Ömer Sevinçgül

Yazar olmaya on beş yaşında karar verdi. Lise ve üniversite yıllarında yazmaya devam etti. Evvela özel bir kurumda editör. Sonra kamuda yüksek mühendis. Dokuz senenin ardından istifa ve yeni bir aşama. Kültür, sanat, yayın temalı kurumlar kurdu ve yönetti. Moral Kültür Merkezi, Radyo Aktif, Adı Yok Dergisi, Taksim Ofisi. Medyada sanat ve felsefe sohbetleri. Yurt içinde ve dışında seminerler. Ulusal ve uluslararası gençlik projelerinde danışmanlık. En sonunda özgün ve öncü bir girişim: Carpe Diem Yayınları. İmza günleri, okul etkinlikleri birbirini izledi. Yapıp ettiklerinin özünde daima ‘yazarlık tutkusu’ vardı. Roman ve novella türlerinde yirmi sekiz kitap yazdı. Eserleri yedi dile çevrilip yayınlandı. 'Kalbiyle yazan kalbe yazar' diyor ve ‘taze ruhlara’ yazıyor. 

Yazarın Türkçe Kitapları

İngilizceye Çevrilip Yayınlanan Kitapları


Arapçaya Çevrilip Yayınlanan Kitapları  
Huzuruki mil'a al'giâb

Boşnakçaya Çevrilip Yayınlanan Kitapları 

Arnavutçaya Çevrilip Yayınlanan Kitapları

Özbekçeye Çevrilip Yayınlanan Kitapları
 

'Kültür Bakanlığı'mız 
öbür dillerde yayınlanan kitaplarımız için 
tercüme desteği verdi.






💌
omersevincgul@gmail.com

Anne Neden Kedilerin Elleri Yok?

Bir minibüse binmiştim. Önümdeki koltuğa bir hanım oturdu. Dört yaşında olduğunu tahmin ettiğim oğlunu kucağına aldı. Sevimli çocuk, camdan dışarı bakıyor, gördüklerini annesine anlatıyordu tatlı diliyle. 
Bir ara "Anne, neden kedilerin elleri yok?" diye sordu. Dikkat kesildim. Beni derin düşüncelere saldı bu soru.
Bir zamanlar "Hani neredeyse kelimesiz yazmak istiyorum" demiştim ya, işte buydu kastım. Sade, saf, yalın, duru, samimi.   
"Seyyah oldum şu âlemi gezerim, bir dost bulamadım gün akşam oldu, kendi efkarımca okur yazarım, bir dost bulamadım gün akşam oldu" diyen Kul Himmet Üstadım gibi. 
"Gönül gurbet ele çıkma, ya gelinir ya gelinmez, her dilbere meyil verme, ya sevilir ya sevilmez" diyen Emrah gibi.
"Demedim mi nasıl yârim ben sana, çok muhabbet tez ayrılık getirir" diyen türkü gibi.
Ah türküler, türküler… Bizim gönül tarihimiz. Nasıl da sadedir onlar! Duru pınar suları gibi.
Bir de 'edebiyat yapan' laf ebeleri var. Derin görünsün diye suyu bulandıran, ruhları ıstırapsız, kendinden başka meselesi olmayanlar. Edebiyatla uyuyan ve uyutanlar.  Eksik olsunlar! Sözün kısası, benim tercihim şudur: "Anne, neden kedilerin elleri yok?"




MERVİN - Beni Ararsan Bulursun


"Bu defter beni sana anlatacak. Hayatıma tanık olmanı istiyorum. Seni tanıdıktan sonra anılarımı yazmaya karar verdim. Güncemdeki notlardan yararlanarak her gece yazdım. Seni düşünerek, sana anlatır gibi. Fakat tamamını yazamadım, zaman yetmedi. Becerebildim mi, bilmiyorum. Bu metnin bir meziyeti varsa o da samimiyetidir. Yazdıklarımın tümü gerçektir." 


Sakın Arkana Bakma!

Kahraman ruhlu liseli bir gencin serüvenlerle dolu esrarengiz hayat hikâyesi... Gizli dosyalar, istihbarat oyunları, girift olaylar ve vatanı uğruna can veren isimsiz kahramanlar... Heyecan, aksiyon, dram, hakikat arayışı ve tarihte yaşanmış bazı olayların perde arkası... Bir solukta okunacak ama etkisi ömür boyu sürecek bir roman... 



