satanların ahirette nasibi yoktur! Allah kıyamet günü onlarla konuşmaz, yüzlerine bakmaz, onları temize çıkarmaz! Hakları elim bir azaptır! 

078 Yine onlardan kimileri de vardır, kitapta olmayanı kitaptan sanasınız diye dilleriyle kitabı çarpıtırlar. Allah katından olmayana “Bu, Allah katındandır” derler. Allah adına bile bile yalan söylerler.

079 Allah bir insana kitap, hikmet ve nübüvvet versin de, o da insanlara “Bırakın Allah’ı da bana ibadet edin” desin, olacak şey mi bu? Bilakis “Kitaptan dersinizi alın da Rabbe kulluk eden kimseler olun” der.

080 Size melekleri ve nebileri rab edinmenizi de emretmez. Siz müslim olduktan sonra size küfrü emreder mi hiç!

081 Hem, Allah “Size kitap ve hikmet verdim. Elinizde olanı tasdik etmek üzere bir resul gelince ona mutlaka inanacak ve yardım edeceksiniz” diye ‘ümmetleri adına’ nebilerden söz almıştı. “Bu teklifimi yükleniyor, bunu ikrar ediyor musunuz?” diye sormuştu. “Evet, ikrar ediyoruz” demişlerdi. Bunun üzerine “Madem öyle, siz şahit olun, ben de sizinle beraber şahidim!” buyurmuştu. 

082 Bunun ardı sıra yüz çevirenler fasıkların ta kendileridirler! 

083 Yoksa bunlar Allah dininden başkasını mı arıyorlar? Halbuki göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi ister istemez ona teslim olmuşlardır, döndürülüp onun huzuruna götürülüyorlar! 

084 De ki: “Biz Allah’a, bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve onların neslinden gelenlere indirilenlere, Musa’ya, İsa’ya, Rableri tarafından enbiyaya verilene iman ettik. Bunlardan hiçbirinin arasını ayırmayız. Biz sadece ona teslim olmuş müslimleriz.” 

085 İslam’dan başka din arayanın dini asla kabul edilmez, kendisi de ahirette hüsrana düşenlerden olur! 

086 İman ederek resulün hak olduğuna şahadet ettikten ve kendilerine deliller geldikten sonra küfre giden bir güruha Allah nasıl hidayet nasip eder! Allah zalimler zümresini hidayete erdirmez!

087 Bir ceza olmak üzere, onlara hem Allah lanet eder hem de melekler ve insanlar! 

088 Ebediyen onun ‘o lanetin’ içinde kalırlar. Ne azapları hafifletilir ne de yüzlerine bakılır! 

089 Fakat bundan sonra tevbekar olup kendilerini ıslah edenler müstesna, çünkü Allah gafurdur, rahimdir.

090 İman ettikten sonra küfre girip de küfürde ileri gitmiş olanların tevbeleri asla kabul edilmez! İşte onlar sapkınların ta kendileridirler!

091 İnkar edip de kafir ölenler, kendilerini kurtarmak için yeryüzü dolusu altın verseler kabul edilmez. Hakları elim bir azaptır! Onlara yardım da edilmez! 

092 Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe birre ‘büyük hayra’ erişemezsiniz. Her ne infak ederseniz ‘hayır namına ne verirseniz’ Allah onu mutlaka bilir! 

093 Tevrat indirilmeden önce İsrail’in kendisine haram kıldıkları hariç, bütün yiyecekler Beni İsrail’e helaldi. De ki: “Haydi getirin de okuyun Tevrat’ı, sadıksanız!” 

094 Bundan sonra Allah adına yalan uyduranlar zalimlerin ta kendileridirler!

095 De ki: “Allah doğruyu söylemiştir. Madem öyle, siz de hanif olarak İbrahim milletine tabi olun. O asla müşriklerden olmadı.” 

096 Doğrusu alemlere bereket ve hidayet vesilesi olmak üzere insanlar için kurulan ilk beyt ‘ev, bina, mabed’ Mekke’dekidir. 

097 Onda apaçık alametler vardır. Makam-ı İbrahim vardır. Oraya giren emniyette olur. Gitmeye gücü yetenin onu haccetmesi Allah’ın insanlar üzerindeki hakkıdır. Kafirlik eden bilsin ki, Allah alemlere muhtaç değildir! 

098 De ki: “Ey kendilerine kitap verilenler! Allah’ın ayetlerini niçin inkar ediyorsunuz? Allah yaptıklarınıza şahittir!”

099 De ki: “Ey kendilerine kitap verilenler! İman edenleri Allah yolundan niçin menediyorsunuz? Kendiniz şahit olup dururken onu niye eğri göstermeye çalışıyorsunuz? Allah yapıp ettiklerinizden gafil değil ki!”

100 Ey iman edenler! Ehlikitaptan bir fırkaya uyarsanız, sizi imanınızdan döndürüp kafirlerden ederler.

101 Size Allah’ın ayetleri okunur, Resulü de aranızda bulunurken nasıl küfre saparsınız! Allah’a sımsıkı tutunan elbette doğru yola iletilmiştir.

102 Ey iman edenler! Allah karşısında nasıl takvalı olunması gerekiyorsa öyle takvalı olun ve mutlaka müslim olarak can verin! 

103 Hep birlikte sımsıkı sarılın Allah ipine ve birbirinizden ayrılmayın! Allah’ın size nimetini düşünün! Evvelce siz birbirinize düşmandınız, kalplerinizi o ısındırdı, onun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Hem sizler bir ateş uçurumunun kenarındaydınız, sizi oradan o kurtardı. Doğru yolu bulasınız diye Allah size ayetlerini işte böyle açıklıyor! 

104 Hem sizden, hayra davet eden, iyi olanı emredip kötü olandan meneden bir cemaat bulunsun! İşte onlardır felah bulanlar! 

105 Kendilerine aydınlatıcı deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılanlar gibi olmayın! İşte onlar içindir büyük azap! 

106 Kimi yüzlerin ak, kimi yüzlerin kara olacağı gün, yüzü kara olanlara denilir: “Demek imandan sonra küfre döndünüz ha? Madem öyle, küfrünüz yüzünden tadın azabı!” 

107 Yüzleri ak olanlar ise artık Allah’ın rahmetindedirler, orada temelli kalırlar.

108 İşte bunlar Allah'ın ayetleridir. Sana hakikati beyan etmek üzere okuyoruz. Allah alemlere zulüm dilemez!

109 Hem göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Bütün işler Allah’a döndürülür! 

110 Siz, insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz. İyi olanı emreder, kötü olandan nehyeder ve Allah’a iman edersiniz. Ehlikitap da iman etselerdi haklarında hayırlı olurdu. Mümin olanları varsa da ekserisi fasıktır. 

111 Onlar size eziyetten başka zarar veremezler. Sizinle savaşsalar arkalarını dönüp kaçarlar. Kendilerine yardım da edilmez! 

112 Allah ve müminlerin himayesine girmedikleri sürece, her nerede bulunsalar zillet altındadırlar. Allah onlara gazap etmiş, üzerlerine meskenet damgası vurulmuştur. Bunun sebebi, Allah'ın ayetlerini inkar etmeleri ve haksız yere nebileri öldürmeleridir. Bu da onların isyan etmiş ve haddi aşmış olmalarından. 

113 Fakat hepsi bir değil. Kitap ehli arasında geceler boyu Allah ayetlerini okuyan, secdelere kapanan müstakim kimseler de var. 

114 Allah’a ve ahiret gününe inanır, iyi olanı tavsiye eder, kötü olandan meneder, hayırlara koşuşurlar. İşte bunlar salihlerden! 

115 Hayır namına yaptıklarının ecrinden asla yoksun bırakılmayacaklar. Allah bilir o takva sahiplerini! 

116 Allah indinde ne mallarının ne de evlatlarının kafirlere faydası olmaz. Mutlaka ateşe girer, hep orada kalırlar! 

117 Dünya hayatındaki infaklarının misali, nefislerine zulmeden bir kavmin ekinlerini vurup kurutan dondurucu rüzgar misalidir. Fakat Allah onlara zulmetmedi, onlar kendilerine zulmediyorlardı.

118 Ey iman edenler! Sizden olmayanları veli edinmeyin! Onlar size kötülük yapmakta asla kusur etmezler, hep dara düşmenizi isterler. Baksanıza, kinleri ağızlarından taşıyor. Sinelerinde gizledikleri daha da büyük. İşte size ayetlerimizi beyan ettik, belki akledersiniz! 

119 Siz onları seven kimselersiniz, fakat kitapların hepsine iman ettiğiniz halde onlar sizi sevmezler. Sizinle yüz yüze geldiler mi “İman ettik” derler, kendi başlarına kaldılar mı gayızlarından ellerini dişlerler. De ki: “Gayzınızla ölün!” Allah sinelerin özünü bilir! 

120 Size bir iyilik dokunsa üzülür, bir kötülük dokunsa sevinirler. Eğer sabreder ve sakınırsanız onların hilesi size zarar vermez. Allah onların amellerini kuşatmıştır!

121 Hani sen evinden erkenden ayrılmıştın da müminleri savaş için uygun mevzilere yerleştiriyordun. Allah da işitiyor, biliyordu.

122 Hani sizden iki bölük yılgınlık göstermişti. Halbuki Allah onları kolluyordu. Müminler yalnız Allah’a tevekkül etmeliler! 

123 Nitekim sizler aciz kimselerdiniz de Allah size Bedir’de yardım etmişti. Şu halde Allah indinde takvanızı takının ki şükretmiş olasınız! 

124 O vakit sen, müminlere “Rabbinizin size indirilmiş üç bin melekle yardım etmesi yetmez mi?” diyordun. 

125 Eğer sabreder de sakınırsanız, onlar da ansızın üzerinize geliverirlerse, Rabbiniz size bellikli beş bin melekle yardım edecek.

126 Allah bunu size bir müjde olsun da kalpleriniz yatışsın diye yaptı. Yoksa nusret ancak Allah katındandır. Aziz odur, hakim o! 

127 Ta ki kafirlerin bir kısmını helak etsin ya da perişan etsin de umduklarını bulamadan dönüp gitsinler.

128 Bu işte senin elinden bir şey gelmez. Allah onlara ya tevbe ettirir ya da azap eder, çünkü onlar zalim! 

129 Hem, göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Dilediğine ‘layık olana’ mağfiret eder, dilediğine ‘müstahak olana’ azap. Allah gafurdur, rahimdir. 

130 Ey iman edenler! Kat kat artırarak riba yemeyin. Allah indinde takvanızı takının ki felah bulasınız!

131 Ve kafirler için hazırlanan ateşten koruyun kendinizi!

132 Allah ve Resulü’ne itaat edin ki rahmete erdirilesiniz. 

133 Hem, koşuşun Rabbinizin mağfiretine ve cennetine ki arzı gökle yer arası kadar olup muttakiler için hazırlanmıştır! 

134 Onlar ki, bollukta ve darlıkta infak eder, öfkelerini yutar, insanları affederler. Allah da muhsinleri sever. 

135 Ve onlar, bir fenalık yapar ya da nefislerine zulmederlerse Allah’ı hatırlar, günahları için mağfiret dilerler. Günahları Allah’tan başka kim mağfiret edebilir! Bir de onlar ‘hatalı’ amellerinde bile bile ısrar etmezler. 

136 İşte onların mükafatları pek büyüktür. Rablerinden bir mağfiret! içlerinde akarsular çağlayan cennetler! Ebediyen orada kalacaklar. Emek verenlerin ödülü nasıl da güzel! 

137 Sizden önce de nice nice yollar yüründü. Yeryüzünde dolaşın da hakkı yalanlayanların sonu nasıl olmuş bir görün! 

138 Bu ‘kitap’ bütün insanlara bir beyan, takva sahiplerine bir hidayet rehberi ve ibret dersidir. 

139 Gevşemeyin, üzülmeyin, müminseniz en üstün sizsiniz! 

140 Size bir yara dokunduysa benzeri onlara da dokunmuştu. Biz o günleri ‘yenme ve yenilme günlerini’ insanlar arasında döndürür dururuz. Allah bu yolla müminleri ortaya çıkarır ve sizden şahitler edinir. Allah zalimleri sevmez! 

141 Bir de, Allah iman edenleri arındırmak, kafirleri mahvetmek ister. 

142 Yoksa siz, Allah cihad edenlerinizi ortaya çıkarmadan, sabredenlerinizi belirlemeden cennete girivereceğinizi mi sandınız? 

143 Andolsun ki siz yüz yüze gelmeden önce onu ‘ölümü’ temenni ediyordunuz ya, işte gördünüz, bakıp duruyorsunuz! 

144 Muhammed sadece bir resuldür, ondan önce de nice resuller gelip geçti. Şimdi o ölür veya öldürülürse yüz geri edip dönecek misiniz? Dönen kişi katiyen Allah’a zarar vermiş olmaz. Allah şükredenleri ödüllendirecek!

145 Allah izin vermediği sürece kimse ölmez! Yazılı bir ecel var. Bununla beraber, kim dünya nimeti isterse, ona ondan veririz. Kim ahiret nimeti isterse, ona da ondan veririz. Şükredenleri ise muhakkak ödüllendiririz. 

146 Nice nebiler, Rabbin birçok has kullarıyla birlikte saf tutarak savaştılar, Allah yolunda başlarına gelenlerden ötürü gevşemediler, zaaf göstermediler, miskinlik etmediler. Allah da sabredenleri sever!

147 “Rabbimiz! Günahlarımızı ve işimizdeki aşırılıklarımızı mağfiret buyur! Hakta sebat etmemizi nasip eyle! Kafirlere karşı bize zafer ver!” demekten başka söz söylemediler.

148 Allah da onları dünya ve ahiret nimetleriyle güzelce ödüllendirdi. Zaten Allah güzel davrananları sever! 

149 Ey iman edenler! Kafirlere itaat ederseniz sizi çevirirler de hüsrana düşenlere dönüşürsünüz! 

150 Bilakis, sizin mevlanız Allah’tır. Nusret edenlerin en hayırlısı odur! 

151 Haklarında hiçbir ferman indirmediği şeyleri Allah’a şerik yapan kafirlerin kalplerine korku salacağız! Varacakları yer ateş olacak! Zalimlerin yeri ne kadar da fena! 

152 Allah size olan yardım sözünü yerine getirdi. Allah sayesinde onları kesip biçiyordunuz. Fakat sonra yılgınlık gösterdiniz. Emir hususunda ihtilafa düşüp asi oldunuz. Kiminiz dünyayı istiyordu, kiminiz ahireti. Allah sizi denemek için onları yenmenize izin vermedi. Fakat daha sonra sizi affetti. Allah müminlere karşı pek lütufkardır. 

153 O esnada siz habire uzaklaşıyor, dönüp kimseye bakmıyordunuz. Resul ise arkanızdan sizi çağırıyordu. Allah size gam üstüne gam verdi ki, elinizden kaçana ve başınıza gelene üzülmeyesiniz. Allah yapıp ettiklerinizden haberlidir!

154 Sonra, gamın ardından size bir güven duygusu, içinizden kimilerini saran bir uyku lütfetti. Kimileri de kendileri için kaygılanıyor, Allah hakkında cahilce zanlar besliyorlardı. “Bu işten bize ne! Sanki fikrimiz mi alındı!” diyorlardı. De ki: “Şüphesiz, her işin sahibi Allah!” Bir sırları vardı sana söylemedikleri. “Bizim bu işte payımız olsaydı ölenler ölmezlerdi” diyorlardı. De ki: “Evlerinizde de olsanız, haklarında ölüm fermanı yazılanlar kalkıp ölecekleri yere gideceklerdi.” Allah, sinelerinizdekini sınamak ve kalplerinizi arındırmak için bunu vesile yaptı. Allah sinelerin özünü bilir!

155 O gün iki ordu yüz yüze gelince sizden dönüp gidenler de oldu. İşledikleri bu hata yüzünden şeytan onları kaydırdı. Fakat yine de Allah onları affetti. Şüphesiz Allah gafurdur, halimdir.

156 Ey iman edenler! Siz, yeryüzünde sefere çıkan veya gaza eden kardeşleri hakkında, “Yanımızda olsalardı ne ölürler ne de öldürülürlerdi” diyen kafirler gibi olmayın! Allah bunu onlara bir hasret kılsın ‘yürek yarası eylesin’! Hayatı veren de Allah, ölümü yaratan da. Allah her ne yapıyorsanız görüyor!

157 Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz bilin ki, Allah’ın mağfiret ve rahmeti onların toplayıp yığdıklarından hayırlıdır! 

158 Andolsun, siz ölseniz de, öldürülseniz de muhakkak Allah katında toplanacaksınız. 

159 Allah senin kalbine merhamet verdi de onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı yürekli olsaydın etrafından dağılırlardı. Onları affeyle, onlar için mağfiret dile ve iş hususunda fikirlerini al. Bir de karar verdin mi artık Allah’a tevekkül et. Allah tevekkül edenleri sever. 

160 Allah size yardım ederse sizi kimse yenemez. Yardımsız bırakırsa, size kim yardım edebilir! Müminler sadece Allah’a tevekkül etsinler!

161 Nebi için emanete hıyanet muhaldir! Kim ‘ganimetten veya ürünlerden’ bir şey aşırırsa kıyamet günü onun vebaliyle gelir. Sonra da herkese kazancı tastamam ödenir, hiç kimseye haksızlık edilmez!

162 Allah’ın rızasına uyan kimse, hışmına uğrayan ve varış yeri cehennem olana benzer mi hiç! Ne fena bir son duraktır o!

163 Allah katında onlar derece derecedirler. Her ne yapıyorlarsa Allah görüyor!

164 Hiç şüphesiz, Allah müminleri minnettar kıldı. Zira içlerinden kendilerine bir resul gönderdi. Onlara Allah'ın ayetlerini okuyor, kitap ve hikmeti öğretiyor, onları kötülüklerden arındırıyor. Halbuki bundan önce açık bir sapma içindeydiler. 

165 Düşmanlarınızın başına iki mislini getirdiğiniz bir musibet size gelince “Bu da nesi!” dediniz öyle mi? De ki: “Bunun sebebi sizsiniz!” Allah her şeye kádir!

166 İki ordunun karşılaştıkları gün başınıza gelen, müminleri belirlemek üzere Allah izin verdiği için geldi. 

167 Bir de, münafıkları ortaya çıkarmak için. Bunlara “Haydin Allah yolunda harbedin veya savunma yapın!” denilince “Harbi bilseydik size uyardık!” dediler. Onlar o gün imandan ziyade küfre yakındılar, ağızlarıyla söyledikleri kalplerinde yoktu. Allah onların gizlediklerini en iyi bilendir! 

168 Kendileri oturdular da kardeşleri hakkında “Bize uysalardı öldürülmezlerdi” dediler. De ki: “Doğruysanız size gelecek ölümü geri çevirsenize!” 

169 Allah yolunda öldürülenleri ölmüşler sanma! Hayır, hayattadırlar! Rableri katında rızıklanırlar!

170 Allah’ın kendilerine fazlından verdikleriyle feraha ermişlerdir. Peşleri sıra gelip de ‘henüz’ kendilerine katılmayanlara hiçbir korku ve üzüntünün söz konusu olmadığını müjdelerler. 

171 Allah’ın nimetini ve fazlını, bir de müminlerin emeklerini asla zayi etmeyeceğini müjdelerler. 

172 Yara aldıktan sonra Allah ve Resulünün davetine icabet edenlere, özellikle iyilik yapıp takvalı davrananlara büyük ecir var. 

173 Nasın “İnsanlar size karşı kuvvet topladılar, onlardan korkun!” demeleri bunların imanını artırdı. “Allah bize yeter, o ne güzel vekil!” dediler.

174 Sonra da, kendilerine hiçbir kötülük dokunmaksızın, Al­­lah katından bir nimet ve lütufla geri döndüler. Böylece, Allah rızasına uygun davranmış oldular. Allah ise pek büyük fazıl sahibidir!

175 O şeytan ancak kendi yarenlerini korkutur. Müminseniz onlardan korkmayın, benden korkun!

176 Küfürde yarışanlar yüzünden mahzun olma. Onlar Allah’a katiyen zarar veremezler. Allah onlara ahirette bir nasip vermemek istiyor. Onlar için azim bir azap var! 

177 Evet, imana bedel küfrü satın alanlar Allah’a hiçbir zarar veremezler. Dinmez acılar veren bir azap var onlara! 

178 Kafirler kendilerine zaman tanıyışımızı haklarında hayırlı sanmasınlar, günahlarını artırsınlar diye mühlet veriyoruz. Hakları alçaltıcı bir azap!

179 Allah müminleri bulunduğunuz hal üzere bırakmayacak, sonunda habisi tayyibden ‘pisi temizden’ ayıracak. Allah size gaybı da bildirmeyecek, Allah onun için resullerinden dilediğini seçer. Allah’a ve onun resullerine iman edin! İman eder de günahtan uzak durursanız size azim bir ödül var.

180 Allah tarafından lütfedilen nimetlerde cimrilik edenler, bunu haklarında hayırlı sanmasınlar. Hayır, bu onlar için kötüdür. Cimrilik ettikleri şey kıyamet günü boyunlarına dolanacak. Göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. Allah yapmakta olduklarınızdan haberlidir! 

181 “Kuşkusuz, Allah fakir, biz zenginiz” diyenlerin bu lakırdısını Allah elbette işitti. Hem bu laflarını hem de haksız yere nebileri öldürmelerini yazacağız ve o gün onlara “Tadın yakıcı azabı!” diyeceğiz.

182 Bu azap, ellerinizle sunduklarınız yü­­zünden. Yoksa Allah kullarına zulümkar değildir. 

183 Derler ki: “Allah bize söz verdi, ateşte yakılarak sunulan bir kurban getirmedikçe hiçbir resule inanmayacağız.” De ki: “Benden önce nice resuller size kesin delillerle gelmiş, o dediğinizi de getirmişlerdi. Eğer sadıksanız onları niye öldürdünüz?” 

184 Seni yalanladılarsa ‘yadırgama, çünkü’ senden önce aydınlatıcı ayetler, hikmet dolu sayfalar, nurlandırıcı kitaplar getiren nice resuller de yalanlanmıştı.

185 Her nefis ölümü tadacak! Kı­yamet günü ödülleriniz tastamam verilecek. Kim ateşten uzaklaştırılır da cennete konursa işte o kurtulmuştur! Dünya hayatı aldatıcı bir keyiften başka bir şey değildir! 

186 Mallarınız ve canlarınız konusunda mutlaka sınanacaksınız. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve müşriklerden birçok incitici sözler işiteceksiniz. Sabredip de günahlardan sakınmanız azim ‘kararlılık’ gerektiren işlerdendir. 

187 Bir zamanlar Allah “Kitabı insanlara açıklayacak, ondan hiçbir şeyi gizlemeyeceksiniz!” diye kitap verdiklerinden misak ‘kesin söz’ almıştı. Fakat onlar onu kulak ardı ettiler de mukabilinde az bir bedel aldılar. Ne kötü bir alışveriş! 

188 Sanma ki ettiklerine sevinen ve yapmadıklarıyla övülmekten hoşlananlar azaptan kurtulacaklar! Onlar için dinmez acılar veren bir azap var! 

189 Allah, göklerin ve yerin malikidir ‘hakimidir’! Hem de, Allah her şeye kádir!

190 Göklerin ve yerin yaratılışında, geceyle gündüzün birbirini izleyişinde ulülelbab ‘özü temiz idrak sahipleri’ için ayetler var.

191 Onlar, ayaktayken, otururken, yanları üzerine yatarken hep Allah’ı zikreder, göklerin ve yerin yaratılışını düşünür ve derler ki: “Rabbimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın. Sübhansın! Bizi o ateş azabından koru!

192 Rabbimiz! Sen kimi ateşe sokarsan artık onu muhakkak rezil etmişsindir. Zalimlerin ensarı ‘yardımcıları’ yoktur! 

193 Rabbimiz! Biz ‘Rabbinize iman edin!’ diye seslenen bir sesleniciyi işittik de iman ettik. Rabbimiz! Bize mağfiret eyle, kötülüklerimizi örtüver ve canımızı salihlerle beraber al! 

194 Rabbimiz! Resullerin vasıtasıyla söz verdiklerini bize lütfeyle. Kıyamet günü yüzümüzü kara çıkarma. Sen asla sözünden dönmezsin!” 

195 Bunun üzerine Rableri onlara şu cevabı verdi: “İçinizden, gerek erkek, gerek kadın, emek verenlerin emeğini katiyen zayi etmem. Hepiniz birbirinizdensiniz. Hicret edenlerin, sürgün edilenlerin, benim yolumda eziyete, hakarete, zarara uğrayanların, cihada koşanların, öldürülenlerin kötülüklerini örterim. Allah tarafından bir nimet olmak üzere, onları içlerinde akarsular çağlayan cennetlere koyarım. Nimetin en güzeli de zaten Allah katındadır.”

196 Kafirlerin diyar diyar gezip dolaşmaları seni aldatmasın.

197 Hepsi bir tutam keyif! Sonunda varacakları yer cehennem olacak! Ne fena bir yatak!

198 Fakat günahtan sakınanlara, Allah tarafından bir ikram olmak üzere, içlerinde akarsular çağlayan cennetler var, ebediyen orada kalacaklar. Allah katındaki ise, ebrar ‘iyi kullar’ için daha hayırlıdır. 

199 Ehlikitaptan öyleleri de vardır ki, Allah’a, size indirilene ve kendilerine indirilene saygı duyarak iman eder, ayatullahı az bir pahaya satmazlar. İşte bunların Rableri katında ecirleri vardır. Allah hesabı çabuk görendir! 

200 Ey iman edenler! Sabredin, sabırda ileri gidin, rabıtalı ‘cihad için daima hazır’ olun ve Allah indinde takvanızı takının ki felaha eresiniz ‘azaptan kurtulup umduklarınızı bulasınız’! 





4. NİSA SURESİ


Bismillahirrahmanirrahim.

001 Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten ‘özden, şeyden’ yaratan, eşini de ondan ‘yine o özden’ yapan ve ikisinden ‘erkek ve kadından’ nice erkekler ve kadınlar türetip her tarafa yayan Rabbinize karşı takvanızı takının! Kendisi adına birbirinizden istekte bulunduğunuz Allah huzurunda takvalı olun ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Allah üzerinizde rakibdir ‘sizi hep gözetliyor’! 

002 Yetimlere mallarını verin, temize bedel pisi almayın, mallarını malınıza katarak yemeyin, çünkü bu büyük bir vebal! 

003 ‘Kendileriyle evlenmeniz halinde’ yetimlerin haklarını gözetememekten korkarsanız, size helal kılınan kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikahlayın, fakat adaleti gözetememekten korkarsanız bir tane alın ya da ellerinizin altındaki ‘cariyeyle evlenin’. Sapmamanız için bu daha uygun. 

004 Kadınlara mehirlerini seve seve verin, fakat birazını gönül rızasıyla size bırakırlarsa onu da afiyetle yeyin.

005 Allah’ın sizi sorumlu kıldığı malları aklı ermeyenlere vermeyin. Fakat o mallarla onları besleyin, giydirin ve kendilerine güzel sözler söyleyin.

006 Nikah çağına erdiler mi diye yetimleri sınayın. Kendilerinde bir rüşd ‘erginlik’ sezerseniz mallarını kendilerine hemen teslim edin. Büyürler de alırlar diye, saçıp savurarak, tez elden mallarını yemeyin. Zengin olan uzak dursun, fakir olan marufa uygun biçimde yesin. Mallarını kendilerine teslim ederken yanlarında şahit bulundurun. Hesap sorucu olarak Allah yeter! 

007 Ebeveynin ve akrabaların bıraktıklarından erkeklere bir pay var, ebeveynin ve akrabaların bıraktıklarından kadınlara da bir pay var, miktarı az da olsa, çok da olsa farz kılınmış birer pay. 

008 Miras paylaşılırken orada ‘miras hakkı olmayan’ yakınlardan, yetimlerden, yoksullardan birileri varsa, onlara da biraz verin ve gönül alıcı güzel sözler söyleyin. 

009 Korkup titresin o kimseler ki, arkalarında eli ermez gücü yetmez bir zürriyet bıraksalardı onlar hakkında kaygı duyacaklardı! Allah indinde takvalarını takınsınlar da dürüst konuşsunlar! 

010 Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler karınlarını ateşle doldurmuş olur, sonra da çılgın bir ateşe girerler! 

011 Evladınızın ‘miras payı’ hususunda Allah size şunu emreder: Erkeğe iki dişi payı. Hepsi dişi olmak üzere ikiden fazlaysalar, bırakılan malların üçte ikisi bunlara. Tek kız ise, ona yarısı. Ölenin evladı varsa, bırakılan maldan anne ve babanın her birine altıda bir. Evladı olmayıp da ona ana babası mirasçı olduysa, annesine üçte bir. Eğer ölenin kardeşleri de varsa, o zaman annesine altıda bir. Bunların hepsi vasiyetinden ve borcundan sonra. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin fayda bakımından size daha yakın olduğunu bilmezsiniz. Bunları Allah size farz kıldı. Allah alimdir, hakimdir. 

012 Evladı bulunmayan eşlerinizin bıraktıklarının yarısı sizin, evladı varsa dörtte biri sizin. Vasiyetinden ve borcundan sonra. Evladınız yoksa bıraktıklarınızın dörtte biri eşlerinizin, fakat evladınız varsa sekizde biri. Vasiyetinizden ve borcunuzdan sonra. Eğer miras bırakan erkek veya kadın, evladı ve ana babası olmayan bir kimse olur da bir erkek veya bir kız kardeşi bulunursa, bunlardan her birine altıda bir. Bundan fazlaysalar, zarara uğratılmaksızın, üçte birine ortak olurlar. Vasiyetinden ve borcundan sonra. Allah böyle ferman buyurdu. Allah alimdir, halimdir.

013 İşte bunlar hududullahtır ‘ilahi sınırlardır’. Kim Allah ve Resulüne itaat ederse, Allah onu içlerinde akarsular çağlayan cennetlere koyar, temelli orada kalırlar. İşte budur büyük kurtuluş! 

014 Allah ve Resulüne asi olup sınırı aşan olursa, Allah onu ebediyen kalmak üzere ateşe sokar. Hem ona alçaltıcı bir azap da var! 

015 Haklarında fuhuş isnadı bulunan kadınlarınız için sizden dört şahit getirin. Eğer onlar şahadet ederlerse, o kadınları ölüm alıp gidinceye kadar veya Allah haklarında bir yol açıncaya dek evlerde tutun. 

016 Sizden onu yapanların ikisine de eziyet edin, fakat tevbe eder de ıslah olurlarsa bırakın. Allah tevvabdır, rahimdir! 

017 Allah indinde gerçek tevbe, cahillik edip bir kötülük yaptıktan sonra kariben hemen tevbe edenlerin tevbesidir. Allah onların tevbesini kabul buyurur. Allah alimdir, hakimdir! 

018 Yoksa fena işler yapmayı sürdürüp de kendisine ölüm gelince “İşte ben şimdi tevbe ettim!” diyenlerin tevbesi kabul edilmez. Kafir olarak ölenlerin tevbesi de kabul edilmez. Bunlara elim ‘dinmez acılar veren’ bir azap hazırlamışızdır! 

019 Ey iman edenler! Ne kadınlara zorla mirasçı olmanız ne de mehrinizin bir kısmını kurtarmak için onlara baskı yapmanız helal olmaz. Besbelli bir hayasızlık yapmadıkları sürece onlarla iyi geçinin. Kendilerinden hoşlanmadınızsa şunu düşünün: Bazen siz bir şeyden hoşlanmazsınız ama Allah onda nice hayırlar takdir etmiş olabilir. 

020 Bir zevce yerine başka zevce almak isterseniz, öncekine yükler dolusu mehir vermiş de olsanız hiçbir şeyi geri almayın. İftira edip açık bir vebal yüklenerek geri almanız olacak şey mi! 

021 Nasıl alırsınız ki, hem birbirinizle tenhada baş başa kalmıştınız hem de onlar sizden kuvvetli bir teminat almışlardı. 

022 Bundan önce olan olmuş, fakat bundan sonra sakın babalarınız tarafından nikahlanmış kadınlarla evlenmeyin! Bu, gerçekten hayasızca ve iğrenç bir uygulama, hem de fena bir yoldu! 

023 Anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeşlerinizin kızları, kız kardeşlerinizin kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kardeşleriniz, hanımlarınızın anneleri, gerdeğe girdiğiniz eşlerinizden evlerinizde bulunan üvey kızlarınız size haram kılındı. Nikah etmekle birlikte henüz gerdeğe girmediğiniz kadının kızıyla evlenmenizde size vebal yok. Öz oğullarınızın karılarıyla evlenmeniz ve iki kız kardeşi birlikte nikahlamanız da haram. Mazide olanlar geride kaldı. Allah gafurdur, rahimdir.

024 Evli kadınlarla evlenmeniz ha­­ram kılındı, maliki olup elinizde tuttuklarınız müstesna. Allah sizin için böyle yazdı. Haram oldukları belirtilen kadınların dışında kalan kadınlar, zinadan uzak durmanız ve mallarınızla talip olmanız için size helal kılındı. Nikah vasıtasıyla istifade ettiğiniz kadınlara belirlenen mehirlerini verin. Bunları tatbikten sonra ‘mehri azaltıp artırmak hususunda’ aranızda anlaşmanızda bir günah yok. Allah alimdir, hakimdir!

025 Hür mümin kadınla evlenmeye gücü yetmeyen kimseler elinizin altındaki mümin cariyelerinizle evlensinler. Allah imanınızı daha iyi bilir. Hepiniz birbirinizdensiniz. Zinadan sakınan, gizli sevgili edinmeyen iffetli kadınlar olmaları halinde, velileri de izin verirse, onlarla evlenin ve mehirlerini güzelce verin. Evliyken zina ederlerse, onlara hür kadınlara verilen cezanın yarısı verilir. Bu müsaade günaha girme korkusu olanlar içindir. Fakat sabırlı olmanız sizin için daha hayırlıdır. Mamafih, Allah gafurdur, rahimdir!

026 Allah size bilmediklerinizi açıklamak, sizden öncekilerin yollarını göstermek, tevbenizi kabul etmek istiyor. Allah alimdir, hakimdir!

027 Allah tevbenizi kabul etmek isterken, kendi heveslerine uyanlar sizin büsbütün sapmanızı arzu ederler.

028 Allah ‘yükümlülüklerinizi’ hafifletmek istiyor, çünkü insan zayıf yaratılmıştır.

029 Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl ‘hileli’ yollarla yemeyin! Fakat karşılıklı anlaşarak alışveriş yapabilirsiniz. Kendilerinizi ‘ne kendinizi ne de birbirinizi’ öldürmeyin! Allah size hakikaten merhamet ediyor. 

030 Kim haddi aşarak ve haksızlık ederek bunları yaparsa işte onu ateşe atacağız! Allah bunu kolayca yapar!

031 Siz kendinizi nehyedildiğiniz büyük günahlardan uzak tutarsanız biz de sizin kabahatlerinizi örteriz ve sizi değerli bir yere ‘cennete’ koyarız.

032 Allah kiminizi bazı nimetlerle kiminizden üstün kıldı diye sizde olmayanı temenni etmeyin. Erkeklerin kazandıklarından bir nasip var, kadınların da kazandıklarından bir nasip var. Allah’tan fazlını isteyin. Şüphesiz, Allah her şeyi bilir! 

033 ‘Erkek ya da kadın’ her biri için ana, baba ve akrabalara varis olacak kimseleri belirledik. Kendileriyle yeminli sözleşme yaptıklarınıza da paylarını verin. Allah her şeye şahit! 

034 Erkekler kadınlara kavvamdırlar, çünkü Allah bazısına bazısından fazla vermiştir ve onlar ‘erkekler’ mallarından nafaka verirler. Saliha kadınlar itaatkardırlar. Allah kendilerini nasıl koruduysa onlar da gaybı öyle korurlar. Nüşuzundan korktuğunuz kadınlara nasihat edin ve yataklarında mehcur bırakın ve darbedin. Size itaat ederlerse artık onlar aleyhine başka yol aramayın. Allah aliydir, kebirdir! 

035 Eğer araları açılır diye endişe ediyorsanız, erkek tarafından bir hakem, kadın tarafından da bir hakem tayin edin. Bunlar barıştırmak isterlerse Allah da aralarına uyum verir. Allah alimdir, habirdir!

036 Allah’a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın! Sonra da ana-babaya, akrabalara, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara ihsanda bulunun ‘güzel davranın’. Allah böbürlenip övünenleri sevmez!

037 Kimi insanlar hem cimrilik eder hem de insanları cimriliğe sevkederler. Allah onlara fazlından verir, onlar onu gizlerler. Biz o kafirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır! 

038 Bunlar, Allah’a ve ahiret gününe iman etmezler ama insanlara gösteriş yapmak için mallarını harcamaktan da geri durmazlar. Her kime şeytan arkadaş olmuşsa artık onun fena bir arkadaşı var demektir! 

039 Ne olurdu sanki Allah’a ve ahiret gününe inansalar da Allah’ın verdiği rızıktan infakta bulunsalardı! Allah onları elbette biliyor!

040 Allah zerre miskal haksızlık etmez. Bir tek iyilik bile olsa onu kat kat artırır, üstelik tarafından bir de büyük ödül verir. 

041 Her ümmetten bir şahit getirip seni de onların üzerine şahit tuttuğumuz zaman bakalım nice olacak halleri! 

042 Kafirlik ederek resule karşı gelenler o gün toprak olmak isterler ve hiçbir sözü Allah’tan gizleyemezler! 

043 Ey iman edenler! Sarhoşken ne dediğinizi bilinceye kadar, cünüpken, yolcu olmanız müstesna, gusledene kadar, namaza yaklaşmayın. Hastaysanız veya seferdeyseniz veya tuvaletten gelmişseniz veya kadınlara ilişmişseniz ve su bulamamışsanız, yüzlerinizi ve ellerinizi temiz bir toprakla ‘meshederek’ teyemmüm edin. Allah elbette afüvdür, gafurdur! 

044 Kendilerine kitaptan nasip verilenleri görmedin mi? Hidayete bedel dalaleti satın almaları yetmiyormuş gibi sizin de sapmanızı istiyorlar! 

045 Allah düşmanlarınızı daha iyi bilir. Veli ve nasir olarak Allah yeter! 

046 Yahudilerin bir kısmı kelimeleri tahrif ederek, dillerini eğip bükerek, dini yermek üzere “İşittik ve isyan ettik! Dinle, dinlemez olası! Raina!” derler. Eğer “İşittik ve itaat ettik! Dinle ve bizi gözet!” deselerdi haklarında hayırlı ve güzel olurdu. Fakat kafirlik ettikleri için Allah onları lanetledi. Pek az imana gelirler! 

047 Ey kendilerine kitap verilenler! Yanınızdakini ‘kitabınızı’ tasdik etmek üzere indirdiğimize ‘son kitaba’ iman edin! Bunu yapmazsanız onurunuzu ayaklar altına alır, sizi gözünüz arkaya baka baka sürgüne göndeririz! Sebte hürmet etmeyenleri lanetlediğimiz gibi sizi de lanetleriz. Allah emretti mi artık o işi olmuş bilin!

048 Allah şirki asla affetmez, onun berisinde kalanı dilediği kimse için af­­feder. Kim Allah’a şirk koşarsa, katiyen büyük bir günah işlemiş, iftira etmiş olur. 

049 Kendilerini temize çıkaranları görmedin mi? Hayır! Allah dilediğini temize çıkarır ve hiç kimseye kıl kadar haksızlık edilmez! 

050 Bak, Allah hakkında nasıl da yalan uyduruyorlar! Besbelli bir günah olarak bu bile yeter! 

051 Görmedin mi kendilerine kitaptan nasip verilenleri? Putlara ve tağuta inanıyorlar da kafirler için “Bunlar yolca müminlerden daha doğru” diyorlar. 

052 İşte onlar Allah tarafından lanetlenen kimseler! Allah bir kimseyi lanetlemişse artık ona hiçbir yardımcı bulamazsın! 

053 Yoksa onlara hakimiyetten bir pay mı var? Böyle olsaydı insanlara bir çekirdek bile vermezlerdi.

054 Yoksa başkalarına gelen nimeti mi kıskanıyorlar? Biz, İbrahim nesline kitap, hikmet ve büyük bir hakimiyet verdik! 

055 Onlardan kimi ona iman etti, kimi de ondan menetti ki ona cehennemin çılgın ateşi yeter! 

056 Kuşkusuz, ayetlerimizi inkar edenleri ileride ateşe atacağız! Derileri yandıkça, azabı hissetsinler diye, onlara başka deriler vereceğiz. Allah azizdir, hakimdir! 

057 İman edip salih ameller işleyenleri ise içlerinde akarsular çağlayan cennetlere koyacağız, ebediyen orada kalacaklar. Kendilerine orada tertemiz eşler de var. Hem onları koyu bir gölgeye koyacağız ‘sayemiz altında barındıracağız’. 

058 Allah size emanetleri layık olanlara vermenizi, insanlar arasında hükmederken adil davranmanızı emreder. Allah size ne güzel nasihatler ediyor! Allah semidir, basirdir! 

059 Ey iman edenler! Allah’a itaat edin! Resule ve sizden ulülemre ‘idarecilerinize’ de itaat edin! Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimselerseniz, hakkında niza ettiğiniz meseleyi Allah ve Resulüne arzedin ‘kitap ve sünnete göre hüküm verin’. Bu uygulama hem daha hayırlı hem de sonucu bakımından daha güzeldir. 

060 Sana indirilene ve senden önce indirilenlere inandıklarını ileri sürenleri görmedin mi? Tağutun huzurunda yargılanmak istiyorlarmış! Halbuki kendilerine onu tanımamaları emredilmişti. O şeytan da onları uzak bir dalale saptırmak istiyor. 

061 “Allah’ın indirdiğine ve Resule gelin!” denilince, münafıkların senden büsbütün uzak durduklarını görürsün.

