Bir Takva ve Kulluk Rehberi

 

7.

Bazı sathi kimseler, hadis kitapları yazarlarının, her işittiklerini kitaplarına aldıklarını sanıyorlar. Ne büyük bir gaflet ve cehalet! Bunu bilerek yapıyorlarsa ne büyük bir hıyanet ve cinayet!

Halbuki gerçek bambaşkadır. Başta Buharî ve Müslim olmak üzere büyük hadis alimleri, rivayet edilen haberleri pek çok elekten geçiriyor, ayetlere muhalif olup olmadığına bakıyor, ravileri güvenilir, senedi güçlü olanları alıyorlardı. Mesela Buharî, meşhur kitabını altı yüz bin hadis arasından seçerek on altı senede tedvin etmişti.

Bir deryaya benzeyen hadis usulü sahasının mütebahhir ulemasının kitaplarında ayrıntılı biçimde anlattıkları hususları burada kısaca özetleyeyim. 

Her hadisin mutlaka senedi bulunur. Sened, hadis ravilerini gösteren belgedir. Hadislerin sıhhat derecelerini tayinde önemi büyüktür. Senedin vasfını dile getiren bazı terimler vardır:

Âli, senedin kesintisiz olmakla birlikte az sayıda raviden oluşmasıdır. 

Nâzil, ravi sayısının çok olmasıdır. 

Munkatı, senedi muttasıl olmayan, yani rivayet zincirinin bazı halkaları eksik olan demektir. Hadisin sahih ve hasen olması için, senedin muttasıl olması, rivayet zincirinde kesiklik bulunmaması gerekir.

Mürsel, Sahabilerden ya da Tâbiilerden olan bir kimsenin Peygamber Efendimizden işitmediği bir hadisi Efendimize dayandırarak nakletmesidir.

Muallak, senedin baş kısmı zikredilmeyen demektir. 

Mu'dal, senedinde iki veya daha ziyade ravinin zikredilmemesidir. 

Tedlis, mertebesinden daha yukarıda hissettirecek bir senedle hadis nakletmektir. 

Muzdarib, ravilerin senedi veya metni hususunda ihtilaf ettikleri, hakkında hüküm de verilemeyen rivayettir.

İdrac, ravilerden birinin, ne yaptığını belirtmeksizin, hadis metnine şerh ya da izah gibi bir sebeple bazı sözler eklemesidir.

İhtisar, ravilerden birinin, bazı kısımlarını zikretmeyerek hadis nakletmesi, yani hadis metnini kısaltmasıdır.

Mana rivayeti, hadisin lafzını aynen tekrar etmeyip manasını rivayet etmektir.


8.

Hadislerin sıhhat mertebeleri vardır:

Mütevatir, yalan üzerine birleşmeleri aklen imkânsız olan, sayıca kalabalık raviler tarafından rivayet edilen hadistir. Tevatürün olabilmesi için rivayet zincirinin her halkasında bu şartın yerine gelmesi gerekir. Ravilerden birinin bile 'sika' olmaması hadisi sahihten hasen mertebesine düşürür.

Hasen, mertebe bakımından sahihten aşağıda, zayıftan yukarıda olan hadistir. 

Zayıf, sıhhat bakımından sahih ve hasen mertebesine çıkamayan hadistir. Zayıf hadis, manası yanlış olan hadis demek değildir. Hadis kıstaslarına uyum bakımından eksikleri olan hadis demektir.

Mevzu, hadis diye rivayet edilmekle birlikte hadis kıstaslarına uymayan sözdür. Böyle bir söz, manası doğru da olsa, hadis olarak kabul edilmez.

Ahad, ravilerinin kalabalık olmaması sebebiyle mütevatir sınıfına giremeyen hadistir. Meşhur, aziz ve garib olmak üzere üç türlü olur. Meşhur, üç ya da daha ziyade kimse tarafından rivayet edilmekle birlikte tevatür derecesine ulaşamayan hadise denir. Aziz, sadece iki ravi tarafından rivayet edilen hadistir. Garib, sadece bir kişinin rivayet ettiği hadistir.


9.

Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin konuşmaları ve davranışları özü itibarıyla vahye dayanır. Bunların önemli bir kısmı ayetlerin tefsir ve tatbikiyle ilgilidir.

Hadisler, ayetlerin ilke düzeyindeki hükümlerini uygulanabilir hâle getirir. Tamamlayıcı unsurlarla zenginleştirir. Kapalı noktalarını açıklar. Umumi hükümlerini sınırlandırır. Dokunulup geçilen bazı anlamlarını pekiştirir. Mücerret manalarını örneklendirir. Kısacası, o ilahi ruha güzel bir beden olur.