MERVİN - Esaretten Kurtuluş


"Sevgili Mervin! Şimdi hayatta mısın, bilmiyorum. Bu satırları okuyorsan yaşıyorsun demektir. Senden hiç haber alamayışım umudumu azaltıyor. Defterini bırakmakla büyük bir sorumluluk yükledin omuzlarıma. Okuduktan sonra sana olan sevgim hayranlıkla birleşti. Haklısın, bu ibretlerle dolu hayatı herkes bilmeli. Hikâyeni hem yaşıyor hem de anlatıyorsun kitapta. Hayatta dostumdun, bu eserde kahramanım oldun, ömrünün her yılı asra bedel bir kahraman!"




Baba Filozoflar

 


Zor zamanlar yaşıyoruz. İnternetin ve bin bir türlü medyanın hayatımıza girmesiyle insanımız her taraftan rüzgar almaya başladı. Savrulmalar yaşanıyor. 
Hızla ilerleyen ve büyüyen bu tehlikeyi görmezden gelemezdim. Şekva etmek çare olmuyordu. Çözüm üretmek gerekiyordu. Ben de bunu yaptım. Keyifli Felsefe ana başlığıyla dört kitaplık bir seri yazdım. 
Topladığı binlerce poleni karanlık kovan ortamında bala dönüştüren arı gibi ben de kırk yıllık okumalarımdan ve düşünmelerimden elimde kalanları tefekkür imbiklerinde süzerek ‘eser’ haline getirdim. 
'Felsefi kurgu' tarzında yazılan bu eserleri anlayarak okuyanlar, ruhlarında savunma hatları oluşturabilir, zihinleri bulandıran virüslerden arınabilir, inandıkları değerleri güçlü delillerle savunabilirler. 
Fani ömür ağacımın son meyveleri olan bu kitaplar çocuklarımıza, gençlerimize muhakkak okutulmalı. Birer rehber niteliği taşıyan bu eserleri her mürebbi, her öğretmen, her anne baba mutlaka el altında bulundurmalı. Vesselam! ▶︎ Sipariş




Tabula Rasa - Keyifli Felsefe

Felsefe kitaplarımı yazmaya başladığım gece tuhaf bir gelişme oldu. Bir de baktım ki felsefe tarihinde adları anılan ünlü filozoflar, düşünürler, bilgeler odadalar. İşin tuhaf yanı, odama filozof olmayan bazı insanların da gelmeleri oldu. Müslüm Baba, Deli Ziya, Güldane, Rana ve Onur bunlardandı. 



Memento Mori - Keyifli Felsefe

Kim demiş felsefe sıkıcıdır diye! Bildiğin tüm o kafa karıştırıcı felsefe kitaplarını unut! Bu kitap felsefe yapmıyor, felsefenin özünü ortaya çıkartıp okurunu filozof yapıyor. Soru sormak, fikir üretmek, eleştirel düşünmek serbest! Felsefenin derin konuları hayattan misallerle anlatılıyor. Keyifli Felsefe serisi, ilginç karakterleri ve özgün kurgusuyla kalıpları kırıyor, setleri yıkıyor, ezberleri bozuyor.



Carpe Diem - Keyifli Felsefe

Felsefi terimlerin cirit attığı, kısa hikâyelerin akla kapı açtığı, soruların havada uçuştuğu, filozofların birbiriyle kapıştığı keyifli bir felsefi kurgu… Bu kitabın dilini, anlatımını, birbirinden ilginç kahramanlarını çok seveceksin. İnsana, hayata, varoluşa dair pek çok şey konuşuluyor. Kısmen Sokrates tarzı. Fakat bu kitabın başka özgün tarafları da var. Okudukça göreceksin.



Hayaldi Roman Oldu

"Yaşadıklarını mı yazıyorsun?" diyorlar. Hem evet, hem hayır. Evet, çünkü kitaplarımı yazarken şahsi deneyimlerimden yola çıkıyorum. Hayır, çünkü yaşadıklarımı aynen yazmıyorum, malzeme olarak kullanıyorum. Hayattan derlediklerini birebir yazmak gazetecilere özgüdür. Edebi eser için daha fazlası gerekir.




Her Yerde Seni Aradım

Sana postayla gönderilen defteri okuduktan sonra önünde iki şık belirecekti. Ya hiç ilgilenmeyecektin ya da beni merak edip aramaya başlayacaktın. Belli ki ikinci şıkkı tercih etmişsin. Ne güzel! Sensiz geçen ömrümden izler taşıyor bu defter. Ömür defterimden sayfalar. Hasret ve firkat denizinden dalgalar. Selden arta kalan bir avuç kum. Ruh yangınlarımdan bir nebze kül.



Sensiz Ama Seninle

Biraz bilgi verirsem belki hayal meyal hatırlarsın beni. Üslubumu karanlık arabeskin acılı gayyasına düşürmeden, zengin kız fakir oğlan basmakalıbına sokmadan anlatmak istiyorum seni, beni, benim sana ilgimi. Yıllardır sandıklarda saklanmış kırık dökük nesnelere benzeyecek anlatacaklarım. Yine de hatırlamana yardım edebilir.