062 Ya hataları yüzünden bir musibetle karşılaştıkları zaman sana gelip “Billahi arzumuz sadece iyilik etmek ve arayı bulmaktı” diye yemin etmelerine ne demeli? 

063 Allah onların kalplerinde olanı bilir! Sen onlara aldırma da nasihat et, kendileri hakkında tesirli sözler söyle. 

064 Biz her resulü, Allah sayesinde kendisine tabi olunsun diye gönderdik. Nefislerine zulmettikleri zaman sana gelseler, Allah’tan mağfiret dileseler, Resul de onlar için istiğfar etseydi, Allah nasıl da tevvab ve rahimmiş, görürlerdi. 

065 Hayır! Rabbine andolsun ki, aralarındaki anlaşmazlık hususunda seni hakem yapmadıkları, sonra da verdiğin hükümden ötürü içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın tam bir itimatla teslim olmadıkları sürece iman etmiş sayılmazlar!

066 Onlara “Nefislerinizi öldürün!” veya “Yurdunuzdan çıkın!” diye yazsaydık, içlerinden pek azı müstesna, bunu yapmazlardı. Kendilerine verilen öğüdü tutsalardı haklarında daha hayırlı ve daha kalıcı olurdu. 

067 O zaman onlara tarafımızdan azim bir ecir verirdik 

068 ve kendilerini mutlaka doğru yola hidayet eylerdik. 

069 Allah ve Resulüne itaat edenler, Allah’ın kendilerine nimet verdiği nebiler, sıddıklar, şehitler ve salihlerle beraberdirler. Ne güzel arkadaştır onlar! 

070 İşte bu fazıl ‘lütuf’ Allah’tan. Bilen olarak Allah yeter! 

071 Ey iman edenler! Tedbirinizi alın da bölük bölük harbe gidin ya da hep birlikte seferber olun!

072 Bununla beraber, içinizden oyalanarak ve ağırdan alarak geride kalan da var. Başınıza bir bela gelirse “Allah bana lütfetti de onlarla olmadım” der. 

073 Fakat Allah’tan size bir lütuf gelirse, tanımadıkları kimselerden söz eder gibi “Keşke yanlarında olsaydım da büyük bir kazanç sağlasaydım!” der. 

074 Dünya hayatı mukabilinde ahireti satın almak isteyenler Allah yolunda savaşsınlar! Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür yahut galip gelirse ona büyük bir ecir vereceğiz.

075 Ne oldu size de zayıf düşürülmüş biçare erkekler, kadınlar ve çocuklar uğruna Allah yolunda savaşmıyorsunuz? Bakın onlar “Rabbimiz! Halkı zalim olan bu beldeden bizi çıkar! Bize katından bir koruyucu, bir yardımcı gönder!” diye yalvarıyorlar. 

076 İman edenler Allah yolunda, kafirler ise tağut yolunda savaşırlar. Öyleyse savaşın şeytanın yarenleriyle! Şüphesiz zayıftır şeytanın hilesi! 

077 Kendilerine “Ellerinizi şimdilik savaştan uzak tutun da namaz kılın, zekat verin” denilen kimseleri görmedin mi? Savaş emri gelince, onların bir kısmı, Allah korkusuna benzer veya daha şiddetli bir korkuyla insanlardan korkar oldular. “Rabbimiz! Bize savaş emrini hemen vermesen de bir süre daha ertelesen olmaz mıydı?” dediler. De ki: “Dünyanın zevki azdır. Takva sahipleri için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hesapta kıl kadar hakkınız yenmez.” 

078 Her nerede olursanız olun, yüksek kulelerde bile olsanız ölüm size yetişir! Kendilerine bir iyilik gelirse “Bu, Allah’tan” derler, bir kötülük erişirse “Bu, senden!” derler. De ki: “Hepsi Allah’tan!” Ne oluyor bunlara da laftan anlamaya yanaşmıyorlar!

079 Başına gelen her iyilik Allah’tan, başına gelen her kötülük kendinden. Biz seni insanlara resul olarak gönderdik. Şahit olarak Allah yeter! 

080 Resule itaat eden Allah’a itaat etmiş olur. Yan çizene gelince… Biz seni onlara muhafız olasın diye göndermedik ya! 

081 Yanındayken “Emrin olur!” derler, yanından ayrılınca, onlardan bir güruh, geceleyin senin sözlerinle ilgisi olmayan sözler uydurur, onları yayarlar. Allah onların hilelerini yazıyor! Sen onlara aldırma da tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter! 

082 Kurán hakkında hiç düşünmezler mi bunlar? Allah tarafından indirilmese de başkası tarafından uydurulmuş olsaydı onda nice hilaflar ‘aykırılıklar, çelişkiler, tutarsızlıklar’ bulacaklardı. 

083 Kendilerine güven veya korkuyla ilgili bir emir 'iş, haber, mesele' gelince onu yayıverirler. Halbuki onu Resule ve içlerindeki ulülemre ‘yetki sahiplerine’ sunsalardı, istinbata kadir olanlar 'hüküm çıkarabilenler' onu bilirlerdi. Allah size lütuf ve rahmet etmeseydi, pek azınız hariç, şeytana uymuş gitmiştiniz. 

084 Allah yolunda cihad et! Sen kendinden mesulsün. Müminleri de teşvik et. Umulur ki Allah kafirlerin belini kırar! Allah’ın baskını ve ibretlik cezası daha çetindir! 

085 Her kim iyiliğe aracılık ederse, ona onun sevabından bir pay var. Her kim de kötülüğe aracılık ederse, ona da ondan bir pay var. Allah her şeyi gözetliyor! 

086 Size bir tahiyye ‘selam, hediye’ verildi mi siz ondan daha güzeliyle veya dengiyle karşılık verin. Allah her şeyi hesaba katar! 

087 Allah! Başka ilah yok, sadece o! Gelmesi kesin olan kıyamet gününde o sizi bir araya toplayacak. Allah’tan daha doğru sözlü kim olabilir! 

088 Ne oldu size de münafıklar konusunda ikiye ayrıldınız? Allah onları yapıp ettikleri fenalıklar yüzünden tersine çevirmiştir. Yoksa siz Allah tarafından saptırılanı yola getirmek mi istiyorsunuz? Allah bir kimseyi saptırdı mı artık sen ona yol bulamazsın! 

089 İstediler ki kendileri gibi siz de küfre sapasınız da onlarla müsavi ‘eşit, bir’ olasınız. Allah yolunda hicret etmedikleri sürece onlardan veli edinmeyin! Yüz çevirir, aldırış etmezlerse onları nerede bulursanız orada yakalayıp öldürün. Ne bir veli edinin onlardan ne de bir yardımcı! 

090 Fakat sizinle sözleşmeli bir kavme sığınanlara dokunmayın. Ne sizinle ne de kendi kavimleriyle savaşmayı içlerine sindiremeyerek size gelenlere de ilişmeyin. Allah dileseydi onları size sataştırırdı, sizinle savaşırlardı. Size ilişmez, sizinle savaşmaz, sulha yanaşırlarsa, Allah onlara saldırmanız için size izin vermez. 

091 Hem sizden hem de onlardan yana güvende olmak isteyen başkalarını da bulacaksın. Fakat bunlar ne zaman fitneye davet edilseler ona can atarlar. Eğer onlar sizi rahat bırakmaz, size barış teklif etmez ve sizden ellerini çekmezlerse, onları bulduğunuz yerde yakalayıp öldürün. İşte, onlar aleyhine size açık bir ferman verdik!

092 Hata sonucu olmaksızın müminin mümini öldürmesi asla kabul edilemez! Mümini yanlışlıkla öldüren, mümin bir köleyi azat etsin ve öldürülenin yakınlarına diyet ödesin, yakınları affederse o başka. Eğer öldürülen mümin düşman bir kavimdense, öldüren kişi mümin bir köle azat etsin. Sözleşmeli olduğunuz bir kavimdense, yakınlarına diyet ödesin ve mümin bir köle azat etsin. Bunları bulamayan kimse, Allah tarafından tevbesinin kabulü için, ara vermeksizin iki ay oruç tutsun. Allah alimdir, hakimdir.

093 Bir mümini taammüden ‘kasten’ öldürenin cezası ebedi cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, lanet etmiş ve azim bir azap hazırlamıştır.

094 Ey iman edenler! Allah yolunda cihada giderseniz açık seçik anlayın. Size selam verene ‘barış eli uzatana’ dünya hayatının fani malına tamah edip de “Sen mümin değilsin!” demeyin. Allah katında nice ganimetler var. Önceleri siz de onlar gibiydiniz, Allah size lütfetti. Bunu düşünün de muhatabınızın durumunu iyice anlayın! Allah bütün yapıp ettiklerinizden haberlidir!

095 Müminlerden, ileri sürebilecekleri bir mazeretleri yokken yerlerinde oturanlarla, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler müsavi olmazlar. Allah mallarıyla, canlarıyla cihad edenleri oturanlara üstün kıldı. Gerçi her ikisine de en güzelin sözünü verdi ama cihad edenlere oturanların üzerinde büyük bir ecir lütfetti. 

096 Tarafından nice rütbeler, mağfiret ve rahmet. Zira Allah gafurdur, rahimdir.

097 Melekler, nefislerine zulmedenlerin canlarını alırlarken “Ne haldeydiniz?” diye sorarlar. “Yurdumuzda eziliyorduk” diye cevap verirler. Bunun üzerine melekler “Allah tarafından yaratılan yeryüzü geniş değil miydi, hicret etseydiniz ya!” derler. İşte bunların varacakları yer cehennemdir! Ne kötü bir son durak! 

098 Hakikaten aciz olan, hicrete gücü yetmeyen ve hiçbir çıkar yol da bulamayan erkekler, kadınlar ve çocuklar müstesna. 

099 İşte onlar için bir umut var, Allah onları affedebilir. Çünkü Allah afüvdür, gafurdur. 

100 Allah yolunda hicret eden kimse nice yerler bulur, ferahlık elde eder. Kim Allah ve Resulüne hicret niyetiyle evinden ayrılır da sonra kendisine ölüm erişirse, Allah onun ödülünü muhakkak verir. Zira Allah gafurdur, rahimdir. 

101 Yeryüzünde yolculuk ederken kafirlerin size bir fenalık yapmalarından korkar da namazı kısaltırsanız günah işlemiş olmazsınız. Muhakkak ki kafirler size apaçık düşmandırlar. 

102 Sen onların aralarında bulunup namaz kıldırırken, cemaatin bir kısmı silahlarını yanlarına alarak seninle beraber namaza dursunlar. Secde ettikten sonra çekilip sizi korumak üzere arkanıza geçsinler. Sonra henüz namazını kılmamış olan öbür kısım gelip seninle beraber kılsın. Tedbirli davranıp silahlarını yanlarına alsınlar. Size aniden baskın yapmak isteyen kafirler, silahlarınızdan ve eşyanızdan ayrı kalmanızı isterler. Yağıştan zarar görecekseniz veya hastaysanız silahlarınızı yere bırakmanızda mahzur yok. Fakat siz yine de tedbirinizi alın. Allah kafirler için alçaltıcı bir azap hazırlamıştır! 

103 Namazı kıldıktan sonra ayaktayken, otururken, yatarken hep Allah’ı anın. Tehlikeyi atlatıp da emin duruma gelince namazı tam kılın. Zira namaz müminlere vakitleri belli bir farzdır! 

104 Düşman ordusunu takipte gevşek davranmayın. Eğer siz acı çekiyorsanız, şüphesiz onlar da sizin gibi acı çekiyorlar. Üstelik siz Allah’tan onların umamayacakları şeyleri umuyorsunuz. Allah ise alimdir, hakimdir! 

105 Allah sana nasıl göstermişse insanlar arasında öyle hüküm veresin diye sana bu kitabı hak üzere indirdik. Hıyanet edenlerin savunucusu olma 

106 ve Allah’tan mağfiret dile, çünkü Allah gafurdur, rahimdir.

107 Nefislerine hıyanet edenler adına mücadele etme, çünkü Allah hıyaneti adet edinmiş günahkarları sevmez! 

108 ‘Yaptıklarını’ insanlardan gizlemeye çalışırlar da Allah’tan gizlemeye yanaşmazlar! Halbuki onlar geceleyin onun rızasına aykırı sözleri uydururlarken Allah yanlarındaydı. Allah onların yapıp ettiklerini kuşatmıştır! 

109 Haydi siz dünya hayatında onları savunmak için mücadele ettiniz, peki kıyamet günü onlar adına Allah ile kim mücadele edecek veya kim onlara vekil olacak? 

110 Kötülük yaptıktan veya nefsine zulmettikten sonra mağfiret dileyen anlar ki Allah gafurdur, rahimdir. 

111 Bununla beraber, günah kazanan ancak kendi zararına kazanır. Allah alimdir, hakimdir! 

112 Kim bir hata eder yahut suç işler de onu bir masumun üstüne atarsa, büyük bir iftira etmiş, açık bir vebal yüklenmiş olur. 

113 Allah’ın lütfu ve rahmeti üzerinde olmasaydı onlardan bir zümre seni yanıltacaktı. Halbuki onlar ancak kendilerini yanıltır, sana asla zarar veremezler. Allah sana kitap ve hikmet indirdi, bilmediklerini öğretti. Allah’ın sana olan lütfu pek büyük.

114 Fısıldaşmalarının ekserisinde hayır yoktur, ancak bir yardım için ya da bir iyilik yapmak için yahut insanları barıştırmak niyetiyle olursa o başka. Allah rızası için bunları yapana azim bir ödül vereceğiz. 

115 Hidayet yolu kendisine belli olduktan sonra Resule karşı gelen ve müminler yolundan başka yola sapanı dönüş yolunda bırakır, sonra da cehenneme atarız! Ne kötü bir son durak! 

116 Allah şirki affetmez, ondan berisini dilediği kimse için affeder. Allah’ın yanı sıra başka ilahlar uyduran kişi haktan pek uzak bir sapma içindedir. 

117 O’nu bırakıyorlar da dişilere yalvarıyorlar! Esasen hakka direnen şeytandan başkasına yalvarmıyorlar! 

118 Allah ona lanet etmişti de bu­­nun üzerine şeytan demişti ki: “Yemin ederim senin kullarından belli bir pay kapacağım. 

119 Onları saptırıp kuruntulara daldıracağım. Emredeceğim, evcil hayvanların kulaklarını dilecekler. Emredeceğim, Allah’ın yarattığını tağyir edecekler.” Şüphesiz, Allah dururken şeytanı veli edinen besbelli bir hüsrana düşer! 

120 ‘Şeytan’ sözler vererek onları ümitlendirir. Halbuki şeytanın söz vermesi sadece aldatmak içindir. 

121 İşte onların varacakları yer cehennemdir, ondan kurtulmanın yolunu asla bulamayacaklar! 

122 İman edip salih ameller işleyenleri içlerinde akarsular çağlayan cennetlere koyacağız, orada temelli kalacaklar. Hakikaten Allah vaadidir ‘sözüdür’ bu! Allah’tan daha doğru sözlü kim olabilir! 

123 Ne sizin temenninizle olur ne de ehlikitabın temennisiyle. Kim bir kötülük yaparsa onun cezasını çeker ve kendine Allah haricinde ne yar bulabilir ne de yardımcı! 

124 Erkek veya kadın, her kim mü­­min olarak salih amel işlerse cennete girer, zerre kadar hakkı yenmez. 

125 Muhsin olup kendini Allah’a teslim eden ve batılı bırakıp hakka yönelerek İbrahim milletine uyandan dince daha güzel kim olabilir! Allah İbrahim’i halil edinmiştir! 

126 Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Ve Allah her şeyi kuşatmıştır! 

127 Senden kadınlar hakkında fetva istiyorlar. De ki: “Kadınlar hakkında fetvayı size Allah veriyor. Kitapta, kendileriyle evlenmek isteyip de yazılı haklarını vermediğiniz yetim kızlar, mağdur edilmiş çocuklar ve adil davranmanız gereken yetimlerle ilgili size okunan ayetler var.” Hayır namına ne yaparsanız Allah onu mutlaka bilir! 

128 Bir kadın kocasının uyumsuz ve aldırmaz tavrını görür de ‘kendisini boşamasından’ endişe ederse ‘bazı haklarından feragat ederek’ kocasıyla barış yapabilir. Bunda ikisine de günah yok. Zaten hayırlı olan barıştır. Nefislerse bencilce davranmaya meyillidir. İyi davranır ve kötülükten uzak durursanız, bunun ödülünü alırsınız. Allah yapıp ettiklerinizden haberlidir! 

129 Tutkuyla isteseniz bile hanımlarınız arasında adil davranmaya gücünüz yetmez, bari büsbütün bir tarafa yönelip de öbürünü askıda gibi bırakmayın. Eğer aranızı düzeltir ve haksızlıktan sakınırsanız, Allah hakikaten gafurdur, rahimdir. 

130 Yok eğer eşler anlaşamaz da ayrılırlarsa, Allah rahmetiyle onları birbirine muhtaç etmez. Allah vasidir, hakimdir! 

131 Allah göklerde ve yerde olan her şeyin sahibidir! Hem sizden önce kitap verdiklerimize hem de size şunu emrettik: “Allah indinde takvanızı takının!” Kafirlik ederseniz bilin ki, Allah göklerde ve yerde ne varsa hepsinin sahibidir. Hem, Allah ganidir, hamiddir. 

132 Evet, Allah göklerde ve yerde olan her şeyin sahibidir. Vekil olarak Allah yeter! 

133 Dilerse sizi giderir de ey insanlar, yerlerinize başkalarını getirir! Allah buna da kádir!

134 Kim dünya sevabı ‘nimeti, ödülü’ isterse ‘bilsin ki’ dünya sevabı da, ahiret sevabı da Allah katındadır. Allah semidir, basirdir! 

135 Ey iman edenler! Kendinizin, ana-babanızın, yakınlarınızın aleyhine dahi olsa, Allah için adaleti gözeten şahitler olun! İster zengin olsunlar, ister fakir, Allah onlara sizden daha yakındır. Hevesinize uyup da adaletten ayrılmayın. Dil oyunları yaparak gerçeği çarpıtırsanız ya da şahitlikten kaçınırsanız, Allah yapıp ettiklerinizden muhakkak haberdardır! 

136 Ey iman edenler! Allah’a, onun resu­­lüne ve ona indirdiği kitaba, daha önce indirdiği kitaplara iman edin! Allah’a, onun meleklerine, kitaplarına, resullerine ve ahiret gününe iman etmeyen kişi haktan pek uzak bir sapma içindedir! 

137 İman edip sonra inkar eden, tekrar iman edip yine inkar eden, sonra da inkarını artıran kimselere Allah ne mağfiret eder ne de hidayet! 

138 Haydi müjde ver o münafıklara, kendileri için elem dolu bir azap var! 

139 Müminleri bırakıyorlar da kafirleri veli ediniyorlar! Yoksa onların yanında izzet mi arıyorlar? Halbuki izzetin hepsi Allah’ındır! 

140 O size kitabında şunu da indirdi: “Allah'ın ayetlerinin inkar edildiğini veya alaya alındığını işitirseniz, onlar başka bir söze dalmadıkları sürece yanlarında oturmayın, yoksa siz de onlar gibi olursunuz.” Allah bütün münafıkları ve kafirleri cehennemde toplayacak! 

141 Münafıkların gözleri üzerinizdedir, Allah’tan size bir fetih gelirse “Biz de sizinle beraber değil miydik?” derler. Kafirlere bir nasip erişirse “Sizi mahvetme fırsatını yakalamışken bundan vazgeçmedik mi? Sizi müminlerden korumadık mı?” derler. Allah kıyamet günü aranızda hüküm verecek! Allah kafirlere müminler aleyhine asla yol vermeyecek! 

142 Münafıklar Allah’a hile yapmaya çalışırlar, fakat Allah onların hilelerini başlarına geçirir! Hem onlar, namaza üşene üşene kalkar, insanlara gösteriş yapar ve Allah’ı pek az anarlar.

143 İki arada bir derede bocalar, ne onlarla olurlar ne de bunlarla. Allah bir kimseyi saptırırsa artık sen ona yol bulamazsın! 

144 Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da kafirleri veli edinmeyin! Allah katında aleyhinize bir delil bulunsun ister misiniz? 

145 Münafıklar ateşin en derin yerindedirler, onlara bir nasir ‘yardım edecek kimse’ de bulamazsın! 

146 Fakat pişmanlık duyarak tevbe edenler, kendilerini düzeltenler, Allah’a sımsıkı sarılanlar, dinlerinde Allah için samimi olanlar müstesna. Zaten bunlar müminlerle beraberdirler. Allah müminlere azim bir ecir verecek! 

147 Şükreder ve inanırsanız Allah size niye azap etsin! Allah şakirdir, alimdir! 

148 Allah kötü sözün duyurulmasını sevmez, zulme maruz kalan müstesna. Allah semidir, alimdir!

149 Bir hayrı açıklar veya gizlerseniz veya bir kötülüğü affederseniz ‘bilin ki’ Allah afüvdür, kadirdir! 

150 Allah’ı ve onun resullerini inkar eden, Allah ile nebilerinin arasını ayırmaya yeltenen ve “Kimine inanır, kimine inanmayız” diyen, arada bir yol tutmak isteyenler de vardır. 

151 İşte onlar kafirlerin ta kendileridir! Biz de kafirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır! 

152 Allah’a ve onun resullerine ayrım yapmaksızın iman edenlere gelince, işte onlara ecirleri verilecek. Allah gafurdur, rahimdir! 

153 Kendilerine kitap verilenler, senden üzerlerine gökten bir kitap indirmeni istiyorlar. Musa’dan bunun daha büyüğünü istemiş, “Allah’ı bize açıkça göster!” demişlerdi. Zulümleri yüzünden onları yıldırım çarptı. Kendilerine nice deliller geldikten sonra bir buzağı ‘heykelini tanrı’ edindiler. Biz bunu da affettik ‘ceza vermedik’. Musa’ya ise parlak bir mucize verdik. 

154 Söz vermeleri için dağı üzerlerine kaldırdık. “Kapıdan secde ederek girin!” dedik. “Sebti ihlal etmeyeceksiniz!” diyerek onlardan misak aldık. 

155 Fakat sözlerinden döndüler. Allah'ın ayetlerini inkar ettiler. Haksız yere nebilerini öldürdüler. “Senin söylediklerine karşı kalplerimiz perdelidir” dediler. Allah da kalplerini mühürledi. Pek azı hariç, onlar imana gelmezler! 

156 Bir de, kafirlik edip Meryem’e büyük bir iftira atmaları yüzünden. 

157 Ve “Allah resulü Meryem oğlu Mesih İsa’yı öldürdük” dedikleri için. Halbuki onu ne öldürdüler ne de astılar. Kendilerine bir benzetme yapıldı. İhtilafa düştükleri konuda kuşku içindeler. Bu hususta bilgileri yok, sadece zanna tabi oluyorlar. Halbuki onu katiyen öldürmediler.

158 Bilakis, Allah onu kendine refetti ‘semasına kaldırdı’. Allah azizdir, hakimdir! 

159 Ehlikitaptan hiçbiri yoktur ki ölümünden önce ona mutlaka iman edecek olmasın. Kıyamet günü de o onlar aleyhine şahitlik edecek! 

160 Zulmettikleri ve nicelerini Allah yolundan çevirdikleri için, önceleri helal kılınan temiz nimetleri Yahudilere haram kıldık.

161 Bir de, menedildikleri halde faiz aldıkları ve insanların mallarını hileli yollarla yedikleri için. Kafirlik edenlere elim bir azap hazırladık! 

162 Fakat onlardan ilimde derinleşenlerle müminler, sana indirilene ve senden önce indirilenlere iman ederler. Namaz kılan, zekat veren, Allah’a ve ahiret gününe iman edenlere azim bir ecir vereceğiz. 

163 Nuh’a ve ondan sonra gelen nebilere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. Nitekim İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve onların nesline, İsa, Eyyub, Yunus, Harun ve Süleyman’a da vahyetmiştik. Davud’a ise Zebur’u vermiştik. 

164 Bir kısım resullerin kıssalarını daha önce sana anlattık, bir kısmınınkini ise henüz anlatmadık. Hem, Allah Musa ile konuştu. 

165 İnsanların Allah’a sunacakları bir mazeretleri kalmasın diye müjdeleyen ve sakındıran resuller gönderdik. Allah azizdir, hakimdir! 

166 Allah sana indirdiğini kendi ilmiyle indirmiş olduğuna şahitlik eder. Melekler de şahitlik ederler. Fakat şahit olarak Allah yeter! 

167 Kafirlik ederek Allah yolundan menedenler haktan pek uzak bir sapma içindeler! 

168 Allah o kafirlere ve zalimlere ne mağfiret eder ne de onları yola getirir! 

169 Onlar için cehennem yolundan başka yol yoktur! Onun içinde ebediyen kalırlar. Allah bunu kolayca yapar. 

170 Ey insanlar! Resul size Rabbinizden hak ile geldi, ona iman edin, sizin için hayırlı olan budur. Kafirlik ederseniz ‘bilin ki’ göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Hem de Allah alimdir, hakimdir! 

171 Ey kendilerine kitap verilenler! Dininizde taşkınlık etmeyin! Allah hakkında sadece gerçeği söyleyin! Meryem oğlu Mesih İsa, Allah’ın resulü, Meryem’e ilka ettiği bir kelimesi ve ondan bir ruhtur. Allah’a ve onun resullerine iman edin. “Üç ilah var” demeyin, hakkınızda hayırlı olan budur! Allah yegane ilahtır, çocuk sahibi olmaktan münezzehtir! Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi onundur! Vekil olarak Allah yeter! 

172 Ne Mesih ne de mukarreb melekler Allah’a kulluk etmekten asla geri durmazlar. Allah, kendisine kulluk etmek istemeyen ve kibirlenenleri huzurunda toplayacak! 

173 İman ederek güzel işler yapanlara ecirlerini tastamam verecek, hatta fazlından artıracak da. Fakat kulluk etmek istemeyenleri ve kibirlenenlere elim bir azapla azap edecek! Kendileri için ne yar bulabilecekler ne de yardımcı, Allah müstesna! 

174 Ey insanlar! Hiç şüphesiz, Rabbinizden size kesin bir delil geldi ve size parlak bir nur indirdik. 

175 Allah’a iman edip ona sımsıkı sarılanlara gelince, onları tarafından bir fazıl ve rahmet içine alacak, kendisine giden müstakim bir yola iletecek. 

176 Senden fetva istiyorlar. De ki: “Birinci dereceden mirasçı bırakmadan ölenler hakkında Allah size şu hükmü verdi: Evladı olmayıp da bir kız kardeşi olan kimse ölürse, bıraktığının yarısı kız kardeşe kalır. Kız kardeş evlat bırakmadan ölürse, mirasını erkek alır. İki kız kardeş varsa, mirasın üçte ikisi onlaradır. Mirasçılar erkek ve kız kardeşlerse, erkek iki dişi payı alır.” Yanlış yollara sapmayasınız diye Allah size bunları beyan ediyor. Allah her şeyi bilir! 




 5. MaDE SURESİ


Bismillahirrahmanirrahim.

001 Ey iman edenler! Sözleşmelerinizin gereklerini yerine getirin! İhramlıyken avlanmayı helal saymamanız kaydıyla, ileride okunacaklar hariç, enam hayvanlar size helal kılındı. Hiç şüphesiz, Allah istediği hükmü verir! 

002 Ey iman edenler! Allah tarafından belirlenen alametlere, haram aya, hac kurbanına, kurbanlıklara takılan belliklere, Rablerinin ihsanını umarak, rızasını dileyerek Beyti Haram’ı ziyarete gelenlere hürmette kusur etmeyin! İhramdan çıktıktan sonra avlanmanız helal. Sizi Mescidi Haram’dan menettiler diye bir kavme duyduğunuz kin haddi aşmanıza sebep olmasın. Hayırda ve takvada yardımlaşın ama günahta ve düşmanlıkta yardımlaşmayın. Allah indinde takvanızı takının, çünkü Allah azabı şiddetli olandır!

003 Leş, kan, domuz, Allah’tan başkası adına kesilen, canları çıkmadan önce kestikleriniz hariç olmak üzere boğularak, vurularak, yuvarlanarak, boynuzla süsülerek ölenler, yırtıcı hayvanlar tarafından parçalananlar, dikili taşlar üzerinde kesilenler size haram! Fal aletleriyle kura çekerek kısmet aramanız da haram! Bu haramları gözetmeyen yoldan çıkmış, azgınlık etmiş olur. Kafirler sizi dininizden döndürmekten ümitlerini kestiler, artık onlardan yana korkunuz olmasın, sadece benden korkun. Bugün dininizi sizin için kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım ve dininizin İslam olmasına rıza verdim. Kim zarurete ‘yemezse helak olacak duruma’ düşer de günaha meyli olmaksızın bunlardan yerse, Allah elbette gafurdur, rahimdir.

004 Sana kendileri için nelerin helal kılındığını soruyorlar. De ki: “Temiz nimetlerin hepsi size helal. Allah tarafından size öğretilen bilgilerin bir kısmıyla eğittiğiniz avcı hayvanlarınızın yakaladıklarını da yiyebilirsiniz ama yemeden önce “Bismillah!” demelisiniz. Allah indinde takvanızı takının! Allah hesabı çabuk görür!

005 Bugün size temiz nimetler helal kılındı. Ehlikitabın yemeği size, sizin yemeğiniz onlara helal. Hem, mümin kadınların hür olanları ve sizden önce kitap verilenlerin hür kadınları, iffetlerinizi koruyarak, zina etmeksizin, gizli sevgili edinmeksizin ve mehirlerini vermeniz şartıyla, size helal. İmanı reddedenin yaptıkları boşa gider ve kendisi ahirette hüsrana düşenlerden olur! 

006 Ey iman edenler! Namaz kılacaksanız, yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başınızı meshedin, topuklarla beraber ayaklarınızı yıkayın. Cünüpseniz gusledin. Hastaysanız veya seferdeyseniz veya tuvaletten gelmişseniz veya kadınlara ilişmişseniz, su da bulamamışsanız teyemmüm edin, temiz bir toprakla ellerinizi ve yüzlerinizi meshedin. Allah size zorluk çıkarmak istemez. Şükredesiniz diye sizi arındırmak, sizdeki nimetini tamamlamak ister. 

007 Hatırlayın, Allah size nimet vermiş, sizden misak almıştı. “İşittik ve itaat ettik” demiştiniz. Allah indinde takvanızı takının! Allah içinizdekileri bilir! 

008 Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan ve adalete uygun biçimde şahitlik eden kimseler olun! Bir kavme karşı kininiz sizi adaletsiz davranmaya itmesin. Hep adil olun, budur takvaya en yakın tavır! Allah indinde takvanızı takının! Allah yapıp ettiklerinizden haberlidir.

009 Allah söz verdi, iman eden ve salih ameller işleyenlere mağfiret edecek ve azim bir ecir verecek! 

010 Kafirlik eden ve ayetlerimizi yalanlayanlar ise cehennem ehlidirler!

011 Ey iman edenler! Allah’ın size olan nimetini hatırlayın! Hani bir kavim size zarar vermek istemişti de Allah onların ellerini size temastan menetmişti. Allah indinde takvanızı takının! Müminler sadece Allah’a tevekkül etsinler! 

012 Hani, Allah Beni İsrail’den söz almıştı. İçlerinden on iki kişiyi temsilci seçmiş, onlara “Ben sizinleyim. Namazı kılar, zekatı verir, resullerime iman ederek destek olur, rızam için harcama yaparsanız, günahlarınızı örterim, sizi içlerinde akarsular çağlayan cennetlere koyarım. Bundan sonra sizden kim inkar ederse düz yolun ortasında sapıtmış olur!” demişti. 

013 Fakat sözlerinde durmadılar. Biz de onları lanetledik ve kalplerini kaskatı yaptık. Kelimeleriyle oynayarak kitabın anlamını saptırdılar, içindeki öğütlerden nasiplenmeyi unuttular. Pek azı müstesna, onların hep hıyanetini görürsün. Bırak onları, görmezden gel, aldırış etme. Allah güzel davrananları sever. 

014 “Biz Hıristiyanız” diyenlerden de söz almıştık. Fakat bunlar da kendilerine bildirilen vahiyden nasiplerini unuttular. Bu yüzden aralarına kıyamet gününe kadar sürecek bir kin ve adavet bıraktık. Allah ne sanat yaptıklarını kendilerine haber verecek! 

015 Ey kendilerine kitap verilenler! Size resulümüz geldi, kitabınızda bulunup da sizin gizlediğiniz bilgilerden birçoğunu açıklıyor, birçoğunu görmezden geliyor. Şüphesiz size Allah’tan bir nur ve parlak bir kitap geldi! 

016 Allah, rızasını arayanı onunla esenlik yollarına iletir, karanlıklardan nura çıkarır, yolun en doğrusuna iletir. 

017 Andolsun ki “Allah, Meryem oğlu Mesih’tir” diyenler kafir oldular! De ki: “Allah, Meryem oğlu Mesih’i, annesini ve yeryüzündekilerin hepsini helak etmek istese ona kim mani olabilir? Allah göklerde, yerde ve ikisi arasında bulunan her şeyin malikidir. Neyi dilerse, yaratır.” Allah her şeye kádir!

018 Bir de, Yahudiler ve Hıristiyanlar “Biz Allah’ın oğulları ve sevgilileriyiz” dediler. De ki: “Madem öyle de günahlarınız yüzünden size niye azap ediyor? Doğrusu siz onun tarafından yaratılmış insanlarsınız.” O dilediğini affeder, dilediğine azap eder. Hep Allah’ın mülküdür göklerde, yerde ve ikisi arasında olan! Nihayet dönüş de ona! 

019 Ey kendilerine kitap verilenler! “Bize ne bir müjdeci geldi ne de bir uyarıcı” dememeniz için, fetret zamanında ‘nebisiz bir dönemde’ size Resulümüz geldi, ‘hakikati’ beyan ediyor. İşte size bir müjdeci ve uyarıcı geldi! Allah her şeye kádir! 

020 Bir zamanlar Musa, kavmine “Ey kavmim!” demişti, “Allah’ın size nimetini hatırlayın! İçinizden nebiler tayin etti ve sizi melikler ‘haklarına malik hür insanlar’ yaptı, alemlerde kimselere vermediklerini size verdi.

021 “Ey kavmim! Haydi girin şu mukaddes topraklara. Allah onu size yazdı! Fakat sakın yüz çevirmeyin, yoksa hüsrana düşersiniz!” 

022 “Ey Musa!” dediler, “Orada zorba bir kavim var, onlar çıkmadıkça biz oraya asla girmeyiz, çıkıp giderlerse hemen gireriz.” 

023 Allah’ın nimetine mazhar olan ve ‘onun emrine karşı gelmekten’ korkan iki kişi dediler: “Üzerlerine kapıdan girin. Bir kere oraya girdiniz mi artık galibiyet sizindir. Müminseniz, sadece Allah’a tevekkül edin!” 

024 Fakat öbürleri “Ey Musa!” dediler, “Zorbalar orada durdukları sürece biz asla girmeyiz. Haydi sen Rabbinle git, ikiniz onlarla savaşın. Biz burada otururuz.”

025 Bunun üzerine Musa “Rabbim!” dedi, “Benim sözüm ancak kendime ve kardeşime geçer. Bizimle şu fasıkların arasını ayır!” 

026 Allah da “Mukaddes topraklar onlara kırk yıl süreyle haram kılındı! Yeryüzünde sersemce dolaşacaklar. Üzülme o fasık kavim yüzünden!” buyurdu. 

027 adem’in iki oğlunun kıssasını aslına uygun biçimde anlat onlara. Bunlar birer kurban sunmuşlardı. Birinden kabul edildi, öbüründen edilmedi. Kabul edilmeyen, “Seni mutlaka öldüreceğim!” dedi. Diğeri dedi ki: “Allah ancak takva sahiplerinden kabul buyurur. 

028 Yemin ederim, sen beni öldürmek için bana elini uzatsan bile ben seni öldürmek için sana elimi uzatmam, çünkü ben alemlerin Rabbi Allah’tan korkarım. 

029 İsterim ki, hem kendi vebalini hem de benim vebalimi yüklenesin de ateşe atılacaklardan olasın, çünkü zalimlerin cezası budur!” 

030 Öbürünün nefsi kardeşini öldürmeyi kendisine kolay gösterdi ve onu öldürdü. Böylece hüsrana düşenlerden oldu. 

031 Derken, Allah ona, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek üzere, yeri eşeleyen bir karga gönderdi. “Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömemedim, bu kadar mı acizim!” dedi, nadim oldu. 

032 Bundan ötürü Beni İsrail’e buyurduk ki: “Kim bir nefsi bir nefse mukabil olmaksızın veya yeryüzünde fesat yapmamışken öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir nefsi kurtarırsa bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur.” Resullerimiz onlara açık delillerle geldiler ama yine de birçokları onların ardı sıra yeryüzünde müsrif kimseler oldular. 

033 Allah ile ve onun resulüyle savaşanların ve yeryüzünde fesadı yaymaya çalışanların cezası, ya öldürülmeleri, ya asılmaları, ya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi ya da sürgün edilmeleridir. Bu onların dünyada kepaze edilişleridir, ahirette ise onları azim bir azap bekliyor! 

034 Fakat siz onları ele geçirmeden önce tevbe edenler müstesna. Biliniz ki Allah gafurdur, rahimdir! 

035 Ey iman edenler! Allah indinde takvanızı takının, rızasını kazanmanın yolunu arayın ve uğrunda cihad edin ki felah bulasınız! 

036 Kafirler yeryüzündeki servetlerin iki misline sahip olsalar da kıyamet gününün azabından kurtulmak için hepsini fidye vermek isteseler, asla kabul edilmez. Onlar için elim bir azap var! 

037 Ateşten çıkmak isterler, fakat çıkamazlar, çünkü onlar için mukim ‘sürüp giden’ bir azap var. 

038 Hırsızlık eden erkek ve hırsızlık eden kadına gelince, hem yaptıklarına bir ceza hem de Allah tarafından bir ibret olmak üzere, onların ellerini kesin! Zira Allah azizdir, hakimdir! 

039 Bununla beraber, her kim işlediği zulümden sonra tevbe ederse Allah onun tevbesini kabul buyurur, çünkü Allah gafurdur, rahimdir.

040 Bilmez misin, Allah göklerin ve yerin hükümranıdır. Dilediğine mağfiret eder, dilediğine azap. Allah her şeye kádir! 

041 Ey Resul! Kalpleri kafirken dilleriyle iman ettik diyenlerden ve Yahudilerden küfürde yarışanlar yüzünden mahzun olma. Onlar, ya yalancılık etmek için dinlerler veya sana gelmeyen bir topluluk adına casusluk etmek için. Kelimeleri yerlerinden kaydırır da “Size böylesi verilirse kabul edin, verilmezse uzak durun” derler. Allah bir kimsenin fitneye düşmesini dilemişse, sen Allah’a karşı onun lehine bir şey yapamazsın. Allah onların kalplerini arındırmak istememiştir. Dünyada hakları rezil edilmek, ahirette ise azim bir azaptır! 

042 Hep yalancılık için dinlerler, sürekli haram yerler. Hüküm vermen için sana gelirlerse karar senin, istersen aralarında hüküm ver, istersen onlardan yüz çevir. Yüz çevirirsen sana hiçbir zarar veremezler. Eğer hüküm verirsen, aralarında adaletle hükmet. Allah adil davrananları sever.

043 İçinde Allah’ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında dururken seni nasıl hakem yapıyorlar, sonra niye yüz çeviriyorlar! Belli ki mümin değiller! 

044 Hidayet ve nur ihtiva eden Tevrat’ı da biz indirmiştik. Hem müslim nebiler hem de Allah’ın kitabını korumakla görevli alimler ve hakimler, Yahudiler arasında onunla hükmederlerdi. İnsanlardan korkmayın, benden korkun! Benim ayetlerimi az bir pahaya satmayın! Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlardır kafirler! 

045 Hem onda “Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş, yaraya yara” diye yazdık. Kim bunu ‘kısas hakkını’ sadakasına sayarsa günahlarına kefaret olur. Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlardır zalimler!

046 ‘Nebilerin’ izleri üzerinde, önündeki Tevrat’ı tasdik etmesi için Meryem oğlu İsa’yı gönderdik ve ona içinde hidayet ve nur bulunan, Tevrat’ı musaddık, takva sahipleri için bir hidayet ve öğüt olan İncil’i verdik. 

047 İncil mensupları Allah katından onda indirilenle hükmetsinler diye. Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlardır fasıklar! 

048 Sana da, kitap nevinden önünde olanı tasdik edici ve ona bir gözetici olarak bu hak kitabı indirdik. Sen de aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet! Sana gelen bu haktan ayrılıp da onların heveslerine tabi olma. Her biriniz için özel bir yol, bir usul belirledik. Allah dileseydi hepinizi tek ümmet yapardı, fakat her birinize verdiklerinde sizi sınayacak. Haydi hayırlarda yarışın! Nihayet hepiniz Allah’a döneceksiniz, o da size ihtilaf ettiğiniz hususları haber verecek! 

049 Evet, aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet, onların heveslerine uyma! Allah katından indirilenin bir kısmında seni fitneye düşürmelerine fırsat verme! Onlardan sakın! Yüz çevirirlerse anla ki, Allah onları bazı günahları sebebiyle cezalandırmak istiyor. Zaten insanların birçoğu fasıktır! 

050 Yoksa onlar cahiliye devrinin ‘İslam öncesi dönemin’ hükmünü mü arzu ediyorlar? Kimmiş Allah’tan daha güzel hüküm verecek! Fakat bunu da ancak yakin ‘derin iman’ sahipleri anlar. 

051 Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları veli edinmeyin! Onlar birbirlerinin velileridirler. Kim onları veli edinirse onlardan sayılır! Allah zalimleri hidayete erdirmez! 

