ameal


 AÇIKLAMALI KUR’AN-I KERİM MEALİ

 

Hazırlayan: Ömer SEVİNÇGÜL







ÖNSÖZ


Sevgili Okuyucu! 

Bu önsözü okumadan geçme lütfen, ileride faydasını göreceksin! 

İşte mutlaka bilmen gereken hususlar:

&

Kur’an, furkandır... Hakkı batıldan, iyiyi kötüden, hayrı şerden, doğruyu yalandan, helâli haramdan, sevabı günahtan ayırır. 

Kur’an, nurdur... Gözleri ve gönülleri aydınlatır, dünyaları ve semaları parlatır, akılları ve fikirleri ışıklandırır. 

Kur’an, zikirdir... En güzel nasihatleri eder, gerçekleri hatırlatır, ibretler sunar, düşündürür, sezdirir, hissettirir. 

Kur’an, ruhtur... Yaşayan ölüleri diriltir, dünyayı kemâle erdirir, insana varlık sebebini bildirir. 

Ve Kur’an, Kur’an’dır, her daim şevk ile okunandır... Onu gökte melekler, yerde insanlar okur da ona bir türlü doyamaz, her okuyuşta yeni manalar, nurlar, feyizler alırlar. 

&

Kur’an, bütün mahlukatı yaratan Allah tarafından, son peygamber Hazreti Muhammed aleyhissalâtü vesselâma, yirmi üç yılda, Arapça olarak, birbirini izleyen bölümler hâlinde indirilen, bize kadar tam bir söz birliğiyle gelen, mushaflarda yazılı olan, Fatiha suresiyle başlayıp Nas suresiyle sona eren ilahi kelamın adıdır. Kur’an’ın yazılı metnine “mushaf” denir, tamamı altı yüz sayfadır. Kur’an surelerden, sureler de ayetlerden oluşur. Bu surelerin ve ayetlerin düzenlenmesi ve sıralanması tamamen vahye dayanır. Kur’an’da uzunlu kısalı yüz on dört sure vardır. Her sure küçük bir Kur’an gibidir, vahyin temel mesajlarını ihtiva eder. Ayet sayısı, “durak”ların yeri konusundaki rivayet farklarından dolayı farklılıklar gösterir. Halk arasında yaygın olan “altı bin altı yüz altmış altı” sayısı Zemahşerî isimli ünlü müfessirin sayımına göredir. Kur’an’da yetmiş altı bin dört yüz kelime, üç yüz bin altı yüz yirmi harf vardır.  

 

& 

Olağanüstü bir hassasiyetle yazılan, ezberlenen, çoğaltılan, şimdi de sayısı milyonları bulan Kur’an nüshalarının hepsi birbirinin aynıdır. Ayetler peyderpey indikçe “vahiy katipleri” tarafından titizlikle yazılıyor ve hafızlar tarafından ezberleniyordu. Kur’an, Hazreti Muhammed aleyhissalâtü vesselâmın vefatından kısa bir süre önce tamamlanmıştı. Hazreti Ebubekir radıyallahu anh zamanında bir kurul oluşturuldu. Bu kurulda yer alan Kur’an âlimi sahabeler, bütün nüshaları derlediler, üzerinde sıkı bir çalışma yaptıktan sonra, Allah Resulünün tarifine uygun bir biçimde Kur’an metnini ortaya koydular. Bütün sahabeler bu metin üzerinde ittifak edip, “Evet, Kur’an budur!” dediler. Bu metin Hazreti Osman radıyallahu anh zamanında çoğaltılarak çevre illere dağıtıldı. Bu nüshalar müzelerde korunmaktadır, dileyen gidip görebilir. 

& 

Kur’an, insanlığın son ilahi kitabıdır. Nazımla nesir arasında yer alır. Özgün bir üslûbu vardır. Muhalifleri nazire yapmak niyetiyle, sevenleri de yazılarını ona benzetmek arzusuyla üslubunu taklit etmeye çalışmışlar, ama hiçbiri ona yetişememişler. Manasının inceliklerini, lafzının güzelliklerini, üslûbunun harikalarını aynen koruyarak onu tercüme etmek elbette imkânsızdır. Çünkü tercüme, “bir sözün başka bir dilde dengi bir ifadeyle yeniden yazılması” demektir. Kur’an’ın lafzı da manası gibi ilahi kaynaklı olduğu için “dengi bir ifade” ortaya koymak insan gücünü aşar. Yapılacak çalışma ancak “sözün kısaca anlamı” diye tanımlanabilecek bir “meal” olabilirdi ki biz de bunu yaptık. 

