Yazar olmaya on beş yaşında karar verdi. Lise ve üniversite yıllarında yazmaya devam etti. Evvela özel bir kurumda editör. Sonra kamuda yüksek mühendis. Dokuz senenin ardından istifa ve yeni bir aşama. Kültür, sanat, yayın temalı kurumlar kurdu ve yönetti. Moral Kültür Merkezi, Adı Yok Dergisi, Radyo Aktif, Taksim Bürosu. Bu süreçlerin hepsinde yetenekli gençlerle bir arada. Medyada sanat ve felsefe sohbetleri. Yurt içinde ve dışında seminerler. Ulusal ve uluslararası gençlik projelerinde danışmanlık. En sonunda özgün ve öncü bir girişim: Carpe Diem Yayınları. İmza günleri, okul etkinlikleri birbirini izledi. Yapıp ettiklerinin özünde daima ‘yazarlık tutkusu’ vardı. Novella türünde yirmi sekiz kitap yazdı. Eserleri beş dile çevrilip yayınlandı. 'Kalbiyle yazan kalbe yazar' diyor ve ‘taze ruhlara’ yazıyor.


Türkçe Kitapları
Mervin - Esaretten KurtuluşAnne Neden Kedilerin Elleri Yok?Her Yerde Seni AradımYazar Olmak İstiyorumBeni Yalnız Sen AnlarsınHayal GezginiSonsuz Hayat Seni Bekliyor
Sana Yeni Bir Dünya GerekHer Şey Ânını BeklerKulluğum SultanlığımdırŞiraz ve ŞehzadeBir Gizli Hazine idimTabula Rasa-Keyifli FelsefeCarpe Diem-Keyifli Felsefe

 
İngilizceye Çevrilip Yayınlanan Kitapları


Almancaya Çevrilip Yayınlanan Kitapları 
 


Arapçaya Çevrilip Yayınlanan Kitapları  

Şiraz ve'lSultan

Falsafah khafifah zarifah

Mervin “Annajatu mina al asr”

Al hayatul abadiyyah tantaziruk

 
Arnavutçaya Çevrilip Yayınlanan Kitapları

Ja, Kjo Eshte Jeta 


Boşnakçaya Çevrilip Yayınlanan Kitapları 

Ima Neko Ko Te Voli  

 
'Kültür Bakanlığı'mız 
öbür dillerde yayınlanan kitaplarımız için 
TEDA aracılığıyla tercüme desteği verdi.

Hayaldi Roman Oldu

Merak edip soruyorlar bazen. "Yaşadıklarını mı yazıyorsun?" diyorlar. Hem evet, hem hayır. Evet, çünkü kitaplarımı yazarken şahsi deneyimlerimden yola çıkıyorum. Hayır, çünkü yaşadıklarımı aynen yazmıyorum, malzeme olarak kullanıyorum. Hayattan derlediklerini birebir yazmak gazetecilere özgüdür. Edebi eser için daha fazlası gerekir. Sanatkâr, umumi âlemden hususi aynasına yansıyan malzemeleri kullanarak yeni bir âlem kurar. Gerçek âleme hem benzeyen hem de benzemeyen itibari bir âlemdir bu. Yazar bilgi, sezgi, algı ve kurgu hassaları bakımından ne kadar özgünse, eseri de o kadar özgün olur.


Sensiz Ama Seninle

Biraz bilgi verirsem belki hayal meyal hatırlarsın beni. Üslubumu karanlık arabeskin acılı gayyasına düşürmeden, zengin kız fakir oğlan basmakalıbına sokmadan anlatmak istiyorum seni, beni, benim sana ilgimi. Yıllardır sandıklarda saklanmış kırık dökük nesnelere benzeyecek anlatacaklarım. Yine de hatırlamana yardım edebilir. 