052 Kalbi marazlıların onlar arasında koşuştuklarını görürsün. “Devir değişir de başımıza bir bela gelir diye korkuyoruz” derler. Umulur ki Allah müminlere bir fetih veya katından bir başka emir 'iş' ihsan eder de onlar içlerinde gizledikleri 'nifak' yüzünden pişmanlık acısı çekerler. 

053 İman edenler de “Bunlar mı ‘Billahi sizinleyiz!’ diyerek büyük yeminler edenler?” derler. İşte onların bütün emekleri boşa gitti ve hepsi hüsrana düştü! 

054 Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse bilsin ki, Allah bir kavim getirecek. Allah onları sever, onlar da onu severler. Müminlere mütevazı, kafirlere izzetlidirler. Allah yolunda cihad eder, kınayıcının kınamasından korkmazlar. Bu, Allah’ın fazlıdır onu dilediğine verir. Allah vasidir, alimdir.

055 Sizin veliniz evvela Allah, sonra onun Resulü, sonra da iman eden, namaz kılan, zekat veren ve rüku edenlerdir. 

056 Allah’ı ve onun resulünü ve müminleri veli edinenler bilsinler ki, Allah taraftarı olanlar muhakkak galip gelecekler! 

057 Ey iman edenler! Ne sizden önce kitap verilenlerden olup da dininizi eğlence ve oyun konusu yapanları ne de öbür kafirleri veli edinmeyin! Müminseniz, Allah indinde takvanızı takının!

058 Namaza çağırdığınız zaman onu 'ezanı' eğlence ve oyun konusu yaparlar. Bu onların akledemeyen bir güruh olmalarındandır! 

059 De ki: “Ey kendilerine kitap verilenler! Bizden hoşlanmamanızın sebebi, biz Allah’a, bize indirilene ve daha evvel indirilenlere inanırken, sizin ekseriyetle fasık olmanız mı?” 

060 De ki: “Allah indinde ceza bakımından bundan daha kötü durumda olanları size haber vereyim mi? Allah tarafından lanetlenen, gazap edilen, maymun ve domuza çevrilenler ve tağuta kulluk edenler. İşte bunlar konumca en kötü, düz yoldan sapmada en aşırı olanlardır!” 

061 Yanınıza geldiklerinde “İman ettik!” derler. Halbuki kafir girmiş, kafir çıkmışlardır. Allah onların neleri gizlediklerini en iyi bilendir! 

062 Hem onlardan birçoklarının günah işlemekte, düşmanlık etmekte ve haram yemekte yarıştıklarını görürsün. Yapıp ettikleri ne kadar da fena! 

063 İçlerindeki alimlerin ve hakimlerin onları günah söz söylemekten ve haram yemekten menetmeleri gerekmez miydi? İşledikleri ameller nasıl da kötü! 

064 Bir de, Yahudiler “Allah’ın eli bağlı” dediler. Bu lafı ettikleri için elleri bağlandı ve lanetlendiler! Hayır! Allah’ın iki eli de açıktır, dilediğine ihsan eder. Rabbinden sana indirilenler onlardan pek çoklarının azgınlığını ve küfrünü artıracak. Biz onların aralarına kıyamet gününe dek sürecek bir kin ve nefret salmışızdır. Ne zaman savaş ateşini tutuştursalar Allah onu söndürdü. Bunlar yeryüzünde fesat yapmaya çalışırlar. Allah ise müfsitleri sevmez! 

065 Ehlikitap olanlar iman etseler ve takvalı davransalardı, elbet biz de işledikleri kötülüklerini örter, onları nimetlerle dolu cennetlere koyardık.

066 Eğer Tevrat ve İncil hükümlerini ve Rablerinden kendilerine indirilen öbür ahkamı uygulamış olsalardı, göklerin ve yerin nimetlerinden yararlanırlardı. İçlerinde mutedil kimseler de var ama ekserisi fena işler yapıyor. 

067 Ey Resul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et, aksi takdirde ona elçilik görevini yapmamış olursun! Allah seni insanlardan koruyacak! Allah kafirleri felaha erdirmez! 

068 De ki: “Ey kendilerine kitap verilenler! Tevrat’ı, İncil’i ve Rab­binizden size indirilen öbür hükümleri uygulamadığınız sürece bir hiçsiniz!” Rabbinden sana indirilen kitap onlardan nicelerinin tuğyan ‘azgınlık’ ve küfrünü artıracak! Üzme kendini o kafirler için! 

069 İman edenlerden, Yahudilerden, Sabiilerden ve Hıristiyanlardan Allah’a ve ahiret gününe iman edip güzel işler yapanlara korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklar. 

070 Bir zamanlar Beni İsrail’den misak almış ve kendilerine resuller göndermiştik. Ne zaman hoşlarına gitmeyen bir hüküm getirseler, resullerin bazılarını yalanladılar, bazılarını öldürdüler. 

071 Bir fitne olmayacak sandılar da adeta bir kör, bir sağır kesildiler. Sonra Allah tevbelerini kabul etti. Fakat daha sonra ekserisi yine kör ve sağır gibi oldular. Allah onların yapıp ettiklerini görüyor! 

072 “Allah, Meryem oğlu Mesih’dir” diyenler elbette kafir oldular! Halbuki Mesih onlara “Ey Beni İsrail! Rabbim ve Rabbiniz Allah’a kulluk edin. Kim Allah’a şirk koşarsa Allah ona cenneti haram kılar, onun varacağı yer ateş olur. Zalimlerin yardımcısı yoktur!” demişti. 

073 “Allah üç ilahın üçüncüsüdür” diyenler de kafir oldular. Halbuki tek ilahtan başka ilah yoktur. Bu sözlerine son vermezlerse kafir olanlarına muhakkak elim bir azap dokunacak! 

074 Bunlar Allah’a tevbe edip istiğfar etmeyecekler mi? Halbuki Allah gafurdur, rahimdir. 

075 Meryem oğlu Mesih, kendisinden önce gelip giden resuller gibi bir resul, annesi de sıddıka ‘gayet doğru’ bir kadındır. İkisi de yemek yerlerdi! Bak, delillerimizi onlara nasıl da beyan ediyoruz! Sonra bir de onlara bak, nasıl da çevriliyorlar! 

076 De ki: “Allah’ı bırakıyor da size bir zarar ya da fayda vermeye gücü yetmeyen acizlere mi tapıyorsunuz?” Halbuki Allah semidir, alimdir! 

077 De ki: “Ey kendilerine kitap verilenler! Dininizde haksız ifrata sapmayın! Daha önce kendileri sapmış, nicelerini saptırmış ve iman yolundan büsbütün uzaklaşmış kimselerin heveslerine uymayın!” 

078 Beni İsrail kavminden kafirler, Davud ve Meryem oğlu İsa’nın dilleriyle lanetlendiler. Bu lanet onların isyanları ve haddi aşmaları yüzündendir. 

079 Bunlar birbirlerini işledikleri kötülüklerden menetmezlerdi. Hakikaten fena işler yapıyorlardı.

080 Onlardan ‘ehlikitaptan’ birçoklarının kafirleri veli edindiklerini görürsün. Nefislerinin kendileri için takdim ettiği şey ne fena! Allah onlara gazap etti, ebediyen azapta kalacaklar! 

081 Eğer bunlar Allah’a, Resul’e ve ona indirilene iman etselerdi kafirleri veli edinmezlerdi. Fakat bunların ekserisi fasık! 

082 İnsanların iman edenlere düşmanlıkta en şiddetlisini Yahudileri ve müşrikleri bulursun. İman edenlere sevgide en yakınını ise “Hıristiyanız” diyenleri bulursun, çünkü içlerinde keşişler ve rahipler vardır ve onlar kibirlenmezler. 

083 Resule indirileni işittikleri zaman, aşina oldukları hakkı tanıdıkları için, gözleri yaşla dolup taşarak “Rabbimiz!” derler, “Biz iman ettik, bizi de şahadet getirenlerle beraber yaz. 

084 Rabbimizin bizi iyi kullar arasına katmasını umup dururken Allah’a ve bize iletilen hakka niye iman etmeyelim?” 

085 Bu sözlerine karşılık Allah onlara ödül olarak içlerinde akarsular çağlayan cennetleri verdi, ebediyen orada kalacaklar. İşte budur güzel davrananların ödülü!

086 Kafirlik ederek ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar cehennem ehlidirler! 

087 Ey iman edenler! Allah size temiz nimetleri helal kıldı, onları kendinize haram kılmayın. Haddi de aşmayın! Allah haddi aşanları sevmez!

088 Allah size helal ve temiz rızıklar veriyor, onları afiyetle yiyin. Ve kendisine iman ettiğiniz Allah indinde takvanızı takının! 

089 Allah sizi kasıtsız yeminlerinizden sorumlu tutmaz, fakat bilerek ettiğiniz yeminlerinizden sorumlu tutar. Bozulan yeminin kefareti, evinizde yenen yemeklerin ortalaması kadar bir yiyecekle on yoksulu doyurmak veya giydirmek yahut bir esiri azat etmektir. Bunlara gücü yetmeyen üç gün oruç tutar. Yemin eder de bozarsanız cezası işte budur. Bununla beraber, yeminlerinizi gözetin. Allah size ayetlerini böylece açıklıyor ki şükredesiniz. 

090 Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar ‘putlar heykeller’ ve fal aletleri şeytan işi pisliklerdir. Bunlardan kaçının ki felaha eresiniz! 

091 Şeytan içkiyle, kumarla aranıza kin ve düşmanlık sokmak, sizi Allah’ı anmaktan ve namaz kılmaktan alıkoymak ister. Bunlara son vermenizin zamanı gelmedi mi? 

092 Allah’a itaat edin, resule itaat edin ve günahlardan sakının! Yüz çevirirseniz bilin ki, resulümüze düşen açık bir tebliğden ibarettir. 

093 İman eden ve salih ameller işleyenler, bundan böyle sakınıp inanarak güzel işler yaptıkları, sonra da sakınıp inanmayı ve takva üzere güzel davranmayı sürdürdükleri takdirde, daha önce tattıkları yüzünden sorumlu tutulmazlar. Allah güzel davrananları sever!

094 Ey iman edenler! Allah, gıyabda ‘kimsenin görmediği yerde’ kendisinden korkanları ortaya çıkarmak için, hacda elinizin ve silahlarınızın menziline giren avlarla sizi sınayacak. Bundan sonra sınırı aşana elim bir azap var!

095 Ey iman edenler! İhramlıyken av öldürmeyin. Kasten öldürene ceza var. Dengi bir hayvanı Kabe’ye getirerek kurban kesmeli. İçinizden iki adil kişi de “Kurbanlık hayvan öbürünün dengidir” diye tanıklık etmeli. Kurban kesmeyen kişi, kefaret olarak yoksullara yemek yedirmeli veya onun dengi oruç tutmalı. Böylece suçunun cezasını tatmalı. Allah geçmişte kalanı affetmiştir. Fakat kim döner bir daha yaparsa, Allah ondan intikam alır! Allah azizdir, müntakimdir!

096 Suda yaşayan hayvanları avlamak ve yemek, size ve gezginlere bir rızık olmak üzere helal, fakat ihramlıysanız karada avlanmak haram kılındı. Huzurunda haşrolacağınız Allah indinde takvanızı takının! 

097 Allah, Beyt-el Haram’ı, hac ayını, kurbanlıkları, kurbanlık takılarını birer alamet yaptı. Böylece herkes idrak edecek ki, Allah göklerde ve yerdekileri biliyor. Allah her şeyi bilir! 

098 Bilin ki Allah hakikaten azabı şiddetli olandır. Bununla beraber, Allah gafurdur, rahimdir! 

099 Resulün vazifesi tebliğ etmekten ibarettir. Allah sizin açıkladıklarınızı da bilir, gizlediklerinizi de. 

100 De ki: “Haramla helal bir olmaz. Haramların çokluğu size şaşırtıcı da gelse bu böyledir. Ey temiz özlü idrak sahipleri! Allah indinde takvanızı takının ki felah bulasınız!”

101 Ey iman edenler! Size açıklanınca hoşunuza gitmeyecek konular hakkında soru sormayın. Kurán indirilirken sorarsanız onlar size açıklanır. Allah sizi onlardan sorumlu tutmadı. Allah gafurdur, halimdir! 

102 Sizden önce bir kavim öyle sordu da sonra üstesinden gelemeyip kafir oldu.

103 Bahire, saibe, vasile, ham ‘diye nitelenen hayvanlar’ hakkında Allah hiçbir yasa indirmedi, fakat kafirler ‘bunlara haram demekle’ Allah adına yalan uyduruyorlar. Ekserisi aklı ermez kimseler. 

104 Bunlara “Haydi Allah tarafından indirilene ve resule gelin!” denilince “Biz atalarımızın izindeyiz, o bize yeter!” derler. Ya ataları bir şey bilememiş ve hidayete erememişlerse? 

105 Ey iman edenler! Siz kendinize bakın, hidayete ererseniz dalalete düşenler size zarar veremezler. Hep birlikte Allah huzuruna döneceksiniz. O da size yaptıklarınızı haber verecek! 

106 Ey iman edenler! Öleceğinizi sezer de vasiyet edecek olursanız, sizden iki adil kişiyi şahit tutun. Ölüm yolda gelirse, sizden olmayan iki kişiyi şahit tutun. Şüpheniz varsa, onları namazdan sonra biraz bekletin ve “Billahi, yakınlarımızın yararına dahi olsa yeminimize mukabil hiçbir bedel almayacak ve Allah için olan şahitliğimizi gizlemeyeceğiz, aksi takdirde günahkarlardan oluruz!” diye yemin ettirin. 

107 Bu şahitlerin dürüst davranmayarak günah işledikleri anlaşılırsa, hakları yenilen taraftan iki kişi onların yerini alıp “Billahi, bizim şahadetimiz onlarınkinden daha isabetlidir, çünkü biz haddi aşmadık, aksi takdirde zalimlerden oluruz!” diye yemin ederler. 

108 Bu, en uygun çaredir, çünkü böylece kişiler dürüstçe tanıklık yapar, yeminlerinin başka yeminlerle reddedilmesinden korkarlar. Allah’tan korkun ve iyi dinleyin! Allah fasıklar güruhunu hidayete erdirmez! 

109 Allah o gün resullerini bir araya toplar. “Ümmetiniz size ne cevap verdi?” diye sorar. “Bizim bilgimiz yok, gaybı en iyi bilen sensin” derler. 

110 O vakit Allah buyurur: “Ey Meryem oğlu İsa! Sana ve annene olan nimetimi düşün! Seni Kutsal Ruh ile desteklemiştim. Bebekken ve erginken insanlara söz söylüyordun. Sana yazı, hikmet, Tevrat ve İncil öğretmiştim. Benim iznimle çamurdan kuş yapıp ona üflüyordun da kuş oluyordu. Yine benim iznimle körü ve alaca hastasını iyileştiriyor, ölüleri benim iznimle hayata çıkarıyordun. Beni İsrail’in ellerini senden defetmiştim. Sen onlara mucizeler göstermiştin de içlerinden bazıları kafirlik ederek ‘Bu apaçık sihirden başka bir şey değil!’ demişlerdi.”

111 Hani havarilere “Bana ve Resulüme iman edin!” diye emretmiştim de onlar “İman ettik, sen şahidimiz ol, biz müslimiz!” demişlerdi. 

112 Hani havariler “Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin bize semadan bir maide ‘sofra’ indirebilir mi?” demişlerdi de “Müminseniz Allah indinde takvanızı takının!” demişti.

113 “Ondan yiyelim de kalbimiz tatmin olsun, bize doğruyu söylediğini iyice bilelim de buna şahitlik edelim diye istiyoruz” demişlerdi.

114 Meryem oğlu İsa “Allahım! Rab­bimiz! Semadan bir maide indir de, bizim için, öncemiz ve sonramız için bir bayram ve senden bir mucize olsun! Bizi rızıklandır! Rızık verenlerin en hayırlısı sensin!” demişti.

115 Allah da “Onu size indiririm ama bundan sonra içinizden kim kafirlik ederse ona alemlerde kimselere etmediğim azabı ederim!” buyurmuştu. 

116 Allah o vakit ‘mahşer günü’ “Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara ‘Beni ve annemi Allah’tan başka iki ilah edinin’ dedin?” diye sorar. İsa “Haşa!” der, “Sen, sübhansın! Gerçek olmayan bir sözü söylemek benim ne haddime. Söylemiş olsaydım onu mutlaka bilirdin. Sen bende olanı bilirsin ama ben sende olanı bilmem. Şüphesiz, gaybı en iyi bilen sensin!

117 Onlara senin bana söylediklerini söyledim. ‘Rabbim ve Rabbiniz Allah’a kulluk edin!’ dedim. Aralarında bulunduğum sürece üzerlerinde şahittim. Beni aralarından aldıktan sonra onların şahidi yalnız sen oldun. Zaten sen her şeye şahitsin!

118 Eğer onlara azap edersen, onlar senin kullarındır, mağfiret buyurursan, sen elbette azizsin, hakimsin!”

119 Bunun üzerine Allah buyurur ki: “Bugün sadıklara sadakatlerinin fayda sağlayacağı gündür. içlerinde akarsular çağlayan cennetler onların olur, hep orada kalırlar. Allah onlardan razı, onlar da Allah’tan razıdırlar! İşte budur büyük kurtuluş!”

120 Allah göklerin, yerin ve onlarda olanların hakimidir. Allah her şeye kádir! 





6. ENAM SURESİ


Bismillahirrahmanirrahim.

001 Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve nuru var eden Allah içindir. Sonra, ka­­firlik edenler bunları ‘onun eserlerini’ Rablerine misil yapıyorlar! 

002 Rabbiniz sizi bir çamurdan yarattı. Sonra bir ecel belirledi. Malum bir ecel de ‘kıyametin vakti de’ onun katında. Sonra siz yine de şüphe ediyorsunuz! 

003 Halbuki o göklerde de Allah, yerde de. Gizlinizi de bilir, açığınızı da. Her ne işliyorsanız biliyor. 

004 Rablerinin ayetlerinden ne zaman bir ayet gelse onlar ondan yüz çevirirler. 

005 Kendilerine besbelli hak gelince onu da yalanladılar. Fakat neyle alay ettiklerinin haberleri ileride kendilerine gelecek! 

006 Bunlar kendilerinden önce nice nesilleri helak ettiğimizi görmediler mi? Size verdiklerimizden daha fazla imkanlar vererek onları arza yerleştirmiş, üzerlerine gökten bereketli yağmurlar yağdırmış, ayaklarının dibinden ırmaklar akıtmıştık. Sonra da günahları yüzünden helak ettik, yerlerine başka nesiller getirdik. 

007 Sana kağıt üzerine yazılmış bir kitap indirseydik de kafirler ona elleriyle dokunsalardı “Bu apaçık bir sihirden başka bir şey değil!” derlerdi. 

008 Bir de dediler ki: “Kendisine ‘görülebilir’ bir melek indirilmesi gerekmez miydi?” Hal­buki ‘öyle’ bir melek indirseydik iş bitirilmiş olur, kendilerine süre de verilmezdi. 

009 Kendisini bir melek yapsaydık, onu yine bir adam biçiminde yapar, şimdi düştükleri iltibasa yine düşürürdük. 

010 Senden önceki nice resullerle de alay edildi. Fakat o alaya aldıkları şeyin cezası onları mahvetti. 

011 De ki: “Yeryüzünde gezin de yalanlayanların sonu nasıl olmuş bir görün!” 

012 De ki: “Kimindir göklerde ve yerde olanlar?” De ki: “Allah’ın!” O, rahmeti kendine yazdı. Mutlaka gelecek olan kıyamet gününde sizi huzurunda toplayacak. Kendilerini hüsrana sürükleyenler iman etmezler! 

013 Halbuki gecede ve gündüzde barınan ne varsa onundur ve odur semi, alim! 

014 De ki: “Ben hiç gökleri ve yeri yaratan, kendisi beslenmeyen fakat herkesi besleyen Allah’tan başkasını veli edinir miyim!” De ki: “Bana müslimlerin ilki olmam, müşriklerden olmamam emredildi.” 

015 De ki: “Rabbime isyan edersem hakikaten pek büyük olan günün azabından korkarım.” 

016 Kim o gün azaptan kurtarılırsa rahmete ermiş olur. İşte budur büyük kurtuluş! 

017 Allah sana bir sıkıntı dokundurursa, onu ondan başka kimse açamaz ve sana bir hayır do­­kundurursa ‘ona kimse mani olamaz’. O her şeye kádir! 

018 Kulları üzerinde Káhir odur. Hem de hakim odur, habir o! 

019 De ki: “En büyük şahit kim?” De ki: “Benimle sizin aranızda Allah şahit! Kurán bana, hem sizi hem de kime erişirse onu uyarayım diye vahyedildi. Yoksa siz Allah ile beraber başka ilahlar olduğuna mı şahadet ediyorsunuz?” De ki: “Ben buna şahadet etmem.” De ki: “O yegane ilahtır. Ben sizin şeriklerinizden beriyim!” 

020 Kendilerine kitap verdiklerimiz onu ‘son peygamberi’ oğullarını tanır gibi tanırlar. Fakat nefislerini hüsrana sürükleyenler yine de iman etmezler. 

021 Allah adına yalan uyduran veya onun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kim olabilir! Zalimler asla felaha eremezler! 

022 Mahşer günü onları huzurumuzda toplarız. Müşriklere “Hani neredeler o var sandığınız uydurma ilahlarınız?” deriz. 

023 “Rabbimiz! Billahi biz müşrik değildik!” demekten başka fettanlık yapamazlar. 

024 Bak, kendilerini aldatmak için nasıl da yalan söylemişler ve o uydurdukları ilahlar nasıl da yitip gitti! 

025 Onlardan seni dinleyenler de var. Fakat okunanları anlamasınlar diye kalplerine perdeler gerdik, kulaklarına ağırlıklar koyduk. Her nevi ayeti görseler de iman etmezler. Hatta o kafirlik edenler yanına geldiklerinde seninle mücadele etmek için “Bu, evvelkilerin efsanelerinden başka bir şey değil!” derler. 

026 Kendileri ondan uzak durdukları gibi başka insanları da menederler. Bu suretle nefislerini helak ederler de farkına varmazlar. 

027 Bir görsen onları ateşin yanına getirilip durduruldukları zaman “Ah keşke dünyaya döndürülsek de Rabbimizin ayetlerini yalanlamayıp biz de mümin olsak!” derlerken! 

028 Hayır! Daha önce gizledikleri karşılarına çıktı da ondan. Geri çevrilmiş olsalardı, menedildikleri kötülükleri yine yaparlardı. Düpedüz yalancı bunlar! 

029 “Hayat dünyadaki hayatımızdan ibarettir, bir daha diriltilmeyiz” derlerdi. 

030 Rablerinin huzuruna çıkarıldıkları zaman bir görsen onları! “Nasıl, bu gerçek değil miymiş?” der. “Evet, Rabbimiz, gerçek!” derler. “Kafirlik etmeniz yüzünden tadın azabı!” der. 

031 Allah’ın huzuruna varmayı yalanlayanlar hakikaten hüsrana düşerler. Kıyamet ansızın gelip çatınca “Dünyadaki hatalarımız yüzünden eyvah!” derler. İşledikleri günahları bir yük gibi omuzlarında taşırlar. Dikkat edin, taşıdıkları yükler ne kadar da kötü! 

032 Dünya hayatı bir oyun ve oyalanmadan başka bir şey değildir! Takva sahipleri için güzel olan ahiret yurdudur. Hala akletmeyecek misiniz? 

033 Söyledikleri lafların seni hakikaten üzdüğünü biliyoruz, fakat o zalimler aslında seni yalanlamıyorlar, bile bile ayatullahı inkar ediyorlar! 

034 Senden önce de nice resuller yalanlandı. Kendilerine yalancı denilmesine, eziyetler edilmesine sabrettiler. Nihayet kendilerine yardımımız geldi. Allah’ın kelimelerini kimse değiştiremez! Resullerin kıssalarından bazıları sana anlatıldı.

035 Kafirlerin yüz çevirmelerine katlanamıyorsan, mecalin de varsa, haydi yere bir tünel aç veya göğe bir merdiven daya da onlara kendin bir ayet getir! Allah dileseydi kafirlerin hepsini yola getirirdi, öyleyse sakın cahillerden olma! 

036 Daveti ancak samimiyetle dinleyenler kabul edebilirler. Ölüleri ise Allah diriltecek. Sonra da derlenip ona döndürülecekler. 

037 “Rabbinden ona bir ayet ‘mucize’ indirilse ya!” diyorlar. De ki: “Allah ayet indirmeye elbette kádir, fakat insanların ekserisi bilmez!” 

038 Yerde kımıldayan hiçbir canlı, iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki sizin gibi bir ümmet olmasın. Biz o kitapta ‘kainat kitabında’ hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonra hepsi Rablerinin huzuruna toplanacak. 

039 Karanlıklar içinde kalmış birtakım sağırlar ve dilsizlerdir ayetlerimizi yalanlayanlar! Allah, dilediğini dalalete sevkeder, dilediğini hidayete erdirir. 

040 De ki: “Bir düşünün de söyleyin bakalım, Allah’ın azabı veya kıyamet başınıza gelecek olsa, Allah’ı bırakır da başkasına mı yalvarırsınız?” 

041 Hayır! Uydurma ilahlarınızın hepsini unutur, yalnız ona yalvarırsınız. Dilerse, feryadınıza sebep olan belayı üzerinizden kaldırır. 

042 Andolsun, senden önce de ümmetlere resuller gönderdik. İmana gelsinler de yalvarsınlar diye onlara nice sıkıntılar, zorluklar verdik. 

043 Baskınımız gelince yalvarmaları beklenirdi ama bunu da yapmadılar, çünkü kalpleri katılaşmıştı ve şeytan da onların işlediklerini kendilerine güzel göstermişti. 

044 Nasihatleri unuttukları zaman, darlıktan sonra varlıkla sınamak üzere, onlara nimetler verdik. Kendilerine verilenle sevinirlerken, helak onları ansızın yakaladı, bir anda bütün ümitlerini yitirdiler. 

045 Zulmü adet edinmiş kavmin kökü ke­­sildi. Hamd alemlerin Rabbi Allah içindir! 

046 De ki: “Hiç düşündünüz mü, Allah işitmenizi ve görmenizi alır, kalbinize mühür vurursa, onları Allah haricinde hangi ilah size geri verebilir?” Bak, biz ayetlerimizi nasıl da tekrar tekrar açıklıyoruz ve onlar nasıl da yüz çeviriyorlar! 

047 De ki: “Hiç düşündünüz mü, Allah’ın azabı ansızın veya göz göre göre geliverirse zalimlerden başkası mı helak olacak?” 

048 Biz resulleri ancak rahmetimizin müjdecisi ve azabımızın uyarıcısı olsunlar diye göndeririz. İman edip kendini düzeltenlere ne korku var ne de üzüntü! 

049 Bizim ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, azgınlığı adet edindikleri için kendilerine azap dokunacak! 

050 De ki: “Ben size ‘Allah’ın hazineleri benim yanımdadır’ demiyorum. ‘Gaybın sırlarını bilirim’ de demiyorum. Bir melek olduğumu da söylemiyorum. Ben ancak bana vahyedilene tabi oluyorum.” De ki: “Körle gören bir olur mu? Bir düşünmez misiniz?” 

051 Rablerinin huzuruna toplanacaklarından korkanları bununla uyar da kendileri için ondan başka dost ve şefaatçi olmadığını bilsinler. Belki takvalarını takınırlar! 

052 Rablerinin rızasını umarak sabah akşam ona yalvaranları reddetme. Onların hesabından sana bir şey yok, senin hesabından da onlara bir şey yok. Onları reddedip de niye zalim olasın ki! 

053 “Allah aramızdan bunlara mı lütfetti?” demeleri için onların bir kısmını öbürleriyle sınadık. Allah şükredenleri en iyi bilen değil mi? 

054 Ayetlerimize iman edenler yanına geldikleri zaman de ki: “Selam size! Rabbiniz rahmeti kendine yazdı. Sizden biri cahillikle bir kötülük yapar da sonra tevbe edip kendini düzeltirse bilsin ki, Allah gafurdur, rahimdir.” 

055 Mücrimler yolu belli olsun diye ayetlerimizi iyice açıklıyoruz. 

056 De ki: “Ben sizin Allah haricinde yalvardıklarınıza kulluktan menedildim.” De ki: “Sizin hevalarınıza tabi olmam, aksi takdirde sapıtırım da hidayete erenlerden olamam.” 

057 De ki: “Ben, Rabbimden gelen bir delile dayanıyorum. Halbuki siz onu yalanladınız. Benden, elimde olmayan azabı istiyor, acele ediyorsunuz. Hükmü ancak Allah verir. O, gerçeği anlatır. Fasledenlerin ‘yargılayıp karar verenlerin’ en hayırlısı odur.” 

058 De ki: “Acele istediğiniz azap elimde olsaydı, sizinle benim aramda iş bitirilmiş olurdu. Allah zalimleri en iyi bilendir!” 

059 Gaybın anahtarları onun katındadır, onları sadece o bilir. Karada ve denizde ne varsa onun ilmindedir. İster düşen bir yaprak olsun, ister yerin karanlıklarında bir tohum, o mutlaka bilir. Yaş veya kuru her ne varsa mübin bir kitaptadır. 

060 Her gece sizi vefat ettiren ‘sizi kendinizden alan’ odur. Gündüzleyin kazandıklarınızı bilir. Eceliniz tamamlansın diye sizi gündüzlerde o uyandırır. Nihayet ona döneceksiniz, o da size yapıp ettiklerinizi haber verecek! 

061 Kullarının üstünde Káhir ‘dilediğini zorla yaptırabilen’ odur. Size hafaza ‘hıfzedici, yazıcı melekler’ gönderir. Eceli gelenlerinizin canlarını melek elçilerimiz alırlar. Ne hata ederler ne de ihmal.

062 Dikkat edin! Hüküm yalnız onundur ve o hesap görenlerin en süratlisidir! 

063 De ki: “Dara düşünce ‘Bizi bundan kurtarırsa şükreden kullar oluruz’ diye içten içe ve yana yakıla yalvardığınız zaman sizi karanın ve denizin karanlıklarından kim kurtarır?” 

064 De ki: “Sizi hem ondan hem de her sıkıntıdan Allah kurtarır. Sonra da siz onu bırakır, uydurma ilahlar edinirsiniz!” 

065 De ki: “Üstünüzden ve altınızdan bir azap göndermeye yahut sizi karşı karşıya getirip kiminize kiminizin hıncını tattırmaya kádir olan da o.” Bak, belki anlarlar diye ayetlerimizi nasıl da tekrar tekrar açıklıyoruz! 

066 Kurán haktır, fakat senin kavmin onu yalanladı. De ki: “Ben sizin üzerinize vekil değilim.” 

067 Her haberin karara bağlanmış bir vakti var ve siz bunu ileride bileceksiniz! 

068 ayetlerimiz hakkında ileri geri konuşmaya dalanları görürsen yüz çevir onlardan, ta ki başka bir söze dalsınlar. Şeytan sana unutturursa, hatırlar hatırlamaz kalk, oturma o zalimler zümresiyle beraber! 

069 Gerçi onların yaptıklarından ötürü takva sahiplerine bir mesuliyet yok ama belki bir hatırlatma olur da sakınırlar. 

070 Bırak şu oyun ve eğlenceyi din edinen ‘ya da dinlerini oyun ve eğlence edinen’ ve dünya hayatı kendilerini aldatmış olan kimseleri! Bununla insanları uyar ki kimse amelleri yüzünden mahvolmasın. Mahşer günü onlara ne dost bulunur ne de şefaatçi, Allah müstesna. Kurtulmak için fidye niyetine ne verseler kabul edilmez. İşte bunlardır işledikleri yüzünden helak olanlar! Kafirlikleri sebebiyle onlara kaynar bir içki ve elim bir azap var! 

071 De ki: “Allah’ı bırakalım da bize ne fayda ne de zarar verebilen şeylere mi yalvaralım? Allah bizi hidayete erdirdikten sonra geri mi dönelim? ‘Bize gel!’ diyerek hidayete davet eden arkadaşlarını bırakıp da kendine uyanları uçuruma sürükleyen şeytanın peşine düşen şaşkın gibi mi olalım?” De ki: “Şüphesiz hidayet Allah hidayeti. Bize alemlerin Rabbine teslim olmamız emredildi.

072 Hem “Namazı kılın ve ona karşı gelmekten sakının!” emri verildi. Nihayet derlenip onun huzuruna toplanacağız.” 

073 Odur gökleri ve yeri nice hikmetler gözeterek ya­­ratan. Bir gün “Ol!” der, o da oluverir. Hak söz onun sözüdür. Sura üfleneceği gün de hükümranlık onundur. Hem görüneni bilir hem de görünmeyeni. Hakim odur, habir o! 

074 Bir zamanlar İbrahim, babası azer’e “Kendine putları mı ilah edindin? Hakçası, ben seni ve kavmini açık bir sapma içinde görüyorum” demişti. 

075 Yakin edinsin ‘kesin bilsin ve tahkiki imana sahip olsun’ diye İbrahim’e göklerin ve yerin melekutunu ‘var oluşun hakikatini, ilahi hükümranlığı’ gösteriyorduk. 

076 Derken, gece kendisini bürüyünce bir yıldız gördü. “Buymuş Rabbim!” dedi. Gözden kaybolunca “Batıp gidenleri sevmem!” dedi. 

077 Derken, doğmakta olan kameri gördü. “Buymuş Rabbim!” dedi. Batınca “Rab­bim beni doğru yola eriştirmeseydi sapıp gidenlerden biri de ben olurdum” dedi. 

078 Derken, doğmakta olan şemsi gördü. “Buymuş Rabbim, hepsinden büyük” dedi. Batınca “Ey kavmim!” dedi, “Ben sizin şeriklerinizden beriyim! 

079 Ben yüzümü sadece hakka, gökleri ve yeri yaratan fatıra çevirdim, ‘uydurma ilahlara tapan’ müşriklerden değilim!” 

080 Kavmi onunla tartışmaya girişti. Bunun üzerine onlara dedi ki: “Beni hidayete erdiren Allah hakkında benimle tartışıyorsunuz öyle mi? Sizin ona şerik yaptıklarınızdan korkum yok. Rabbim dilemezse onlar bana hiçbir zarar veremezler. Rabbim her şeyi ilmen kuşatmıştır. Siz hiç ibret almaz mısınız? 

081 Siz, Allah’ın haklarında hiçbir delil indirmediği şeyleri ona ortak koşmaktan korkmazken ben sizin şeriklerinizden nasıl korkarım! İki taraftan hangisi güvende olmaya daha layık, biliyorsanız ‘söyleyin’. 

082 Güvende olanlar, iman edip de imanını zulümle lekelemeyenlerdir. İşte onlardır hidayete erenler!” 

083 Bu, kavmine karşı İbrahim’e verdiğimiz hüccetimiz. Kimi dilersek onu derecelerle yükseltiriz. Şüphesiz, Rabbin hakimdir, alimdir! 

084 Hem, İbrahim’e ‘oğlu’ İshak ve ‘torunu’ Yakub’u ihsan ettik ve her birine hidayet verdik. Daha önce de Nuh’a hidayet vermiştik. Neslinden Davud, Süleyman, Eyyub, Yusuf, Musa ve Harun’a da. Biz muhsinleri işte böyle ödüllendiririz! 

085 Zekeriyya, Yahya, İsa ve İlyas’a da. Hepsi salihlerdendi. 

086 İsmail, Elyesa, Yunus ve Lut’a da. Hepsini alemlere üstün kıldık. 

087 Bunların atalarından, zürriyetlerinden ve kardeşlerinden bazılarına da. Evet, bunları seçtik, doğru yola hidayet eyledik. 

088 İşte bu Allah hidayetidir, kulla­rından dilediğini ona eriştirir. Eğer onlar da şirke düşseydiler amelleri heba olurdu. 

089 İşte onlar kendilerine kitap, hikmet ve risalet verdiklerimizdir! Bunlar onları inkar ederlerse, yerlerine inkar etmeyecek bir kavim getiririz! 

090 İşte onlar Allah tarafından hidayete erdirilenlerdir! Sen onların yolunda yürü. De ki: “Hizmetime karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Bu ‘Kurán’ bir zikirdir alemlere!” 

091 Allah’ı layıkıyla tanıyamadılar da “Allah insana bir şey indirmedi” dediler. De ki: “Kim indirdi Musa’nın insanlara bir nur, bir rehber olmak üzere getirdiği kitabı? Siz de birçoğunu gizlemekle birlikte onu sayfa sayfa yapıp açıklamadınız mı? Şimdi de size ne sizin ne de atalarınızın bilmediği şeyler öğretilmekte.” Sen “Allah!” de, sonra da bırak onları daldıkları batakta debelenip dursunlar!

092 İşte biz, kendinden öncekileri tasdik edici olan bu mübarek kitabı sana ümmülkura ‘anaşehir’ ve etrafındakileri uyarasın diye indirdik. Ahirete iman edenler buna da inanırlar ve onlar namazlarını muhafaza ederler ‘aksatmadan ve özenle kılarlar’. 

093 Allah hakkında yalan uyduran veya kendisine vahiy verilmemişken “Bana da vahiy geldi” ve “Allah katından indirilenin benzerini ben de indirebilirim” diyenden daha zalim kim olabilir! Ecel vakti erişince, ölüm dalgaları arasında çırpınan o zalimlere el atan meleklerin “Çıkarın canlarınızı! Allah hakkında yalanlar uydurmanızın ve ayetlerine karşı ululuk taslamanızın cezasını bugün alçaltıcı azabı tadarak çekeceksiniz!” derlerken bir görsen! 

094 Andolsun, işte geldiniz bize, birer birer, evvela nasıl yaratmışsak öyle. Size verdiklerimizi arkanızda bıraktınız. Hani şefaatçileriniz? Onları yanınızda görmüyoruz. Halbuki siz onları şerik sanırdınız. Gördünüz ya, irtibatınız kesildi, kurguladıklarınız sizden kaybolup gitti! 

095 Hiç şüphesiz Allah, daneleri ve çekirdekleri yarıp filizlendirendir! Ölüden diri çıkarır, diriden ölü. Allah budur! Nasıl olur da ‘imandan’ çevrilirsiniz!

096 Karanlıkları yararak sabahı çı­­karan da odur! Geceyi dinlenme zamanı, şems ve kameri birer hesap ölçüsü yaptı. Bunlar hep o aziz ve alimin takdiri! 

097 Karanın ve denizin karanlıkları içinde yolunuzu bulasınız diye yıldızları var eden de o. İlme yatkın kimseler için ayetleri tafsil ettik ‘iyice açıkladık’. 

098 Sizi bir nefisten ‘özden, cevherden’ yaratan odur! Demek bir kalacak yer, bir de emaneten duracak yer var. Kavrayışı keskin kimseler için ayetleri tafsil ettik. 

099 Hem odur size gökten su indiren, onunla her türden bitkiler, yemyeşil çimenler, birbiri üzerine binmiş daneler, hurma ağacı tomurcuklarından salkım salkım hurmalar, üzüm asmaları, birbirine hem benzeyen, hem benzemeyen zeytin ve nar ağaçları çıkaran. Gidin de meyveye dururken ve meyveleri olgunlaşırken görün onları! İman ehli olanlar için bunlarda nice ayetler ‘ibretler, mucizeler, deliller’ var! 

100 Bir de cinleri şerik yaptılar! Halbuki onları da Allah yarattı. Bilgisizce ona oğullar ve kızlar yakıştırdılar. Halbuki sübhandır o! Pek yücedir onların yakıştırmalarından! 

101 Allah gökleri ve yeri modelsiz yarattı. Bir eşi olması imkansızken nasıl çocuk sahibi olabilir! Her şeyi yaratan odur! Her şeyi bilen de o! 

102 İşte odur Rabbiniz Allah! Başka ilah yok, sadece o! Bütün varlıkları yaratan! Şu halde yalnız ona kulluk edin! O her şeye vekildir! 

103 Basarlar ‘gözler, görüşler’ onu kavrayamaz ama o basarları kavrar. Latif odur, habir o! 

104 Hiç şüphesiz, Rabbinizden size basiretler ‘gönül gözünü açacak deliller’ geldi. Kim görürse kendi lehine, kim körlük ederse kendi aleyhine. De ki: “Ben sizin üzerinize muhafız değilim!” 

105 Keza, bilmek isteyenlere beyan edelim, öbürleri de “Sen bir yerden ders almışsın” desinler diye ayetlerimizi evirip çevirip anlatıyoruz. 

106 Rabbinden sana vahyedilene tabi ol! Ondan başka ilah yok! Müşriklerden yüz çevir! 

107 Allah dileseydi asla şirke girmezlerdi. Biz seni onlara ne muhafız yaptık ne de vekil! 

108 Siz onların Allah’tan başka taptıklarına sövmeyin ki onlar da cahillik edip Allah’a sövmesinler. Her ümmete yapıp ettiklerini cazip gösterdik. Nihayet hepsi Rablerine dönecekler, o da onlara neler yaptıklarını haber verecek! 

109 Kendilerine bir mucize gelirse ona iman edeceklerine dair var güçleriyle Allah’a yemin ettiler. De ki: “Mucizeler sadece Allah katında.” Farkında mısınız, mucize gelse bile onlar iman etmeyecekler. 

110 Biz onların kalplerini ve gözlerini tersine çevirir, ilkin iman etmedikleri hal üzere bırakırız da azgınlıkları içinde debelenir dururlar! 

111 Onlara melekler indirseydik, ölüler kendileriyle konuşsaydı, bütün delilleri toplayıp önlerine koysaydık, yine de iman etmezlerdi, Allah dilerse başka. Fakat onların ekserisi cahillik ediyor! 

112 Her nebiye cinni ve insi şeytanları düşman yaptık. Bunlar, aldatmak niyetiyle birbirlerine süslü laflar fısıldarlar. Rabbin dileseydi bunu asla yapamazlardı. Bırak onları da uydurup durduklarıyla baş başa kalsınlar! 