&

“Biz” dememin önemli bir sebebi var. Her ne kadar bu mealin nihai metnini bendeniz kaleme aldıysam da bu çalışmayı tek başıma sahiplenmem haksızlık olur. Çünkü, arkasında dil, edebiyat, tefsir, hadis ve benzeri alanlarda ciddi birikimi olan ilim erbabının emeği, çabası, sabrı var. Onların desteğini arkamda hissetmeseydim böylesine büyük bir mesuliyetin altına zor girerdim. Bu güzide insanların ilimleriyle benim kalem deneyimim bir araya gelince, temel kaynaklara dayanılarak titizlikle hazırlanmış bir meal çıktı ortaya. 

&

Kur’an bir ağaca benzer. Her ağaç gibi kökleri, gövdesi, dalları, yaprakları, çiçekleri, meyveleri vardır. Meal ise, ancak onun bir resmi, bir yansıması, bir nakşı olabilir. Onun hayatiyetini, tadını, kokusunu aynen taşıması imkânsızdır. Bir meal ne kadar başarıyla hazırlanmış olursa olsun asla Kur’an olamaz, onun sınırsız anlamlarını içeremez, okunmasıyla alınan sevap aslını okumanın sevabına erişemez. Namazlarda okunmamasının bir sebebi de budur!

&

Evet, Kur’an meali okumanın faydası inkâr edilemez. Ancak, okuyucu bu kadarla yetinmemeli, iman ve amel konularını, helalleri ve haramları, emirleri ve yasakları doğru olarak öğrenebilmek için, Peygamber Efendimiz aleyhissalâtü vesselâmın sözlerini nakleden hadis kitaplarını ve bu iki kaynaktan faydalanılarak hazırlanmış olan güvenilir fıkıh kitaplarını da okumalıdır. Kur’an’dan hüküm çıkarmak büyük emek isteyen ciddi bir ihtisas işidir. Nice büyük müçtehitler bu sahada çalışmalar yapmış, ayetlerden ve hadislerden hükümler çıkarmış, müminlerin faydalanabilmesi için kitaplar yazmışlardır. Bu seçkin âlimlerin eserlerini, bir rehber yardımıyla alıp okuyan kişi, yanlış itikatlara ve hatalı uygulamalara sapmaktan kurtulur.   

&

Meal hazırlamanın ne büyük bir sorumluluk getirdiğinin farkındayız. “Kitabı elleriyle yazıp sonra da onu az bir pahaya satmak için, ‘Allah katından’ diyenlere yazıklar olsun!” ayetindeki şiddetli tehdit bizi son derecede titiz davranmaya zorladı, hatta bazı anlarda vazgeçmeyi bile düşündük. Ancak bu, bir bakıma görevden kaçmak olacaktı. 

Şu ayet ise bu çalışmayı sürdürmemiz konusunda bize gayret verdi: 

“Biz onu yabancı dilde bir Kur’an yapsaydık, ‘Ayetleri anlaşılır olsaydı ya! Arap muhataba Arapça olmayan bir dil!’ diyeceklerdi.” 

Bu ayetten sen ne anlıyorsun bilemem. Biz şunu anlıyoruz: Her millet kendi lisanında da ona muhatap olmalı! İbadet ederken özgün metni okumakla birlikte, anlamını da ihmal etmemeli. Herkese, Kur’an’ın indiği yıllarda konuşulan Arapça öğretilemeyeceğine göre, asıl metne sâdık kalınarak, ama o milletin dil zevki de gözetilerek edebî mealler hazırlanmalı. 

Biz de bunu yapmak için yola çıktık. Güzel bir metin olması için çaba harcarken her bir ayetin anlamına dikkatle baktık. “Farzımuhal, Kur’an Türkçe olarak indirilseydi bu mana nasıl ifade edilirdi?” sorusu rehberimiz oldu. Kur’an’ın kendine özgü belagatını, selasetini, fesahatini, cezaletini mealinde bir nebzecik de olsa hissettirmeye çalıştık.    

& 

Okurken hatırına gelebilir, “Bilinmeyen kelimeler var! Şunları daha yalın bir dille yazsanız olmuyor muydu?” diyebilirsin. Biz de sana deriz ki: İnsaf eyle! Bunların bizim dilde tam karşılığı vardı da biz mi yazmadık! Anlamları zedelemeden daha yalın yazmak mümkün olsaydı bunu elbette yapardık. Şuna kesinlikle inanmalısın ki, ne kadar mümkünse o kadar sade bir dil kullandık. 