Yazar Olmak İstiyorum

Sadece yazarlık yolunda yürüyenlere mi hitap ediyor bu kitap? Hayır! Kendini, duygularını, düşüncelerini güzel ve etkili bir biçimde ifade etmek isteyen herkese söyleyecek sözü var. Kitap seçimi, okuma, dinleme, anlama, düşünme, konuşma ve benzeri konularda verdiği çok önemli bilgiler de cabası!



Hayal Gezgini


Bir ikindi vakti yeşil vadime gitmiştim. Etraf ıssızdı. Sırtımı çınarımın gövdesine dayadım, gözlerimi kapattım, hayatımı gözden geçirmeye başladım. Bu vaziyet ne kadar sürdü bilmiyorum. Bir de gözümü açtım ki karşımda kocaman bir kuş duruyor, bana bakıyor. Zümrüt rengindeydi. Emsalini görmemiştim. “Senin için geldim” dedi.Hayretimden bir süre konuşamadım. Neden sonra “Ne yapacaksın beni?” dedim. “Emir aldım, nereye istersen oraya götüreceğim seni” dedi.



Beni Yalnız Sen Anlarsın


Yaban meyveleri tadında öyküler. Severek okuyacaksın. Sıradan gibi görünen insanların zengin iç dünyaları, hayatın anlamlı ayrıntıları şaşırtacak seni. Sarsılacaksın, gülümseyeceksin okurken, gözlerin dolacak belki de. Hayata bakışın asla eskisi gibi olmayacak bu kitabı okuduktan sonra. Daha bilge, daha duyarlı, daha mutlu olacaksın. Bu kitabı herkes okuyabilir ama herkes anlayamaz. Belki de onu yalnız sen anlayacaksın.




Hayat Sevince Güzel


Ben yıldız yoklardım karanlıkta, incir ağaçları gülümserdi. Zaman, kim bilir ne zamandı... Hatta belki çocuktum. Susardım, sessizliğim şiirdi... Sen öyle uzaktan, acıta acıta bakardın bana. Gözlerin kömür kömürdü. Elimdeki gergefe gül işlerdim ben. Çünkü sevginin yaşı o zamanlar bir ömürdü. Zaman, kim bilir ne zamandı, hayat bahardı, hatta belki çocuktum.


Kalbinin Sesini Dinle!


Sen hayattayken doyasıya sarılıp da “Seni seviyorum!” diyemediğim anacığım, duy beni: Bu kitabı sana ve senin şahsında elleri öpülesi tüm annelere ithaf ediyorum.



Sana Hayret Yakışır

"Her an, her yerde benimlesin. Söylediklerin aklımdan çıkmıyor. Seni istemiyorum artık! Yüzünü bile görmedim. Sanal bir adamsın işte. Sanal! Kimsin, necisin, bilmiyorum. Bana yaşamı zehir ediyorsun! Gencim ben, coşkularla doluyum, hayatımı yaşamak istiyorum. Oysa ne yapsam acı duyuyorum artık. Hiçbir şeyden tat alamaz oldum. Donup kaldım. Duygularımı yitirdim adeta..."
...
"Ya, özür dilerim. Uzun zaman geçti aradan, yazmadın. Ne acayip adamsın sen. Hiç savunmadın kendini. Keşke diline geleni söyleseydin, kızıp köpürseydin. Edepsizliğimi, arsızlığımı yüzüme vursaydın. Rahatlayacaktım o zaman..."



Sana Yeni Bir Dünya Gerek

¨Vakit gece yarısını geçti. Pencerem açık. Uzaklardan hüzün dolu bir şarkı sesi geliyor. İçimde tanımlanamaz bir daralma var. Bir el kalbimi sıkıyor sanki. Ruhum kabına sığmıyor bu gece. Oda, ev, şehir, dünya, evren dar geliyor bana. Bir yolculuk etmek, buralardan, kendimden, her şeyden uzaklaşmak, bir yerlere gitmek istiyorum. Nereye, bilmiyorum. Hani, odaya bir arı girer de sonra çıkmak ister, açık pencereyi bulamaz, cama çarpar durur ya, işte öyleyim ben de. Sınırlarıma çarpıp duruyorum. Biri bana açık pencereyi gösterse!"