113 ‘Süslü laflar fısıldarlar ki’ ahirete iman etmeyenlerin gönülleri ona meyletsin, ondan hoşlansınlar da işlediklerini işlemeye devam etsinler. 

114 De ki: “Allah size mufassal ‘ay­­rıntılı’ bir kitap indirmişken ben hiç ondan başka hakem arar mıyım!” Kitap verdiklerimiz de bilirler ki, bu kitap Rabbin tarafından indirildi. Sakın şüphe edenlerden olma! 

115 Rabbinin sözü sıdk ve adl üzere ‘doğruluk ve adalete uygun biçimde’ tamamlandı. Onun sözünü kimse değiştiremez. Semi odur, alim o! 

116 Yerdekilerin ekserine uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar, çünkü onlar sadece zanna uyar ve yalan söylerler. 

117 Rabbin, yolundan sapanı da, hidayet yolunda yürüyeni de en iyi bilendir! 

118 Eğer siz onun ayetlerine iman etmiş müminlerseniz, üzerine Allah adı anılmış yiyeceklerden yiyin. 

119 Rabbiniz size haram kılınanları iyice açıkladı. Zorda kalmanız halinde yapacaklarınızı da bildirdi. Bismillah ile kesilen hayvanların etlerini yememeniz için bir sebep yok. Kimileri, bir ilme dayanmaksızın, sadece heveslerine uyarak, insanları saptırırlar. Rabbin haddi aşanları en iyi bilendir! 

120 Günahın görünür olanını da bırakın, görünmez olanını da, çünkü günah kazananlar yaptıklarının cezasını mutlaka çekecekler! 

121 Üzerine Allah adı anılmayanlardan yemeyin! Kuşkusuz azgınlıktır bu! Şeytanlar, sizinle tartışmaları için yarenlerine telkinlerde bulunurlar. Dikkat edin, onlara uyarsanız siz de müşrik olursunuz! 

122 Bir adam var, ölüyken diriltmişiz, insanlar arasında yürüsün diye eline nur vermişiz. Biri de var, koyu karanlıklar içinde ve onun dışına çıkamıyor. Bunlar bir olabilirler mi? Fakat kafirlere amelleri öyle süslü gösterildi. 

123 Biz her memleketin ileri gelen mücrimlerini düzen kuran önderler yapmışızdır. Kurdukları düzenler kendi zararlarınadır ama farkına varmıyorlar. 

124 Bunlara ne zaman bir ayet iletilse “Resullere verilen bize de verilmediği sürece iman etmeyiz” derler. Risalet görevini kime vereceğini Allah daha iyi bilir! Kurdukları düzenler yüzünden mücrimlere Allah katında hem bir tahkir darbesi hem de şiddetli bir azap isabet edecek! 

125 Allah kimi hidayete erdirmek isterse onun sinesini İslam’a açar. Kimi dalalete atmak isterse onun kalbini sanki göğe yükseliyormuş gibi daraltır. Allah, iman etmeyenleri işte böyle pislik içinde bırakır! 

126 Rabbinin müstakim yoludur bu. İbret alacak kimseler için ayetlerimizi tafsil eyledik. 

127 Rableri katında onlara esenlik yurdu var. Yapıp ettikleri işler sebebiyle Allah onların velisidir. 

128 “Ey cinler! Size tabi olan insanların sayısını artırmak için elinizden geleni yaptınız!” buyurur. “Rabbimiz! Evet, biz birbirimizden istifade ettik ve sonunda ecelimize eriştik” derler. Bunun üzerine buyurur: “Yurdunuz ebediyen ateş olacak, Allah dilerse başka!” Rabbin gerçekten hakimdir, alimdir! 

129 Kazanımları sebebiyle zalimleri birbirine işte böyle yoldaş yaparız! 

130 “Ey cinler ve in­­sanlar! İçinizden size ayetlerimi anlatan, kavuşma gününüzü hatırlatarak sizi uyaran resuller gelmedi mi?” diye sorar. “Evet geldiler, kendi aleyhimize şahadet ediyoruz” derler. Dünya hayatı onları aldatmıştı. Bak, kafir olduklarına kendileri şahitlik ettiler. 

131 Hiç şüphesiz Rabbin halkı gafil kalmış ‘uyarılmamış’ bir beldeyi zulmen helak edici değildir. 

132 Herkese yaptıklarına göre dereceler vardır. Rabbin onların işlediklerinden habersiz değildir! 

133 Rabbin sınırsız zengindir, rahmet sahibidir. Dilerse sizi giderir, ardınız sıra dilediğini getirir. Nitekim sizi de bir başka kavmin neslinden yaratmıştı. 

134 Size sözü verilen muhakkak gelecek! Siz ona mani olamazsınız! 

135 De ki: “Ey kavmim! Yapın ne yapabilecekseniz! Elbet ben de yapacağım! Bu yurdun sonu kiminmiş, ileride bileceksiniz. Zalimler asla felaha eremezler!” 

136 Allah’ın yarattığı ekinlerden ve evcil hayvanlardan Allah için hisse ayırdılar. Kendi zanlarınca “Şu Allah için, şu şeriklerimiz için” dediler. Fakat şeriklerinin payından Allah tarafına bir şey geçmezdi de Allah için olandan şerikleri tarafına geçerdi! Ne kötü hüküm veriyorlar! 

137 Kendilerini mahva, dinlerini büsbütün karmaşaya sürüklemek için, şerikleri onların çoğuna çocuklarını öldürmeyi güzel gösterdi. Allah dileseydi bunu asla yapamazlardı. Bırak onları da uydurdukları şeylerle baş başa kalsınlar! 

138 Yalnızca zanlarına dayanarak dediler ki: “Şu hayvanlar ve ekinler haramdır. Bunları bizim dilediklerimizden başkası yiyemez. Şunlar da binilmesi yasak olan hayvanlar.” Bazı hayvanları ise Allah adını anmadan boğazlarlar. Bunu da ona iftira atarak yaparlar. İftiraları sebebiyle ‘Allah’ cezalarını verecek! 

139 Dediler ki: “Şu hayvanların karınlarında olanlar erkeklerimizindir. Kadınlarımıza haram kılındı. Yavru ölü doğarsa hepsi pay alır.” ‘Allah’ onlara bu yakıştırmalarının cezasını da verecek! O hakimdir, alimdir! 

140 Bir ilme dayanmaksızın, sefihlere özgü bir düşüncesizlikle çocuklarını öldürenler, Allah tarafından rızık olarak verilen nimetleri “Allah emretti” diye iftira ederek haram sayanlar, tam bir hüsrana düştüler. Hep yanlış yollara saptılar da bir türlü hidayete eremediler. 

141 Emek verilerek ya da emeksiz meydana gelen bahçeleri var eden, hurma ağaçlarını, ekinleri, hem birbirine benzeyen hem de biçimleri, renkleri, tatları bakımından birbirine benzemeyen türlü türlü yemişleri, zeytini, narı yaratan, odur. Hasat zamanı ürünlerinden yiyin ve hakkını ‘zekatını’ verin! Fakat israf etmeyin! O, israf edenleri katiyen sevmez! 

142 Enamdan yük taşıyan ve yatırılanları ‘boğazlanıp etlerinden, derilerinden, yünlerinden yararlanılan hayvanları’ yaratan, odur. Allah tarafından size rızık olarak verilenleri yiyin. Şeytanın adımlarına uymayın, çünkü o size açık bir düşmandır. 

143 ‘Enam cinsi hayvanlar’ erkekli dişili sekiz adettir. Bunların ikisi koyun, ikisi keçi. De ki: “Allah bunların iki erkeğini mi, iki dişisini mi, yoksa iki dişinin rahimlerindeki yavruları mı haram kıldı? Sadıksanız, bir bilgiye dayanarak söyleyin bana!” 

144 İkisi deve, ikisi sığır. De ki: “Allah bunların iki erkeğini mi, iki dişisini mi, yoksa iki dişinin rahimlerindeki yavruları mı haram kıldı? Yoksa siz şahit miydiniz Allah bunu tavsiye ederken!” Bilgisizce insanları saptırmak için Allah adına yalan uydurandan daha zalim kim olabilir! Allah o zalimler zümresini katiyen hidayete erdirmez!

145 De ki: “Bana vahyolunanlar içinde, leş, akıtılmış kan, iğrenç bir pislik olan domuz eti ve günah işlenerek Allah’tan başkası adına kesilmiş hayvanlar hariç, öbürlerini yemenin haram olduğunu söyleyen bir hüküm görmüyorum. Fakat başkasının payına el uzatmamak ve zaruret miktarını aşmamak kaydıyla bunlardan yemek zorunda kalan kimse için Rabbin elbette gafurdur, rahimdir. 

146 Yahudilere, azgınlıklarına bir ceza olarak, bütün tırnaklı hayvanları, ayrıca sığır ve davar cinsinden hayvanların bel, bağırsak ve kemik kısımlarına yapışık yağlar hariç olmak üzere tüm içyağlarını haram kıldık. Biz elbette doğruyu söyleriz! 

147 Seni yalanlarlarsa de ki: “Rabbiniz sonsuz rahmet sahibidir, fakat azabı mücrimler güruhundan geri çevrilmez!” 

148 Müşrikler “Allah dileseydi, biz ve atalarımız başka ilahlara tapmaz, kendi kendimize hiçbir şeyi haram kılmazdık” diyecekler. Bunlardan öncekiler de böyle yalanladılar ve sonunda azabımızı tattılar! De ki: “Hani, elinizde bize karşı ileri sürülebilecek bir bilgi var mı? Siz sadece zanna uyuyor ve tahmin yürütüyorsunuz.” 

149 De ki: “Baliğ hüccet ‘gayet kuvvetli delil’ sahibi olan Allah di­­leseydi sizi hep birlikte hidayete erdirirdi.” 

150 De ki: “Haydin, Allah bunları haram kıldı, diyecek şahitlerinizi getirin de görelim!” Eğer gelir de şahadet ederlerse sen onlarla birlikte şahadet etme! Bizim ayetlerimizi yalanlayan ve ahirete iman etmeyenlerin heveslerine uyma. Bunlar Rablerine ortak koşuyorlar!

151 De ki: “Geliniz, Rabbiniz size neleri haram kıldı da nelere hürmet etmenizi istedi ben söyleyeyim: Yanı sıra ilahlar uydurmayın! Ana-babaya güzel davranın. Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, hem sizin hem de onların rızkını biz veririz. Gizli veya açık işlenen bütün günahlardan uzak durun. Haksız yere cana kıymayın, Allah bunu haram kıldı. İşte, Allah size bunları emretti. Belki akleder de anlarsınız!” 

152 Yetim rüşde erene kadar malına yaklaşmayın, en güzel surette ‘terbiyesi ve beslenmesi için’ olursa o başka. Ölçüyü ve tartıyı adalete uygun biçimde yapın. Biz kişiye sadece gücü oranında yük yükleriz. Söz söylediğiniz zaman, yakınlarınız hakkında bile olsa, adil olun. Allah’a verdiğiniz sözü tutun. İşte, düşünüp ibret almanız için o size bunları emretti. 

153 Bu benim doğru yolumdur, hep buna tabi olun. Sakın başka yollara tabi olmayın. Çünkü o yollar sizi onun yolundan ayırır. İşte, sakınasınız diye o size bunları emrediyor. 

154 Sonra, güzel davrananlara ‘nimetimizi’ tamamlamak, her şeyi iyice beyan etmek, bir hidayet, bir rahmet olmak üzere Musa’ya kitap vermiştik, ta ki Rablerine kavuşacaklarına iman etsinler. 

155 İşte bu da bir kitap, biz indirdik. Mübarek, feyizli. Bundan sonra ona uyun. Rahmetimize ermek istiyorsanız günahlardan uzak durun. 

156 “Bizden önceki iki ümmete kitap indirildi de onların dersinden bizim haberimiz olmadı” demeyesiniz diye indirildi. 

157 Yahut “Bize kitap indirilseydi hidayete ermekte onlardan daha başarılı olurduk” demeyesiniz diye. İşte size Rabbinizden açık bir delil, bir hidayet, bir rahmet geldi. Allah'ın ayetlerini yalanlayan ve ondan menedenden daha zalim kim olabilir! ayetlerimizden menedenleri bu menetmeleri sebebiyle azabın en fenasıyla cezalandıracağız! 

158 Onlar kendilerine meleklerin veya Rabbinin gelmesini yahut Rabbinin bazı ayetlerinin gelmesini mi bekliyorlar? Evvelce iman etmemiş veya imanıyla hayır kazanmamış kimseye Rabbinin ayetleri gelince iman etmesinin ne faydası var! De ki: “Bekleyin, elbet biz de bekliyoruz!” 

159 Dinlerini parçalara ayıran, ken­­­dileri de grup grup ayrılanlarla senin hiçbir alakan yok. Haklarındaki hükmü Allah verecek, sonra da neler yaptıklarını kendilerine bildirecek! 

160 İyilikle gelene onun on kat fazlası verilir. Kötülükle gelen onun misliyle cezalandırılır. Kimseye haksızlık edilmez! 

161 De ki: “Rabbim beni müstakim yola hidayet eyledi, kayyim ‘doğru, kalıcı’ dine, hanif ‘batıldan sıyrılıp hakka yönelen’ İbrahim milletine. O hiçbir zaman müşrik olmadı.” 

162 De ki: “Hiç şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım, ölümüm alemlerin Rabbi Allah içindir. 

163 Onun şeriki yoktur! Bana emredilen budur! Ben müslimlerin evveliyim!”

164 De ki: “Allah her şeyin Rabbi iken ben hiç ondan başka rab arar mıyım! Kim ne kazanırsa kendisi için kazanır. Kimse bir başkasının vebalini yüklenmez. En sonunda hepiniz Rabbinize döneceksiniz, anlaşmazlığa düştüğünüz her şeyi o size haber verecek!” 

165 Odur sizi yeryüzünün halifeleri yapan ve verdikleriyle sizi sınamak için kiminizi kiminizden derecelerle üstün kılan! Şüphesiz, Rabbin ikabı ‘hak edene cezası’ süratli olandır. Bununla beraber gafur odur, rahim o! 






7. aRAF SURESİ


Bismillahirrahmanirrahim.

001 Elif, lam, mim, sad.

002 Kendisiyle uyarasın diye sana indirilen bir kitap! Bu yüzden kalbinde bir daralma olmasın. Hem de müminler için bir nasihat! 

003 Rabbinizden indirilene tabi olun. Ondan başka velilere tabi olmayın. Siz pek az düşünüyorsunuz! 

004 Biz nice şehirleri helak etmişizdir. Baskınımız ya geceleyin yatarlarken veya gün ortasında uyurlarken geldi. 

005 Helakimiz aniden bastırınca “Biz hakikaten zalimlerdik!” demekten başka söz bulamadılar. 

006 Hem kendilerine resul gönderilenleri hem de resulleri muhakkak sorguya çekeceğiz! 

007 Sonra da amellerini onlara bir ilme dayanarak anlatacağız. Biz gaib değiliz ‘şahidiz, biliyoruz’. 

008 Hem, o gün mizan haktır. Tartıları ağır basanlar felaha ererler ‘kurtulur ve umduklarına kavuşurlar’. 

009 Tartıları hafif gelenler ise hüsrana düşenlerdir, çünkü onlar ayetlerimize haksızlık ettiler! 

010 Şüphesiz, sizi yeryüzüne biz yerleştirdik! Hem onda sizin için maişet vasıtaları yarattık. Fakat siz pek az şükrediyorsunuz! 

011 Sizi önce yarattık, sonra size suret verdik, sonra da meleklere “adem’e secde edin!” dedik. Hemen secde ettiler. Fakat İblis secde edenlerden olmadı. 

012 “Sana secde etmeni emretmiştim, niye etmedin?” buyurdu. “Ben ondan hayırlıyım, beni ateşten yarattın, onu çamurdan” dedi. 

013 Bunun üzerine “Hemen in oradan! Orada ululuk taslamak senin ne haddine! Çık! Zira sen sagirsin ‘küçüksün, alçaksın’!” buyurdu. 

014 “Tekrar diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver” dedi. 

015 “Haydi, mühlet verilenlerdensin!” buyurdu. 

016 Dedi: “Madem öyle, beni az­­dırmana mukabil, yemin ederim ben de senin doğru yoluna otururum! 

017 Onların önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulurum. Sen onların ekserini şükredici bulmayacaksın!” 

018 Buyurdu: “Yerilmiş ve kovulmuş olarak çık oradan! Kim sana uyarsa azabımı hak eder. Ben de cehennemi toptan sizinle doldururum!” 

019 Ey adem! Sen ve eşin cennete yerleşin. Dilediğiniz yerden yiyin. Fakat sakın şu ağaca yaklaşmayın! Yoksa zalimlerden olursunuz!” 

020 Derken, şeytan ikisinin de örtülerini açıp mahrem yerlerini kendilerine göstermek için onlara vesvese verdi. “Rabbiniz size bu ağacı melek olmayasınız ve temelli burada kalmayasınız diye yasakladı” dedi. 

021 Hem onlara “Ben sizin iyiliğinizi istiyorum” diyerek yemin etti. 

022 Böylece ikisini de aldatıp tedelli ettirdi ‘makamlarından indirdi, düşürdü’! Yasak ağacın meyvesini tattılar. Mahrem yerleri ikisine de açıldı. Üzerlerine cennet yapraklarından yama yapmaya çalıştılar. Rableri de onlara “Size bu ağacı yasaklamadım mı? Şeytan size açık bir düşmandır, demedim mi?” diye nida etti.

023 “Rabbimiz!”, dediler, “Biz nefsimize zulmettik. Sen bize mağfiret buyurmaz ve rahmet etmezsen hüsrana düşenlerden oluruz!” 

024 Buyurdu ki: “İnin, kiminiz kiminize düşman olarak! Sizin için yeryüzünde bir zamana kadar durma ve nasiplenme var.” 

025 Yine buyurdu: “Onda yaşayacak, onda ölecek, ondan çıkarılacaksınız!” 

026 Ey Beni adem! Mahrem yerlerinizi örtesiniz ve süslenesiniz diye size libas ‘giysi’ indirdik. Fakat takva libası daha hayırlıdır. Bunlar Allah'ın ayetlerindendir, belki düşünür de ibret alırlar! 

027 Ey Beni adem! Dikkat edin de mahrem yerlerini kendilerine göstermek üzere ana-babanızı ayartıp cennetten çıkaran şeytan sizi de ayartmasın! İblis ve takımı sizi, sizin onları göremeyeceğiniz cihetten görürler ‘size sinsice yaklaşırlar’. Biz o şeytanları iman etmeyenlere veliler yaptık! 

028 Bir edepsizlik ettikleri zaman “Biz atalarımızı bu yol üzerinde bulduk. Allah da bize bunu emretti” derler. De ki: “Allah asla fahşayı ‘edebe aykırı olanı’ emretmez. Allah hakkında bilmediklerinizi mi söylüyorsunuz!” 

029 De ki: “Rabbim adaleti emretti. Mescidlerde yüzlerinizi ona yöneltin! Dini kendisine has kılarak ‘ihlas üzere’ ona dua edin! Sizi ilkin nasıl o yarattıysa öylece ona döneceksiniz.” 

030 Allah bir kısmını hidayete erdirdi, bir kısmına ise dalalet hak oldu, çünkü onlar Allah dururken şeytanları yar edindiler. Bir de kendilerini hidayette sanırlar! 

031 Ey Beni adem! Her mescidde ziynetinizi takının ‘namaz için güzelce giyinin’! Yiyin, için ama israf etmeyin! Çünkü o israf edenleri sevmez! 

032 De ki: “Kulları faydalansın diye Allah tarafından çıkarılan güzel nimetleri ve temiz rızıkları kim haram kıldı?” De ki: “Dünya hayatında müminler bunlardan istifade edebilirler. Kıyamet günündeyse özellikle onlarındır.” İşte, ilme yatkın kimseler için ayetleri iyice açıklıyoruz. 

033 De ki: “Rabbim, açık ya da gizli işlenen çirkin işleri, günahın her nevini, hak gözetmeksizin taşkınlık etmeyi, hakkında delil indirilmemiş şeyleri ilah edinmeyi ve Allah hakkında bilmediklerinizi söylemenizi haram kıldı.” 

034 Her ümmet için bir ecel takdir edildi. Ecelleri geldi mi ne bir an geri kalırlar ne de öne geçebilirler. 

035 Ey Beni adem! Size kendinizden ayetlerimi tebliğ edecek resuller geldiği zaman kim onlara muhalefet etmekten sakınır ve kendini düzeltirse, işte onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklar. 

036 Fakat ayetlerimizi yalanlayan ve ululuk taslayanlar ateşe girecek, ebediyen orada kalacaklar! 

037 Yalan uydurup “Allah emretti” diyen ve onun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kim olabilir! Bunların kitaptan payları kendilerine erişir. Elçilerimiz canlarını almak üzere yanlarına varıp “Hani nerede Allah haricinde taptıklarınız?” dedikleri zaman derler: “Bizi yüzüstü bırakıp gittiler!” derler. Ve kafir olduklarına dair kendi aleyhlerinde şahitlik ederler. 

038 “Haydin, sizden önce gelip geçen cin ve insan ümmetleri arasında girin ateşe!” buyurur. Giren her ümmet kardeşine lanet eder. Nihayet hepsi bir araya gelir. İzde gidenler, önderlerini suçlarlar. “Rabbimiz! Bizi işte bunlar saptırdılar. Bunlara kat kat azap ver!” derler. “Hepinizin azabı kat kattır, fakat siz bunu henüz bilmiyorsunuz!” buyurur. 

039 Önderleri, arkadan gelenlere “Sizin bizden kalır yanınız yok. İşledikleriniz yüzünden tadın azabı!” derler. 

040 Muhakkak ki, ayetlerimizi yalanlayan ve ululuk taslayanlara sema kapıları açılmaz. Cemel ‘halat veya deve’ iğne deliğinden geçmediği sürece cennete giremezler! Biz mücrimleri işte böyle cezalandırırız! 

041 Onlar için cehennemde birer ya­­tak vardır, üzerlerinde de ateşten örtüler! Zalimlere işte böyle azap ederiz! 

042 Biz herkese gücü oranında yük yükleriz. İman edip güzel işler yapanlar cennetliktir, ebediyen orada kalırlar. 

043 Kalplerindeki ğılli ‘can sıkıcı şeyleri, olumsuz duyguları’ sıyırıp almışızdır. Yanı başlarında akarsular çağlar. Derler ki: “Elhamdülillah, bizi hidayete erdiren Allah sayesinde bu nimetlere kavuştuk. Allah hidayete erdirmeseydi kendimiz eremezdik. Rabbimizin resulleri bize hakkı getirmişler.” Kendilerine “Emeklerinize mukabil size miras olarak verilen cennet işte budur!” diye nida edilir. 

044 Cennet ehli, cehennem ehline “Biz, Rabbimizin bize verdiği sözü gerçekleşmiş bulduk. Siz de Rabbinizin size verdiği sözü gerçekleşmiş buldunuz mu?” diye sorarlar. Onlar “Evet!” derler. Derken, aralarından bir seslenici nida eder: “Allah zalimlere lanet eylesin! 

045 Zira onlar Allah yolundan meneder, onu çarpıtmak ister ve ahirete iman etmezlerdi.” 

046 İki taraf arasında bir perde vardır. araf üzerinde bazı kimseler bulunur. Henüz cennete girmemişlerdir ama girmeyi ummaktadırlar. Herkesi simalarından tanırlar. Cennetliklere “Selam size, esenlikte olacaksınız!” diye seslenirler. 

047 Gözleri ateşe gireceklerden yana çevrilince “Rabbimiz! Bizi şu zalimlerle beraber eyleme!” derler. 

048 araf ehli, simalarından tanıdıkları kimselere derler: “Gördünüz mü, ne taraftarlarınızın ne de kibrinizin size hiçbir faydası olmadı! 

049 Bunlar mıydı ‘Allah onları rahmetine erdirmez!’ diye yemin ettikleriniz. Bakın onlara ‘Girin cennete, size korku yok ve asla mahzun olmayacaksınız!’ diye nida ediliyor.” 

050 Ateşe atılanlar, cennetliklere “Ne olur size verilen suyun birazını bize akıtın. Allah’ın size verdiği rızıktan birazını bize verin!” diye seslenirler. Onlar da derler ki: “Allah bunları kafirlere katiyen haram kıldı!” 

051 Bunlar oyun ve eğlenceyi din edinen kimseler. Dünya hayatı onları aldattı. Nasıl onlar ayetlerimizi inkar ettiler ve bugünlerine kavuşacaklarını unuttularsa bugün biz de onları unuturuz ‘onlara rahmet nazarıyla bakmayız’!

052 Biz onlara, iman edecek kimseler için bir hidayet, bir rahmet olmak üzere kitap getirdik ve onu tam bir ilim üzere iyice açıkladık. 

053 Fakat onlar söylenenlerin sonucunu beklemekle yetindiler. İşin sonucu belirince, daha önce unutmuş olanlar “Meğer Rabbimizin resulleri bize gerçeği söylemişler. Bize şefaat edecek biri varsa tam zamanıdır. Mümkün mü acaba, geriye döndürülsek de bu kez öncekine benzemeyen güzel işler yapsak” derler. Hayır! Bunlar kendilerini hakikaten hüsrana düşürdüler. Uydurdukları şeyler de kendilerini yüzüstü bırakıp gitti. 

054 Rabbiniz Allah gökleri ve yeri altı günde ‘safhada’ yarattı. Sonra ‘en yüce egemenlik makamı olan’ arşa istiva etti ‘yöneldi, hükümranlık kurdu’. Emreder, gece gelir kendisini takip eden gündüzü bürüyüp örter. Güneş, ay ve bütün yıldızlar emrine musahhar. Bak, yaratan da o, hükmeden de. alemlerin Rabbi Allah ne mübarek, şanı nasıl da yüksek! 

055 Rabbinize kalbinizin derinliklerinden gelen en samimi duygularla yalvarın. Şüphesiz o haddi aşanları asla sevmez!

056 Yeryüzünü ifsat etmeyin, ıslahından sonra, korkarak ve umarak ona yalvarın. Allah’ın rahmeti güzel davrananlara pek yakın. 

057 Hem o, rüzgarları rahmetinin müjdecileri olarak gönderir de ağır bulutları yüklendikleri zaman onları ölü bir beldeye sevkeder. Oraya su indiririz ve onunla topraktan türlü türlü ürünler çıkarırız. İşte, ölüleri de ‘kabirlerinden’ böyle çıkaracağız. Belki düşünür de ibret alırsınız! 

058 Rabbinin izniyle bereketli yerlerin bitkisi fışkırırcasına çıkar. Kötü yerlerden ise faydasız bitkiden başkası çıkmaz. Şükredecek kimseler için ayetlerimizi işte böyle evirip çevirip açıklıyoruz.

059 Bir zamanlar Nuh’u kavmine resul göndermiştik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin, sizin ondan başka ilahınız yok. Korkarım helak günü gelir de azap tepenize iniverir.”

060 Kavminin uluları “Biz seni tam bir sapma içinde görüyoruz!” dediler.

061 “Ey kavmim!” dedi, “Bende hiçbir sapma yok. Ben alemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir resulüm.

062 Size Rabbimin risaletini iletiyor, nasihat ediyorum. Allah sayesinde sizin bilemeyeceklerinizi biliyorum. 

063 Uyarsın da sakınıp rahmete eresiniz diye aranızdan bir adam vasıtasıyla size bir öğüt gelmesine şaşıyor musunuz?” 

064 Fakat onu yalanladılar. Biz de onu ve yanı sıra gemide bulunanları kurtardık, yalanlayanları suda boğduk. Zira onlar körelmiş ‘gerçeği göremez hale gelmiş’ kimselerdi. 

065 ad kavmine de kardeşleri Hud’u gönderdik. “Ey kavmim!” dedi, “Allah’a kulluk edin, sizin ondan başka ilahınız yok. Hala sakınmayacak mısınız?”

066 Kavminden ileri gelen kafirler “Biz seni budalaca bir tutum içinde görüyor, yalancının biri sanıyoruz!” dediler. 

067 Hud “Ey kavmim!” dedi, “Bende hiçbir budalalık yok. Ben, alemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir resulüm.

068 Ben sizin için güvenilir bir nasihim, size Rabbimin sözlerini iletiyorum. 

069 Sizi uyarması için aranızdan bir adam vasıtasıyla Rabbinizden bir öğüt gelmesine şaşıyor musunuz? Hatırlasanıza, o sizi Nuh kavminin yerine getirdi. Hilkatte size ziyade inbisat ‘genişlik’ verdi. Allah’ın nimetlerini anın ki felah bulasınız.”

070 Dediler: “Sen bize yalnız Allah’a kulluk edelim, atalarımızın taptıklarını bırakalım diye mi geldin? Sadıksan getirsene bize vadettiğin azabı!” 

071 Dedi ki: “Rabbinizden bir gazap ve bir azabı tepenize indi bilin! Birer kuru isim olan tanrılarınız için mi benimle tartışıyorsunuz! Bu isimlerin kimini siz taktınız, kimini atalarınız taktı! Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmedi. Bekleyin, ben de sizinle beraber bekliyorum!” 

072 Bunun üzerine onu ve yanındakileri rahmetimizle kurtardık, ayetlerimizi yalanlayıp iman etmeyenlerin kökünü kestik! 

073 Semud kavmine de kardeşleri Salih’i ‘gönderdik’. “Ey kavmim!” dedi, “Allah’a kulluk edin, ondan başka ilahınız yok. Bakın, Rabbinizden size açık bir ayet ‘mucize’ geldi. Şu Allah devesi size bir ayet. Bırakın Allah’ın arzında otlasın. Sakın ona bir fenalık etmek için dokunmayın! Sonra elim bir azap tepenize iniverir! 

074 Düşünün ki Allah ad kavminden sonra yerlerine sizi getirdi. Yeryüzünde size nice imkanlar verdi. Düzlüklerinde konaklar kuruyor, dağlarını oyarak evler yapıyorsunuz. Allah’ın size nimetlerini hatırlayın da müfsit olup yeryüzünü bozmayın!” 

075 Kavminin kibirli kodamanları, ezilip zayıf düşürülmüş müminlere “Bir bilginiz var mı, gerçekten Rabbi tarafından mı gönderildi bu Salih?” diye sordular. Berikiler “Şüphesiz biz onunla gönderilene iman edenleriz!” dediler. 

076 Ululuk taslayanlar “Biz de sizin iman ettiklerinizi inkar edenleriz!” dediler. 

077 Derken, deveyi kestiler. Rablerinin emrini dinlemeyip azgınlık ettiler. “Ey Salih! Hakikaten resullerdensen getirsene bize vadettiğin azabı!” dediler. 

078 Derken, onları bir sarsıntı yakaladı, yerlerinde diz üstü çöküp kaldılar. 

079 Salih onlardan yüz çevirip “Ey kavmim!” dedi, “Yemin ederim ben size Rabbimin gönderdiklerini ilettim. Nasihat da ettim. Fakat siz nasihat edenleri sevmiyorsunuz!” 

080 Lut’u da ‘elçi gönderdik’. Kavmine dedi ki: “Cümle alemde sizden önce kimselerin yapmadığı bir fuhşu mu yapıyorsunuz? 

081 Siz hakikaten kadınları bırakıyor da şehvetle erkeklere mi yanaşıyorsunuz? Olur şey değil! Siz katiyen haddi aşmış kimselersiniz!” 

082 Kavminin tek cevabı “Çıkarın bunları şehrinizden! Pek temizdirler kendileri!” demek oldu. 

083 Biz de onu ve ailesini kurtardık, fakat karısı geride kalanlarla birlikte yerle bir edildi. 

084 Üzerlerine ‘silip süpürücü’ bir yağış yağdırdık. İşte bak mücrimlerin sonu nasıl oldu! 

085 Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı ‘gönderdik’. “Ey kavmim!” dedi, “Allah’a kulluk edin, sizin ondan başka ilahınız yok. Bakın, Rabbinizden size kesin deliller geldi. Artık ölçüyü, tartıyı tam yapın. İnsanların eşyalarını alıp verirken haksızlık etmeyin. Islahından sonra yeryüzünü bozmayın. İnanan kimselerseniz bunlar sizin hayrınıza. 

086 Yollarda oturup tehditler savurarak iman edenleri Allah yolundan menetmeyin, o yolu eğri göstermeye çalışmayın. Hatırlasanıza, siz azken sizi çoğaltan o oldu. Bakın o müfsitlerin sonu nasıl oldu! 

087 Eğer benimle gönderilene bir kısmınız inanır, bir kısmınız inanmazsa, Allah aramızda hüküm verene dek sabredin. Hüküm verenlerin hayırlı olanı odur!”

088 Kavminin kibirli elitleri “Ey Şuayb!” dediler, “Sen ve müminlerin, ya bizim yolumuza dönersiniz ya da sizi yurdumuzdan sürgün ederiz!” Dedi ki: “İstemesek de mi?

089 Allah bizi ondan kurtarmışken sizin yolunuza dönersek Allah hakkında yalan uydurmuş oluruz. Biz ona asla dönemeyiz, Rabbimiz Allah dilerse başka. Rabbimiz her şeyi ilmen kapsamıştır. Allah bizim yegane vekilimizdir. Rabbimiz! Bizimle kavmimizin arasını hak üzere fetheyle, çünkü sensin fethedenlerin ‘açanların, ayıranların’ hayırlısı!” 

090 Kavminin kafir elitleri ahaliye dediler ki: “Yemin ederiz, eğer siz Şuayb’a uyarsanız katiyen hüsrana düşersiniz!” 

091 Derken, onları şiddetli bir sarsıntı yakaladı. Yerlerinde diz üstü çöküp kaldılar! 

092 Şuayb’ı yalanlayanlar sanki orada hiç yaşamamış gibi oldular. Şuayb’ı yalanladıkları için kendileri hüsrana düştüler! 

093 O da onlardan yüz çevirip “Ey kavmim!” dedi, “Size Rabbimin sözlerini ilettim. Nasihat da ettim. Ben şimdi kafir bir kavme nasıl acırım!” 

094 Biz hangi beldeye bir nebi göndermişsek, tazarru etsinler ‘gönülden yakarsınlar’ diye ora ahalisini evvela sıkıntı ve darlıkla yakalamışızdır. 

095 Sonra kötüyü iyiye tebdil etmişizdir de palazlanmışlardır. ‘Fakat ibret alıp şükretmek yerine’ “Doğrusu atalarımıza da bazen sıkıntı, bazen sevinç dokunmuştu” demişlerdir. Biz de onları farkına varmadıkları bir anda apansız yakalamışızdır! 

096 O beldenin insanları iman edip günahlardan sakınsalardı onlar için gökten ve yerden bereket kapıları açardık. Fakat yalanladılar işte. Biz de onları amelleri sebebiyle yakaladık ‘helak ettik’! 

097 Yoksa o beldenin insanları azabımızın kendilerine geceleyin uyurlarken gelmeyeceğinden emin mi oldular? 

098 Yahut o beldenin insanları azabımızın kendilerine gündüz vakti eğlenirlerken gelmeyeceğinden emin mi oldular? 

099 Yoksa onlar Allah’ın mekrinden mi emin oldular? Hüsrana düşenden başkası Allah’ın mekrinden ‘planından’ emin olmaz. 

100 Eski sahiplerinden sonra onların yerlerine gelenler hala anlayamadılar mı ki, dileseydik günahları yüzünden kendilerini de musibete düçar ederdik. Kalplerini mühürlerdik de artık duyamazlardı. 

101 İşte o beldeler! Bunların kıssalarından bazılarını sana anlatıyoruz. Resulleri onlara nice delillerle gelmişlerdi ama iman etmek istemediler, çünkü ondan önce inkarı adet edinmişlerdi. Allah kafirlerin kalplerini işte böyle mühürler! 

102 Hem onların ekserisini sözünde durur kimseler olarak bulmadık, bilakis fasık olarak bulduk. 

103 Sonra onların ardı sıra Musa’yı ayetlerimizle Firavun’a ve onun elitlerine gönderdik. Lakin onlar ayetlere ‘inkarla karşılık vererek’ haksızlık ettiler. Bak o bozguncuların akıbeti nasıl oldu! 

104 Musa “Ey Firavun!” dedi, “Ben alemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir resulüm. 

105 Benim vazifem, Allah hakkında sadece gerçeği söylemektir. Rabbinizden size bir beyyine ‘açık bir mucize’ getirdim. Beni İsrail’i benimle gönder.” 

106 Firavun “Bir ayetle ‘mucize ile’ geldinse göster bakalım, sadıksan!” dedi. 

107 Bunun üzerine Musa asasını yere bıraktı, o asa derhal koca bir yılan oldu. 

108 Elini koynundan sıyırıp çıkardı, bakanlar onu beyza ‘bembeyaz’ gördüler! 

109 Firavun kavminin uluları dediler ki: “Belli ki bu adam mahir bir sihirbaz. 

110 Sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Ne dersiniz?” 

111 Dediler: “Onu ve kardeşini oyalayıp beklet. Şehirlere toplayıcılar gönder.

112 Mahir sihirbazların hepsini toplayıp sana getirsinler.”

113 Derken, o sihirbazlar Firavun’a geldiler. “Yenersek ödülümüz garanti mi?” dediler. 

114 “Evet” dedi, “Mutlaka gözdelerimden olacaksınız.” 

115 ’Sihirbazlar’ “Ey Musa! Sen mi atacaksın yoksa biz mi atalım?” dediler. 

116 “Siz atın!” dedi. ’Sihir aletlerini’ attılar, insanların gözlerini büyülediler, onları korkuttular, böylece büyük bir sihir göstermiş oldular. 

117 Biz de Musa’ya “Asanı atıver!” diye vahyettik. Musa asasını yere attı. Bir de baktılar ki ‘asa koca bir yılan olmuş’ onların uydurduklarını yutuyor! 

118 Böylece hakikat ortaya çıktı ve onların bütün yaptıkları boşa gitti. 

119 Orada mağlup oldular ve küçük düştüler.

120 ‘Yapılanın sihir olmadığını deneyimlerine dayanarak anlayan’ sihirbazlar hep birlikte secdeye kapandılar. 

121 Dediler: “Biz alemlerin Rabbine iman ettik!

122 Musa ve Harun’un Rabbine!”

123 Firavun dedi ki: “Ben izin vermeden ona iman ettiniz ha! Kesinlikle bir tuzak bu, onu şehirde kurdunuz! Halkı yurdundan çıkarmak istiyorsunuz! Yakında görürsünüz siz! 

124 Yemin ederim ellerinizi, ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da hepinizi mutlaka asacağım!” 

125 Dediler: “Biz şüphesiz Rabbimize döneceğiz. 

126 Senin bize kızmanın yegane sebebi, Rabbimizin ayetleri gelince ona iman etmemiz. Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır! Canımızı müslim olarak al!” 

127 Firavun kavminin uluları “Musa ile kavmini, seni ve ilahlarını terk etsinler, yerde kargaşa çıkarsınlar diye mi salıyorsun?” dediler. “Oğullarını öldürür, kızlarını sağ bırakırız, onları ezecek gücümüz var” dedi. 

128 Musa da kavmine “Allah’tan yardım isteyin! Sabredin! Bu yer Allah’ındır. Dilediğini ona varis yapar. En sonunda takva sahipleri kazanır!” dedi. 

129 “Sen gelmeden önce de, geldikten sonra da bize eziyet edildi” dediler. ‘Musa’ “Umulur ki Rabbiniz düşmanınızı helak edip yerlerine sizi getirir de nasıl amel edeceğinize bakar” dedi. 

130 Düşünüp ibret alsınlar diye, nice seneler kıtlık çektirerek, ürünlerini eksilterek Firavun takımını cezalandırdık. 

131 Kendilerine bir iyilik geldi mi “Bu bizim hakkımızdı!” derlerdi, bir kötülük geldi mi Musa ve yanındakilerin uğursuzluğuna verirlerdi. Halbuki onların şum kuşu ‘talih kuşu, nasibi’ Allah katındadır, fakat ekserisi bilmez! 

132 Dediler: “Bizi etkilemek için hangi ayeti getirirsen getir sana asla inanmayız!” 

133 Biz de üzerlerine tufan, çekirge, haşere, kurbağa ‘afetlerini’ gönderdik ve sularını kana dönüştürdük. Bunların her biri ayrı birer ayetti ‘alametti, mucizeydi’ fakat onlar yine de kibirlendiler, mücrim bir kavim oldular. 

134 Bela tepelerine binince “Ey Musa!” derlerdi, “Sendeki kelamı hürmetine bizim için Rab­bine yalvar da azabı kaldırsın. Eğer bu belayı üzerimizden kaldırırsan sana kesinlikle iman eder, Beni İsrail kavmini seninle birlikte göndeririz.” 

135 Erişecekleri bir zamana kadar azabı üzerlerinden sıyırıp aldık mı derhal yeminlerini bozarlardı. 

136 Bunun üzerine, ayetlerimizi yalanlamaları ve umursamamaları yüzünden cezalarını verdik ve onları denizde boğduk. 

137 Hırpalanıp ezilen kavmi bereketlerle bezediğimiz yerin doğularına ve batılarına varis kıldık. Rabbinin Beni İsrail’e pek güzel sözü, sabretmeleri sebebiyle tamamlandı. Firavun ve kavminin yaptıkları eserleri ve diktikleri binaları yerle bir ettik. 

138 Beni İsrail’i denizden geçirdik. Yolları üzerinde bir kavme rastladılar. Bunlar toplanmış kendilerine mahsus bir puta tapıyorlardı. ‘Bunu gören kavmi’ dediler ki: “Ey Musa! Bize bunların tanrıları gibi bir tanrı yapsana!” Dedi ki: “Siz hakikaten cahil bir kavimsiniz!