Sayısız anlam katmanları olan bir ilahi kelâmı, basit bir gazete yazısı gibi hemen anlamayı beklememelisin. Usta bir yazarın eserini bile herkes hemen anlayamazken, Allah kelamını hiçbir tefekkür zahmetine girmeksizin hemencecik anlaması, anlayamayınca serzenişte bulunması hata olur. Sen düşme bu hataya!  

& 

Hazırladığımız mealin birinci müsveddesini, farklı açılardan bakabilecek kimselere okutup fikirlerini sorduk. Bunların tamamına yakını şunu söyledi: “Ayetleri doğru anlamamız için ya da hiç olmazsa yanlış anlamamamız için, gerekli yerlere kısa açıklamalar koymalısınız.” Biz de bu genel talebi ciddiye aldık ve gerek cümle aralarına kelimeler koyarak, gerekse bazı ayetlerin altına açıklama notları ekleyerek metni yeniden kaleme aldık. Açıklama yaparken malumatfuruşluk yapmamaya, mutlaka gerekli olan bilgileri en özlü biçimde vermeye çalıştık. Gerek kelime düzeyinde, gerekse cümle ve paragraf hacminde olan açıklamaları yaparken, âlimlerin üzerinde ittifak ettikleri temel tefsir kitaplarından faydalandık.  

&

Kur’an, son derecede vecizdir, en az sözle en fazla manayı anlatır. Bu sebeple, bazı kelimeleri, cümlecikleri ve cümleleri zikretmez, okuyucunun anlayışına bırakır. İbarede mana vardır, ama lafız yoktur. Bu “mukadder” ibareleri cümlenin akışını bozmayacak şekilde tek tırnak (‘) içinde verdik. Metindeki bütün tek tırnak içi ifadeler, temel kaynaklardan faydalanılarak tarafımızdan konulmuştur. Yine aynı işareti kullanarak bazı ayetlerin yanına ya da altına açıklama notları yerleştirdik. Tek ya da çift tırnak arasındaki nakillerde bir başka nakil daha varsa, onu da çift tırnakla gösterdik. Meal metniyle karıştırılmaması için, açıklama bölümlerinde farklı harf karakteri kullandık.    

&

Sure başlarında kısa bilgiler verdik. Sure adının anlamını kısaca tanımladık. Ayet sayısını belirtmedik, çünkü sureyi okuyan kişi ayet sayısını zaten görecekti. Surenin içeriği hakkında bilgi verme yoluna gitmedik, bunun muhtevadaki zengin çeşitliliği yansıtamayacağını düşündük. Dikkatle bakan görecektir ki, her bir sure, Kur’an’ın temel konularını dolaylı ya da dolaysız olarak ihtiva etmektedir.  Önemini kabul etmekle birlikte, meal metninin sınırlı hacmini düşünerek, ayetlerin iniş sebepleriyle ilgili rivayetlere çok gerekmedikçe yer vermedik.  

& 

Kur’an, ansızın bir konudan öbürüne, sonra bir başkasına, ardından daha başka bir konuya geçer. Bunun hikmetini ve derin iç sebeplerini bilmeyenler “daldan dala atlamak” sanabilirler. Asla! Kur’an da tıpkı hayat gibidir. Kendi hayatını gözden geçirirsen ne demek istediğimizi daha iyi anlarsın. Söz gelişi, dün neler yaptığını hatırla? Bir sabah kahvaltısı, ardından bir telefon, bir market alışverişi, bir dostu ziyaret, iş hayatının türlü hâlleri... Sonra kitap okudun, televizyon seyrettin, yağmur yağdı ıslandın, güneş açtı ısındın... Ve daha bin türlü olay... Bunlar uç uca eklenince hayatı oluşturuyor. Bir gün akşama kadar kitap okuyup, ikinci gün tamamen uyuyup, üçüncü gün her dakika telefon etmiyorsun. Hayatın, küçük ya da büyük, ama mutlaka farklı olaycıklardan örülüyor. İşte Kur’an da böyle... Hayatın ritmine uygun bir anlatımı var. Muhatabını günlük hayatın dağdağalarından kurtarıyor, onun aklına istikamet, ruhuna nûr, kalbine feyiz veriyor. Çünkü, hayatı veren ve insanın nelere ihtiyacı olduğunu en iyi bilen Allah’ın kelâmıdır! Çünkü, Kur’an bir hayat rehberidir!  