Sonsuz Hayat Seni Bekliyor

"Kimi geceler aniden uyanıyorum. Odam karanlık oluyor. Düşünmeye başlıyorum. Ölümüm geliyor aklıma. Kalkıp ışığı yakıyorum. Uyumak gelmiyor içimden. İnsan ölür, kaçınılmaz son. Yüzleşmek, kabullenmek o kadar zor ki. Nasıl ölür insan, neler görür, nerelere gider, kimlerle karşılaşır, hep bunları düşünüyorum. Sen nasıl bu kadar rahat olabiliyorsun anlamıyorum. Şunun formülünü versen de rahatlatsan beni." 




Seni Seven Biri Var

"Sanal bir ortamda karşılaşmak, tanışmak. Garip ama güzel. Yazını okudum, düşündürdü beni. İçimde bir yerlere dokundu sözlerin. Kimim ben, tanımıyorsun. Ben kendimi tanıyor muyum sanki. Kalabalıklarda yalnızım. En zor yalnızlık bu olmalı. Sence de böyle değil mi? Yaz bana, lütfen! Kısa olsun ama olsun yeter ki." 




Sonra Bir Gün O Geldi

Tatil için memleketime gitmiş, biraz uzun kalmıştım. Eve döner dönmez Samimi Sami'yi aradım, geldiğimi haber verdim. Sevindi. 
"Bu akşam kimselere söz verme abi, birlikte yemek yiyeceğiz. Enis, Sena, Büşra falan da seni görmek isterler. ‘Feyyaz Emin ne zaman gelecek?’ diye sorup duruyorlardı. Haber veririm, gelirler" dedi.
"Tamam kardeşim. Bazı işlerim var, onları hallettikten sonra gelirim" dedim.
Yemekte buluştuk. Herkes tatil esnasında yaşadıklarından söz etti. Sami çay demlemişti, bardaklarımızı doldurdu.
"Nereden aklına esti bu yemek işi Sami?" diye sordum.
"Epey zamandır uzaktaydın abi. Millet gittikten sonra bir yemek yiyelim de muhabbet faslını açalım diye düşündüm. İşlerine mani olduysam kusuruma bakma."
"Yok kardeşim, ne kusuru. Zahmet etmişsin. Yemeksiz de gelirdim. Söylemen yeter" dedim.
"Epey zamandır sohbet edemedik. Sorularımız birikti. Bu gece enine boyuna konuşalım eğer uygun görürsen."
"Elbette kardeşim, ne istersen sor. Biliyorsam cevap veririm, bilmiyorsam araştırırım, birlikte öğreniriz."




Her Şey Anını Bekler

Kafeye epey erken gitmiştim. Sami yoktu. Sena henüz gelmemişti. Enis, her zamanki yerinde oturuyor, defterine bir şeyler yazıyordu. 
"Merhaba kardeşim" dedim.
"Merhaba abi. Hoş geldin. Buyur otur" dedi.
Karşısına oturdum. 
"Sami ortalarda görünmüyor. Hasta falan değildir inşallah."
"Yok, iyidir abi. Sabah gelmişti, alışveriş için çıktı. Birazdan gelir."
Bir süre ikimiz de sustuk. Merak ettiğim bir meseleyi sormanın tam sırası diye düşündüm. 
"Kardeşim, bu kafenin açılışında önemli katkın olmuş. Sami bir ara söz etmişti. Tebrik ederim" dedim.
Bir süre önündeki deftere bakarak sustuktan sonra "Sami'nin benim için yaptıklarının yanında bunun hiç önemi yok abi" dedi.
"Ne yaptı ki? Bir sakıncası yoksa anlat kardeşim, dinlemek isterim."
"Peki, kısaca anlatayım…"

İnanıyorum Öyleyse Varım

'Samimi Sami' diyorum ona. Safidir, samimidir, dobradır, içi dışı birdir. Kafe işletir. ‘Sami Kafe’ koymuş adını. Küçük bir kafe. Evime yakın. Uygun zamanlarımda gidiyorum. Daha ziyade akşamları. Gündüze oranla daha sakin oluyor.
Yine gitmiştim. Sessizce kahvemi yudumluyordum. Benden başka müşteri kalmamıştı. Sami geldi, karşıma oturdu. “Son günlerde bir acayiplik var sende abi, dalıp dalıp gidiyorsun?" dedi. 
“He gardaş... Hayatımın tadı tuzu kalmadı da ondan" dedim. 
“Nasıl yani?" 
“Kilo almayayım diye tatlıyı bıraktım. Tansiyonum yüzünden doktor da tuzu yasakladı. Senin anlayacağın, hayatımın tadı da gitti, tuzu da" dedim. 
Sustu. Düşündü. Sonra da, gayet ciddi bir sesle “Üzülme abi" dedi, "tadı gitmiş, tuzu gitmiş amma hayatın yerinde duruyor, şükret."