139 Bunların dini kesinlikle silinir gider, yapıp ettikleri de tamamen heder olur.” 

140 Dedi: “Allah sizi cümle aleme üstün kılmışken ben hiç başka ilah arar mıyım! 

141 Hem vaktiyle sizi Firavun takımından kurtarmıştık. Oğullarınızı öldürüp kızlarınızı sağ bırakarak size azabın en kötüsünü uyguluyorlardı. Bunda size Rabbinizden büyük bir imtihan vardı.” 

142 Musa’ya otuz gece süre verdik. Sonra on daha ekledik. Böylece, Rabbinin belirlediği süre kırkı buldu. Musa, kardeşi Harun’a “Kavmimim içinde bana vekalet et. Onları ıslaha çalış. Müfsitler yoluna uyma” dedi. 

143 Musa belirlediğimiz vakitte geldi. Rabbi onunla konuştu. Musa “Rabbim! Bana kendini göster de sana bakayım” dedi. “Sen beni asla göremezsin! Şimdi şu dağa bak! Yerinde kalabilirse sen de beni görürsün!” buyurdu. Rabbi dağa tecelli edince onu un ufak etti. Musa da bayılıp düştü. Kendine gelince “Rabbim, sübhansın! Sana tevbe ettim! Müminlerin ilkiyim!” dedi. 

144 Buyurdu: “Ey Musa! Risalet görevi vermekle ve kelamımla seni seçmiş, sana insanların üzerinde bir konum vermiş oldum, verdiklerimi al ve şükredenlerden ol!” 

145 Bir mevize ‘öğüt’ ve her şey için bir açıklama olmak üzere kendisi için tabletler yazdık. “Ey Musa!” dedik, “Bunlara sıkıca sarıl. Kavmine emret, onlar da en güzel surette tutsunlar. Yakında size fasıklar yurdunu göstereceğim. 

146 Yeryüzünde haksız yere kibirlenenleri ayetlerimden uzak tutacağım, çünkü onlar her türlü ayete şahit de olsalar ona iman etmezler. Doğru yolu görseler onu yol edinmezler de eğri yolu gördüler mi ona can atarlar. Bunun sebebi, ayetlerimi yalanlamaları ve onlardan gafil olmalarıdır.” 

147 Oysa ayetlerimizi ve ahiret buluşmasını yalanlayanların yaptıkları hep heder olur. Maruz bırakıldıkları cezanın tek sebebi ‘kötü’ amelleridir. 

148 Musa gidince, kavmi ziynet eşyalarından yapılmış böğüren bir buzağı heykelini ilah edindiler. Onun kendilerine söz söyleyemediğini ve yol gösteremediğini görmediler mi? Fakat onu ‘ilah’ edinip zalimlerden oldular işte. 

149 Nihayet sapıttıklarını anladılar, pişman oldular, elleri yanlarına düştü. “Rabbimiz bize merhamet etmez, mağfiret buyurmazsa katiyen hüsrana düşenlerden oluruz!” dediler. 

150 Musa, kızgın ve üzgün bir halde kavminin yanına geldi. “Benden sonra arkam sıra nice kötülükler yapmışsınız! Niye acele ettiniz di Rabbinizin emrini beklemediniz!” dedi. Elindeki tabletleri yere bıraktı. Kardeşinin başını tutup kendine çekti. Harun “Annemin oğlu!” dedi, “Emin ol bunlar beni hırpaladılar, neredeyse öldüreceklerdi. Beni üzüp de düşmanlarımı sevindirme. Beni şu zalim kavimle bir tutma.” 

151 Musa “Rabbim!” dedi, “Bana ve kardeşime mağfiret buyur! Bizi rahmetine al! Sen merhamet edenlerin en merhametlisisin!” 

152 Hiç şüphesiz buzağıyı ‘ilah’ edinenlere Rablerinden bir gazap ve dünya hayatında bir zillet erişecek! Biz müfterileri ‘iftiracıları, uydurmacıları’ böyle cezalandırırız! 

153 Kötülükler yaptıktan sonra tevbe edip iman edenlere gelince, Rabbin onlara elbette gafurdur, rahimdir. 

154 Öfkesi yatışan Musa, üzerlerinde Rablerinden korkanlar için hidayet ve rahmet bilgileri yazılı tabletleri yerden aldı.

155 Belirlediğimiz vakitte huzurumuza gelmek üzere kavminden yetmiş adam seçti. Derken, onları büyük bir sarsıntı yakaladı. Musa “Rabbim!” dedi, “Dileseydin daha önce bunları ve beni helak ederdin. İçimizdeki sefihlerin yaptıkları yüzünden şimdi hepimizi mi helak edeceksin? Bu senin sınavın. Bununla dilediğini saptırır, dilediğini yola getirirsin. Bizim velimiz sensin! Bize mağfiret buyur, merhamet eyle, çünkü sen mağfiret edenlerin en hayırlısısın!

156 Dünyada ve ahirette bize hasene yaz. Biz hakikaten sana yöneldik.” Buyurdu ki: “Benim azabım dilediklerime isabet eder, rahmetim ise her şeyi kapsamıştır, onu günahlardan sakınan, zekat veren ve ayetlerime iman edenlere yazacağım. 

157 İşte onlar Tevrat ve İncil’de yazılı bulacakları resule, o Ümmi Nebi’ye ‘okuryazar olmayan peygambere’ tabi olurlar. O da onlara marufu emreder ve onları münkerden nehyeder. Tayyibatı ‘temizleri’ helal, habisatı ‘pisleri’ haram kılar. Üzerlerindeki ağır yükleri ve zincirleri ‘zor yükümlülükleri’ kaldırır. İşte o vakit ona iman eden, saygı duyan, yardım eden, yanı sıra indirilen nura tabi olanlar felaha ererler.”

158 De ki: “Ey insanlar! Şüphesiz ben hepinize gönderilmiş Allah resulüyüm. Allah göklerin ve yerin malikidir. Kendisinden başka ilah yoktur. Diriltir ve öldürür. Haydi siz de Allah’a ve onun kelamına iman eden o Ümmi Nebi’ye iman edin ve tabi olun ki hidayete eresiniz.” 

159 Musa kavminden gerçeğe rehberlik eden ve adaleti uygulayan bir ümmet de vardı. 

160 Beni İsrail’i oymaklar halinde on iki kabileye ayırdık. Kavmi kendisinden su isteyince “Ey Musa! Vur asanı taşa!” dedik. Taştan on iki pınar fışkırdı. Her kabile kendi pınarını bildi. Bulutu üzerlerine gölgelik yaptık. Kudret helvası ve bıldırcın indirip “Rızık olarak verdiklerimizin helalinden yiyin” dedik. ‘İtaat etmemekle’ bize zulmetmiş olmadılar, lakin kendilerine zulmediyorlardı. 

161 Bir zamanlar onlara “Şu şehirde ikamet edin, ondan dilediğiniz yerde yiyin. ‘Affet!’ deyin. Şehrin kapısından saygıyla girin. Biz de size mağfiret edelim. Güzel davrananlarlara daha fazlasını da veririz” denildi. 

162 Fakat onlardan zalimlik edenler kendilerine söylenen sözü tebdil ettiler ‘başka türlü söylediler’. Zulümleri sebebiyle biz de üzerlerine gökten bir afet saldık. 

163 Bir de onlara bir sahil kasabasını sor. Sebte hürmetsizlik edip haddi aşıyorlardı ‘cumartesi günü dinlenmeleri gerekirken balık avlıyorlardı’. Sebt ‘tatil’ yapmadıkları günlerde gelmeyen balıklar sebt yaptıkları gün yüze çıkıp akın akın geliyordu. Fasıklıkları sebebiyle biz onları böyle imtihan ediyorduk. 

164 İçlerinden bir topluluk ‘nasihat edenlere’ dedi: “Allah’ın ya helak ya da şiddetli bir azaba giriftar edeceği kimselere niye nasihat ediyorsunuz?” Dediler ki: “Rabbimizin huzurunda bir mazeretimiz olsun diye. Bir de, belki sakınırlar diye.” 

165 Edilen nasihatleri unuttukları zaman, kötülükten menedenleri kurtardık, zulmedenleri ise azgınlıkları sebebiyle şiddetli bir azapla yakaladık. 

166 Söz dinlemeyerek kendilerine yasak edilenleri işlemeyi sürdürdükleri zaman, onlara “Sefil maymunlar olun!” dedik. 

167 Rabbin, kıyamet gününe kadar onlara eziyetin en dehşetlisini yapacak kimseleri gönderecek! Şüphesiz Rabbinin ikabı ‘azap etmesi’ süratlidir! Bununla beraber şüphesiz gafurdur, rahimdir. 

168 Onları yeryüzünde ümmetlere ‘topluluklara’ ayırdık. İçlerinde iyi olanlar da var, olmayanlar da. Belki dönerler diye onları bazen nimetle, bazen musibetle sınadık. 

169 Derken, arkalarından yeni bir nesil gelip kitabı devraldı. Mal tutkusu ruhlarını istila etmişti. Huzurlarına iki davalı geldi mi, birinden mal alır, ona göre hüküm verir, vicdanlarını susturmak için de “Bize ileride af var” derlerdi. Karşı taraftan bir mal geldi mi ona da hayır demezlerdi. Kitapta bunlardan Allah hakkında sadece gerçeği söyleyeceklerine dair kesin bir söz alınmamış mıydı? Ondakini ‘kitapta yazılanları’ ders almamışlar mıydı? Halbuki takva sahipleri için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hala akıllanmayacak mısınız? 

170 Kitaba sımsıkı sarılan ve namazı özenle kılanlara gelince, biz o ıslah edicilerin emeklerini asla ödülsüz bırakmayız. 

171 Bir zamanlar dağı bir gölgelik gibi üzerlerine kaldırdık da tepelerine düşecek sandılar. “Size verdiğimiz kitaba sıkıca sarılın, içindekileri iyice düşünün, belki takvanızı takınırsınız!” dedik. 

172 Hem Rabbin ademoğullarından, bellerinden zürriyetlerini alıp “Rabbiniz değil miyim?” diye onları kendileri hakkında şahit tuttu. “Evet, şahidiz” dediler. Kıyamet günü “Şüphesiz biz bundan gafil kimselerdik" dersiniz diye. 

173 Bir de “Bizim atalarımız müşrikti. Biz onlardan sonra gelen bir nesiliz. Yanlış işler yapanlar yüzünden bizi mi helak edeceksin?” dememeniz için. 

174 Belki dönerler diye ayetleri işte böyle tafsil ediyoruz ‘iyice açıklıyoruz’. 

175 Onlara şu adamın kıssasını da oku: Biz ona ayetlerimizi vermiştik, fakat onlardan sıyrılıp çıktı. Şeytan da yakasını bırakmadı. Böylece adam azıp sapanlardan oldu. 

176 Dileseydik, biz onu ayetlerle yükseltirdik, fakat o yere saplandı, hevesine uydu. Böyle biri, üstüne varsan da dilini sarkıtıp hırlayan, kendi haline bıraksan da dilini sarkıtıp hırlayan köpek gibidir. Ayetlerimizi tekzip edenlerin misali budur işte! Bu misali anlat onlara, belki ibret alırlar! 

177 Ne çirkin misali var ayetlerimizi yalanlayanların! Fakat onlar ancak kendilerine zulmediyorlar! 

178 Allah kime yol gösterirse hidayete eren odur! Kimleri dalalette bırakırsa hüsrana düşenler de işte onlardır!

179 Biz, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır. Kalpleri vardır, onlarla sezmezler. Gözleri vardır, onlarla görmezler. Kulakları vardır, onlarla işitmezler. Hayvanlar gibidirler, hatta daha da şaşkındırlar. İşte onlardır gafiller! 

180 Esma-ül Hüsna ‘en güzel isimler’ Allah’ındır. Öyleyse ona onlarla dua edin. İsimleri hususunda sapıklık edenleri bırakın! Onlar yaptıklarının cezasını çekecekler! 

181 Yarattıklarımız arasında hakka rehberlik eden ve adaleti uygulayan bir ümmet de var. 

182 Ayetlerimizi yalanlayanları hiç bilemeyecekleri bir taraftan istidracla ‘derece derece, adım adım’ helake götüreceğiz. 

183 Onlara mühlet veririm, çünkü metindir benim keydim ‘düzenim, planım’! 

184 Hiç düşünmediler mi bunlar, arkadaşlarında ‘peygamberde’ cinnetten eser yoktur! Besbelli bir uyarıcıdır, o kadar. 

185 Hiç düşünmediler mi, göklerin ve yerin melekutunu, Allah tarafından yaratılan eserleri, ecellerinin yakın olması ihtimalini? Öyleyse bundan sonra hangi söze inanacaklar? 

186 Allah bir adamı saptırdı mı artık onu kimse yola getiremez! Kendi hallerine bırakır, azgınlıkları içinde debelenir dururlar. 

187 “Ne zaman gelip çatacak?” diye sana kıyameti soruyorlar. De ki: “Onunla ilgili bilgi sadece Rabbimin katındadır. Odur vakti gelince açıklayacak olan. Gökler ve yer için büyük bir olaydır. Size ansızın gelecek.” Bildiğini sanıp sual ediyorlar. De ki: “Onun ilmi sadece Allah katındadır, fakat insanların ekserisi bilmez.” 

188 De ki: “Allah dilemedikçe ben kendime ne bir fayda verebilirim ne de zarar. Eğer gaybı bilseydim daha çok hayır işlerdim de bana asla kötülük dokunmazdı. Ben iman edecekler için bir uyarıcı ve müjdeciyim, o kadar.” 

189 Allah sizi bir nefisten ‘şeyden, özden, cevherden’ yarattı. Onunla huzur bulsun diye eşini de ondan ‘o özden’ yaptı. Erkek onu sarınca, o hafif bir yük yüklendi. Bir süre onu taşıdı. Yükü ağırlaşınca, Rableri Allah’a “Bize kusursuz bir çocuk verirsen şükrederiz!” diye dua ettiler. 

190 Allah onlara yaratılışı düzgün bir çocuk verdi. Fakat ‘bazıları’ kendilerine verilen hakkında şirke düştüler. Allah ise pek yücedir onların şirkinden! 

191 Ne tuhaf, hiçbir eser yaratamayan ve kendileri yaratılmış olan şeyleri mi şerik yapıyorlar? 

192 Halbuki ‘şerikleri’ ne onlara yardım edebilirler ne de kendilerine. 

193 Hidayete davet etseniz size uymazlar. İster davet edin, ister susun, sizin için birdir. 

194 Allah haricinde taptıklarınız sizin gibi kullardır. Haydi seslenin onlara da size cevap versinler bakalım, sadıksanız! 

195 Ne dersiniz, onların yürüyecek ayakları, tutacak elleri, görecek gözleri, işitecek kulakları mı var? De ki: “Haydi, çağırın şeriklerinizi, sonra da tuzak kurun bana, hiç de göz açtırmayın! 

196 Hiç şüphesiz, bu kitabı indiren Allah benim dostumdur. Bütün salih kullarının dostudur o!” 

197 Ondan başka yalvardıklarınızın ne size yardım etmeye mecalleri var ne de kendilerine yardım edebilirler. 

198 Hidayete davet etseniz, işitmezler. Sana baktıklarını görürsün ama görmezler. 

199 Sen af yolunu tut, marufu ‘iyi olanı’ emret, cahillerden yüz çevir!

200 Eğer sana şeytandan bir dürtü dokunursa hemen Allah’a sığın. Şüphesiz semidir o, alimdir! 

201 Takvalı davrananlara şeytandan bir vesvese dokundu mu hemen düşünür, hatırlar, ‘hakikati’ görürler. 

202 ‘Şeytanların’ kardeşlerine gelince, onlar bunları eğri yola sürükler, sonra da yakalarını bırakmazlar. 

203 Onlara bir ayet getirmediğin zaman “Kendin bir tane derleyiverseydin” derler. De ki: “Ben ancak Rabbimden vahyolunana uyarım. Bu ‘kitap’ hem Rabbinizden gelen basiretlerdir hem de imana yatkın kimseler için bir hidayet ve rahmettir.” 

204 Kurán okununca dinleyin ve susun, umulur ki rahmete erdirilirsiniz! 

205 Rabbini yakararak, ürpererek, pek yüksek olmayan bir sesle nefsinde sabah akşam an da olma gafillerden! 

206 Hiç şüphesiz, Rabbinin indindekiler ona ibadet hususunda kibirlenmez, onu tesbih eder ve sadece ona secde ederler! 




8. ENFAL SURESİ


Bismillahirrahmanirrahim.

001 Sana enfali ‘ganimetleri’ soruyorlar. De ki: “Enfal, Allah ve resulüne aittir.” Müminseniz, Allah indinde takvanızı takının da aranızı düzeltin! Allah ve Resulüne itaat edin!

002 Hakiki müminler o kimselerdir ki, Allah anıldı mı kalpleri ürperir, ayetleri okundu mu onların imanlarını artırır. Onlar Rablerine tevekkül ederler. 

003 Namazı özenle kılar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler. 

004 İşte bunlardır hakiki müminler! Rableri katında onlara rütbeler, bir mağfiret, bir de değerli rızık var. 

005 Nitekim daha önce Rabbin seni hak uğruna ‘gaza için’ evinden çıkarmıştı da müminlerin bir kısmı bundan hoşlanmamışlardı. 

006 Gerçek açık seçik belli olduktan sonra bile seninle mücadele etmeyi sürdürmüşlerdi, sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi. 

007 ‘Bedir gazasında’ Allah size iki gruptan birini vadediyor, siz zayıf olanı seçiyordunuz. Halbuki Allah sözleriyle hakkı yerine koymak ve kafirlerin kökünü kesmek istiyordu. 

008 Mücrimler hoşlanmasalar da hak yerini bulacak, batıl silinip gidecekti. 

009 Hani siz Rabbinizden yardım istiyordunuz da o “Bölük bölük inen bin melekle size yardım edeceğim” diye karşılık vermişti. 

010 Allah bunu size bir müjde olsun da kalbiniz yatışsın diye yapmıştı. Zaten nusret ‘yardım, zafer’ Allah katındandır. Şüphesiz Allah azizdir, hakimdir! 

011 Tarafından bir emniyet olmak üzere sizi hafif bir uykuya daldırıyor, sizi arındırmak, sizden şeytan lekesini silmek, kalplerinizi pekiştirmek, ayaklarınızı sabit kılmak için semadan üzerinize su indiriyordu. 

012 Rabbin, meleklere “Ben sizinleyim, gidin müminlere sebat verin. Ben de kafirlerin kalplerine korku salacağım. Vurun boyunlarına! Vurun parmaklarına!” diyordu. 

013 Böyle! Zira onlar Allah’a ve onun resulüne karşı geldiler. Allah’a ve onun resulüne muhalefet eden bilsin ki, Allah azabı şiddetli olandır! 

014 İşte bu! Tadın onu! Kafirlere bir de ateş azabı var! 

015 Ey iman edenler! Bir aradayken kafirlerle karşılaşırsanız sakın arkanızı dönüp kaçmayın! 

016 Taktik icabı kaçar gibi yapmak veya öbür bölüğe katılıp mevzi almak hariç, kim öyle bir günde arkasını dönüp kaçarsa, Allah ona mutlaka gazap eder, onun varış yeri cehennem olur! Ne fena bir akıbet! 

017 Onları siz öldürmediniz, Allah öldürdü. Atınca da sen atmadın, Allah attı. Allah müminleri güzel bir imtihanla sınadı. Muhakkak ki Allah semidir, alimdir! 

018 İşte böyle! Allah kafirlerin keydini ‘hilesini, planını’ elbette zayıf düşürür! 

019 Ey kafirler! Hani siz fetih istiyordunuz ya, işte size fetih! Yaptıklarınıza son verirseniz hakkınızda hayırlı olur. Siz ‘harbe’ dönerseniz biz de döneriz! Kalabalık olmanızın size hiçbir yararı olmaz, çünkü Allah müminlerle beraberdir! 

020 Ey iman edenler! Allah’a ve onun resulüne itaat edin! Hem işitip hem de ondan yüz çevirmeyin! 

021 ‘İçlerinde’ duymadıkları halde duyduk diyenler gibi de olmayın! 

022 Yeryüzünde kımıldayanların Allah indinde en kötüsü akletmeyen o sağırlar ve dilsizlerdir. 

023 Allah onlarda bir hayır görseydi elbette kendilerine duyururdu. Fakat duyursaydı bile onlar arkalarını döner giderlerdi. 

024 Ey iman edenler! Size hayat verecek ‘canınıza can katacak’ şeylere davet edildiğiniz zaman Allah ve resulünün davetine icabet edin. Bilin ki Allah kişi ile kalbi arasına girer. Derlenip onun huzuruna toplanacaksınız! 

025 Sakının öyle bir fitneden ‘beladan’ ki, geldi mi yalnız zalimlere isabet etmez. Ve bilin ki Allah’ın ikabı ‘cezalandırması’ şiddetlidir!

026 Hatırlayın ‘düşünün’ ki bir zamanlar siz yeryüzünde hırpalanıp ezilen bir azınlıktınız. İnsanların size sataşmasından korkuyordunuz. Rabbiniz sizi barındırdı, yardımıyla destekledi, temizlerinden rızıklar verdi ki şükredesiniz. 

027 Ey iman edenler! Allah’a ve onun resulüne hıyanet etmeyin, bile bile emanetlerinize hıyanet etmiş olursunuz. 

028 Mallarınız ve evlatlarınız birer fitneden ‘sınama vesilesinden’ ibarettir. Büyük ödül ise Allah katındadır. 

029 Ey iman edenler! Allah indinde takvanızı takınırsanız o size bir furkan ‘hakkı batıldan ayırmaya yarayan bir sezgi’ verir, kötülüklerinizi örter, size mağfiret eder. Allah büyük fazıl sahibidir. 

030 Hani kafirler seni yakalamak, öldürmek veya yurdundan çıkarmak için bir mekir ‘bir plan’ kuruyorlardı. Allah da bir mekir kurdu. Allah mekir kuranların hayırlısıdır. 

031 Kendilerine ayetlerimiz okununca “Tamam, işittik! Dilesek bunun gibisini biz de söyleriz! Bunlar eskilerin masallarından ibaret!” diyorlardı. 

032 Bir keresinde de “Allahımız! Bu ‘kitap’ senin katından bir hak ise haydi üzerimize gökten taş yağdır veya bize elim bir azap indir!” demişlerdi. 

033 Halbuki sen içlerindeyken Allah onlara azap etmez. İstiğfar ettikleri sürece de azap etmez. 

034 Yoksa müminleri Mescidi Haram’a sokmayan, üstelik ona hizmete layık da olmayan kimselere Allah niye azap etmesin? Ona layık olanlar ancak takva sahipleridir. Fakat onların ekserisi bilmez.

035 Beyt ‘Kabe’ etrafındaki salatları ‘tapınmaları’ da ıslık çalmaktan ve alkış tutmaktan ibaret. Kafirlik etmenizden ötürü tadın azabı! 

036 Kafirler, mallarını Allah yolundan menetmek için harcarlar. Bu gidişle daha da harcayacaklar. Fakat sonra bu mallar onlara yürek yarası olacak. Muhakkak yenilecekler ve küfürde ısrar edenler derlenip cehenneme sürülecekler! 

037 Allah habisi ‘pisi’ tayyibden ‘temizden’ ayıracak. Habisleri birbiri üstüne yığıp cehenneme atacak. İşte onlar hüsrana düşenlerin ta kendileridirler! 

038 Kafirlere söyle, eğer ‘şirke, adavete’ son verirlerse geçmiş günahları silinir. Yine ‘isyana’ dönerlerse, öncekilere uygulanan ilahi yasa anlatılmıştı ‘onu beklesinler’! 

039 Fitne ortadan kalkıp da din büsbütün Allah için olana dek cihad edin! Eğer ‘melanetlerine’ son verirlerse, Allah onların amellerini elbette görür. 

040 Yüz çevirirlerse, bilin ki Allah sizin mevlanızdır ‘sizi destekler’. Ne güzel mevla ve ne güzel nasir! 

041 Eğer siz Allah’a iman etmiş ve iki ordunun karşılaştığı furkan ‘ayrım’ günü kulumuza indirdiklerimize inanmış kimselerseniz, bilin ki, ganimet olarak ne almışsanız onun beşte biri Allah için olup Resule, akrabaya, yetimlere, yoksullara ve yolculara verilir. Allah her şeye kádir! 

042 Hani siz vadinin beri yanında, onlar öte yanındaydılar. Kervan ise sizden daha aşağıda bir yerdeydi. Buluşmak üzere sözleşseydiniz bu kadar uygun bir karşılaşma ayarlayamazdınız. Allah, kararı verilmiş bir işi gerçekleştirecekti, ta ki helak olanlar açık bir delil üzere helak olsun, yaşayan da yine bir delil üzere yaşasın. Şüphesiz Allah semidir, alimdir! 

043 Hani Allah onları uykunda sana az gösteriyordu. Eğer çok gösterseydi yılgınlık duyacak, yapmanız gerekenleri aranızda niza edecektiniz, fakat Allah sizi ‘bundan’ kurtardı. Allah sinelerin özünü bilendir! 

044 Allah, karşılaşma zamanında onları sizin gözünüzde azaltıyor, sizi de onların gözünde azaltıyordu, çünkü meful ‘fiile çıkarılmış’ bir emri ‘işi’ gerçekleştirecekti. Zaten bütün umur ‘işler’ Allah’a döndürülür! 

045 Ey iman edenler! Bir orduyla karşı karşıya gelirseniz sebat edin ve Allah’ı çok anın ki felaha eresiniz! 

046 Allah ve Resulüne itaat edin! Birbirinizle çekişmeyin! Sonra yılarsınız da rüzgarınız kesilir. Sabredin! Şüphesiz, Allah sabredenlerle beraberdir!

047 Yerlerinden, çalım satmak, in­­sanlara gösteriş yapmak ve Allah yolundan menetmek üzere çıkanlar gibi olmayın. Allah onların amellerini kuşatmıştır! 

048 Şeytan onların yaptıklarını kendilerine güzel gösterdi. “Bugün insanlardan sizi yenebilecek kimse yok. Ben de sizinleyim” dedi. Fakat iki taraf birbirine görününce yüz çevirdi. “Sizinle ilgim yok. Sizin görmediklerinizi görüyorum. Ben Allah’tan korkarım. Allah’ın ikabı ‘azabı’ şiddetlidir” dedi. 

049 Münafıklar ve kalbi marazlılar “Bunları dinleri aldattı” diyorlardı. Kim Allah’a tevekkül ederse ‘bilsin ki’ Allah azizdir, hakimdir!

050 Melekler, kafirlerin yüzlerine ve sırtlarına vura vura “Tadın yakıcı azabı!” diyerek canlarını alırlarken bir görsen! 

051 Bu azap ellerinizle sunduklarınız yüzündendir. Allah, kullarına haksızlık etmez!

052 Bunların gidişatı tıpkı Firavun takımının ve onlardan öncekilerin gidişatına benziyor. Allah’ın ayet­­lerini yalanlamaları üzerine Allah onları günahları sebebiyle cezalandırmıştı. Allah sınırsız kuvvet sahibidir ve ikabı şiddetli olandır! 

053 Böyledir, zira bir kavim kendinde olanı değiştirmedikçe Allah verdiği nimeti asla değiştirmez. Şüphesiz Allah semidir, alimdir! 

054 Firavun takımının ve onlardan öncekilerin durumu buna bir misaldir. Rablerinin ayetlerini yalanlamışlardı da biz onları günahları yüzünden helak etmiş ve Firavun takımını suda boğmuştuk. Hepsi zalimdi. 

055 Yerde debelenen canlıların Allah indinde en kötüsü kafirlik edip de imana gelmeyenlerdir! 

056 Kendileriyle ne zaman bir sözleşme yapsan onu bozar, hiç de çekinmezler. 

057 Kendilerini savaş zamanı yakalarsan, onlar vasıtasıyla arkadan gelenleri ürküt, belki düşünür de ibret alırlar! 

058 Bir kavmin hıyanetinden kaygı duyarsan, aranızdaki sözleşmeye son ver ve bunu onlara bildir. Allah hainleri sevmez! 

059 Kafirler ileri gittiklerini ‘öne geçtiklerini, kurtulduklarını’ sanmasınlar. Zira onlar bizi asla aciz bırakamazlar! 

060 Onlara karşı takatiniz nispetinde kuvvet toplayın ve savaş atları ‘binekleri, araçları’ hazırlayın. Bunlarla hem Allah düşmanını, hem sizin düşmanınızı, hem de sizce bilinmeyip yalnız Allah tarafından bilinen başkalarını caydırın. Allah yolunda ne infak etseniz size tastamam ödenir, katiyen haksızlık edilmez.

061 Eğer onlar barışa yönelirlerse sen de yönel ve Allah’a tevekkül et. Hakikaten semi odur, alim o! 

062 Hile yapmak isterlerse Allah sana yeter! Seni hem nusretiyle hem de müminlerle destekler. 

063 Rabbin müminlerin kalplerini birbirine ısındırdı. Sen yeryüzündeki her şeyi versen bunu yapamazdın fakat Allah aralarını buldu işte. Zira azizdir o, hakimdir! 

064 Ey Nebi! Hem sana hem de seni izleyen müminlere Allah kafidir! 

065 Ey Nebi! Müminleri harbe teşvik et. Sizden sabırlı yirmi kişi iki yüz kişiyi yenebilir. Sizden yüz kişi kafirlerden bin kişiyi yenebilir, çünkü onlar ince anlayıştan yoksun kimseler.

066 Sizdeki zaafı bilen Allah şimdi yükünüzü hafifletti. Sizden sabırlı yüz kişi kafirlerden iki yüz kişiyi yenebilir. Sizden bin kişi, Allah’ın izniyle, iki bin kişiyi yenebilir, çünkü Allah sabredenlerle beraberdir!

067 Yerde ağır basmadan ‘tam bir zafer kazanmadan’ esir almaya yeltenmesi bir nebiye yakışmaz. Siz fani dünya malını istiyorsunuz, halbuki Allah ‘sizin için baki’ ahireti istiyor. Allah azizdir, hakimdir!

068 Allah tarafından bir yazı ‘önceden verilmiş bir hüküm’ olmasaydı aldıklarınız yüzünden ‘fidye sebebiyle’ size azim bir azap dokunurdu. 

069 Bununla birlikte, elde ettiğiniz ganimetten payınıza düşeni helal ve hoş olarak yiyin. Allah indinde takvanızı takının! Şüphesiz Allah gafurdur, rahimdir!

070 Ey Nebi! Elinizdeki esirlere de ki: “Allah kalbinizde bir hayır bulursa, size sizden alınanın daha iyisini verir ve mağfiret eder, çünkü Allah gafurdur, rahimdir.” 

071 Sana hıyanet etmek isterlerse ‘unutmasınlar ki’ bundan önce Allah’a hainlik etmişlerdi de onları yenmen için o sana imkan vermişti. Allah alimdir, hakimdir!

072 İman eden, hicret eden, mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda cihad eden, muhacirleri barındıran, onlara yardım edenler birbirlerinin velileridirler. İman eden fakat hicret etmeyenlere gelince, hicret etmedikleri sürece onlarla arkadaşlık etmeyin. Fakat dinleri yüzünden dara düşer de sizden yardım isterlerse yardım edin. Fakat bu yardım sizinle sözleşmeli bir kavmin aleyhine olmamalı. Allah yapıp ettiklerinizi görüyor! 

073 Kafirler de birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız ‘müminler olarak birbirinizi kollamaz, gözetmezseniz’ yeryüzünde bir fitne ve büyük fesat meydana gelir. 

074 İman edip Allah yolunda hicret ve cihad edenler, ‘muhacir kardeşlerini’ barındırıp yardım edenler var ya, işte gerçek müminler onlardır! Mağfiret ve değerli bir rızık var onlara! 

075 Daha sonra iman ederek dinleri uğruna hicret edenler ve sizinle birlikte cihad edenler de sizdendir. Fakat akraba olanlar, kitabullaha göre ‘miras ve benzeri hususlarda’ birbirlerine daha yakındırlar. Hiç şüphesiz, Allah her şeyi bilir! 





 9. TEVBE SURESİ


001 Allah ve Resulünden kendileriyle sözleşme yaptığınız müşriklere bir ihtar! 

002 Yeryüzünde gezip dolaşmanız için size dört ay süre tanındı! Siz Allah’ı asla aciz bırakamazsınız! Allah kafirleri rezil edecek! 

003 En büyük hac gününde Allah ve Resulünden insanlara bir duyuru! Allah müşriklerden beridir, Resulü de! Hemen tevbe ederseniz hakkınızda hayırlı olur. Yüz çevirirseniz bilin, siz Allah’ı aciz bırakamazsınız! Kafirlik edenlere elim bir azabı müjdele! 

004 Bununla beraber, aranızda sözleşme bulunan müşrikler onu uygulamakta size karşı bir kusur işlemediler ve sizin aleyhinize olacak biçimde kimseye yardım etmedilerse, onlarla olan sözleşmelerinizi süresi dolana dek bozmayın. Allah muttakileri ‘takva sahiplerini’ sever. 

005 Haram ‘hürmet edilmesi gereken’ aylar sona erince ‘aranızda sözleşme bulunmayan’ müşrikleri nerede bulursanız öldürün, yakalayın, hapsedin ve bütün gözetleme yerlerinde nöbet tutun! Tevbe eder, namaz kılar ve zekat verirlerse bırakın yollarına gitsinler. Allah gafurdur, rahimdir. 

006 Müşriklerden biri senden eman dilerse eman ver. Bırak yakınına gelsin de Allah kelamı dinlesin. Sonra da onu güvenli yerine ulaştır. Çünkü onlar cahil bir kavim. 

007 Allah katında ve Resulü yanında müşriklerle yapılmış bir sözleşmeden söz edilemez, Mescid-i Haram’ın yanında sözleştikleriniz müstesna. Onlar size dürüst davranırlarsa siz de onlara dürüst davranın. Allah takva sahiplerini sever. 

008 Nasıl olabilir ki, size üstün gelselerdi ne yemin gözetirlerdi ne de ahit. Ağızlarıyla sizi hoşnut ederler ama kalpleri uzak durur. Zaten ekserisi fasık! 

009 Allah'ın ayetlerini az bir pahaya sattılar. Allah yolundan menettiler. Yapıp ettikleri ne kadar da kötü! 

010 Evet, bir mümin hakkında ne yemin gözetirler ne de ahit. İşte onlar haddi aşan kimseler! 

011 Fakat tevbe eder, namaz kılar, zekat verirlerse artık dinde kardeşlerinizdirler. Bilecek kimseler için ayetlerimizi iyice açıklıyoruz. 

012 Sözleşme yaptıktan sonra yeminlerini bozar da dininize dil uzatırlarsa, o küfür önderleriyle derhal savaşın, çünkü onların yemini yoktur! Belki son verirler.

013 Yeminlerini bozan, Resulü yurdundan çıkarmaya yeltenen, size ilkin kendileri düşmanlık eden bir kavimle savaşma­nız gerekmez mi? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Allah kendisinden korkulmaya daha layıktır, müminseniz! 

014 Onlarla savaşın ki, Allah sizin elinizle onlara azap etsin, kendilerini rezil eylesin, yardımıyla sizi onlara üstün kılsın, müminler zümresinin gönüllerine şifa versin 

015 ve müminlerin kalplerindeki gayzı gidersin. Allah dilediği kimsenin tevbesini kabul buyurur. Allah alimdir, hakimdir! 

016 Allah, cihad edenlerinizi, Allah, Resulü ve müminlerden başkasını sırdaş edinmeyenlerinizi ortaya çıkarmadan bırakılacağınızı mı sandınız? Allah yapıp ettiklerinizden haberlidir!

017 Müşrikler kafir olduklarına kendileri şahitlik edip dururlarken Allah’ın mescidlerini imar etmeleri söz konusu olamaz. Onların bütün emekleri heba olmuştur. Ebediyen ateşte kalacaklar! 

018 Allah’ın mescidlerini, Allah’a ve ahiret gününe iman eden, namaz kılan, zekat veren, Allah korkusu bütün korkulara baskın gelen kimseler mamur ederler. İşte bunlardır hidayet üzere olmaları umulanlar! 

019 Yoksa siz hacılara su vermeyi ve Mescid-i Haram’ı imar etmeyi ‘bunları yapanı’ Allah’a ve ahiret gününe inanarak Allah yolunda cihad edenle bir mi tuttunuz? Bunlar Allah indinde bir olmazlar. Allah zalimler güruhunu hidayete erdirmez! 

020 İman eden, hicret eden, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler, Allah indinde daha üstün makamdadırlar. İşte bunlardır felaha erenler! 

021 Rableri onlara rahmetini, rızasını ve baki nimetlerle dolu cennetlerini müjdeler. 

022 Ebediyen orada kalacaklar. Hiç şüphesiz azim ecir ancak Allah katındadır. 

023 Ey iman edenler! İman dururken küfrü seven babalarınızı ve kardeşlerinizi veli edinmeyin! Onları veli edinenler zalimlerin ta kendileridirler! 

024 De ki: “Babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, kabileniz, kazandığınız mallarınız, kesadından korktuğunuz ticaretiniz, hoşunuza giden evler, size Allah’tan, onun resulünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevimli geliyorsa, artık Allah emrini getirinceye ‘iradesini beyan edinceye’ dek bekleyin! Allah fasıklar zümresini hidayete erdirmez!” 

025 Andolsun ki, Allah size pek çok yerde ve Huneyn gününde yardım etti. Hani o gün kalabalık oluşunuz sizi gurura sevketmişti ama bozgundan kurtaramamıştı. Bütün genişliğine rağmen yer size dar gelmişti. Sonunda arkanızı dönüp kaçmıştınız.

026 Bunun üzerine Allah, resulüne ve müminlere bir sekinet ‘bir ruh huzuru’ indirdi. Hem, sizin görmediğiniz ordular indirdi ve kafirlere azap etti. Budur işte kafirlerin cezası! 

027 Sonra bunun ardı sıra Allah kimi dilerse ona tevbe nasip eder. Allah gafurdur, rahimdir. 

028 Ey iman edenler! Müşrikler birer pisliktir! Bu senelerinden sonra Mescidi Haram’a yaklaşmasınlar. Eğer yoksul düşmekten korkuyorsanız ‘bilin ki’ Allah dilerse sizi fazlından zengin edecektir! Allah alimdir, hakimdir! 

029 Ehlikitaptan oldukları halde Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah’ın ve onun resulünün haram dediğini haram saymayan ve hak dini kendine din edinmeyenlerle güçlerini yitirip kendi elleriyle size cizye ‘vergisi’ verene dek savaşın. 

030 Yahudiler “Uzeyr, ibnullahtır” dediler. Hıristiyanlar da “Mesih, ibnullahtır” dediler. Dillerine doladıkları bu lakırdıları önceki kafirlerin laflarına benziyor! Allah kahretsin onları, nasıl da çevriliyorlar! 

031 Hahamlarını, ruhbanlarını ve Meryem oğlu Mesih’i Allah’ın yanı sıra rab edindiler. Halbuki tek ilaha tapmaları emredilmişti. Kendisinden başka ilah olmayan Allah münezzehtir onların şirkinden! 

032 Allah’ın nurunu ağızlarıyla sön­dürmek istiyorlar, Allah buna razı olmuyor, ka­­firler hoşlanmasalar da nurunu tamamlamak istiyor! 

033 Hak dinini bütün dinlere üstün kılmak üzere resulünü hidayet rehberi ve hak din ile gönderen odur, müşrikler hoşlanmasalar da. 

034 Ey iman edenler! Hahamlardan ve rahiplerden niceleri hileli yollarla insanların mallarını yerler. İnsanları Allah yolundan menederler. Altın ve gümüşü biriktirirler de Allah rızası için infak etmezler. Elim bir azabı müjdele onlara! 

035 Biriktirilen o paralar cehennem ateşinde kızdırılır, onların alınları, böğürleri, sırtları bunlarla dağlanır. “Nefsiniz için topladıklarınız işte budur! Şimdi tadın bakalım toplayıp yığdıklarınızı!” denilir. 

036 Gökleri ve yeri yarattığı günkü Allah yazısında, Allah indinde ayların sayısı on ikidir. Bunların dördü haram aydır. Kayyim din ‘doğru yasa’ budur! Madem öyle, bu aylarda nefsinize zulmetmeyin de müşrikler sizinle nasıl birlik halinde savaşıyorlarsa siz de onlarla öyle birlik halinde savaşın. Bilin ki Allah takva sahiplerinin yanındadır! 

037 Tehir uygulaması küfrü artırmaktan ibarettir. Kafirler onunla şaşırtılır. Allah tarafından belirlenen haram ayların sayısına uydurmak için onu bir yıl haram, bir yıl helal sayar, Allah indinde haram olanı güya helal kılarlar! Fena işleri kendilerine işte böyle güzel gösterildi. Allah kafirler zümresini hidayete erdirmez! 

038 Ey iman edenler! Size ne oldu da “Allah yolunda cihada gidin!” emri verilince yere yapışıp kaldınız? Yoksa siz ahiret yerine dünya hayatını mı tercih ediyorsunuz? Halbuki dünya hayatının faydası ahiretin yanında pek azdır! 

039 Eğer seferber olmazsanız, Allah size elim azabı tattırır, yerinize başka bir kavim getirir, siz ona asla zarar veremezsiniz. Allah her şeye kádir! 

040 Eğer siz ona ‘nebiye’ yardım etmezseniz ne gam, ona Allah yardım ediyor! Bir zamanlar kafirler onu iki kişiden biri olarak yurdundan çıkarmışlardı. İkisi mağaradaydılar. Hani o, arkadaşına “Mahzun olma, çünkü Allah bizimle beraberdir!” diyordu. Derken, Allah ona sekinetini indirdi, onu görmediğiniz ordularla destekledi. Kafirlerin kelamını en aşağı yaptı. Allah kelamı zaten en yücedir! Çünkü Allah azizdir, hakimdir! 