& 

Okurken tekrarlar dikkatini çekebilir. Kur’an’da bazen kıssalar, anekdotlar, misaller, bazen de ayetler tekrarlanır. Ama, biraz dikkat edince bu tekrarların ne kadar da yerinde olduğunu ve nice hikmetler taşıdığını hemen anlayacaksın. Biraz önce söyledik, Kur’an hayat kitabıdır, ritmi hayatın ritmine uygundur. Yine bak hayatına. Her gün su içersin, ekmek yersin, havayı teneffüs edersin. Çünkü bunlara her vakit ihtiyacın var. Bu yüzden de usanmaz, hep istersin. Ama bazı şeylere de arada sırada ihtiyaç hissedersin. Manevî vücudun gıdası olan Kur’an’ın konuları da böyledir. Kimi hava gibi, su gibi, ekmek gibidir, onlara her zaman ihtiyaç duyulur. Temel konulardır bunlar. Tekrar edilir, insanı usandırmaz. Tekrarların bir sebebi de, her gün, her vakit, herkes Kur’an’ı baştan sona okuyamaz. Bu yüzden her sure bir küçük Kur’an gibi olmuş. Birini okusan Kur’an’ın temel mesajlarını alırsın. Almalısın da! Bu yüzden, olmazsa olmaz kabilinden konulara, bazen özet hâlinde, bazen genişçe olmak üzere hemen her surede biraz yer verilmiş. Bu senin hayrınadır. Allah bilmez mi bir söylediğini bir daha söylememeyi! Demek ki nice hikmetleri, faydaları var. Onun hikmetine itimat et, üslûbuna itiraz etme! 

& 

Her konuda olduğu gibi, meal hazırlama konusunda da yegâne sermayemiz, Allaha mâlum aczimiz ve halis niyetimizdir. Evet, güvenilir ilim adamlarının birikimlerinden faydalandık. Evet, Kur’an’ın manevî semasından nüzul eden ve onun ahir zamana dersi olan Nurlu tefsirlerinden feyizler ve ölçüler aldık. Evet, ummanlar gibi ilim sahibi müfessirlerin eserlerinden istifade ettik. Evet, ediplere, yazarlara, şairlere, titiz mütalaa erbabına okuttuk, fikirler aldık. Ama yine de bazı kusurlarımız olabilir. Çünkü insanız. Her fani gibi kusurlarla doluyuz. Hata etmemek için ne büyük bir hassasiyet gösterdiğimizi, ne kadar titiz davrandığımızı kimseler bilmese de, her şeyi bilen, gören, işiten Allah biliyor! Buna rağmen bir hata etmişsek, o sonsuz merhamet sahibinden mağfiret diliyoruz. 

&

Ve nihayet... Beni rahmetiyle insan olarak yaratan, bana iman nimetini tattırıp İslâmiyet şerefini bahşeden, dalalet vadilerinde yolumu şaşırmamam için elime Kur’an nurlarını veren Rabbime kâinattaki zerreler adedince hamd ü senalar... İlahi merhametin münevver timsali olan o şefkatli Peygamberime melekler adedince salât ü selâmlar... Kur’an-ı Kerim’in manasını en güzel şekilde ders veren Nur Üstadımın ruhuna yağmurların damlaları sayısınca rahmetler... Bu çalışmamın her kademesinde ilmî birikimlerinden faydalandığım değerli ilim adamlarına, müsveddeleri okuyup görüş bildiren nâsir ve şâir dostlarıma, benden bir meal hazırlamamı istemekle, yıllardır ruhumun derinliklerinde mestur bir hayırlı arzuyu gün yüzüne çıkartan, bununla da yetinmeyip her fırsatta beni teşvik etmekten geri durmayan gayretli Yayın Yönetmenim Emine Eroğlu Hanımefendiye ve bu mealin en güzel şekilde neşri, tanıtımı, gerekli yerlere iletimi için elinden gelen gayreti gösteren değerli Timaş mensuplarına gönül dolusu teşekkürler... 

& 

Allah biliyor ya, bu meal büyük emekler verilerek hazırlandı. Denizlere, göllere, akarsulara güneşin, ayın, yıldızların şavkı vurdukça... gökyüzünde bulutlar yürüyüp yeryüzüne dolular, karlar, yağmurlar yağdıkça... seneler, mevsimler, aylar, günler değişip geceler ve gündüzler birbirini izledikçe... baharlarda ovalar yeşillenip, yazlarda ağaçlar meyveye durdukça... ve yeryüzünün halifesi olan insanlar dünya misafirhanesini şenlendirmeye devam ettikçe... şanlı Kur’an’a mütevazı bir ayna olan bu mealin sevilerek okunmasını... okuyanların sadırlarına şifa, kalplerine deva, ruhlarına gıda olmasını... akıllarına nur, hayatlarına huzur, gönüllerine sürur vermesini... Rahman ve Rahîm olan Rabbimin sonsuz merhametinden diliyor, umuyor ve bekliyorum.