Yazar Olmak İstiyorum

Bu kitabı yıllar önce yazmıştım. Büyük ilgi gördü, sevildi, benimsendi. Üst üste defalarca basıldı, yayınlandı. Bu vesileyle okullara  davet edildim, konuyla ilgili seminerler verdim. Benimle iletişim kuran yazar adaylarının sorunlarını dinledim, yardımcı olmaya çalıştım.
Yıllarca yayın danışmanlığı yapmam hasebiyle yayıncılık alanını da tanıma imkânı buldum. Katıldığım fuarlarda yerli ve yabancı editörler ve yayıncılarla tanıştım, konuştum. 
Deneyimlerim, gözlemlerim ve izlenimlerim epeyce birikmişti. Kitabın yeni basımı yapılmadan önce metni bir kez daha elden geçirdim. Bazı bölümlerini yeniden yazdım. 
Günümüz dünyasında yazılı iletişimin önemi sürekli artıyor. Her el ister istemez kalem tutuyor. Düşüncelerini etkin bir yazı diliyle anlatabilenler daha başarılı oluyorlar.
Bu gerçekten hareketle, metni yenilerken, yazar olmak niyeti gütmeyen ama kendini yazarak da ifade eden herkesi göz önünde bulundurdum. 
Muhtevası yenilenen ve zenginleşen kitabımın, kelimeleri etkili biçimde kullanmak isteyen herkese, özellikle öğrencilere yararlı olmasını diliyorum. 

Hayal Gezgini

Bir ikindi vakti yine gitmiş, gölgesine oturmuştum. Etraf ıssızdı. Sırtımı çınarımın gövdesine dayadım, gözlerimi kapattım, hayatımı gözden geçirmeye başladım. Bu vaziyet ne kadar sürdü bilmiyorum. Bir de gözümü açtım ki karşımda kocaman bir kuş duruyor, bana bakıyor. Zümrüt rengindeydi. Emsalini görmemiştim. 
“Senin için geldim” dedi.
Hayretimden bir süre konuşamadım. Neden sonra “Ne yapacaksın beni?” dedim.
“Emir aldım, nereye istersen oraya götüreceğim seni” dedi.

Baba Filozoflar

Zor zamanlar yaşıyoruz. İnternetin ve bin bir türlü medyanın hayatımıza girmesiyle insanımız her taraftan rüzgar almaya başladı. Savrulmalar yaşanıyor. 

Yeniyetmeler, gençler iki kültür arasında sıkışıp kaldılar. Bir yanda farklı yönlerden gelen felsefi düşünceler ve yaşama biçimleri, öbür yanda inancımız ve manevi değerlerimiz. Zihinler bulandı. Ruhları kuşkular sardı.  

Bu da bir salgın, fakat daha tehlikeli. Maddi salgın insanın fani hayatını tehdit eder, halbuki bu manevi salgın ebedi hayatları mahvediyor. 

Hızla ilerleyen ve büyüyen bu tehlikeyi görmezden gelemezdim. Şekva etmek çare olmuyordu. Çözüm üretmek gerekiyordu. Ben de bunu yaptım. Keyifli Felsefe ana başlığıyla dört kitaplık bir seri yazdım. 

Topladığı binlerce poleni karanlık kovan ortamında bala dönüştüren arı gibi ben de kırk yıllık okumalarımdan ve düşünmelerimden elimde kalanları tefekkür imbiklerinde süzerek ‘eser’ haline getirdim. 

Baba filozofları tanıttım. Felsefi akımları anlattım. En güvenilir kaynaklardan yararlanarak tümünü eleştiri süzgeçinden geçirdim.  

'Felsefi kurgu' tarzında yazılan bu eserleri anlayarak okuyanlar, ruhlarında savunma hatları oluşturabilir, zihinleri bulandıran virüslerden arınabilir, inandıkları değerleri güçlü delillerle savunabilirler. 

Fani ömür ağacımın son meyveleri olan bu kitaplar çocuklarımıza, gençlerimize muhakkak okutulmalı. Birer rehber niteliği taşıyan bu eserleri her mürebbi, her öğretmen, her anne baba mutlaka el altında bulundurmalı. 

Vesselam! 