041 Donanımsız ya da donanımlı ‘herkes imkanı nispetinde’ hepiniz seferber olun da mallarınızla, canlarınızla Allah yolunda cihad edin! Bilirseniz, hakkınızda hayırlı olan budur. 

042 Kolay bir kazanç ve normal bir sefer olsaydı sana uyup gelirlerdi, fakat meşakkatli mesafe onlara uzak geldi. “Takatimiz yetseydi sizinle birlikte çıkar gelirdik!” diyerek, kendilerini helak etmek pahasına, Allah’a yemin edecekler. Allah biliyor ki onlar kesinlikle yalancı! 

043 Allah seni affetti etmesine de sen onlara niye izin verdin ki? Biraz bekleyeydin de doğru söyleyenler belli olaydı, yalancıları bileydin!

044 Allah’a ve ahiret gününe iman edenler senden mallarıyla, canlarıyla cihada katılmama izni istemezler. Allah takva sahiplerini bilir!

045 Cihada katılmamak için senden izin isteyenler, Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen, kalplerinde kuşku bulunan ve tereddütler içinde bocalayan kimselerdir. 

046 Eğer sefere çıkmak isteselerdi bunun için hazırlık yaparlardı. Fakat Allah onların davranmalarını çirkin gördü ve onları durdurdu. Kendilerine “Oturun oturanlarla birlikte!” denildi. 

047 Sizinle birlikte gelselerdi, sadece fesadı artırır, aranıza fitne sokarak sizi bozmanın yollarını ararlardı. İçinizde onlara kulak verecekler de vardı. Allah en iyi bilendir o zalimleri!

048 Daha önce de fitne çıkarmanın yollarını aramış, aleyhine nice dolaplar çevirmişlerdi. Fakat onlara rağmen hak geldi, Allah’ın emri yerini buldu. 

049 Bazıları da “Bana izin ver. Beni fitneye düşürme!” der­­ler. Bilin ki onlar fitneye düştüler bile! Hiç şüphesiz, cehennem kuşatacak o kafirleri! 

050 Sana bir güzellik isabet ederse üzülür, bir musibet gelirse “İyi ki tedbirimizi almışız!” der, sevine sevine döner giderler. 

051 De ki: “Allah bizim hakkımızda ne takdir etmişse başımıza o gelir. Mevlamız odur. Müminler sadece Allah’a tevekkül etsinler!” 

052 De ki: “Bizimle ilgili ancak iki iyilikten birini ‘zaferi veya şehadeti’ bekleyebilirsiniz. Biz ise size gelecek azabı bekliyoruz, ya bizzat Allah tarafından ya da bizim elimizle. Bekleyin bakalım, biz de sizinle beraber bekliyoruz!” 

053 De ki: “İster gönüllü verin, ister gönülsüz, infakınız asla kabul edilmeyecek, çünkü siz fasık bir kavim oldunuz!” 

054 İnfaklarının kabul edilmemesinin sebebi şudur: Bunlar, Allah ve Resulüne kafirlik ederler, namaza üşene üşene kalkarlar, infaklarını istemeye istemeye yaparlar.

055 Malları ve evlatları seni imrendirmesin, Allah bunlarla dünya hayatında onlara çile çektirmeyi, sonunda da canlarının kafir olarak çıkmasını istiyor. 

056 Korkak bir zümre oldukları için ‘Billahi sizinleyiz!’ diye yemin ederler, halbuki sizden değillerdir. 

057 Bir sığınak, bir mağara veya bir kovuk bulabilselerdi girmek için derhal koşarlardı. 

058 Yardım maksadıyla verilmiş malların paylaştırılması hususunda sana dil uzatanlar da var. Kendilerine de verilirse hoşnut olur, verilmezse hemen kızarlar. 

059 Ne olurdu sanki Allah’ın ve onun resulünün verdiklerine razı olsalardı da “Allah bize yeter, fazlından yine verir, Resulü de. Bütün rağbetimiz Allah’adır” deselerdi! 

060 Toplanan yardım malları sadece yoksullara, düşkünlere, toplayıcılara, gönülleri ısındırılacaklara verilir. Bir de, esirleri esaretten kurtarmak, ödeyemeyenlerin borcunu ödemek, Allah yolunda cihad edenlere destek olmak, yolda kalanlara el uzatmak maksadıyla harcanır. Allah böyle farz kıldı. Allah alimdir, hakimdir! 

061 “Her söyleneni dinleyen bir kulak!” diyerek resulü incitenler de var. De ki: “Sizin için hayırlı olanı dinleyen kulaklar! Allah’a iman eder, müminlere güvenir. İman edenlere bir rahmettir. Resulullahı incitenler için elim bir azap var!” 

062 Sizi memnun etmek için Allah üzerine yemin de ederler. İman ediyorlarsa öncelikle Allah’ı ve onun resulünü memnun etmeleri gerekir. 

063 Yoksa bunlar Allah’a ve onun resulüne karşı gelenlerin cehennem ateşine gireceklerini ve orada temelli kalacaklarını bilmiyorlar mı? İşte budur büyük rezillik! 

064 Münafıklar, bir sure iner de gönüllerinde saklı sırları haber verir diye korkuyorlar. De ki: “Siz alay ededurun! Allah, korkunuza sebep olanı ‘sırlarınızı’ meydana çıkaracak! 

065 Kendilerine sorarsan “Biz öylesine lafa dalmış eğleniyorduk” derler. De ki: “Allah ile, onun ayetleri ve resulüyle mi eğleniyordunuz ‘eğlenecek başka şey bulamadınız mı’! 

066 Mazeret ileri sürmeyin, siz iman ettikten sonra küfre girdiniz. Bazılarınızı affetsek bile, mücrim oldukları için bazılarınıza azap edeceğiz!” 

067 Münafık erkeklerle münafık kadınlar birdirlerindendirler ‘aynı niteliklere sahiptirler’. Münkeri emreder, maruftan nehyederler. Elleri sıkıdır. Allah’ı unuttular, Allah da onları unuttu ‘rahmetinden mahrum bıraktı’. Münafıklar gerçekten fasıktırlar! 

068 Allah, münafık erkeklere, münafık kadınlara ve kafirlere cehennem ateşini vadetti, orada ebediyen kalacaklar. O, onlara yeter! Allah onlara lanet etti! Bitmez bir azap var onlara! 

069 ‘Ey şimdiki münafıklar!’ Siz de öncekiler gibisiniz! Fakat size nispetle onların kuvveti daha üstün, serveti daha fazla, evlatları daha çoktu. Nasipleri oranında bunlardan yararlandılar. Siz de nasibiniz oranında yararlandınız. Evvelkiler batıla nasıl daldılarsa siz de öyle dalıyorsunuz. Onların amelleri dünyada da, ahirette de boşa gitti, kendileri de hüsrana düşenlerden oldular. 

070 Bunlara kendilerinden öncekilerin, Nuh, ad, Semud kavimlerinin, İbrahim kavminin, Medyen halkının ve altı üstüne getirilen şehirlerin haberi gelmedi mi? Resulleri onlara kesin delillerle gelmişlerdi. Demek ki Allah onlara zulmetmiş değil, lakin onlar kendilerine kıydılar. 

071 Mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirlerinin velisidir. Marufu emreder, münkerden nehyeder, namazı özenle kılar, zekatı verir, Allah ve Resulüne itaat ederler. İşte, Allah bunlara rahmet edecek. Allah azizdir, hakimdir! 

072 Allah, mümin erkeklerle mümin kadınlara içlerinde akarsular çağlayan cennetleri vadetti, hep orada kalacaklar. Bir de Adn cennetlerinde güzel sarayları var. Fakat Allah rızası hepsinden büyük! İşte budur büyük kurtuluş!

073 Ey Nebi! Kafirlere ve münafıklara karşı cihad et ve onlara katı davran. Dönüp varacakları yer cehennem olacak! Ne kötü bir akıbet! 

074 “Billahi söylemedik!” diye yemin ediyorlar. Halbuki o küfür sözünü kesinlikle söylediler. İslam’a girdikten sonra küfre döndüler. Başaramayacakları bir işe giriştiler ‘Peygamberi öldürmeye yeltendiler’. Allah ve Resulü ihsanlarıyla kendilerini zengin etti diye minnet duyacaklarına intikam almaya kalkıştılar! Tevbe ederlerse haklarında hayırlı olur. Yüz çeviririlerse, Allah onlara dünyada da, ahirette de elim azabı tattırır. Yeryüzünde onlar için ne yar bulunur ne de yardımcı! 

075 Onlardan bazıları da “Allah bize lütfedip verirse biz de sadaka verecek ve salihlerden olacağız” diye Allah’a söz verdiler. 

076 Fakat onlara lütfedince cimrilik ettiler, yüz çevirip sözlerinden döndüler. Zaten yan çizmeyi adet edinmiş kimselerdi.

077 Sözlerinden döndükleri ve yalan söyledikleri için Allah onların kalplerine kendisiyle karşılaşacakları güne kadar kalacak bir nifak soktu. 

078 Bilmediler mi ki, Allah onların sırlarını ve aralarındaki hususi konuşmaları bilir, çünkü Allah guyubu ‘duyu alanına girmeyen şeyleri’ en iyi bilendir!

079 Yardım için vermeleri gerekenden fazlasını veren müminleri ve elindekinden fazlasını bulamayanları alaya alanlara gelince, Allah onları maskara etmiştir! Bir de elim azap var onlara! 

080 Onlar için dilersen istiğfar et, dilersen etme, yetmiş kere de istiğfar etsen Allah onlara asla mağfiret etmeyecek! Çünkü onlar Allah ve Resulüne kafirlik ettiler. Allah fasıklar güruhunu hidayete erdirmez! 

081 Resulullaha muhalefet ederek arkada kalanlar oturup kalmalarına sevindiler. Allah yolunda malları ve canlarıyla cihad etmekten hoşlanmadılar. “Bu sıcakta yola çıkmayın!” dediler. De ki: “Cehennem ateşi daha sıcak!” Bunu bir anlasalardı! 

082 Bundan sonra az gülüp çok ağlasınlar, kazanımlarının cezası budur! 

083 Allah seni onlardan bir grubun yanına döndürür de onlar senden cihada katılmak için izin isterlerse de ki: “Bundan sonra asla benimle gelmeyecek, yanım sıra hiçbir düşmanla savaşmayacaksınız! Daha önce nasıl oturduysanız şimdi de öyle oturun oturanlarla birlikte!” 

084 İçlerinden biri ölürse asla namazını kılma ve mezarı başında durma, çünkü onlar Allah’ı ve onun resulünü inkar ettiler ve birer fasık olarak öldüler. 

085 Hem, onların malları ve evlatları sana acib gelmesin. Allah bunlarla dünya hayatında onlara azap etmeyi, sonra da canlarının kafir olarak çıkmasını istiyor. 

086 “Allah’a iman edin ve onun resulüyle birlikte cihada gidin!” diye bir sure indirilince, onlardan servet sahibi olanlar “Bırak bizi oturanlarla beraber kalalım” diyerek senden izin istediler. 

087 Geride kalanlarla kalmaya razı oldular. Bu yüzden kalpleri mühürlendi, artık sezemezler! 

088 Resul ve yanındaki müminler ise malları ve canlarıyla cihad ettiler. Bu yüzden bütün hayırlar onların olacak. Felaha erenler de onlardır! 

089 Allah onlara içlerinde akarsular çağlayan cennetler hazırladı, orada temelli kalacaklar. İşte budur büyük kurtuluş! 

090 Bedevilerden kimileri mazeret bildirerek senden izin istediler. Allah’a ve onun resulüne yalan söyleyenler ise öylece oturup kaldılar. Bunların kafir olanlarına elim bir azap isabet edecek! 

091 Allah ve Resulüne sadakat gösterdikleri sürece güçsüzlere, hastalara ve harcayacak bir şey bulamayanlara hesap sorulmaz, çünkü güzel davranana mesuliyet yoktur. Allah gafurdur, rahimdir!

092 Binek vermen için sana geldiklerinde “Size verecek binek bulamıyorum” dediğin zaman, kendileri de harcayacak bir şey bulamadıkları için üzülüp yaşlı gözlerle geri dönenlere de mesuliyet yok. 

093 Fakat zengin oldukları halde senden izin isteyenlere, kalanlarla beraber kalmaya razı olanlara bunun hesabı sorulur. Allah onların kalplerini mühürledi, artık bilemezler! 

094 Yanlarına döndüğünüz zaman size mazeretlerini açıklamak isteyecekler. De ki: “Bırakın mazeretlerinizi sıralamayı! Size kesinlikle inanmayız! Allah bize durumunuzu bildirdi. Allah amellerinizi görecek, Resulü de. Nihayet hepiniz görünmeyeni ve görüneni bilene götürüleceksiniz, o size yapıp ettiklerinizi haber verecek!” 

095 Siz yanlarına dönünce kendilerini rahat bırakasınız diye yemin billah edecekler. Bundan sonra yüz çevirin onlardan! Birer pisliktirler! Kazanımlarına ceza olarak varacakları yer cehennem olacak! 

096 Kendilerinden razı olasınız diye size yemin edecekler. Fakat siz onlardan razı olsanız bile Allah fasıklar güruhundan asla razı olmaz! 

097 Bedeviler küfür ve nifakça daha beter, Allah tarafından Resule indirilen hadleri ‘sınırları, yasaları’ tanımamaya daha yatkındırlar. Allah alimdir, hakimdir! 

098 Bedevilerden bazıları infakını bir kayıp sayar, talihinizin tersine dönmesini beklerler. Talihin kötüsü kendi başlarına gelsin! Allah semidir, alimdir! 

099 Bedevilerden öylesi de vardır ki, Allah’a ve ahiret gününe iman eder, infakını Allah katında yakınlıklara ve Resul’ün dualarına vesile sayar. Bilin ki bu, kendileri için gerçekten bir yakınlık vesilesidir. Allah onları rahmetine alacak. Allah gafurdur, rahimdir! 

100 Muhacir ve Ensardan ilkin hidayete erenlerin öncüleri ve onlara güzelce uyanlar var ya, Allah onlardan razıdır, onlar da ondan razıdırlar. Allah onlara içlerinde akarsular çağlayan cennetler hazırladı, ebediyen orada kalacaklar. İşte budur büyük kurtuluş!

101 Etrafınızdaki bedevilerden münafıklar var. Medine halkından da münafıklar var. Bunlar münafıklıkta mahirdirler! Sen onları bilmezsin ama biz biliriz. Onlara iki kat azap edeceğiz! Sonra da büyük azaba götürülecekler! 

102 Bazıları suçlarını itiraf ettiler. Bunlar iyi ameli kötü amele katanlardır. Umulur ki Allah tevbelerini kabul eder, çünkü Allah gafurdur, rahimdir! 

103 Mallarından bir kısmını yoksullara verilmek üzere alıver, böylece onları arındırmış olursun. Bir de, onlara dua et, çünkü senin duan onların içlerini rahatlatır. Allah semidir, alimdir! 

104 Bilmediler mi ki, kullarının tevbesini kabul eden de Allah, yardım niyetiyle verileni alan da. Allah tevvabdır, rahimdir! 

105 De ki: “Çalışın! Allah yapıp ettiklerinizi görecek, Resulü de, müminler de. Nihayet, görüneni ve görünmeyeni bilenin huzuruna götürüleceksiniz. Yapıp ettiklerinizi o size haber verecek!” 

106 ‘Sefere gitmeyenlerin’ öbür kısmı hakkında Allah hükmünü verecek. Ya azap eder veya tevbelerini kabul buyurur. Allah alimdir, hakimdir! 

107 Bir de, zarar vermek, kafirlik etmek, müminlerin arasını ayırmak, Allah’a ve onun resulüne karşı savaşan herife gözetleme yeri yapmak üzere bir mescid kuranlar var. “Hayır işlemekten başka amacımız yok” diye yemin de ediyorlar. Allah şahit, onlar kesinlikle yalancı!

108 O mescidde ebediyen namaza durma! Namaz kılman için uygun yer, baştan beri takva temeli üzerine kurulu olan mesciddir. Onun içinde arınmayı seven kimseler bulunur. Allah da kendilerini arındıranları sever. 

109 Binasını Allah korkusu ve rızası üzerine yapan mı hayırlıdır, yoksa kayan bir zemin üzerine yapıp da onunla birlikte cehennem ateşine yuvarlanan mı? Allah zalimler güruhunu hidayete erdirmez! 

110 Yaptıkları bina kalplerinde bir şüphe nedeni olacak ve bu durum yürekleri çürüyene dek sürüp gidecek. Allah alimdir, hakimdir! 

111 Muhakkak ki Allah müminlerden canlarını ve mallarını cennet mukabilinde satın aldı, Allah yolunda savaşır, bazen öldürür, bazen de öldürülürler, Allah buna hem Tevrat ve İncil’de hem de Kurán’da söz verdi. Sözünü Allah’tan daha iyi tutan kim var? Öyleyse sevinin alışverişinize! İşte budur o büyük kurtuluş! 

112 Tevbe eden, ibadet eden, hamdeden, oruç tutan, rüku eden, secdeye kapanan, marufu emreden, münkerden nehyeden ve haddi aşmayan müminlere müjde ver! 

113 Cehennemlik oldukları onlara açıkça malum olduktan sonra, akraba bile olsalar, onlar için istiğfar etmek ne nebiye yaraşır ne de iman edenlere.

114 İbrahim babası için istiğfar etmişti ama bu ona verdiği bir söz yüzündendi. Babasının bir Allah düşmanı olduğu kendisine malum olunca ondan uzaklaştı. İbrahim hakikaten ince ruhlu ve yumuşak huylu biriydi. 

115 Allah bir kavmi hidayete erdirdikten sonra, nelerden sakınacaklarını bildirmedikçe, dalalete düşürmez. Allah her şeyi bilir! 

116 Şüphesiz, Allah göklerin ve yerin malikidir. Diriltir de, öldürür de. Size ondan başka ne veli var ne de nasir! 

117 Allah, Nebiye ve zor za­­manda ona uyan Muhacir ve Ensara tevbe nasip etti, hem de bir kısmının kalbi kaymak üzereyken. Sonra da tevbelerini kabul buyurdu. Onlara karşı gerçekten rauf, rahim. 

118 Geri bırakılan üç kişiye gelince, bunlara geniş yeryüzü dar gelmişti. Vicdanları da kendilerine baskı yapıyordu. Allah’a karşı yine ona sığınmaktan başka çare olmadığını anladılar. Tevbeli olsunlar diye Allah onlara tevbe nasip etti. Allah hakikaten tevvab, rahim! 

119 Ey iman edenler! Allah indinde takvanızı takının ve sadıklarla beraber olun! 

120 Medinelilere ve etraflarındaki bedevilere ‘seferde’ Allah Resulünden geri kalmaları ve kendi canlarını onun canından fazla gözetmeleri yakışmaz. Çünkü Allah yolunda susuzluk, yorgunluk, açlık çekmeleri, kafirleri kızdıracak bir yere ayak basmaları, düşmana karşı zafer kazanmaları karşılığında onlara mutlaka sevap yazılır. Allah güzel davrananların emeklerini zayi etmez. 

121 Küçük olsun büyük olsun ne zaman bir yardımda bulunsalar, bir yol yürüseler onlara sevap yazılır. Allah onları amellerinin daha güzeliyle ödüllendirecek. 

122 Bununla beraber, müminlerin hepsi birden cihada gitmemeli. Her topluluktan bazı kimseler geride kalmalı, dini daha derinden kavramaya çalışmalı, savaştan dönen kardeşlerini uyarmalılar. 

123 Ey iman edenler! Kafirlerden yakınınızda olanlarla savaşın, sizde bir katılık görsünler. Allah muttakilerle beraberdir! 

124 Ne zaman bir sure indirilse, onlardan biri çıkar “Bu hanginizin imanını artırdı?” der. Evet, iman edenlerin imanını artırmıştır da onlar sevinmişlerdir! 

125 Kalplerinde maraz bulunanların ise inkarlarına inkar katmıştır da kafir olarak ölüp gitmişlerdir! 

126 Yılda bazen bir, bazen iki kez belalarla sınandıklarını görmüyorlar mı bunlar? Sonra da ne tevbe ediyorlar ne de ibret alıyorlar! 

127 Bir sure indirilince “Bir gören var mı?” dercesine birbirlerine bakar, sonra da sıvışıp giderler. Fıkhetmeyen ‘hakikati anlamayan’ bir güruh oldukları için Allah onların kalplerini çevirdi. 

128 Şanım hakkı için, size kendinizden bir resul geldi. Zorluklara düşmeniz onun izzetine dokunuyor. Size pek düşkün, müminlere acıyor, merhamet ediyor. 

129 Eğer onlar senden yüz çevirirlerse de ki: “Allah bana kafidir! Ondan başka ilah yoktur! Ben ona tevekkül ettim. Allah azim arşın Rabbidir!” 







10. YUNUS SURESİ


Bismillahirrahmanirrahim.

001 Elif, lam, ra. İşte bunlar o hikmetli kitabın ayetleridir! 

002 İçlerinden bir adama “İnsanları uyar ve iman edenlere Rableri katında yüksek rütbeler bulunduğunu müjdele” diye vahyedişimiz şaşılacak bir şey mi oldu da kafirler “Belli ki bu bir sihirbaz!” dediler. 

003 Allah sizin yegane Rabbinizdir. Gökleri ve yeri altı günde ‘safhada’ yarattı. Sonra ‘en yüce egemenlik makamı olan’ arşa istiva etti ‘isimleriyle yöneldi, onda hükümranlık kurdu’. Her işi idare ediyor. İzni olmadan kimse şefaat edemez. Rabbiniz Allah budur! Öyleyse sadece ona ibadet edin! Siz hiç düşünmez misiniz? 

004 Allah hakikaten söz verdi, hepiniz ona döneceksiniz. İlkin yaratıyor, sonra bir kez daha yaratacak, iman edip salih ameller işleyenlere adilane mükafat vermek üzere. Kafirlere ise küfürleri sebebiyle kaynar su ve elim bir azap var! 

005 Güneşi ışıklı, ayı nurlu yapan odur. Yılların sayısını ve zamanı bilesiniz diye aya menziller takdir etti. Hepsini hak üzere ‘nice hikmetler gözeterek’ yarattı. Bilmek isteyen kimselere ayetlerini tafsil ediyor ‘iyice açıklıyor’. 

006 Geceyle gündüzün ihtilafında ‘aykırı nitelikleriyle birbirini izleyişinde’, Allah’ın göklerde ve yerde yarattıklarında takva sahibi kimseler için ayetler var. 

007 Kimi insanlar huzurumuza çıkacaklarını ummaz, dünya hayatını yeterli bulup onunla tatmin olurlar ve ayetlerimizden gafildirler. 

008 Kazanımları yüzünden onların varacakları yer ateş olacak! 

009 İman edip güzel işler yapanlara gelince, imanları sebebiyle Rableri onları içlerinde akarsular çağlayan, nimetlerle dolu cennetlere koyacak. 

010 Orada “Sen sübhansın Allahım!” dualarıdır. “Selam!” esenlik dilekleridir. “Hamd alemlerin Rabbi Allah içindir!” dualarının sonudur. 

011 Allah, hayrı acele isteyen insanlara şerri de acele verseydi, ecelleri gelmiş olurdu. Fakat bizimle karşılaşmayı ummayanları bırakırız, azgınlıkları içinde debelenir dururlar. 

012 İnsan dara düşünce, yatarken, otururken, ayaktayken bize yalvarır da yalvarır. Lütfedip dardan kurtardık mı, hiç dara düşmemiş de bize yalvarmamış gibi geçer gider. İşte müsriflere ‘haddini bilmezlere’ amelleri böyle süslendi. 

013 Andolsun, kendilerine resulleri ayetler ve mucizelerle geldikleri halde, zalimlik ettikleri ve iman edecek de olmadıkları için, sizden önce nice nesilleri helak ettik. İşte mücrim kavimleri biz böyle cezalandırırız! 

014 Sonra onların ardı sıra, neler yapacağınızı görelim diye, sizi arza halifeler yaptık. 

015 Bizimle karşılaşmayı ummayanlar, kendilerine parlak ayetlerimiz okununca “Ya başka bir Kurán getir ya da bunu değiştir” dediler. De ki: “Benim onu kendi kararımla değiştirmem olacak şey değil. Ben ancak bana vahyolunana tabi olurum. Rabbime isyan edersem, şüphesiz büyük günün azabından korkarım. 

016 De ki: “Allah dilemiş olsaydı onu size okumazdım, o da onu hiç bildirmemiş olurdu. Ben bundan önce bir ömür aranızda yaşadım ‘okuryazar olmadığımı bilirsiniz, üstelik bana güvenir, emin derdiniz’. Hala akletmeyecek misiniz?” 

017 Allah adına yalan uyduran veya onun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kim var! Mücrimler asla felaha eremezler! 

018 Allah’ı bırakıyorlar da kendilerine fayda ya da zarar veremeyecek şeylere tapıyorlar! “Bunlar Allah katında şefaatçilerimiz” diyorlar. De ki: “Allah göklerde ve yerde olan bir şeyi bilemiyor da siz mi haber vereceksiniz?” Sübhandır o, münezzeh ve yücedir onların şirkinden! 

019 İnsanlar bir tek ümmetti, sonra ayrı ayrı oldular. Rabbin ezelde bir söz vermemiş olsaydı ayrışmaları hakkında aralarında hüküm verilmiş olurdu. 

020 “Rabbinden ona bir ayet ‘mucize’ indirilse ya!” diyorlar. De ki: “Gaybı yalnız Allah bilir. Bekleyin, ben de sizinle beraber bekliyorum.” 

021 İnsanlara dokunan bir sıkıntıdan sonra bir rahmet tattırdık mı ayetlerimize karşı hemen bir mekir ‘bir plan’ kurarlar! De ki: “Allah’ın mekri daha çabuktur!” Melek elçilerimiz mekirlerinizi elbette yazıyorlar! 

022 Odur sizi karada ve denizde gezdiren. Hoş bir rüzgarla akıp giden bir gemidesinizdir, yolcular neşe içinde keyif sürerlerken aniden bir fırtına kopar, her yandan dalgalar saldırır, kuşatıldıklarını sanırlar. Dini ona has kılarak ‘ihlasla’ Allah’a dua ederler. “Yemin ederiz bizi bundan kurtarırsan şükreden kullar oluruz!” derler. 

023 Kurtarır kurtarmaz yeryüzünde haksız yere taşkınlık etmeye başlarlar. Ey insanlar! Taşkınlık etmeniz sizin aleyhinize. Yalnız dünya hayatının menfaatini elde edersiniz. Sonra bize dönersiniz. Biz de size yapıp ettiklerinizi haber veririz! 

024 Dünya hayatının misali bir sudur ki, onu semadan indiririz, insanların ve hayvanların yedikleri bitkiler onunla sulanınca gelişip sarmaş dolaş olur, nihayet yeryüzü süslenip bezenir. İnsanların bunlara gerçekten sahip olduklarını sandıkları sırada, geceleyin veya gündüzleyin azap emrimiz geliverir, bütün yeşillikleri kökünden kurutur, sanki dün orada hiçbir şenlik yokmuş gibi olur. Düşünecek kimseler için ayetlerimizi işte böyle tafsil ediyoruz! 

025 Allah esenlik yurduna davet eder ve dilediğini ‘layık olanı’ hidayete erdirir. 

026 Güzel davrananlara daha güzel karşılık verilir, hatta bir de ziyade vardır. Yüzlerini ne karanlık bürür ne de zillet. Bunlar cennet ehlidir, ona girer, hep orada kalırlar. 

027 Kötülük işleyenlere misliyle ‘kötülükleri kadar’ ceza verilir. Yüzlerini zillet kaplar. Onları Allah’a karşı koruyacak kimse yoktur. Yüzleri sanki karanlık geceden bir yamayla kaplıdır. Bunlar ateşe girer, temelli orada kalırlar! 

028 O gün onların hepsini toplar bir araya getiririz. Müşriklere “Uydurma ilahlarınız ve siz, geçin yerlerinize!” der, aralarını ayırırız. Şerikleri der ki: “Siz aslında bize ibadet etmiyordunuz. 

029 Sizinle bizim aramızda şahit olarak Allah yeter. Sizin bize ibadetinizden habersizdik.”

030 Orada herkes mazide yapıp ettiklerini karşısında bulur. Böylece onlar, Allah katına, hak mevlalarının huzuruna götürülmüş olurlar. Uydurdukları şeyler onları bırakıp kayıplara karışırlar.

031 De ki: “Kimdir size gökten ve yerden rızık veren? Kim hükmediyor gözlerinize ve kulaklarınıza? Kimdir ölüden diri, diriden ölü çıkaran? Kim idare ediyor bütün işleri?” Derhal derler ki: “Allah!” De ki: “Takvanızı takınmayacak mısınız?”

032 İşte hak Rabbiniz Allah odur! Hakkın ötesinde sapıklıktan başka ne var? Peki, nasıl oluyor da ‘imandan küfre, tevhidden şirke’ çevriliyorsunuz? 

033 İşte böylece Rabbinin onlar hakkındaki “Fasıklar asla iman etmezler!” sözü gerçekleşmiş oldu. 

034 De ki: “İlahlık payesi verdikleriniz arasında ilkin yaratan, sonra yeniden yaratacak olan var mı?” De ki: “Allah ilkin yaratır, sonra onu bir kez daha yaratır. Peki, nasıl oluyor da çevriliyorsunuz?” 

035 De ki: “Uydurma ilahlarınız arasında hakka eriştiren var mı?” De ki: “Halbuki Allah hakka eriştirir. Peki, uyulmaya layık olan hangisi? Hakka eriştiren mi, yoksa yol gösterilmedikçe yolunu bulamayan mı? Ne oluyor size, ne biçim hüküm veriyorsunuz!”

036 Onların ekserisi ancak zanna uyar. Halbuki zan asla hakikatin yerini tutmaz. Allah onların yapmakta olduklarını en iyi bilendir! 

037 Bu Kurán Allah kelamıdır, onun berisinde hiç kimse tarafından uydurulamaz! Lakin önündekilerin ‘kendinden önceki vahiylerin’ tasdiki ve kitabın tafsilidir. Hiç şüphesiz alemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.

038 Yoksa onu uydurdu mu diyorlar? De ki: “Sadıksanız, Allah haricinde kimi davet edebilecekseniz edin de onun dengi bir sure getirin!” 

039 Bunlar, ilmini ihata edemedikleri, tevili ‘yorumu’ kendilerine gelmemiş bir şeyi yalanladılar. Bunlardan öncekiler de böyle yalanlamışlardı. Zalimlerin sonu nasıl oldu, gör! 

040 İçlerinden ona iman edecek de var, etmeyecek de. Rabbin o müfsitleri en iyi bilendir! 

041 Seni yalanlarlarsa de ki: “Benim amelim bana, sizin ameliniz size. Siz benim amelimden ıraksınız, ben de sizin amelinizden ırağım.” 

042 Onlardan seni dinleyenler de var. Fakat akıl erdiremeyen sağırlara sen mi işittireceksin? 

043 Onlardan sana bakanlar da var, fakat göremeyen körlere sen mi hidayet edeceksin? 

044 Allah insanlara asla zulmetmez, lakin insanlar nefislerine zulmederler. 

045 ‘Allah’ onları toplayıp bir araya getirir, birbirleriyle tanışırlar. Dünyada bir günün bir saati kadar kaldıklarını sanırlar. Allah katında buluşmayı yalanlayanlar hüsrana uğrarlar, çünkü hidayete erememişlerdi.

046 Onlara vadettiğimizin bir kısmını sana gösteririz veya seni aralarından alırız, ‘her iki halde de’ dönüşleri bize olacak. Allah onların yapıp ettiklerine şahit! 

047 Her ümmet için bir resul vardır. Resulleri gelince ‘sınama başlar, kimi inanır, kimi inanmaz, mahşer günü’ aralarında tam bir adaletle hüküm verilir, onlara asla haksızlık edilmez. 

048 “Bu vaat ‘helak, kıyamet’ ne zaman, sadıksanız?” diyorlar.

049 De ki: “Ben kendi kendime ne zarar verebilirim ne de fayda, Allah dilerse o başka. Her ümmet için bir ecel vardır. Ecelleri geldi mi ne bir an geri kalırlar ne de öne geçebilirler. 

050 De ki: “Ya onun azabı size geceleyin veya gündüzleyin gelirse?” Mücrimler hangisini acele isterler acaba? 

051 Bela tepenize indikten sonra mı iman edeceksiniz ona? Şimdi mi? Geçmiş ola! Hani acele istiyordunuz ya! 

052 Sonra o zalimlere “Tadın ebedi azabı! Siz sadece kazanımlarınızın cezasını çekiyorsunuz!” diye seslenilir. 

053 “Gerçek mi o?” diye sana soruyorlar. De ki: “Evet, Rabbime yemin ederim gerçek! Siz ona mani olamazsınız!” 

054 Zulmeden kimse, yeryüzündeki her şeye sahip olsa, azaptan kurtulmak için hepsini feda ederdi. Azabı gördükleri zaman pişmanlıktan içleri yanar. Fakat aralarında adalet üzere hüküm verilir, onlara asla zulmedilmez. 

055 Uyan! Göklerde ne var, yerde ne varsa Allah’ın! Uyan! Allah bir söz verdi, mutlaka yerine getirecek! Fakat onların ekserisi bilmez. 

056 O hem hayat verir hem de öldürür ve ‘nihayet’ onun huzuruna döndürüleceksiniz! 

057 Ey insanlar! Rabbinizden size bir öğüt, gönüller derdine bir şifa, müminler için bir hidayet ve bir rahmet geldi.

058 De ki: “Sevinin Rabbinizin nimeti ve rahmetiyle! Bu onların toplayıp durduklarından daha hayırlı.” 

059 De ki: “Allah size nice rızıklar indirdi de siz niçin onların bir kısmını haram, bir kısmını helal kıldınız?” De ki: “Bunu yapmanız için Allah mı size izin verdi yoksa ona iftira mı ediyorsunuz?”

060 Allah adına yalan uyduranlar ne sanıyorlar kıyamet gününü! Allah’ın insanlara olan fazlı ‘lütfu’ pek büyük ama ekserisi şükretmez!

061 Ne halde olursan ol, bu kitaptan ne okursan oku ve ne yaparsanız yapın, siz ona dalıp gitmişken, biz sizin amellerinize şahidiz. Yerde ya da gökte, gözle görülemeyecek kadar küçük de olsa, hiçbir şey Rabbinden gizli kalmaz. İster ondan daha ufak, ister daha büyük olsun, hepsi mübin bir kitapta ‘kudret defterinde’ yazılıdır. 

062 Uyan! Allah evliyasına ‘velilerine’ korku yoktur, onlar mahzun da olmazlar! 

063 Onlar iman etmiş ve takvaya ermiş kimselerdir. 

064 Dünya hayatında da, ahirette de müjde onlaradır. Allah’ın kelimelerinde tebdil olmaz ‘ne söz vermişse yerine getirilir’. İşte budur büyük kurtuluş! 

065 Ötekilerin sözleri seni üzmesin. Zira bütün izzet ‘üstünlük’ Allah’ındır. O semidir, alimdir! 

066 Uyan! Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Allah’ın! Allah’tan başkasına yalvaranlar aslında şeriklere uymuyorlar, ancak zanna uyuyor ve sadece yalan söylüyorlar. 

067 İçinde dinlenesiniz diye geceyi yaratan, görebilesiniz diye gündüzü aydınlatan odur. Dinleyen kimseler için elbet bunda ayetler var. 

068 “Allah çocuk edindi” dediler. Haşa! Sübhandır o, ganidir! Göklerde ve yerde ne varsa onun! Bu hususta elinizde hiçbir delil yok. Allah hakkında bilemeyeceğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz? 

069 De ki: “Allah adına yalan uyduranlar ‘yalanlarını ona isnat edenler’ asla felaha eremezler!” 

070 Dünyada kısa bir keyif sürer, sonra bize dönerler. Biz de onlara kafirlik ettikleri için azabı tattırırız! 

071 Onlara Nuh’un haberini oku ‘anlat’. Bir zamanlar kavmine demişti ki: “Ey kavmim! Benim konumum ve Allah'ın ayetlerini hatırlatmam size ağır geliyorsa ‘bilin ki’ ben Allah’a tevekkül etmişim. Ne yapacaksanız şeriklerinizle birlikte karar verin. Bu işiniz içinize dert olmasın, yapın bana ne yapacaksanız, süre de vermeyin! 

072 Yüz çevirirseniz, ben sizden bir ecir istemedim ya! Benim ecrimi Allah verecek. Bana müslim olmam emredildi.”

073 Yine de onu yalanladılar. Biz de onu ve yanı sıra gemiye binenleri kurtardık, onları halifeler yaptık. ayetlerimizi yalanlayanları ise suda boğduk. Bak, nasıl oldu uyarılanların sonu!

074 Sonra onun ardı sıra nice resulleri kavimlerine gönderdik. Bunlar onlara parlak deliller getirdiler. Fakat önceden yalanladıkları şeye iman edecek değillerdi. Biz haddi aşanların kalplerini işte böyle mühürleriz! 

075 Musa ve Harun’u da ayetlerimizle Firavun’a ve onun melesine ‘ulularına, elitlerine’ göndermiştik. Fakat onlar kibirlendiler ve mücrim bir kavim ‘suçlu bir güruh’ oldular. 

076 Tarafımızdan kendilerine hak gelince “Doğrusu bu açık bir sihir!” dediler. 

077 Musa “Size gelen hakka nasıl dil uzatırsınız! Bu mudur sihir! Sihirbazlar asla iflah olmazlar!” dedi. 

078 Dediler ki: “Bizi atalarımızın izinden çeviresiniz de burada siz ikiniz söz sahibi olasınız ‘idareyi ele alasınız’ diye mi geldiniz! Size asla inanmayız!” 

079 Firavun “Usta sihirbazların hepsini toplayıp huzuruma getirin!” dedi. 

080 Sihirbazlar geldiler. Musa onlara “Haydi atın ne atacaksanız!” dedi. 

081 ‘Sihir aletlerini’ attılar. Musa dedi ki: “Sizin hüneriniz sihirdir. Allah onu iptal edecek, çünkü Allah ifsat edenlerin amelini ıslah etmez!

082 Allah sözleriyle hakkı ortaya koyacak, velev mücrimler hoşlanmasalar da.” 

083 Kavminden bir zürriyet ‘bir grup genç’ hariç, Musa’ya iman eden olmadı. İnsanlar, Firavun ve takımının fitnesinden ‘belasından’ korkuyorlardı. Firavun o yerde gayet ulu idi ve müsriflerdendi ‘haddini bilmezlerdendi’. 

084 Musa “Ey kavmim!” dedi, “Siz hakikaten Allah’a iman etmiş ve teslim olmuş kimselerseniz sadece ona tevekkül edin.” 

085 Dediler: “Evet, biz Allah’a te­­vekkül ettik. Rabbimiz! Bizi o zalim kavmin fitnesine düşürme! 

086 Ve bizi rahmetinle o kafir kavimden kurtar!” 

087 Musa ve kardeşine “Şehirde kavminize evler hazırlayın, evlerinizi mescid yapın ve özenle namaz kılın. Müminlere müjde ver!” diye vahyettik. 

088 Musa “Rabbimiz!” dedi, “Firavun ve elitlerine dünya hayatında ziynet ve mallar verdin. Rabbimiz! İnsanları senin yolundan saptırsınlar diye mi? Rabbimiz! Mallarına telef ver, kalplerini şiddetle sık, çünkü onlar elim azabı görmedikçe iman etmezler!” 

089 “İkinizin duasına da icabet edildi. Siz istikamet üzere yürümenize bakın ve sakın o cahiller yoluna uymayın!” 

090 Beni İsrail’i denizden geçirdik. Firavun ve askerleri, zulmetmek ve saldırmak üzere peşlerine düştüler. Deniz kendisini boğarken ‘Firavun’ dedi ki: “Şüphesiz iman ediyorum! Beni İsrail’in inandığından başka ilah yok! Ben müslimlerdenim!” 

091 Şimdi mi? Halbuki sen daha önce isyan etmiş ve müfsitlerden olmuştun! 

092 Senden sonrakilere ibret dersi olman için bugün senin bedenine necat ‘kurtuluş’ vereceğiz ‘çürümeyecek’. Şüphesiz, insanların ekserisi ayetlerimizden gafildir ‘bakmaz, düşünmez, ibret almazlar’! 

093 Beni İsrail’i güzel bir diyara yerleştirdik. Temiz rızıklar verdik. Kendilerine ilim ‘Tevrat’ gelene dek ihtilafa düşmediler. Rabbin ihtilaf ettikleri hususlarda kıyamet günü hükmünü verecek! 

094 Sana indirdiklerimiz hakkında bir kuşkun olursa senden önce kitap okuyanlara sor. Andolsun, Rabbinden sana hak geldi! Sakın şüphe edenlerden olma!

095 Sakın Allah'ın ayetlerini yalanlayanlardan da olma, aksi takdirde hüsrana düşersin! 

096 Haklarında Rabbinin azap kararı kesinleşmiş olanlar asla iman etmezler. 

097 Kendilerine her türlü ayet de gelse elim azabı görmedikleri sürece inanmazlar. 

098 Azabı görünce iman etmiş de imanı kendisine fayda vermiş bir kavim yoktur. Yunus kavmi bir istisnadır. Bunlar azabı görünce iman etmişlerdi de biz dünya hayatındaki rezil edici azabı üzerlerinden kaldırmış, onları bir süre daha faydalandırmıştık.

099 Rabbin dileseydi yerdekilerin hepsi iman ederdi. Mümin olsunlar diye insanları sen mi zorlayacaksın? 

100 Allah izin vermezse kimse iman edemez. Hem, akıllarını ‘hakkı anlamak için’ kullanmayanları pislik içinde bırakır. 

101 De ki: “Bir bakın şu göklerde ve yerde yaratılanlara!” Heyhat! İman etmek istemeyene ne ayetlerin faydası olur ne de uyarıların! 