Ey Kur’an talebesi okuyucum! 

Sana da selâm ediyorum!

 

Ömer Sevinçgül 

Taksim, Eylül 2005      



001. FATİHA SURESİ


‘Fatiha, “açan, açıcı” demektir. Fatiha suresi, Kur’an’ın muhtevasını, özünü, özetini ağaç yüklü bir çekirdek gibi içinde barındıran veciz bir suredir. Bu nedenle, “Kitabın anası” diye isimlendirilmiştir. Öneminden dolayı namazların her rekatında okunur.’


001.001 Bismillahirrahmanirrahîm. 

Rahman ve Rahîm olan Allah’ın ismiyle.

‘Bu mübarek ayete “besmele” denir. Tevbe suresi dışında her surenin başında yer almıştır. Besmeledeki “Allah” lafzı, bütün varlıkları yaratan mabudumuzun özel ismidir. Nasıl, bir adamın mühendis, yazar, müdür, mimar, ressam gibi isimlerinin yanında bir de kendi ismi varsa, Allah’ın da Rahman, Rahîm, Vedûd, Rezzak, Kerîm, Alîm, Hakîm, Kadîr gibi isimlerinin yanı sıra bir de özel ismi vardır: Allah! İlah manasına gelen tanrı kelimesi, Allah isminin yerini tutmaz. Çünkü, tanrı adı, hak olsun ya da olmasın, tapınılan her şey için kullanılır. Mesela, bir puta da ilah ya da tanrı denebilir.’  

001.002 Hamdin tamamı âlemlerin Rabbi olan Allah’adır.    

‘Bütün övgüler, şükürler, senalar ortak nitelikleri bulunan varlık türlerini besleyip gözeterek terbiye eden Allah içindir. Hamd, şükrü de içeren özel bir övgü biçimidir. Âlemler, birbirinden ayrı nitelikleriyle kâinatı şenlendiren varlık türleridir. Melekler, hayvanlar, bitkiler, insanlar birer âlemdir. Keza, hayvanların her bir türü, söz gelişi arılar, karıncalar, balıklar da birer âlemdir. Rab, terbiye eden demektir. Terbiyenin de iki kanadı vardır. Allah, bir yandan eserlerini tehlikelere karşı koruyup gözetirken, bir yandan da rızklandırıp besler.’  

001.003 O, Rahmandır, Rahîmdir. 

‘Allah, Rahmandır, sonsuz rahmet sahibidir. Kâinattaki bütün varlıkların ilahıdır, ayrım yapmaksızın hepsine birden merhamet eder. Güneşin her tarafı aydınlatması gibi, sınırsız merhametiyle bütün yaratıkları kuşatmıştır. Allah, Rahîmdir, “birlik” sırrıyla her bireye özel olarak merhamet eder. Tıpkı güneşin her saydam şeyde yansıması gibi. Özellikle inananlara şefkatli davranır, ahirette sonsuz cennet nimetleri verir.’

001.004 Din gününün mâlikidir.  

‘İnsanın ölümünden sonra diriltilmesi, yapıp ettiklerinin tartılması, tanıkların huzurunda yargılanması, ceza ya da ödülünün verilmesi, cennet ya da cehenneme gönderilmesi  gibi olayların hepsini  kapsayan ahiret sürecinin tek hâkimidir.’

001.005 Yalnız sana kulluk eder, yalnız senden yardım dileriz.   

‘Allah’ım! Sen, ikincisi olmayan birsin. Eşi, benzeri, dengi bulunmayan tek ilahsın. Senden başka ilah yok ki bize imdat etsin. Bize ancak sen yardım edebilirsin.’

001.006 Bizi doğru yola eriştir. 

‘Kur’an’ın tarifine uygun olarak, bütün aşırılıklardan, taşkınlıklardan, sapmalardan uzak bir biçimde inanmamızı, rızana uygun olarak yaşamamızı nasip et.’     

001.007 Nimet verdiklerinin yoluna erdir, gazap olunanların, sapıp gidenlerin yoluna değil. 

‘Başta peygamberler olmak üzere, güzel niteliklerle süslediğin insanların yürüdükleri nurlu yola erdir. Sana karşı gelerek azabını hak edenlerin, sapkınların, şaşkınların, ilahi gerçeklere aykırı davrananların yoluna girdirme, onlardan uzak eyle. Âmin, kabul buyur Rabbim.’