Tabula Rasa - Keyifli Felsefe

Felsefe kitaplarımı yazmaya başladığım gece tuhaf bir gelişme oldu. Bir de baktım ki felsefe tarihinde adları anılan ünlü filozoflar, düşünürler, bilgeler odadalar. Kimi ayakta duruyor, kimi yerde oturuyor. Bedenleri saydamdı. Daha önce resimlerini gördüğüm filozofları tanıdım. Bir korku kapladı içimi. Fakat zamanla varlıklarına alıştım. Konuklarımdı onlar, üstelik bana bir zararları da yoktu. İşin tuhaf yanı, odama filozof olmayan bazı insanların da gelmeleri oldu. Müslüm Baba, Deli Ziya, Güldane, Rana ve Onur bunlardandı.

Memento Mori - Keyifli Felsefe

Kim demiş felsefe sıkıcıdır diye! Bildiğin tüm o kafa karıştırıcı felsefe kitaplarını unut! Bu kitap felsefe yapmıyor, felsefenin özünü ortaya çıkartıp okurunu filozof yapıyor. Soru sormak, fikir üretmek, eleştirel düşünmek serbest! Felsefenin derin konuları hayattan misallerle anlatılıyor. Keyifli Felsefe serisi, ilginç karakterleri ve özgün kurgusuyla kalıpları kırıyor, setleri yıkıyor, ezberleri bozuyor.

Carpe Diem - Keyifli Felsefe

Felsefi terimlerin cirit attığı, kısa hikâyelerin akla kapı açtığı, soruların havada uçuştuğu, filozofların birbiriyle kapıştığı keyifli bir felsefi kurgu… Bu kitabın dilini, anlatımını, birbirinden ilginç kahramanlarını çok seveceksin. İnsana, hayata, ölüme, kadere, varlığa, varoluşa dair pek çok şey konuşuluyor. Kısmen Sokrates tarzı. Fakat bu kitabın başka özgün tarafları da var. Okudukça göreceksin.

Beni Yalnız Sen Anlarsın

Yaban meyveleri tadında öyküler. Severek okuyacaksın. Sıradan gibi görünen insanların zengin iç dünyaları, hayatın anlamlı ayrıntıları şaşırtacak seni. Sarsılacaksın, gülümseyeceksin okurken, gözlerin dolacak belki de. Hayata bakışın asla eskisi gibi olmayacak bu kitabı okuduktan sonra. Daha bilge, daha duyarlı, daha mutlu olacaksın. Bu kitabı herkes okuyabilir ama herkes anlayamaz. Belki de onu yalnız sen anlayacaksın.
 

Her Yerde Seni Aradım

Sana postayla gönderilen defteri okuduktan sonra önünde iki şık belirecekti. Ya hiç ilgilenmeyecektin ya da beni merak edip aramaya başlayacaktın. Belli ki ikinci şıkkı tercih etmişsin. Ne güzel! Sensiz geçen ömrümden izler taşıyor bu defter. Ömür defterimden sayfalar. Hasret ve firkat denizinden dalgalar. Selden arta kalan bir avuç kum. Ruh yangınlarımdan bir nebze kül. 

Hayat Sevince Güzel

Ben yıldız yoklardım karanlıkta, incir ağaçları gülümserdi. Zaman, kim bilir ne zamandı... Hatta belki çocuktum. Susardım, sessizliğim şiirdi... Sen öyle uzaktan, acıta acıta bakardın bana. Gözlerin kömür kömürdü. Elimdeki gergefe gül işlerdim ben. Çünkü sevginin yaşı o zamanlar bir ömürdü. Zaman, kim bilir ne zamandı, hayat bahardı, hatta belki çocuktum.

Kalbinin Sesini Dinle!

Sen hayattayken doyasıya sarılıp da “Seni seviyorum!” diyemediğim anacığım, duy beni: Bu kitabı sana ve senin şahsında elleri öpülesi tüm annelere ithaf ediyorum. Duam olsun!