102 Bunlar kendilerinden öncekilerin yaşadıkları ‘kara’ günlerin bir benzerini mi bekliyorlar? De ki: “Bekleyin, ben de sizinle beraber bekliyorum!” 

103 Sonra ‘helak emrimiz gelince’ resullerimizi ve iman edenleri kurtarırız, çünkü müminleri kurtarmayı uhdemize almışızdır. 

104 De ki: “Ey insanlar! Dinim hususunda bir şüpheniz varsa ‘bilin ki’ ben sizin Allah haricinde ibadet ettiklerinize asla ibadet etmem! Ben ancak sizi vefat ettirecek olan Allah’a ibadet ederim. Bana emredilen şudur: Müminlerden ol! 

105 Batıldan sıyrılıp hakka yönelerek yüzünü tevhid dinine çevir ve sakın müşriklerden olma! 

106 Hem, Allah’ı bırakıp da sana fayda veya zarar veremeyen şeylere yalvarma, aksi takdirde zalimlerden olursun!”

107 Allah sana bir zarar dokundurursa, onu ondan başka kimse gideremez. Senin için bir hayır dilerse, onun fazlına kimse mani olamaz, onu kullarından dilediğine iletir. Allah gafurdur, rahimdir! 

108 De ki: “Ey insanlar! Rabbinizden size hak geldi. Hidayete eren kendisi için erer, dalalete sapan kendi zararına sapar. Ben sizin üzerinize vekil değilim.” 

109 Sana vahyolunana tabi ol ve Allah hükmünü verene dek sabret. Hüküm verenlerin en hayırlısı odur! 






11. HuD SURESİ


Bismillahirrahmanirrahim.

001 Elif, lam, ra. Hakim, habir tarafından, ayetleri tahkim edilmiş, sonra da tafsil edilmiş bir kitap! 

002 Allah haricinde kimseye ibadet etmemeniz için. “Ben size onun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeciyim. 

003 “Rabbinizden mağfiret dileyin ve ona tevbe edin ki sizi belli bir zamana kadar güzelce yaşatsın, fazlasını yapana ecrini versin. Yüz çevirirseniz, korkarım büyük günün azabı size de gelir! 

004 “Hepiniz Allah katına döneceksiniz. O ise her şeye kádir!” 

005 Dikkat edin, onlar kendilerini ondan gizlemek için sinelerini bükerler ‘ikiyüzlülük ederler, sinsice davranırlar’. Dikkat edin, giysilerine de bürünseler Allah onların gizlediklerini de bilir açıkladıklarını da, çünkü o sinelerin özünü bilendir! 

006 Yerde kımıldayan her canlının rızkını Allah verir. Her birinin duracak yerini de bilir, geçici yerini de. Bunlar mübin bir kitapta ‘kainat kitabında’ yazılıdır. 

007 Hanginiz daha güzel işler yapacak diye sizi sınamak üzere gökleri ve yeri altı günde ‘safhada’ yaratan odur. Bir zamanlar arşı su üstündeydi ‘esmasını su gibi akışkan bir maddeye tecelli ettiriyordu’. İnsanlara “Siz ölümünüzden sonra diriltileceksiniz” desen, kafirler “Bu besbelli bir sihirden başka bir şey değil!” derler. 

008 Eğer onlardan azabı sayılı bir ecele dek ertelesek “Niye gelmedi acaba, onu tutan ne?” derler. Bilin ki o azap bir gün gelirse geri çevrilmez, alay edip durdukları şey kendilerini kuşatıverir! 

009 İnsana tarafımızdan bir rahmet tattırır, sonra geri alırsak, ümidini keser, bize karşı bir nankör kesilir. 

010 Kendisine dokunan bir zarardan sonra bir nimet tattırırsak “Benden bütün kötülükler gitti!” der, şımarıp övünür. 

011 Sabreden ve salih ameller işleyenler müstesna. Onlar için bir mağfiret ‘günahlarından arınma’ ve büyük bir ecir var. 

012 “Kendisine bir hazine indirilseydi ya! Yanında onu tasdik edecek bir melek bulunsaydı ya!” demeleri yüzünden belki kalbin daralacak da sana gönderilen vahyin bir kısmını terk edeceksin. Sen sadece bir uyarıcısın! Allah ise her şeye vekil! 

013 Yoksa “Onu kendisi uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Sadıksanız haydi onun sureleri ayarında on sure de siz uydurup getirin! Allah haricinde davet edebileceklerinizi de ‘yardıma’ çağırın. 

014 “Eğer onlar size karşılık veremiyorlarsa bilin ki o Allah’ın ilmiyle indirilmiştir. Hem, ondan başka ilah yoktur. Nasıl, artık müslim misiniz?” 

015 Dünya hayatını ve süsünü isteyenlere amellerinin karşılığını orada ‘dünyada’ veririz, bir kısıntı da yapmayız. 

016 Fakat ahirette ateşten başka payları olmaz. Bütün sanatları ‘burada özene bezene yaptıkları’ orada ‘ahirette’ boşa gitmiş, amelleri hep batıl olmuştur. 

017 Sadece dünya hayatına talip olanla Rabbinden bir delil üzerinde bulunan bir olur mu hiç? Bu ‘Kurán’ öyle bir delil ki, onu Allah tarafından gönderilen bir şahit okuyor. Bundan önce de bir rehber ve rahmet olan Musa’nın kitabı vardı. Müminlerin iman ettikleri işte budur. Hiziplerden hangisi ona kafirlik ederse onun dönüp varacağı yer ateş olur! Çünkü bu, Rabbinden gelen hak kitaptır, lakin insanların ekserisi iman etmez. 

018 Allah adına yalan uydurandan daha zalim kim olabilir? Bunlar ‘mahşerde yargılanmak üzere’ Rablerine sunulacaklar. Şahitlik edenler “Rableri hakkında yalan uyduranlar işte şunlar!” diyecekler. Dikkat edin, Allah’ın laneti o zalimlerin üzerine! 

019 Onlar Allah yolundan meneder, onu eğri göstermeye çalışır ve ahireti inkar ederler. 

020 İşte onlar ‘göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısını’ yeryüzünde aciz bırakamazlar! Allah haricinde velileri de yoktur. Azapları kat kat artırılacaktır, çünkü onlar ‘hakikati’ işitmeye dayanamadıkları gibi göremiyorlardı da. 

021 İşte onlar kendilerini hüsrana düşürdüler. Uydurdukları şeyler de kendilerinden yitip gitti. 

022 Hiç şüphesiz ahirette en ziyade hüsrana düşecek olanlar da bunlardır. 

023 İman edip güzel işler yapan ve Rablerine gönülden itaat edenler ise cennet ehlidirler, ona girer, hep orada kalırlar. 

024 Bu iki güruhun misali, bir yanda kör ve sağır, öbür yanda gören ve işiten. İkisi müsavi olur mu? Düşünüp ibret almayacak mısınız? 

025 Andolsun, bir zamanlar Nuh’u kavmine resul göndermiştik. Dedi ki: “Ey kavmim! Ben sizin için mübin bir nezirim ‘apaçık bir uyarıcıyım’. 

026 Allah haricinde hiçbir şeye ibadet etmeyin. Korkarım elim bir günün azabı size de gelir.” 

027 Bunun üzerine kavminin kafir elitleri dediler: “Sen de bizim gibi insansın. Bakıyoruz da sana uyanlar hep ayaktakımı. Hem, bizden üstün bir tarafınızı göremiyoruz. Biz sizin yalancı olduğunuzu zannediyoruz!” 

028 Nuh “Ey kavmim!” dedi, “Ya ben Rabbimden kesin bir delil üzerindeysem, ya size gizli tutulan bir rahmet bana verilmişse ve siz ona körlük etmişseniz, ne dersiniz, siz onu istemezken onu kabul etmeniz için sizi zorlamalı mıyız? 

029 Ey kavmim! Buna mukabil ben sizden bir mal istemiyorum. Ecrimi Allah verecek. İman edenleri reddedecek değilim. Elbet onlar Rablerine kavuşacaklar. Fakat ben sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum.

030 Ey kavmim! Onları ‘fakir müminleri’ reddedersem Allah huzurunda bana kim yardım edecek? Siz hiç düşünmez misiniz? 

031 Ben size ‘Allah’ın hazineleri yanımdadır’ demiyorum. Ben gaybı da bilmem. ‘Ben bir meleğim’ de demiyorum. Hor gördüğünüz kimseler hakkında ‘Allah onlara bir hayır vermez’ diyemem. İçlerinde olanı en iyi Allah bilir. Eğer onları reddedersem zalimlerden olurum.” 

032 “Ey Nuh!” dediler, “Bizimle mücadele ettin ve mücadelende epey ileri gittin. Sadıksan getirsene şu bize vadettiğini!” 

033 Dedi ki: “Allah dilerse onu size getirir ve siz ona asla mani olamazsınız!

034 Allah sizi helake sürüklemek istiyorsa nasihatimin size bir faydası olmaz. Rabbiniz odur! Nihayet ona döndürüleceksiniz.” 

035 Yoksa “Onu kendisi uydurdu” mu diyorlar. De ki: “Uydurduysam günahı bana. Fakat sizin günahlarınızdan yana temizim!” 

036 Nuh’a şu vahyolundu: “Kavminden, inanmış olanlardan başka iman eden olmayacak. Onların yaptıkları yüzünden tasa etme. 

037 Gözetimimiz altında ve vahyimize uyarak bir gemi yap. Hem o zulmedenler hakkında ‘onları kurtarmak için’ bana hitap etme, çünkü onlar boğulacaklar.”

038 Nuh gemiyi yapmaya koyuldu. Kavminin ileri gelenleri yanından geçerlerken onunla alay ediyorlardı. Onlara dedi ki: “Bizimle alay ediyorsunuz öyle mi? İyi bilin ki, şimdi siz bizimle nasıl alay ediyorsanız ileride biz de sizinle öyle alay edeceğiz! 

039 Rezil edici azap kime gelecek, dinmez azap kimin tepesine inecek, yakında bileceksiniz!” 

040 Emrimiz gelip de tennur feveran edince ‘işler kızışınca’ “Yükle her birinden ‘gerekli canlılardan’ ikişer eşi! Bindir azap hükmü verilenler dışındaki aileni ve iman edenleri!” dedik. Zaten onunla birlikte pek azı iman etmişti. 

041 ‘Nuh’ dedi ki: “Binin Allah adına yüzen ve Allah adına duran şu gemiye! Şüphesiz Rabbim gafurdur, rahimdir.” 

042 Gemi onlarla birlikte dağlar gibi dalgalar arasında hareket etti. Nuh, ayrı bir yerde duran oğluna “Yavrum! Bizimle birlikte sen de bin, kafirlerin yanında yer alma!” diye seslendi. 

043 ‘Oğlu’ “Bir dağa sığınırım, o beni sudan korur!” dedi. ‘Nuh’ “Allah öyle bir emir verdi ki kendisine rahmet edilenden başkasına kurtuluş yok!” dedi. Derken, aralarına bir dalga girdi, öbürleriyle birlikte o da boğuldu.

044 Sonunda “Ey yer, suyunu yut! Ey gök, yağmurunu tut!” emri verildi. Sular çekildi, iş bitirildi. Gemi Cudi üzerine oturdu. “Defolsun zalimler güruhu!” denildi. 

045 Nuh, Rabbine “Ey Rabbim! Oğlum ailemdendi. Senin sözün haktır. Sen hakimler hakimisin!” diye nida etti. 

046 Buyurdu: “Ey Nuh! Bil ki o senin ailenden sayılmaz, çünkü o salih olmayan bir amel işledi. Bilmediğin şeyi benden isteme. Sana cahillerden olmamanı tavsiye ederim.” 

047 Dedi: “Rabbim! Bilmediğim şeyi senden istemekten sana sığınırım! Sen bana mağfiret buyurmaz, rahmet etmezsen sonum hüsran olur.” 

048 Buyurdu ki: “Ey Nuh! Sana ve yanındaki ümmetlere bizden selam ve bereketlerle in. Bundan sonra da nice ümmetler olacak. Onları da nimetlerimizden faydalandırırız. Sonra da ‘kafirlik ederlerse’ bizden kendilerine elem verici bir azap dokunur.”

049 Sana anlattıklarımız gaybın haberlerindendir. Bunları daha önce ne sen bilirdin ne de kavmin bilirdi. Sabret! Şüphesiz, akıbet takva sahiplerinindir! 

050 ad kavmine de kardeşleri Hud’u ‘gönderdik’. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a ibadet edin, sizin ondan başka ilahınız yok, öbürlerini kendiniz uyduruyorsunuz. 

051 Ey kavmim! Buna mukabil sizden bir ecir istemiyorum. Benim ecrimi beni yaratan verecek. Buna akıl erdiremiyor musunuz?

052 Ey kavmim! Rabbinizden mağfiret dileyin, sonra da ona tevbe edin ki size semayı oluk oluk akıtsın, kuvvetinize kuvvet katsın. Birer mücrim olup yüz çevirmeyin!”

053 “Ey Hud!” dediler, “Sen bize kesin bir delil getirmedin. Sen söylüyorsun diye ilahlarımızı bırakıp da sana inanacak değiliz ya!

054 İlahlarımızdan biri seni fena çarpmış, demekten başka söyleyecek sözümüz yok.” Dedi ki: “Allah şahidimdir, siz de şahit olun, ben sizin şirkinizden beriyim! 

055 Ondan başka ilah yok! Haydi hep birlikte bana tuzak kurun, hiç de ertelemeyin! 

056 Rabbim ve Rabbiniz Allah vekilimdir. Kımıldayan her canlının dizginini o tutar! Hiç şüphesiz Rabbim müstakim yoldadır ‘hep adildir, ne haksızlık eder ne de hata’. 

057 Benimle gönderileni size bildirdim. Rabbim dilerse sizin yerinize başka bir kavim getirir. Siz ona hiçbir zarar veremezsiniz. Rabbim her şeye hafizdir ‘hepsini korur, gözetir’.” 

058 ‘Helak’ emrimiz gelince Hud’u ve onunla birlikte iman edenleri tarafımızdan bir rahmetle felaha erdirdik ve fena bir azaptan kurtardık. 

059 İşte ad! Rablerinin ayetlerini bile bile inkar ettiler. Resullerine asi oldular da inatçı her zorbanın emrine girdiler. 

060 Lanet hem dünyada hem de kıyamet gününde üzerlerinde olacak. Dikkat et! Rabbini inkar etti ad. Dikkat et! Helak oldu Hud’un kavmi ad! 

061 Semud kavmine de kardeşleri Salih’i ‘gönderdik’. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a ibadet edin. Sizin ondan başka ilahınız yok. Sizi topraktan yaratan ve yeryüzünde yaşatan odur. Ondan mağfiret dileyin, sonra da ona tevbe edin. Rabbim karibdir, mucibdir.” 

062 “Ey Salih!” dediler, “Bundan önce sen aramızda kendisinden ümit beslenen biriydin. Şimdi bizi atalarımızın taptıklarından menetmek mi istiyorsun? Doğrusu, davet ettiğin mesele hakkında derin bir şüphemiz var.” 

063 “Ey kavmim!” dedi, “Ya ben Rabbimden gelen kesin bir delil üzerindeysem, ya o bana katından bir rahmet vermişse, söyler misiniz, ben ona isyan edersem Allah katında bana kim siper olacak? Siz benim ancak hüsranımı artırırsınız! 

064 Ey kavmim! İşte şu dişi deve Allah tarafından size bir ayet ‘mucize, alamet’. Bırakın Allah’ın arzında otlasın. Ona fena bir niyetle dokunmayın, sonra yakın bir azap tepenize biniverir.” 

065 Fakat deveyi kestiler. Bunun üzerine dedi ki: “Yerinizde ancak üç gün kalabilirsiniz! İşte size yalan olmayan bir söz!” 

066 ‘Helak’ emrimiz gelince, Salih’i ve yanı sıra iman edenleri tarafımızdan bir rahmetle ‘azaptan’ ve o günün zilletinden kurtardık. Rabbin şüphesiz kavidir, azizdir!

067 Sayha ‘felaketin dehşetli gürültüsü’ zalimleri yakaladı. Bulundukları yerde diz üstü çöküp kaldılar. 

068 Sanki orada hiç yaşamamış gibi oldular! Dikkat et! Rabbini inkar etti Semud! Dikkat et! Silinip gitti Semud! 

069 Andolsun, ‘erkek görünümlü melek’ elçilerimiz müjde vermek üzere İbrahim’e geldiler. “Selam!” dediler. “Selam!” dedi. Hemen, kızartılmış bir dana ‘kebabı’ getirdi. 

070 Elçilerin yemediklerini gö­­rünce içine bir korku düştü. Elçiler “Korkma! Biz ‘helak etmek üzere’ Lut kavmine gönderildik” dediler. 

071 Hanımı ‘Sare’ ayakta duruyordu. ‘Haberi işitince’ gülüverdi. Kendisine ‘oğlu’ İshak’ı ve ‘torunu’ Yakub’u müjdeledik. 

072 “Eyvahlar olsun bana! Doğu­racak mıyım! Ben yaşlı bir kadınım! Kocam da şu ihtiyar! Bu ne acayip şey!” dedi. 

073 “Allah’ın işine mi şaşıyorsun? Ey ev halkı! Allah size rahmet ve bereket indiriyor! Şüphesiz o hamiddir, meciddir” dediler. 

074 Korkusu geçen ve müjdeyi alan İbrahim, Lut kavmi hakkında bizimle ‘elçilerimizle’ tartışmaya girişti. 

075 İbrahim yumuşak huylu, yanık gönüllü, hakka meyilli biriydi. 

076 “Ey İbrahim!” dediler, “Tartışmayı bırak. Rabbinin kesin emri geldi. Lut kavmine geri çevrilmesi mümkün olmayan bir azap var!” 

077 Derken, elçilerimiz Lut’un yanına vardılar. Lut ‘eşcinsel kavminin onlara sataşma ihtimalini düşünerek’ üzüldü, kaygılandı, kalbi daraldı. “Zor bir gün!” dedi. 

078 Kavmi ona koşarak geldi. Bu fenalıkları hep yaparlardı. Lut “Ey kavmim!” dedi, “İşte şunlar kızlarım ‘kavmimin kızları’. Sizin için onlar daha temiz. Allah’tan korkun da misafirlerim hususunda beni rezil etmeyin. Yok mu içinizde aklı başında bir adam!” 

079 “Ey Lut!” dediler, “Bilirsin, kızlarına ilgi duymuyoruz. Hem, bizim ne istediğimizi sen gayet iyi bilirsin!” 

080 Dedi: “Ah ne olurdu, sizinle baş edecek bir kuvvetim olaydı veya sağlam bir yere sığınabileydim!” 

081 ‘Melekler’ “Ey Lut!” dediler, “Biz Rabbinin elçileriyiz. Endişe etme, onlar sana ilişemeyecekler. Durma, ailenle beraber gecenin uygun bir vaktinde yola çık. Sizden hiç kimse dönüp arkasına bakmasın. Karın hariç, çünkü öbürlerine gelen musibet ona da isabet edecek! Sözü verilen helakin vakti sabahleyindir. Sabah da yakın, değil mi?” 

082 Emrimiz gelince oranın altını üstüne getirdik. Üzerlerine siccilden taşlar yağdırdık.

083 ‘Bu taşlar’ Rabbinin katında damgalanmıştı. Zalimlerden hiçbir zaman uzak olmayacaklar! 

084 Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı ‘gönderdik’. “Ey kavmim!” dedi, “Allah’a ibadet edin, sizin ondan başka ilahınız yok! Eksik ölçüp tartmayın. Ben sizi şimdi bolluk içinde görüyorum. Fakat sizin için kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum. 

085 Ey kavmim! Ölçerken ve tartarken adaleti gözetin. İnsanların eşyasını noksan vererek haksızlık etmeyin. Birer müfsit olup yeryüzünü bozmayın. 

086 Müminseniz Allah tarafından size bırakılana kanaat edin. Hakkınızda hayırlı olan budur. Bununla beraber, ben sizin muhafızınız değilim.” 

087 “Ey Şuayb!” dediler, “Atalarımızın taptıklarını bırakmamızı, mallarımızı canımız nasıl isterse öyle kullanmamamızı sana namazın mı emrediyor? Zira sen uysal ve olgun bir adamsın!”

088 “Ey kavmim!” dedi, “Ne dersiniz, ya ben Rabbimden bir delil üzerindeysem, ya Rabbim bana güzel bir rızık vermişse, sizce ben nasıl davranmalıyım? Sizi menettiklerimi kendim yapmak istemiyorum. Takatim nispetinde ıslah etmek istiyorum. Allah dilerse başarırım. Ben sade ona tevekkül ettim ve ona yöneldim.

089 Ey kavmim! Bana cephe almanız, sakın Nuh kavmine, Hud kavmine veya Salih kavmine gelen musibetin bir benzerini size de getirmesin! Lut kavmi de sizden uzak değil.

090 Rabbinizden mağfiret dileyin, sonra da ona tevbe edin. Rabbim hakikaten rahimdir, veduddur.”

091 “Ey Şuayb!” dediler, “Söylediklerinin çoğunu anlamıyoruz. Seni aramızda zayıf biri olarak görüyoruz. Kabilen olmasaydı seni taşlardık. Bizim gözümüzde senin bir izzetin yok.” 

092 Bunun üzerini “Ey kavmim!” dedi, “Sizce kabilem Allah’tan daha mı izzetli ki onu arkanıza atıp unuttunuz! Rabbim yapıp ettiklerinizi kuşatmıştır! 

093 Ey kavmim! Yapın ne yapabilecekseniz! Elbet ben de yapacağım! Rezil edici azap kime gelecek, yalancı kimmiş, ileride bileceksiniz! Bekleyin, ben de sizinle beraber bekliyorum!” 

094 ‘Helak’ emrimiz gelince, Şuayb ve müminleri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık. Zulmedenleri bir sayha ‘helakin dehşetli sesi’ yakaladı. Bulundukları yerde diz üstü çöküp kaldılar. 

095 Sanki orada hiç yaşamamış gibi oldular. Dikkat et! Defoldu gitti Medyen, tıpkı Semud gibi! 

096 Andolsun, Musa’yı da ayetlerimizle ve mübin bir sultanla ‘açık ve kesin bir delille’ gönderdik,

097 Firavun ve melesine. Kavmi, Firavun’un emrine uydu. Halbuki Firavun’un emri reşid ‘hayra eriştirici’ değildi. 

098 Firavun, kıyamet günü de kavmine önderlik eder ve onları ateşe götürür! Vardıkları yer de ne fena bir yerdir! 

099 Lanet hem burada kovalayacak onları hem de kıyamet gününde! Bu lanet bir destek amma ne fena bir destek! 

100 Sana anlattıklarımız eski diyarların haberlerinden. Bunların bir kısmı hala yerinde duruyor, bir kısmı silinip gitti.

101 Biz onlara zulmetmedik, fakat onlar nefislerine kıydılar. Rabbinin ‘azap, kıyamet’ emri gelince, Allah haricinde taptıklarının onlara hiçbir faydası olmadı, aksine zararlarını artırdılar. 

102 Rabbin bir beldenin zalim halkını çarparsa işte böyle çarpar. Pek acılı, pek şiddetlidir onun çarpışı! 

103 Doğrusu bunda ahiret azabından korkanlar için açık bir ibret var. Kıyamet günü insanların toplanma günüdür ve mutlaka görülecek bir gündür! 

104 Biz onu sadece belli bir zamana kadar erteleriz. 

105 Geldiği gün, Allah izin vermedikçe kimse konuşamaz. Kimi şakidir, kimi said ‘kimi azabı hak etmiştir, kimi de saadete layık olmuştur’. 

106 Şakiler ateşe atılacak, her nefes alıp vermede ah edip inleyecekler! 

107 Gökler ve yer durduğu sürece ‘temelli’ orada kalacaklar, Rabbin ‘başka türlüsünü’ dilerse o başka. Rabbin ne dilerse yapabilendir! 

108 Saidler cennete girecek, gökler ve yer durduğu sürece, bitmeyen bir lütuf olarak orada kalacaklar. Rabbin ‘başka türlüsünü’ dilerse o başka. 

109 Madem öyle, onların tapınışları hususunda şüpheye düşme, tıpkı önceki ataları gibi tapıyorlar. Biz onlara nasiplerini tastamam vereceğiz! 

110 Andolsun Musa’ya kitap verdik de onun hakkında ihtilafa düşüldü. Rabbinin önceden verilmiş sözü olmasaydı aralarında hüküm hemen verilirdi. Doğrusu onlar ‘şimdikiler’ bunun hakkında ‘Kurán hususunda’ derin bir şüphe içindeler. 

111 Rabbin herkese emeğinin karşılığını tastamam verecek, çünkü amellerinden haberlidir. 

112 O halde emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Yanındaki tevbekarlar da ‘öyle olsunlar’. Haddi aşmayın! Zira o her ne yapıyorsanız görüyor! 

113 Zalimlere meyletmeyin, yoksa ateş size de dokunur! Sizin Allah haricinde veliniz yok. Sonra yardım da görmezsiniz! 

114 Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın saatlerinde namaz kıl! İyilikler kötülükleri giderir. Düşünüp ibret alacaklara bir hatırlatmadır bu. 

115 Sabret! Allah, güzel davrananların ecrini zayi etmez. 

116 Sizden önceki nesiller arasında yeryüzünde fesadı menedecek erdemli kimseler bulunsaydı ya! Fakat onlardan kurtuluşa erdirdiğimiz pek az kimseden başkası yok. O zulmedenler ise şımartıldıkları refahın peşine düştüler ve hep mücrim oldular. 

117 Halkı düzeltici olan beldeleri Rabbin zulmen ‘haksız yere’ helak etmez. 

118 Rabbin dileseydi insanları tek ümmet yapardı. Fakat ‘bu dünyada sınandıkları için’ ayrılıkları sürüp gidecek. 

119 Fakat Rabbinin rahmet ettikleri müstesna. Zaten onları bunun için yarattı. Rabbinin “Cehennemi tamamen cinler ve insanlarla dolduracağım!” sözü yerini buldu. 

120 Sana resullerle ilgili her türlü haberi anlatıyor, bunlarla kalbine sebat veriyoruz. Bu surede de sana bir hakikat, müminlere bir öğüt ve uyarı geldi. 

121 İman etmeyenlere de ki: “Elinizden geleni yapın! Biz de yapıyoruz! 

122 Bekleyin! Elbet biz de bekliyoruz!” 

123 Halbuki göklerin ve yerin gaybını ancak Allah bilir. Her iş ona döndürülür. Sadece ona ibadet ve tevekkül et. Rabbin amellerinden habersiz değildir! 





12. YUSUF SURESİ


Bismillahirrahmanirrahim.

001 Elif, lam, ra. Bunlar o mübin kitabın ayetleri! 

002 Siz akledip anlayabilesiniz diye biz onu Arapça bir Kurán ‘metin’ olarak indirdik. 

003 Kurán’ı vahyetmekle sana kıssaların en güzellerini anlatıyoruz. Şüphesiz daha önce sen bunlardan habersizdin. 

004 Bir zamanlar Yusuf, babasına “Babacığım! Rüyamda on bir yıldız ile güneş ve ayı bana secde ederlerken gördüm” dedi. 

005 ‘Yakub’ “Yavrum!” dedi, “Rüyanı kardeşlerine anlatma, belki sana hileyle tu­­zak kurarlar. Zira şeytan insana apaçık bir düşmandır. 

006 Rabbin seni seçecek ve sana hadiselerin ‘olayların, rüyaların’ tevilini ‘tabirini, yorumunu’ öğretecek. Daha önce ataların İbrahim ve İshak’a nimetini tamamlayan Rabbin, sana ve Yakub nesline de nimetini tamamlayacak. Şüphesiz, Rabbin alimdir, hakimdir!”

007 Andolsun ki Yusuf ile kardeşlerinin kıssalarında sual edenlere ayetler ‘ibretler’ var. 

008 ‘Üvey kardeşleri’ dediler ki: “Belli oldu, Yusuf ve ‘öz’ kardeşi ‘Bünyamin’ babamıza bizden daha sevgili. Halbuki biz sıkı bir takımız. Belli ki babamız yanılıyor. 

009 İyisi mi Yusuf’u ya öldürün ya da ıssız bir yere atın ki babanızın yüzü ‘zatı’ size kalsın. Sonra da ‘tevbe eder’ salih kimseler olursunuz.” 

010 İçlerinde bir söz sahibi “Yusuf’u öldürmeyin, onu bir kuyu dibine bırakın, kervanlardan biri buluntu olarak alsın. Yapacaksanız böyle yapın” dedi. 

011 Babalarının yanına varıp “Ey babamız!” dediler, “Sana ne oluyor da Yusuf konusunda bize güvenmiyorsun? Halbuki biz onun iyiliğini isteyen kimseleriz. 

012 Yarın onu bizimle gönder de bol bol yesin, oynasın. Biz onu mutlaka koruyup gözetiriz.” 

013 Yakub, “Onu götürmeniz beni üzer. Korkarım sizin dalgın bir anınızda onu kurt yer” dedi. 

014 “Biz sıkı bir takımız. Yanımızdayken onu kurt yerse biz hakikaten hüsrana uğrayanlardan oluruz!” dediler. 

015 Nihayet onu götürdüler ve bir kuyunun dibine bırakmaya karar verdiler. Biz de ona “Farkında olmadıkları bir sırada sen onlara bu işlerini haber vereceksin” diye vahyettik. 

016 Yatsı vakti ağlaya ağlaya babalarının yanına geldiler.

017 “Ey babamız!” dediler, “Biz gittik aramızda yarışıyorduk. Yusuf’u da eşyalarımızın yanına bırakmıştık. Bir de baktık ki onu kurt yemiş! Şimdi biz doğru da söylesek sen bize inanmazsın.” 

018 Yanlarında getirdikleri gömleğin üzerinde sahte bir kan lekesi vardı. ‘Yakub’ dedi: “Hayır, nefisleriniz sizi aldatıp bir işe sürüklemiş. Bundan sonra bana gereken güzel bir sabır ve bir de kendisinden yardım istenen Allah!” 

019 Derken, bir kervan geldi. Sucularını gönderdiler. Kovasını salınca “Hey! Müjde! Bu bir oğlan!” dedi. Satmak üzere onu sakladılar. Halbuki Allah onların ne yaptıklarını biliyordu. 

020 Yusuf’u ucuz fiyattan, pek az paraya sattılar. Zaten ona değer vermemişlerdi.

021 Mısırlı bir adam onu satın aldı. Karısına “Buna iyi bak. Belki bize bir faydası olur, belki de onu evlat ediniriz” dedi. Böylece Yusuf’u oraya yerleştirdik. Ona hadiselerin tevilini ‘rüyaların tabirini, olayların yorumunu’ öğretmek istiyorduk. Allah ne isterse yapar, fakat insanların ekserisi bilmez.

022 ‘Yusuf’ kıvamına erince ona bir hüküm ve bir ilim verdik. Biz muhsinleri ‘güzel davrananları’ işte böyle ödüllendiririz! 

023 Derken, ev sahibesi kadın onun nefsinden murad almak istedi. Kapıları kilitledi ve “Haydi gel!” dedi. ‘Yusuf’ “Allah’a sığınırım! Doğrusu o benim efendimdir. Bana iyi davrandı. Zalimler asla felaha eremezler!” dedi. 

024 Kadın ona gerçekten meyilliydi. Rabbinin bürhanını ‘alametini’ görmeseydi ‘o da’ ona meyletmişti. Böylece ondan fenalığı ve fuhşu bertaraf ettik. Şüphesiz o ihlaslı kullarımızdandı. 

025 Kapıya doğru koştular. Kadın onun gömleğini arkadan yırttı. Kapıda kadının kocasına rastladılar. Kadın “Karına kötülük etmek isteyen birinin cezası zindana atılmaktan veya elim bir azaptan başka ne olabilir!” dedi. 

026 Yusuf “Kendisi benden murad almak istedi” dedi. Kadının akrabalarından bir şahit de şöyle şahadet etti: “Gömleği önden yırtılmışsa kadın doğru söylüyor, bu yalancı. 

027 Yok eğer gömleği arkadan yırtılmışsa, kadın yalan söylemiş, bu ise sadıklardan.” 

028 Baktılar, gömlek arkadan yırtılmış. Bunun üzerine dedi ki: “Bu, siz kadınların tuzaklarından! Sizin tuzağınız hakikaten azimdir! 

029 Yusuf, sen bunu kimseye anlatma! Kadın, sen de günahın için mağfiret dile, çünkü gerçekten hatakarlardan oldun!”

030 Şehirdeki bazı kadınlar dediler ki: “Azizin karısı delikanlısının nefsinden murad almak istiyormuş. Muhabbeti kalbine işlemiş. Biz onu açık bir sapma içinde görüyoruz.” 

031 Kendisi hakkındaki fısıldaşmaları işiten kadın, dedikodu eden kadınlara davetçi gönderdi. Bir ziyafet mekanı hazırladı. Ellerine keskin birer bıçak verdi. “Çık karşılarına!” dedi. Kadınlar onu gözlerinde büyüttüler, hayranlıkla bakarlarken ellerini kestiler. “Haşa!” dediler, “Allah için bu bir insan olamaz! Kerim bir melek olsa gerek!”

032 Bunun üzerine kadın “Beni kınamanıza sebep olan işte budur! Yemin ederim ondan murad almak istedim de o sakındı. Emrimi yerine getirmezse mutlaka zindana atılacak ve muhakkak küçük düşenlerden olacak!” dedi. 

033 Yusuf “Rabbim!” dedi, “Zindan bana bunların beni davet ettikleri şeyden daha sevimli. Tuzaklarını benden savmazsan onlara meyleder de cahillerden olurum.” 

034 Bunun üzerine Rabbi onun duasını kabul buyurdu ve kadınların tuzaklarını ondan defetti. Allah hakikaten semidir, alimdir! 

035 ‘Yusuf lehine’ kesin delilleri gördükleri halde onu bir süre zindana atmayı uygun buldular. 

036 Onun yanı sıra zindana iki de genç girmişti. Onlardan biri “Rüyamda kendimi üzüm sıkarken gördüm” dedi. Öbürü “Ben de kendimi başımın üstünde ekmek taşırken, kuşlar da ondan yerken gördüm” dedi. “Bize rüyalarımızı tabir et. Bizim nazarımızda sen muhsin bir kimsesin” dediler.

037 Yusuf dedi: “Size rızık olarak verilen yemekleriniz önünüze gelmeden rüyalarınızı tabir etmiş olurum. Bu bana Rabbimin öğrettiği ilimlerdendir. Ben, Allah’a iman etmeyen ve ahireti inkar eden bir kavmin milletini ‘dinini’ reddettim. 

038 Ecdadım İbrahim, İshak ve Yakub’un dinine uydum. Allah’ın yanı sıra ilahlar uydurmak bize yakışmaz. Bu bize ve bütün insanlara Allah’ın bir lütfudur. Fakat insanların ekserisi şükretmez. 

039 Ey zindan arkadaşlarım! Bir sürü ilahlar mı hayırlı yoksa vahid ve kahhar ‘bir olan ve gücüne asla karşı konulamayan’ Allah mı?

040 Sizin ondan başka taptıklarınız kuru birer isimden ibarettir. Bu isimlerin kimini siz taktınız, kimini atalarınız taktı. Allah onlarla ilgili bir ayet ‘delil’ indirmedi. Hükmü sadece Allah verir. O size kendisinden başkasına tapmamanızı emrediyor. İşte hak din budur, fakat insanların ekserisi bilmez! 

041 Ey zindan arkadaşlarım! ‘Rüyalarınıza bakılırsa’ biriniz efendisine sakilik yapacak. Diğeriniz asılacak ve kuşlar başını gagalayacak. İşte, sorduğunuz mesele hakkında hüküm verildi.” 

042 ‘Zindandan’ kurtulacağını sandığı kişiye “Efendinin yanında beni an ‘benden bahset’!” dedi. Fakat şeytan ona efendisinin yanında anmayı unutturdu. ‘Yusuf’ daha senelerce zindanda kaldı.

043 Bir gün melik ileri gelen adamlarına dedi ki: “Ben rüyamda yedi zayıf sığırın yedi semiz sığırı yediğini gördüm. Bir de, yedi yeşil başakla yedi kuru başak vardı. Ey ulular! Rüya tabir etmeyi biliyorsanız benim rüyamı da tabir edin.” 

044 Dediler ki: “Bunlar yığın yığın hayaller. Biz hayallerin tabirini bilmeyiz.” 

045 ‘Zindandaki’ iki kişiden kurtulmuş olanı, nice zamandan sonra hatırladı da “Ben size onun tabirini haber veririm. Beni hemen gönderin” dedi. 

046 ‘Zindana gidip dedi ki:’ “Yusuf! Ey sıddık! Yedi semiz sığır var, bunları yedi arık sığır yiyor. Yedi yeşil başak var, yedi de kuru başak. Bunu bize yorumla. İnsanlara ‘isabetli tabirinle’ dönersem belki ‘kadrini’ bilirler.” 

047 ‘Yusuf’ dedi ki: “Yedi sene her zamanki gibi ekinlerinizi ekin. Hasat edince, yemek üzere birazını ayırın, kalanı başaklarında bırakın. 

048 Sonra yedi kurak yıl gelecek, saklı azıcık ürün hariç, elinizdekileri silip süpürecek. 

049 Bunun ardından da başka bir yıl gelecek, ahali onda sıkıntıdan kurtulup eskisi gibi ürün elde edecek.” 

050 Melik “Onu bana getirin!” dedi. Elçi yanına gelince ‘Yusuf’ ona dedi: “Efendine dön de ellerini kesen kadınların meramı ne imiş sor bakalım. Rabbim onların tuzaklarını elbette biliyor!” 

051 ‘Melik, kadınlara’ “Ne zorunuz vardı da Yusuf’un nefsinden murad almak istediniz?” dedi. Kadınlar “Haşa! Allah için biz onun hakkında hiçbir fenalık bilmiyoruz!” dediler. Azizin karısı da “Şimdi hak ortaya çıktı. Onun nefsinden murad almak isteyen bendim. O şüphesiz sadıklardandır” dedi. 

052 ‘Bunun üzerine Yusuf’ dedi ki: “Kendisi yokken efendime hıyanet etmedim ve bunu onun da bilmesini istedim. Allah hainlerin hilesini başarıya erdirmez! 

053 Ben nefsimi temize çıkarmıyorum. Nefis hep kötülüğe sevkeder. Rabbim rahmet ederse o başka. Rabbim hakikaten gafurdur, rahimdir.” 

054 Melik “Onu bana getirin de hususi hizmetime alayım” de­­di. ‘Yusuf gelince’ Melik onunla konuştu. “Bugün bizim nezdimizde senin önemli bir yerin ve emin bir makamın var” dedi. 

055 ‘Yusuf’ “Memleketin hazinelerini yönetme görevini bana ver. Ben iyi korurum ve bu işi iyi bilirim” dedi. 

056 Böylece Yusuf’a o yerde imkan verdik. Nereyi isterse orada konaklardı. Biz rahmetimizi dilediğimize nasip ederiz ve güzel davrananların ecrini zayi etmeyiz. 

057 Fakat iman eden ve takva sahibi olanlar için ahiret ecri elbette daha hayırlıdır. 

058 Derken, Yusuf’un kardeşleri zahire almak üzere geldiler, onun huzuruna çıktılar. O onları tanıdı ama onlar onu tanıyamadılar.

059 ‘Yusuf’ onların yüklerini hazırlayınca dedi ki: “Bana baba bir kardeşinizi de getirin. Görmüyor musunuz, ben miktarı tam veriyorum ve konukseverlerin en hayırlısıyım.

060 Onu bana getirmezseniz artık benden ne zahire ‘tahıl ve benzeri gıda maddeleri’ bekleyin ne de yanıma yaklaşın!” 

061 Dediler: “Onun için babasından izin al­­maya çalışırız. Evet, ne yapar eder bunu başarırız.” 

062 ‘Yusuf’ adamlarına dedi ki: “Sermayelerini yüklerinin içine koyun. Evlerine dönünce farkına varırlar da belki yine gelirler.” 

063 Babalarının yanına döndüler. “Ey babamız!” dediler, “Bundan sonra bi­ze zahire verilmeyecek. Kar­deşimizi bizimle beraber gönder ki zahire alabilelim. Biz onu koruruz.” 

064 Yakub dedi ki: “Daha önce kardeşi hakkında size ne kadar inanıp güvendiysem bunun hakkında da ancak o kadar inanıp güvenirim! Mamafih, Allah en hayırlı koruyucudur ve merhamet edenlerin en merhametlisidir.” 

065 Yüklerini açınca geri verilen sermayelerini gördüler. “Ey babamız! Daha ne isteriz, sermayemiz iade edilmiş. Bununla ailemize bir defa daha zahire alabiliriz. Bizimle gelmesine müsaade edersen kardeşimizi koruruz, hem de bir deve yükü fazla erzak alırız. Birinci seferde verilen zaten pek az” dediler. 

066 Dedi: “Bana bir söz vermenizi istiyorum. Allah adına yemin edeceksiniz. Etrafınız kuşatılıp da çaresiz duruma düşmeniz müstesna, onu bana mutlaka getireceksiniz, yoksa göndermem!” Kesin söz vermeleri üzerine “Söylediklerimize Allah vekil!” dedi. 

067 Sonra onlara “Ey yavrularım! Şehre aynı kapıdan girmeyin, ayrı kapılardan girin. Allah sizin hakkınızda bir hüküm vermişse ben onu sizden savamam. Hükmü ancak Allah verir. Ben ona tevekkül ettim. Tevekkül etmek isteyenler de yalnız ona tevekkül etsinler” dedi. 

068 Babalarının emrettiği yerden şehre girdiler. Bu tedbir Allah katından gelecek olanı onlardan savamazdı, ancak Yakub içindeki bir haceti dile getirmiş oldu. Şüphesiz o ilim sahibiydi, çünkü biz ona öğretmiştik. Fakat insanların ekserisi bilmez. 