Hadisler olmasaydı bazı ayetleri anlamak, yorumlamak ve uygulamak neredeyse imkânsız olurdu. Mesela, Kurán'da Rabbimiz "Namazı ikame edin!” buyuruyor. Peki, hangi vakitlerde, ne kadar, nasıl kılınacak? Bu hususta Kurán ayrıntı vermez. Fakat başka bir şey yapar. Resulullaha uymamızı emreder. 

Andolsun ki Resulullah sizin için, Allah’a ve ahiret gününe ümit besleyip Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnek.” Ahzab Suresi 21

Kendilerine güven veya korkuyla ilgili bir emir 'iş, haber, mesele' gelince onu yayıverirler. Halbuki onu Resule ve içlerindeki ulülemre ‘yetki sahiplerine’ sunsalardı, istinbata kadir olanlar 'içtihada gücü yetenler, hüküm çıkarabilenler' onu bilirlerdi. Allah size lütuf ve rahmet etmeseydi, pek azınız hariç, şeytana uymuş gitmiştiniz.” Nisa Suresi 83

"De ki: Allah’ı seviyorsanız bana tabi olun ki Allah da sizi sevsin ve size mağfiret eylesin." Âl-i İmran Suresi 31

"De ki: 'Allah’a ve Resule itaat edin!' Yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah kâfirleri katiyen sevmez!" Âl-i İmran Suresi 32

Peki, Hazreti Peygamber nasıl örnek alınacak? İşte bu noktada hadisler imdadımıza yetişiyor. Namaz, zekat ve benzeri pek çok meselenin ayrıntılarını biz hadislerden öğreniyoruz.


10.

Konuya sathi bakan bir kimse, bazı hadisler arasında tezat var zannına kapılabilir. Halbuki durum bilakistir. Hadisin makamı ve muhatabı bilinirse tezat olmadığı görülür.

Tezat vehmi daha ziyade sual cevap tarzındaki hadislerde hissedilir. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, aynı soruya bazen birbirinden farklı cevaplar verebilmiştir. 

Mesela “En üstün ibadet hangisidir?” diye soran iki muhataptan birine “Vaktinde kılınan namaz” derken, bir başkasına “Ana babaya itaat” demiştir. Dikkatli bir inceleme sonucunda anlarız ki, birinin namaz konusunda, öbürünün de itaat meselesinde özel bir durumu vardır. 

Bazen fakirlik, bazen de zenginlik övülmüş, bir kimine yasak edilmiş, kimine edilmemiştir. Dikkatle bakılırsa bunlarda bir aykırılık olmadığı görülebilir.

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, yaşı, cinsiyeti, mesleği, mizacı, bilgisi, maddi durumu, kültürel düzeyi, idrak seviyesi ve benzeri nitelikleri birbirinden farklı, tüm zaman ve mekânlardaki milyarlarca insanın peygamberidir. Elbette, hepsini tatmin edecek, hepsine örnek olacak ve hepsine yol gösterecek biçimde konuşacak ve davranacaktı. Nitekim öyle yapmıştır.


11.

Üslubunda teşbih, istiare, kinaye ve benzeri edebi sanatlar kullanılması sebebiyle anlaşılması güçleşen hadisler de vardır. Bunlar Müteşabih diye nitelendirilir. Özellikle ahirzamanla ilgili hadisler örtülü bir üslupla dile getirilmiştir. İmtihan sırrına aykırı olmaması için, ‘akla kapı açmak, iradeyi elden almamak’ düsturu uygulanmıştır. 

Böyle bir hadisle karşılaşan kişi, “Bunun anlatılınca hoşa gidecek bir tevili, bir yorumu mutlaka vardır” demeli, hadise ilişmemelidir. 

Bazı hadislerde ise, akla aykırı gibi görünen ifadeler olabilir. Hemen o hadisi inkâr etmek, yahut reddetmek veya şüpheye düşmek hatalı bir davranış olur. 

Bir kimsenin “Benim aklım almıyor, o hâlde akla aykırıdır” diye düşünmesi kibir alametidir. “Ben anlayamıyorum ama elbet bir anlayan, açıklayan vardır. Bir araştırayım” diye düşünmesi gerekir.

Bazen de, hadislerin ifadesinde bir abartı varmış gibi görünebilir. Hemen kötü düşüncelere kapılmak yerine, Peygamberimizin insanlar için bir ‘beşîr ve nezîr’ yani müjdeleyici ve sakındırıcı olduğu hatırlanmalıdır. İsteklendirme ve sakındırma, ümitlendirme ve korkutma sadedinde söylenen sözlerdeki güçlü vurgu manayı teyit için tercih edilen bir anlatım biçimidir. Maksadı nazara almak, vasıtaya takılıp kalmamak gerekir.