Beni Ararsan Bulursun - Mervin

"Bu defter beni sana anlatacak. Hayatıma tanık olmanı istiyorum. Seni tanıdıktan sonra anılarımı yazmaya karar verdim. Güncemdeki notlardan yararlanarak her gece yazdım. Seni düşünerek, sana anlatır gibi. Fakat tamamını yazamadım, zaman yetmedi. Becerebildim mi, bilmiyorum. Bu metnin bir meziyeti varsa o da samimiyetidir. Yazdıklarımın tümü gerçektir. Bu defteri kaldırıp atabilirsin de. Böylece bir hayattan geriye kalan izler de silinmiş olur. Başka nüshası yok çünkü. Fakat ümidim bunları başkalarının da okuması, bilmesi. Çünkü önemli bir döneme tanıklık ettim. Bazı olayları bizzat yaşadım. Sayfalar sırlarla dolu. Hiçbiri gizli kalmamalı."

Esaretten Kurtuluş - Mervin

"Sevgili Mervin! Şimdi hayatta mısın, bilmiyorum. Bu satırları okuyorsan yaşıyorsun demektir. Senden hiç haber alamayışım umudumu azaltıyor. Defterini bırakmakla büyük bir sorumluluk yükledin omuzlarıma. Okuduktan sonra sana olan sevgim hayranlıkla birleşti. Haklısın, bu ibretlerle dolu hayatı herkes bilmeli. Hikâyeni hem yaşıyor hem de anlatıyorsun kitapta. Hayatta dostumdun, bu eserde kahramanım oldun, ömrünün her yılı asra bedel bir kahraman!"

Seni Seven Biri Var

"Sanal bir ortamda karşılaşmak, tanışmak. Garip ama güzel. Yazını okudum, düşündürdü beni. İçimde bir yerlere dokundu sözlerin. Kimim ben, tanımıyorsun. Ben kendimi tanıyor muyum sanki. Kalabalıklarda yalnızım. En zor yalnızlık bu olmalı. Sence de böyle değil mi? Yaz bana, lütfen! Kısa olsun ama olsun yeter ki. Zaten uzun söze tahammülüm yok. Sözün azını, konunun özünü arıyorum artık. Yazının kısası güzel, anlamlı olursa. Dili yalın olsun. Anlayabileyim…  Bir de utanmadan sınırlar çiziyorum sana! Ne ayıp! Ama başka türlü iletişim kuramayız ki. Hoş gör." 

Sana Hayret Yakışır

Sana bir çocuk gözü gerek, her şeye hayretle bakacak. Bir zamanlar çocuktun, görürdün. Büyüdün, kör oldun. Sana bir çocuk dili gerek “Niçin?” diye soracak. Bir zamanlar çocuktun, sorardın. Büyüdün, unuttun.

Sırlarla Dolu Bir Kitap

Her görüşümde bana hayaletleri, cinleri, perileri, vampirleri, zombileri hatırlatan eski evinde yapayalnız yaşardı. Bahçe kapısından nadiren çıkar, yere bir şey düşürmüş de onu arıyormuş gibi önüne baka baka yürürdü. Biz çocuklar onunla karşılaşmamaya özen gösterirdik. Yüksek duvarlarla çevrili bahçesine kazara topumuz yuvarlansa, girip almaya cesaret edemezdik. 
Mahallede ‘Cinci’ lakabıyla anılırdı. “Emrinde cinler varmış. Ne dese yaparlarmış” derdi annem. “Bir peri kızıyla evliymiş. Ecinniler dünyasında çocukları varmış” derdi yaşlı komşumuz Hüsniye Teyze. Kimdi bu garip adam, gerçekten cinleri var mıydı, ne gibi sırlar saklıyordu, nasıl bir hayatı olmuştu? Merak ediyor fakat bir fırsatını bulup ona soramıyordum. Üzücü bir olay tanışıp konuşmamıza vesile oldu, özel dünyasına girmemi sağladı.