069 Yanına vardılar. Yusuf ‘öz’ kardeşini yanına aldı. “Ben senin kardeşinim. Onların yaptıkları yüzünden üzülme” dedi.

070 Yüklerini hazırlatırken su kabını kardeşinin yüküne koydu. ‘Yola çıkarlarken’ bir tellal onlara “Ey kervancılar, siz hırsızsınız!” diye seslendi. 

071 Bunlar onlara dönerek “Ne kaybettiniz?” dediler.

072 “Efendimizin su kabını kaybettik. Onu getirene bir deve yükü mükafat var ve ben buna kefilim.” 

073 “Vallahi biz buraya fesat çıkarmak niyetiyle gelmedik. Bunu siz de biliyor olmalısınız. Hırsız da değiliz!” 

074 “Peki, yalan söylüyorsanız sizce bu suçun cezası nedir?” 

075 “Yitik eşya kimin yükünde bulunursa ona el konulur. Biz zalimlere böyle ceza veririz.” 

076 Bunun üzerine Yusuf, kardeşinin yükünden önce onlarınkini aramaya başladı. Sonra da onu kardeşinin yükünden çıkardı. Yusuf’a böyle bir yol gösterdik, çünkü melikin yasasına göre kardeşini tutamazdı, Allah dilerse başka. Dilediğimiz kimsenin rütbesini yükseltiriz. Her bilenin üstünde bir bilen vardır!

077 Kardeşler “Hırsızlık etti ha! Daha önce kardeşi de etmişti!” dediler. Yusuf bunu içine attı, onlara belli etmedi. ‘İçinden’ “Siz daha fena bir konumdasınız! Allah bu yakıştırmanızın aslını en iyi bilendir!” dedi. 

078 “Ey aziz!” dediler, “Bunun ihtiyar bir babası var, biz ona yeminli söz verdik. ‘Bünyamin’ yerine bizden birini alıkoy. Biz seni ihsan edenlerden biri olarak görüyoruz.” 

079 ‘Yusuf’ “Malımızı yanında bulduğumuz kimseden başkasını tutmaktan Allah’a sığınırız, çünkü o takdirde biz zalimlerden oluruz” dedi.

080 Ondan ümitlerini kesince fısıldaşarak çekildiler. Büyükleri dedi ki: “Bilmiyor musunuz, babanız sizden Allah adına yeminli söz aldı. Yusuf hakkında da kusur işlediniz. Babam bana izin verene dek veya Allah benimle ilgili bir hüküm ortaya koyana kadar ben buradan ayrılmayacağım. Hüküm verenlerin en hayırlısı odur! 

081 Babanıza dönün de deyin ki: Ey babamız! Oğlun gerçekten hırsızlık etti. Biz ancak bildiğimize şahadet ediyoruz, gaybı da gözetemeyiz ya! 

082 Dilersen, gittiğimiz şehrin halkına ve birlikte yolculuk ettiğimiz kervancılara sor. Biz hakikaten doğru söylüyoruz.” 

083 ‘Memlekete döndükleri zaman babaları’ dedi ki: “Hayır, nefsiniz sizi böyle bir işe sürüklemiş. ‘Bana gereken’ güzel bir sabır. Belki de Allah bana hepsini birden getiriverir. Muhakkak ki alim odur, hakim o!” 

084 Sonra onlardan yüzünü çevirdi. “Vah Yusuf’um, vah!” dedi. Üzüntüsünden gözlerine ak düştü, gamını içine gömdü. 

085 “Sen hala Yusuf’u anıyorsun, tallahi sonunda ya dermansız bir derde düşeceksin veya helak olanlara karışacaksın” dediler. 

086 Dedi: “Ben gamımı ve hüznümü sadece Allah’a şekva ederim. Allah sayesinde sizin bilmediklerinizi biliyorum. 

087 Ey oğullarım! Haydi gidin de Yusuf ile kardeşi hakkında bilgi edinmeye çalışın. Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin! Çünkü kafirler zümresinden başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez.” 

088 ‘Kardeşler tekrar şehre gidip’ onun huzuruna çıktılar. Dediler ki: “Ey aziz! Biz ve ailemiz darda kaldık. Sana az bir sermayeyle geldik. Sen bize miktarı tam ver de sadakan olsun. Allah sadaka verenleri ödüllendirir.” 

089 “Cahillik zamanınızda Yusuf ve kardeşine yaptıklarınızı hatırlıyor musunuz?” dedi.

090 “Sen misin? Sen gerçekten Yusuf musun?” dediler. “Yu­­suf’um ya! Bu da kardeşim. Allah bize lütfetti. Sakınan ve sabreden bilsin ki, Allah güzel davrananların ecrini asla zayi etmez!” dedi. 

091 “Vallahi, Allah seni bizden üstün kıldı. Biz hakikaten hata etmiştik” dediler. 

092 “Bugün size kınama yok” dedi, “Allah size mağfiret eylesin! Merhamet edenlerin en merhametlisi odur! 

093 Şu gömleğimi götürüp babamın yüzüne koyun, gözleri görür hale gelir. Sonra ailenizin hepsini bana getirin.” 

094 Kervan ayrılınca, babaları “Doğrusu ben Yusuf’un kokusunu alıyorum. Bana bunak demezseniz ‘sözüme’ inanırsınız” dedi. 

095 “Tallahi sen eski yanılgını sürdürüyorsun!” dediler.

096 Müjdeci gelip de gömleği yüzüne koyunca gözü açılıverdi. “Ben size, Allah sayesinde sizin bilmediklerinizi biliyorum, dememiş miydim?” dedi. 

097 ‘Kardeşler’ “Ey babamız! Günahlarımız için istiğfar ediver. Biz hakikaten hatalıyız” dediler.

098 “Sizin için Rabbime daha sonra istiğfar edeceğim. Rabbim hakikaten gafurdur, rahimdir” dedi.

099 Derken, hep birlikte ‘şehre’ gidip huzuruna vardılar. Yusuf, ebeveynini bağrına bastı, onlara yanında yer verdi. “İnşaallah güven içinde şehre dahil olun” dedi. 

100 Ebeveynini tahta çıkardı. Hepsi ona karşı secde ettiler ‘selam durdular, saygılı bir tavır takındılar’. Dedi: “Ey babacığım! Demek ki rüyamın tabiri buymuş. Rabbim onu gerçekleştirdi. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra Rabbim bana ihsanda bulundu. Beni hapisten çıkardı, sizi badiyeden ‘çölden’ getirdi. Rabbim dilemesinde latiftir! Hem de alimdir, hakimdir!” 

101 Sonra şöyle nida etti: “Rabbim! Bana hakimiyet verdin, hadiselerin tevilini ‘rüyaların yorumunu’ öğrettin. Ey göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısı! Dünyada da, ahirette de benim dostum sensin! Canımı müslim olarak al ve beni salihler arasına kat!” 

102 İşte bunlar gaybın bilgileridir, sana vahyediyoruz. Yoksa, onlar işlerine karar verip tuzak kurarlarken sen yanlarında değildin. 

103 Bil ki, tutkuyla istesen de insanların ekserisi iman etmez. 

104 Halbuki sen onlardan bir ecir de istemiyorsun. Kurán, insanlar için ancak bir zikirdir ‘hatırlatır, düşündürür’. 

105 Göklerde ve yerde nice ayetler var ama bunlardan yüz çevirip giderler! 

106 Ekserisi onun yanı sıra başka ilahlar edinmeden Allah’a iman etmezler. 

107 Yoksa bunlar, Allah katından gönderilecek bir azabın kendilerini kuşatmasından veya farkında olmadıkları bir sırada kıyametin ansızın gelip çatmasından yana emin mi oldular? 

108 De ki: “Benim yolum işte budur! Ben Allah’a davet ediyorum. Ben ve bana uyanlar basiret üzereyiz. Allah Sübhandır! Ben müşriklerden değilim!” 

109 Senden evvel de sadece şehirlilerden vahiy verdiğimiz bazı adamları resul yaptık. Bu kafirler yeryüzünde hiç gezmediler mi? Gezsinler de kendilerinden öncekilerin sonu nasıl olmuş görsünler! Takva sahipleri için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hala akıl erdirmeyecek misiniz? 

110 Resuller insanlardan ümitlerini kestikleri ve yalanlandıklarını düşündükleri sırada onlara yardımımız gelir, dilediklerimiz kurtarılır. Fakat azabımız mücrimlerden asla geri çevrilmez! 

111 İdrak edebilenler için onların kıssalarında nice ibretler var. ‘Kurán’ uydurulabilir bir söz değildir. Kendinden öncekileri tasdik eder ve her şeyi ayrıntılı biçimde açıklar. Müminler için bir hidayet rehberi ve rahmettir.






13. RaD SURESİ


Bismillahirrahmanirrahim.

001 Elif, lam, mim, ra. Bunlar Kitab’ın ayetleridir! Rabbinden sana indirilen haktır, fakat insanların ekserisi iman etmez. 

002 Allah gökleri direksiz yükseltiverdi, onu görüyorsunuz. Sonra ‘isimlerinin tecellisiyle’ arşa istiva etti ‘yöneldi’. Güneş ve ay onun emriyle hareket eder ve takdir edilmiş bir süreye kadar akar giderler. Her işi o idare ediyor. Rabbinize kavuşacağınıza kesin olarak iman etmeniz için ayetlerini iyice açıklıyor. 

003 Yeryüzünü yayıp uzatan, üzerinde büyük yükseltiler ve nehirler var eden, her mahsulden iki cinsi türeten, gündüzü geceyle bürüyen, odur. Düşünen kimseler için bunlarda ayetler var. 

004 Yeryüzünde birbirine komşu kara parçaları, bunların üzerlerinde bahçeler, üzüm asmaları, ekinler, hurma ağaçları var. Bitki kökleri aynı ya da ayrı ayrı, hepsi aynı suyla sulanıyor, fakat ürünlerinin kimini kiminden üstün kılmışız. Akledenler için elbet bunlarda ayetler var. 

005 Şaşacaksan “Biz çürüyüp toprak olduktan sonra yeniden yaratılacak mıyız?” demelerine şaşmalısın. İşte onlar Rablerine kafirlik edenlerdir. Hem de onlar boyunları tasmalı olanlardır! Nihayet ateşe atılacaklar ve hep orada kalacaklar!

006 Senden iyilik istemek yerine acilen kötülük istiyorlar. Halbuki bunlardan önce nice kavimler helak edildi. İnsanların zulümlerine mukabil Rabbin elbette mağfiret sahibidir, fakat azabı da şiddetlidir ha! 

007 Kafirler “Rabbinden ona bir ayet ‘bir mucize’ indirilseydi ya!” diyorlar. Halbuki sen sadece uyarıcısın. Her kavim için bir hidayet rehberi var. 

008 Her bir dişi neyi yükleniyor, rahimler neyi eksiltiyor da neyi artırıyor, o bunların hepsini bilir. Onun indinde her şey bir kader iledir.

009 Odur görünmeyeni de, görüneni de bilen kebir, müteal! 

010 Sizden, sözü gizleyenle söyleyen, gece gizlenenle gündüz görünen ‘onun ilminde’ müsavidir. 

011 Her birinin önünde ve arkasında takipçiler var, Allah’ın emriyle onu koruyup gözetirler. Bir kavim kendinde olanı tağyir etmedikçe ‘başka şekle çevirmedikçe’ Allah onda olanı tağyir etmez. Allah bir kavme ‘amelleri sebebiyle’ bir kötülük murad ederse kimse onu geri döndüremez. Onların ondan gayri velisi yoktur! 

012 O size hem bir havf ‘korku’ hem de bir tama ‘ümit’ sebebi olmak üzere berk ‘şimşek’ gösterir, sizin için yüklü bulutlar inşa eder. 

013 Rad ‘gök gürültüsü’ hamdederek, melekler korkarak onu tesbih ederler. Yıldırımlar gönderir, onları dilediğine isabet ettirir. Onlar ise hala Allah hakkında tartışıyorlar! Halbuki o azabı şiddetli olandır! 

014 Hak dua ona edilen duadır, çünkü ondan başkası dua edenlerin çağrılarına hiçbir şeyle karşılık veremezler. Uydurma ilahlara dua eden kimsenin durumu, ağzına su erişsin diye avuçlarını açıp bekleyenin durumu gibidir ki, su ona asla erişmez. Kafirlerin ‘uydurma ilahlarına’ duası hep dalaldedir ‘bir sapmadır, boşunadır’. 

015 Hem göklerde ve yerde bulunan her şey hem de onların gölgeleri, sabah akşam, ister istemez, Allah’a secde ederler. 

016 De ki: “Kimdir göklerin ve yerin Rabbi?” De ki: “Allah!” De ki: “Peki, onu bıraktınız da kendilerine bile fayda veya zarar veremeyen veliler mi edindiniz?” De ki: “Hiç kör ile gören bir olur mu? Yahut karanlıkla aydınlık bir midir?” Yoksa onun yaratışı gibi yaratabilen başka ilahlar buldular da bu yaratma onlara benzer mi göründü? De ki: “Allah, her şeyi yoktan yaratan halık, kendinden başka ilah olmayan vahid, gücüne asla karşı konulamayan kahhardır!” 

017 Semadan bir su indirir, kuru dere yatakları onunla dolar taşar. Sel üste çıkan köpüğü alır götürür. Ziynet eşyası yapmak veya faydalanmak üzere ateşte erittiklerinizden de köpük oluşur. Allah hak ile batılın farkını işte böyle misallerle anlatır. Köpük atılır, insanlara faydalı olan yerde kalır. Allah işte böyle misaller veriyor.

018 Rablerinin davetine varanlara daha güzeli var. Davetine aldırmayanlara gelince, yargı gününde, yerdekilerin tümü, hatta bir misli daha onların olsaydı, kurtulmak için hepsini feda ederlerdi. Hesabın kötüsü onları bekliyor! Varacakları yer cehennem olacak! Ne fena bir yataktır o! 

019 Rabbinden sana indirilenin hak olduğunu bilenle ona karşı körlük eden bir olur mu? Fakat bunu da ancak özü temiz idrak sahipleri anlar. 

020 Onlar, Allah ahdini yerine getirir ve verdikleri sözden dönmezler. 

021 Onlar, Allah tarafından gözetilmesi emredilenleri gözetir, Rablerinden sakınır, hesabın fenasından korkarlar. 

022 Onlar, Rablerinin rızasını dileyerek sabreder, namazlarını özenle kılar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli veya açık infak eder, kötülüğü iyilikle savarlar. Bu yurdun sonrası işte onların olacak! 

023 Adn cennetleri! İşte onlara girecekler, atalarından, eşlerinden, nesillerinden salih olanlarla beraber. Melekler her kapıdan yanlarına gelecek ve diyecekler:

024 “Selam size, sabretmeniz sebebiyle! Yurdun sonrası ne de güzel!” 

025 Allah ahdini misakla pekiştirdikten sonra bozan, Allah tarafından birleştirilmesi emredileni koparan ve yeryüzünde fesat yapanlara gelince, işte onlaradır lanet ve onlaradır yurdun kötüsü! 

026 Allah dilediği kimseye rızkı genişletir de, daraltır da. Onlar dünya hayatıyla seviniyorlar, oysa ahirete oranla dünya hayatı ancak bir tutam keyiftir! 

027 Kafirler diyorlar ki: “Rabbinden ona bir ayet ‘mucize’ indirilseydi ya!” De ki: “Allah, dilediğini ‘müstehak olanı’ dalalete sevkeder, kendisine yöneleni hidayete erdirir!” 

028 Bunlar, iman eden ve kalpleri zikrullah ile tatmin olan kimselerdir. Uyan! Kalpler ancak zikrullah ile tatmin olur! 

029 Onlar ki iman ettiler ve salih ameller işlediler, ne güzel! Dönüp varılacak güzel yer onlar içindir! 

030 İşte böyle, seni kendilerinden önce nice ümmetler geçip gitmiş olan bir ümmet içinde gönderdik ki, sana vahyimizi onlara okuyasın. Rahmanı inkar ediyor onlar! De ki: “Rabbim odur, ondan başka ilah yok! Ben sadece ona tevekkül ettim! Tevbem de ona!” 

031 Eğer okunan bir metinle dağlar yürütülseydi veya dünya parçalansaydı yahut ölüler konuşturulsaydı ‘onlar yine de iman etmezlerdi’. Fakat bütün emir Allah’ındır ‘her iş onun ilim, irade ve kudretiyle hallolur’. İman edenler hala bilmediler mi ki Allah dileseydi bütün insanları hidayete erdirirdi. Kafirlere gelince, yaptıkları yüzünden bela ya tepelerine inip duracak ya da yaşadıkları yerlerin yakınına konacak. Allah verdiği sözden dönmez! 

032 Senden önceki resullerle de alay edilmişti. Kafirlere biraz zaman tanıdım, sonra da onları şiddetle yakaladım. Nasılmış ikabım! 

033 Kimdir her nefsin neler yapıp da neler kazandığını görüp gözeten? Fakat onlar onun yanı sıra ilahlar uydurdular. De ki: “Haydi söyleyin adlarını! Allah yeryüzünde olanı bilmiyor da siz mi haber vereceksiniz! Yoksa laf olsun diye mi konuşuyorsunuz!” Hayır, hileleri güzel gösterildi o kafirlere, yoldan menedildiler. Allah bir adamı saptırmışsa artık onu kimse yola getiremez! 

034 Onlara dünya hayatında bir azap var, ahiret azabı ise daha şiddetli. Allah’ın azabına karşı onları koruyacak kimse de yok! 

035 İman edip de günahtan sakınanlara vadolunan cennetin içinde akarsular çağlar, meyveleri ve gölgesi devamlıdır! Takva sahiplerinin sonu budur işte! Kafirlerin sonu ise ateş! 

036 Kendilerine kitap verdiklerimiz sana indirilenle sevinirler. Fakat hiziplerden onun bir kısmını inkar eden de var. De ki: “Bana, sadece Allah’a ibadet etmem ve ortak koşmamam emredildi. Ben sadece ona davet eder, ona dua ederim. Dönüşüm de ona olacak.” 

037 Biz onu Arapça bir hüküm ‘bir hikmet kitabı’ olarak indirdik. Sana gelen ilimden sonra onların heveslerine uyarsan Allah tarafından ne bir dostun olur ne de bir koruyucun! 

038 Hiç şüphesiz senden önce de nice resuller gönderdik. Onlara da eşler ve çocuklar verdik. Allah izin vermediği sürece hiçbir resul ayet ‘mucize’ getiremez. Her ecel için bir yazı var. 

039 Allah dilediğini siler, dilediğini sabit bırakır. Kitabın aslı ‘kader defteri’ onun katındadır. 

040 Onlara vadimizin ‘tehdidimizin, azap sözümüzün’ bazılarını sana gösteririz ya da seni aralarından alırız, ‘her iki halde de’ tebliğ senin işin, hesap görmek bizim işimizdir. 

041 Görmediler mi, biz yeryüzüne geliyor, onu etrafından eksiltiyoruz. Allah hükmeder, onun önüne kimse geçemez! O, hesabı süratli olandır! 

042 Bunlardan öncekiler de mekirler ‘planlar’ kurdular. Halbuki gerçek mekir, Allah mekridir. Kim ne yapıyor da ne kazanıyorsa Allah hepsini bilir. Bu yurdun sonu kiminmiş ileride kafirler de bilecekler! 

043 Kafirlik edenler sana “Sen gönderilmiş bir resul değilsin!” derler. De ki: “Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter, bir de yanında kitap ilmi bulunan!”



 

14. İBRAHİM SURESİ


Bismillahirrahmanirrahim.

001 Elif, lam, ra. Bir kitap ki, onu sana Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan nura çıkarasın, o aziz ve hamidin yoluna iletesin diye indirdik. 

002 Allah ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi onun! Dehşetli bir azap sebebiyle vay haline o kafirlerin! 

003 Onlar ki, dünya hayatını ahirete tercih ederler, Allah yolundan menederler ve onun eğrilmesini isterler. İşte onlar pek uzak bir sapma içindedirler! 

004 Biz her resulü kavminin lisanıyla gönderdik ki onlara beyan etsin ‘ilahi hakikatleri iyice açıklayabilsin’. Allah dilediğini ‘müstehak olanı’ dalalete sevkeder, dilediğini ‘layık olanı’ hidayete erdirir. Allah azizdir, hakimdir. 

005 Andolsun, Musa’yı da ayetlerimizle “Kavmini karanlıklardan nura çıkar ve Allah günlerini hatırlatarak onları uyar” diye gönderdik. Bunda sabır ve şükürde ileri giden herkes için nice ibretler var. 

006 Musa, kavmine “Ha­­tırlasanıza” dedi, “Allah size nice ni­­metler lütfetti. Sizi Firavun ehlinden kurtardı. Kadınlarınızı sağ bırakıp oğullarınızı boğazlayarak size azabın en fenasını uyguluyorlardı. Bunda sizin için büyük bir imtihan vardı, Rabbinizden. 

007 Hani, Rabbiniz şöyle ilan etmişti: “Şükrederseniz, size ‘nimetimi’ artırırım. Nankörlük ederseniz, azabım şiddetlidir!” 

008 Musa dedi ki: “Siz de, yeryüzündeki herkes de nankörlük etse ‘ne gam’! Allah hakikaten ganidir, hamiddir!” 

009 Sizden öncekilerin, Nuh, ad, Semud kavimlerinin ve onlardan sonrakilerin haberleri size gelmedi mi? Onları ancak Allah bilir. Kendilerine parlak delillerle gelen resullerini elleriyle susturmak istediler. “Biz sizinle gönderilenlere iman etmiyoruz. Bizi davet ettiğin mesele hakkında derin şüphelerimiz var” dediler. 

010 Resullerinin “Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe mi olurmuş! O sizi günahlarınızdan arındırmak için davet ediyor ve belli bir ecele kadar yaşamanıza izin veriyor” demeleri üzerine, onlar “Siz de bizim gibi beşersiniz. Bizi atalarımızın taptıklarından menetmek istiyorsunuz. Doğruysanız, bize güçlü bir delil getirin!” dediler.

011 Resulleri onlara dediler ki: “Biz de sizin gibi beşeriz. Lakin Allah, kullarından kimi dilerse nimetini ona verir. Allah izin vermezse delil getiremeyiz. Müminler sadece Allah’a tevekkül etsinler ‘onu vekil edinsinler, ellerinden geleni yaptıktan sonra ona dayansın, ondan umsunlar’.

012 Hidayetiyle bizi yollarımıza ileten Allah’a biz niye tevekkül etmeyelim? Eziyetinize elbette sabredeceğiz. Te­­vekkül edenler sadece Allah’a tevekkül etmeliler!” 

013 Kafirlik edenler, resullerine dediler ki: “Ya bizim milletimize ‘inancımıza, yolumuza, hayat tarzımıza’ dönersiniz ya da sizi yurdumuzdan çıkarırız!” Bunun üzerine Rableri onlara vahyetti: “O zalimleri kesinlikle helak edeceğiz! 

014 Ve onların ardı sıra oraya sizi yerleştireceğiz. Makamımdan ve tehdidimden korkanlara vaadim budur!” 

015 ‘Resuller’ fetih istediler. Bunun üzerine her inatçı ve zorba helak edildi!

016 Bunun ardı sıra da cehennem var ve ‘orada ona’ irinli bir sudan içiri­lecek! 

017 Onu yudumlayacak ama yutamayacak! Her tarafından ölüm saldıracak, fakat ölmeyecek. Sonra da galiz bir azap! 

018 Rablerine kafirlik edenlerin amelleri, fırtınalı bir günde şiddetli rüzgarla savrulan küle benzer. Kazandıkları hiçbir şeyi ellerinde tutamazlar. En uzak sapma budur işte! 

019 Allah’ın gökleri ve yeri hak üzere ‘yerli yerinde, nice hikmetler gözeterek’ yarattığını görmedin mi? Dilerse sizi giderir, yeni bir halk getirir.

020 Allah için bu üstesinden gelinemez bir iş değildir. 

021 Nihayet hepsi Allah’ın huzuruna çıkarlar. İzde gidenler, kibirli önderlerine “Biz dünyada sizin izinizde yürürdük. Şimdi siz Allah’ın azabından birazını olsun bizden savamaz mısınız?” derler. Bunun üzerine önderleri “Allah bizi hidayete erdirseydi biz de size hidayet yolunda rehberlik ederdik. Bundan sonra sızlansak da, katlansak da bir. Bize sığınak yok!” derler. 

022 İş bitirilince şeytan der: “Allah size gerçekleşmesi kesin bir söz vermişti. Ben de bir söz vermiştim ama sözümü tutmadım. Benim sizin üzerinizde bir yaptırım gücüm yoktu. Davet ediyordum, geliyordunuz. Beni kınamayın da kendinizi kınayın! Ne ben sizi kurtarabilirim ne de siz beni kurtarabilirsiniz. Daha önce beni şerik yapmanızı tanımadım. Kuşkusuz, zalimler için elim bir azap var!” 

023 İman edip salih ameller işleyenler ise, Rablerinin izniyle, içlerinde akarsular çağlayan cennetlere konmuşlardır. Ebediyen orada kalırlar. Birbirlerine “Selam!” diyerek esenlik dilerler. 

024 Görmedin mi, Allah nasıl bir misal verdi: Güzel söz, kökü sabit, dalları semada güzel bir ağaca benzer. 

025 Rabbinin izniyle her zaman meyve verir. Allah, belki düşünürler diye insanlara misaller veriyor. 

026 Fena söz ise, yerden koparılmış kötü bir ağaca benzer ki, ayakta durmasına imkan yoktur. 

027 Allah, iman edenleri dünyada ve ahirette sabit bir söz üzerinde tutar, zalimleri ise dalalete atar! Allah ne dilerse yapar! 

028 Görmedin mi onları, Allah’ın nimetlerine mukabil küfrü tercih ettiler de kavimlerini helak yurduna kondurdular. 

029 Cehenneme! İşte ona girecekler! Ne kötü bir akıbet! 

030 Allah yolundan saptırmak için başka tanrılar uydurdular. De ki: “Bakın keyfinize! Na­­sılsa dönüş yeriniz ateş olacak!” 

031 İman eden kullarıma söyle, alışveriş ve arkadaşlık olmayan bir gün gelmeden önce namazı özenle kılsın, verdiğimiz rızıktan gizli veya açık infak etsinler. 

032 Allah ki, gökleri ve yeri yarattı, semadan su indirdi de size rızık olsun diye onunla ürünler çıkardı, izniyle denizde yüzsünler diye gemileri, istifade edesiniz diye nehirleri emrinize verdi. 

033 Birbirinin ardı sıra şems ve kameri ‘güneş ile ayı’ size musahhar kıldı, leyl ve neharı ‘gece ile gündüzü’ istifadenize sundu. 

034 Hem size istediklerinizin hepsinden verdi. Allah’ın nimetlerini saymak isteseniz sayamazsınız. ‘Nimet kadri bilmeyen’ insan ne kadar da zalim, nasıl da nankör! 

035 Bir zamanlar İbrahim “Rabbim!” dedi, “Bu beldeyi emin kıl! Beni ve evlatlarımı putlara tapmaktan uzak eyle! 

036 Rabbim! Bunlar ‘putlar’ insanlardan nicelerinin sapmasına sebep oldular. Bundan sonra bana tabi olan bendendir. Bana asi olana gelince, sen elbette gafursun, rahimsin. 

037 Rabbimiz! Zürriyetimden bir kısmını senin Beyt-i Haram’ının yanına, ekin bitmez bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz! Namazı özenle kılsınlar diye. İnsanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir, onları ürünlerle rızıklandır. Umulur ki şükrederler. 

038 Rabbimiz! Biz neyi gizliyoruz da neyi ilan ediyorsan sen hepsini bilirsin, zira ne yerde ne de gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz. 

039 İhtiyarlık çağımda bana İsmail ve İshak’ı hibe eden Allah’a hamdolsun! Rabbim her duayı muhakkak işitiyor! 

040 Rabbim! Beni namazı eda eden bir kul eyle, zürriyetimden de! Rabbimiz! Duamı kabul buyur! 

041 Rabbimiz! Hesap ikame gününde bana, ana-babama ve müminlere mağfiret eyle!” 

042 Sanma ki Allah zalimlerin yaptıklarından gafildir! Onları gözlerin dehşetten belereceği bir güne erteliyor! 

043 ‘Mahşer günü onlar’ kalkık başları, dönüp kendine bakamayan gözleri, bomboş gönülleriyle koşuşup dururlar. 

044 Gelmesi muhakkak olan azap gününü hatırlatarak insanları uyar. O gün, zulmedenlerin “Rabbimiz! Ecelimizi biraz ertele de davetine varalım, gidelim resullere tabi olalım” diyecekleri gündür! “Hani siz ‘Bize zeval yok!’ diyerek yemin etmemiş miydiniz? 

045 Hem siz, nefislerine zulmedenlerin yerlerinde ikamet etmiştiniz, onlara yaptıklarımız size ayan beyan belli olmuştu. Size misaller de vermiştik.” 

046 Onlar bir mekir ‘plan’ yaptılar. Onlara Allah indinde de mekir var, isterse kendi mekirleri dağları yerinden oynatacak olsun. 

047 Sanma ki Allah, resullerine verdiği sözden döner! Allah azizdir, müntakimdir! 

048 O gün yer başka yerle değiştirilir, gökler de. Ve herkes vahid ve kahhar Allah’ın huzuruna çıkar.

049 Ve o gün mücrimleri zincirlerle birbirlerine bağlanmış görürsün. 

050 Giysileri katrandandır. Yüzlerini ateş bürümüştür.

051 Zira Allah her nefsi kesbiyle cezalandıracak! Allah hesabı çabuk görendir! 

052 Hem bununla uyarılsınlar, hem onun tek ilah olduğunu bilsinler, hem de özü temiz idrak sahipleri ibret alsınlar diye insanlara beliğ bir tebliğdir bu! 





 

15. HİCR SURESİ


Bismillahirrahmanirrahim.

001 Elif, lam, ra. İşte bunlar kitabın, mübin bir Kurán’ın ayetleridir! 

002 Bir zaman gelir kafirler müslim olmadıklarına hayıflanırlar. 

003 Bırak onları yesinler, keyif sürsünler, emel kendilerini oyalayadursun, nasılsa ileride bilecekler! 

004 Biz hiçbir memleketi hakkında malum bir yazgı olmaksızın helak etmedik. 

005 Bir ümmet, ne ecelinin önüne geçebilir ne de onu geri bırakabilir. 

006 Dediler ki: “Ey kendisine kitap indirilen kişi! Sen muhakkak mecnunsun! 

007 Sadıksan bize melekleri getirsene!” 

008 Halbuki biz melekleri hak yerini bulsun diye indiririz, o zaman onlara süre de verilmez. 

009 Hiç şüphesiz, o zikri biz indirdik ve onu koruyacak olan da yine biziz! 

010 Andolsun, senden önce evvelkilerin toplumları içinde de resuller gönderdik! 

011 Onlar, kendilerine gelen her resulle mutlaka alay ederlerdi. 

012 İşte böylece onu mücrimlerin kalplerine sokarız, 

013 ona iman etmezler. Halbuki evvelkilerin sünneti geçmiştir ‘önceki toplumlara uygulanan ilahi yasanın sonuçları birer ibret dersi olarak kendilerine anlatılmıştır’. 

014 Üzerlerine semadan bir kapı açsak da orada yukarı çıkıyor olsalar 

015 “Herhalde gözlerimiz boyandı. Belki de büyülenmiş bir kavimiz!” diyeceklerdi. 

016 Biz semada burçlar yaptık ve nazar edenler için onu süsledik. 

017 Hem onu racim ‘kovulmuş’ şeytanlara karşı koruma altına aldık. 

018 Kulak hırsızlığı yapan olursa onu parlak bir şihab ‘ateş topu’ kovalar. 

019 Yeryüzünü yayıp döşedik, üzerine rasih baskılar ‘dağlar’ yerleştirdik, yine orada türlü türlü mevzun ‘ölçülü, tartılı’ bitkiler bitirdik. 

020 Yerde hem sizin yaşamanız hem de rızıkları sizin tarafınızdan verilmeyen canlıların yaşamaları için geçim vasıtaları yarattık. 

021 Hiçbir şey yoktur ki hazinesi yanımızda bulunmasın! Fakat biz onu malum bir kaderle indiririz. 

022 Biz, aşılayıcı rüzgarlar gönderiyor, gökten su indiriyor, onu size içiriyoruz. Hem onu haznelerde biriktiren de siz değilsiniz.

023 Şüphesiz, biz hayat veririz ve biz öldürürüz! Sonunda her şeyin varisi biz oluruz! 

024 Elbet sizden önce gelip gidenleri de biliriz, geride kalanları da. 

025 Rabbin onları derleyip toplayacak, çünkü o hakimdir, alimdir! 

026 Andolsun, biz insanı kuru çamurdan, biçimlendirilmiş balçıktan yarattık. 

027 Cinleri de daha önce semum ‘içe işleyen, dumansız’ bir ateşten yaratmıştık. 

028 Bir zamanlar Rabbin meleklere buyurdu: “Ben kuru çamurdan, biçimlendirilmiş balçıktan bir insan yaratmayı diledim. 

029 Hilkatini tamamlayıp da ruhumdan üflediğim zaman ona hemen secde edin!” 

030 Bütün melekler derhal secde ettiler. 

031 Fakat İblis onlarla beraber secde etmedi, uzak durdu. 

032 “Ey İblis!” buyurdu, “Sen niye onlarla birlikte secde etmedin?” 

033 “Ben öyle kuru çamurdan, biçimlendirilmiş balçıktan yarattığın bir insana secde edecek değilim!” dedi. 

034 “Hemen çık oradan!” buyurdu, “Sen artık bir racimsin, kovuldun! 

035 Bu lanet kıyamet gününe dek üzerinde olacak!” 

036 “Rabbim!” dedi, “İnsanların diriltilip kaldırılacakları güne kadar bana süre ver.” 

037 Buyurdu: “Haydi, süre verilenlerdensin,

038 belli bir güne kadar.” 

039 “Rabbim!” dedi, “Beni azdırmana mukabil, yemin ederim ben de onlar için yeryüzünde süslemeler yapacak, ne yapıp edip hepsini azdıracağım! 

040 Muhlis ‘ihlaslı, samimi’ kulların müstesna.” 

041 Buyurdu: “İşte benim müstakim yolum budur ‘ihlaslı kullarımın yolu’! 

042 Şüphesiz, azgınlardan sana uyanlar bir yana, kullarım üzerinde senin bir saltanatın yoktur. 

043 Elbette, sana uyanların hepsine vadolunan yer cehennemdir! 

044 Cehennemin yedi kapısı vardır, her kapı için onlardan bir pay ayrılmıştır.” 

045 Fakat muttakiler muhakkak bahçelerde, pınar başlarında olurlar. 

046 ‘Kendilerine’ “Buraya güvenle ve esenlikle girin” ‘denilecek’. 

047 Biz onların gönüllerindeki ğılli ‘kini, olumsuz duyguları’ sıyırıp almışızdır. Saraylarda karşı karşıya kardeşçe oturacaklar. 

048 Orada onlara hiçbir yorgunluk dokunmayacak ve oradan asla çıkarılmayacaklar. 

049 Haber ver kullarıma! Şüphesiz gafur benim, rahim ben! 

050 Fakat azabımın elim bir azap olduğunu da bildir! 

051 Hem onlara İbrahim’in misafirlerinden de bahset. 

052 Yanına girip “Selam!” dediler. İbrahim “Biz sizden korkuyoruz” dedi. 

053 “Korkma” dediler, “biz sana alim bir oğul müjdeliyoruz.” 

054 “Beni ihtiyarlık bürümüşken ne müjdesiymiş bu?” dedi.

055 “Biz sana gerçeği müjdeledik, sakın ümidini kesenlerden olma!” dediler. 

056 Dedi: “Rabbinin rahmetinden sapkınlardan başka kim ümit keser ki! 

057 Ey elçiler! Başka ne işiniz var?” 

058 Dediler: “Biz mücrim bir kavmi helak etmek üzere gönderildik. 

059 Fakat Lut ailesini azaptan kurtaracağız. 

060 Karısı hariç! Karar verdik, o mutlaka geride kalacaklardan.” 

061 Bunun ardı sıra elçiler Lut ailesine geldiler. 

062 Lut onlara, “Siz cidden tanınmayan ‘ürkütücü’ kimselersiniz” dedi. 

063 “Bilakis” dediler, “biz sana onların şüphe ettikleri şeyi ‘azabı’ getirdik. 

064 Hak yerini bulsun diye geldik. Ve biz kesinlikle doğru söylüyoruz. 

065 Durma, gecenin bir kısmında ev halkını yola çıkar. Sen de hemen peşlerinden git. Hiçbiriniz dönüp ardına bakmasın. Size emredilen yere gidin.” 

066 Biz ona şu kesin emri de vahyettik: “Sabaha çıkarlarken onların kökleri kesilecek!” 

067 ‘Eşcinsel’ kasabalılar sevine sevine geldiler.

068 Lut dedi ki: “Bunlar benim misafirlerim, beni utandırmayın! 

069 Hiç mi Allah korkusu yok sizde! Beni rezil rüsvay etmeyin!”

070 “Seni başkasının işine karışmaktan menetmedik mi?” dediler. 

071 “Eğer yapacaksanız” dedi, “işte kızlarım ‘kavmin kızlarıyla evlenin’!” 

072 ‘Resulüm!’ Ömrüne andolsun ki onlar ne yaptıklarını bilmez bir halde kıvranıyorlardı! 

073 Derken, sayha ‘felaketin dehşetli sesi’ onları şafak sökerken yakaladı. 

074 Üzerlerine siccilden taşlar yağdırıp şehirlerini yerle bir ettik. 

075 Bunda feraset sahipleri ‘görebilen kimseler’ için nice ibretler var. 

076 Harap olan beldeleri işlek bir yol üzerinde duruyor. 

077 Muhakkak ki bunda iman edenler için bir ibret var. 

078 Eyke halkı da hakikaten zalimdi. 

079 Biz onların da cezasını verdik. Her iki memleket de işlek bir yol üzerindeydi. 

080 Hicr halkı da resulleri yalanladı. 

081 Kendilerine ayetlerimizi vermiştik de onlardan yüz çevirmişlerdi. 

082 Dağlarda kayaları yontarak güvenli evler yaparlardı. 

083 Derken, sayha onları bir sabah vakti yakalayıverdi. 

084 Kazanımlarının kendilerine hiçbir yararı olmadı.

085 Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri hak üzere ‘nice hikmetler gözeterek’ yarattık. Kıyamet muhakkak gelecek. Şimdi sen onlara aldırma da güzel davran. 

086 Rabbin ‘sürekli eserler yaratan’ hallak ve ‘her şeyi bilen’ alimdir! 

087 Sana sebülmesaniyi ‘tekrarlanan yedi ayeti’ ve azim Kurán’ı verdik. 

088 Kafirlerden bazılarını faydalandırdığımız şeylere imrenerek bakma. Hem onlar yüzünden mahzun da olma. Müminlere ise kanadını indir ‘mütevazı davran’.

089 “Ben şüphesiz mübin bir nezirim” de. 

090 Nitekim ‘kitaplarını’ kısım kısım ayıranlara da ‘kitap’ indirmiştik 

091 ki onlar Kurán’ı da ‘bir kısmını kabul, bir kısmını reddederek’ parçalara ayıranlardır. 

092 Rabbine andolsun hepsini sorguya çekeceğiz, 

093 yapıp ettikleri yüzünden!

094 Sana emredileni tesirli bir dille anlat ve müşriklerden yüz çevir.

095 O alay edenlere karşı biz sana yeteriz! 

096 Onlar Allah ile beraber başka ilah edinenlerdir. İleride bilecekler! 

097 Onların söyledikleri yüzünden sadrının daraldığını biliyoruz. 

098 Sen şimdi Rabbini hamd ile tesbih eyle ve secde edenlerden ol. 

099 Ve sana yakin ‘ölüm’ gelene dek Rabbine ibadet et! 




16. NAHL SURESİ


Bismillahirrahmanirrahim.

001 Allah ferman buyurdu ‘kıyamet ha geldi ha gelecek’. Siz onun hakkında aceleci olmayın! Allah münezzeh ve yücedir onların şirkettiklerinden! 

002 Allah, vahyini iletmek için dilediği kullarına emriyle melekler indirir. “İnsanları uyarın! Benden başka ilah yok! Yalnız benden korkun!” der. 

003 Gökleri ve yeri hak üzere ‘nice hikmetler gözeterek’ yarattı. Pek yücedir onların şirkettiklerinden!

004 İnsanı ise bir nutfeden yarattı. Bir de bakarsın ki Rabbine açık bir hasım kesilmiş!

005 Hayvanları da yarattı, onlarda sizin için bir ısınmalık ve nice faydalar var. Hem de onlardan yersiniz. 

006 Onları ak­­şamları getirip sabahları salıverirken seyreder de başka bir güzellik görür, keyiflenirsiniz. 

007 Yarı canınızı vermeden ulaşamayacağınız beldelere yüklerinizi taşırlar. Elbette, Rabbiniz rauftur, rahimdir! 

008 İstifadeniz için atları, katırları ve merkepleri de yarattı, hem binmeniz için hem de ziynet olsun diye. Siz bilmezsiniz ama o sizin için daha nice şeyleri de yaratır. 

009 Yolun doğrusunu ancak Allah gösterir. Fakat ondan sapan da var. Dileseydi hepinizi hidayete erdirirdi. 

010 Semadan sizin için su indirir, ondan içersiniz. Hayvanlarınızın otlaması için gereken bitkiler de ondandır. 

011 Hem, Allah size onunla ekinler, zeytin ve hurma ağaçları, üzümler, hasılı her türlü ürünü bitirir. Hiç şüphesiz, düşünen kimseler için bunda bir ayet ‘ibret̵