Sana Yeni Bir Dünya Gerek

¨Vakit gece yarısını geçti. Pencerem açık. Uzaklardan hüzün dolu bir şarkı sesi geliyor. İçimde tanımlanamaz bir daralma var. Bir el kalbimi sıkıyor sanki. Ruhum kabına sığmıyor bu gece. Oda, ev, şehir, dünya, evren dar geliyor bana. Bir yolculuk etmek, buralardan, kendimden, her şeyden uzaklaşmak, bir yerlere gitmek istiyorum. Nereye, bilmiyorum. Hani, odaya bir arı girer de sonra çıkmak ister, açık pencereyi bulamaz, cama çarpar durur ya, işte öyleyim ben de. Sınırlarıma çarpıp duruyorum. Biri bana açık pencereyi gösterse!" 

Sonsuz Hayat Seni Bekliyor

"Kimi geceler aniden uyanıyorum. Odam karanlık oluyor. Düşünmeye başlıyorum. Ölümüm geliyor aklıma. Kalkıp ışığı yakıyorum. Uyumak gelmiyor içimden. İnsan ölür, kaçınılmaz son. Yüzleşmek, kabullenmek o kadar zor ki. Nasıl ölür insan, neler görür, nerelere gider, kimlerle karşılaşır, hep bunları düşünüyorum. Sen nasıl bu kadar rahat olabiliyorsun anlamıyorum. Şunun formülünü versen de rahatlatsan beni." 

Şiraz ve Sultan

Macera, yüksek bir dağda, etrafı yalçın kayalarla çevrili bir harabenin gizli bölmesinde saklı bir defterin bulunmasıyla başlıyor. Tılsımlı bir dünyaya girmeye hazırsan başla okumaya. Tarihi maceralar ve ibretli kıssalar dünyasının kapıları ardına kadar açılsın sana!

Şiraz ve Şehzade

Ünlü bilge, düşünür, alim Sadi-i Şirazi ve onun genç öğrencisi Musâb etrafında biçimlenen bir roman... Dönem, miladi on üçüncü yüzyıl. Şiraz şehrini de içine alan bölgeyi Salgurlular yönetiyor, Büyük Selçuklu Devleti’nin müsaadesiyle kurulmuş bir Türk devleti. Serüven, günümüzde yaşayan bir gencin bir harabede saklı tarihi defteri bulmasıyla başlıyor. Musâb’ın hatıra defteridir bu. Heyecan verici olmasının yanı sıra ibret ve bilgelik dolu serüvenleri Musâb anlatıyor. Kitapta Moğol ve Haçlı saldırıları, Batıni fitnesi, ilginç seyahatler, birer tatlı nağme gibi araya girip kitaba hikmet ve edep çeşnisi katan ibretli hikayeler birbirini izliyor. 

Anne Neden Kedilerin Elleri Yok?

Uyanır uyanmaz yanıma geldi. “Bana deli diyorlar, biliyorsun” diye başladı söze. “Deli miyim, bilmiyorum. Belki öyleyim. Beni buraya getirdiler. Umursamadım. Nerede yaşadığımın önemi yok. Tamam, diyelim deliyim. Deliler de insan. Saygı lazım. Onların da özel alanları var. En azından benim öyle. Sırlarım… Sırları… İnsan biraz da sırlarıdır…”

Sakın Arkana Bakma!

Kahraman ruhlu liseli bir gencin serüvenlerle dolu esrarengiz hayat hikâyesi... Gizli dosyalar, istihbarat oyunları, girift olaylar ve vatanı uğruna can veren isimsiz kahramanlar... Heyecan, aksiyon, dram, hakikat arayışı ve tarihte yaşanmış bazı olayların perde arkası... Bir solukta okunacak ama etkisi ömür boyu sürecek bir roman...

Sonra Bir Gün O Geldi

Tatil için memleketime gitmiş, biraz uzun kalmıştım. Eve döner dönmez Samimi Sami'yi aradım, geldiğimi haber verdim. Sevindi. "Bu akşam kimselere söz verme abi, birlikte yemek yiyeceğiz. Enis, Sena, Büşra falan da seni görmek isterler. ‘Feyyaz Emin ne zaman gelecek?’ diye sorup duruyorlardı. Haber veririm, gelirler" dedi. "Tamam kardeşim. Bazı işlerim var, onları hallettikten sonra gelirim" dedim.